Geri Dön

TÜM  YAZILAR VE ŞİİRLER

BİR YÜREK İŞÇİSİ…
 

Zin Evinawelat

“Öldürülmüş Kürt aşkının yaratıcılarıyız” diyor Güneş. Yeryüzünde ki renklerin içinde bir renk olduğumuzun bilincine vardıran bir söz. Hem de çook eskilerden kalma, köklü bir kültür, yaşamın güzel bir rengi. Mozaiğin bir parçası. Ayakları üstünde durmaya, yok olmanın hududunda, var olmaya çalışan bir halk. Bu halkı ayağa kaldıran bir PKK, bir umut, bir yürek işçiliği, bir aşk...

Nasılda koşuşturdu arkasından aşk, Romeo ve Juliet’ i, Leyla ve Mecnun’ nu. Ne kadar büyük bir güç verdi Ferhat’a da, aşkından deldi dağları. Şirin için gitti, geldi ölümlere…

En güzel edebiyat ürünlerinin konusu, boşuna mı seçildi aşk? Ahmet Arif hasretinden, yok yere mi prangalar eskitti? Peki Shopenhaur felsefesinde, neden aşkın metafiziğini işledi? Bedendeki adrenali yükselten, kalp atışlarını hızlandıran bu duygu, basit olarak alınabilir mi ele? Bütün ömrünü yaratıcı aşkına adayanlar, yok sayılabilir mi?

Ya da bir gerillanın dağlara olan aşkı, yadsınabilir mi? Dağın gövdesinde açtığı ‘şikeftte’, yani koynunda uyur her gece gerilla. Her ihtiyaç duyulduğunda zirvesine çıkılan, doğanın bu mağrur, dik başlı çocuğuna, nasıl olunmaz ki aşık?

Peki, insan iradesinin, aşkta nasıl açığa çıktığını incelediniz mi hiç? Zaman tünelinde rastlamadıysanız Zembilfiroş’a, çözemezsiniz onuru, özgücü ve etiği. Mem bakışlı, Rüstem-i Zal duruşlu Zembilfiroş, Gûle Hatun’un tüm çekiciliğine rağmen, eşine sadık kalarak, saldı gencecik bedenini semalardan, yeryüzüne. Ve teslim olmadı aldatmaya, ihanete.

Yok sayılan bir halkın varlığının ispatı, bilimde; sosyoloji, antropoloji, coğrafya ve tarihin konusudur, doğru. O zaman bilimi ve bilim adı altında yazılanları sorgulayalım mı şimdi de? Aşkın büyüklüğünü gösterelim mi bir kez daha?

“Kürtler aslında Türk’tür. Dağ Türk’ü. Karda yürürken ayaklarından çıkan Kart-Kurt seslerinden dolayı ‘Kürt’ dendi onlara” şeklinde yazdı egemenin tarihçisi…

Oysa unuttu Mem ve Zin’in ondan daha önce yazdığını, Kürt ve Kürdistan’ın aşkını. “Bütün dünya bilsin ki Kürtler aşksız ve irfansız değiller diye Mem û Zin’i yazdım” diyen Ahmed – i Xani’nin eseri, bir tokat gibi çarptı, sömürgecinin yüzüne. Mem’in Kürdü, Zin’in Kürdistan’ı, Beko’nun ihaneti simgelediğini anlatmıştı, yüzlerce yıl öncesinden. Kürdün, ölene dek dili, kültürü, kimliği yani destan da ki Zin için mücadele edeceğini vurgulamıştı, Xani.

Deng – bej, yani ses ve söylem, diyor Mehmed Uzun. Meryem Xan’lar dilden dile aktarmadı mı Derweş û Adûle’yi, Xecê û Siyabend’i?

Her şeyi madde ile açıklayanlar, aşkı için sürgünlere giden Yılmaz Güneyleri, Ahmet Kayaları, gözaltında kaybedilen faili meçhulleri (!) nasıl açıklayacaklar acaba? İnsan iradesinin ortaya çıkması için, aşktan güçlü ne olabilir ki hayatta…

Yoksa “Evet aşk vardı, ama eski çağlarda kaldı” mı diyeceksiniz şimdi de? Güle aşık bülbül, öldü o zaman öyle mi? Suya aşık, onsuz yaşayamayan çiçeğin, kurudu yaprakları?

Yok, yok… Diyor ya şair “Son serüvenci, yaşıyor hala.”

Eğer görmüyorsa gözleriniz, duymuyorsa kulaklarınız, hissetmiyorsa kalbiniz; diliniz oluyorum şimdi.

Çünkü gördüm; zaman nasıl çağdaş Kawaları doğuruyorsa, çağdaş Zinleri de doğuruyor.

Ve duydum; nasıl uzaktan geliyorsa Feqi Teyran’ın sesi, aynı ses bu günde Delila’ nın tınısıyla aktı kulaklara…

Bir de hissetti kalbim; taa derinden PKK’nin ‘özgür insanı yaratma aşkını’. Vurdum çantamı sırtıma, çevirdim yolumu dağların doruklarına. Ve bağırdım sonsuzluğa, firr bi de… firrr di de…

 

Geri Dön

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006. Tüm hakları saklıdır