|
15 AĞUSTOS, DAĞLARIN KÜRDE YENİDEN ARMAĞANIDIR…
Gûlberoj Xinis
“Bir varmış, bir yokmuş” diye başlar tüm masallar.
Ve içinde inanılması zor, gerçek yaşamlarımızla
hiçbir ilgisi olmayan anlatımlar yer alır.
Okuduğunun ya da dinlediğinin, yaşanmışlıklar
olmadığını bilirsin. Sadece ana fikirden hareketle
çıkarsamalar yaparsın. Bazen de gerçek hayatta,
doğru olduğuna inanılması güç, oysaki üç maymunu
oynamayanlarca duyu organları ve vicdanla rahat
algılanabilecek öyle olaylar cereyan ediyor ki…
Dicle Nehrinin binlerce yıldır ağladığı, Zilan
Deresi’ n den hala katledilen Kürt çocuklarının
çığlığının duyulduğu, yağmalanan bereketli toprağına
kendi ana diliyle her “ax” dediğinde yürekleri ‘cız’
eden bir halkın hisleri… Ya da bir gün, yani
gerçekten soyutluktan arınmış ‘bir gün’ genç Kürt
kadını ve erkeklerinin attığı zafer naralarından
etkilenerek, sadece Mezopotamya da boynu bükük
yetişen, ters lalelerin, gelişecek barışın ardından
başını kaldıracağını düşünmek, çok da masalsı olmasa
gerek.
Tüm yok sayılmalara, talana, işkenceye karşı
halkının ve toprağının acısını hissedip, zalim
Dehaklara kurşun sıkmanın anlamını duyumsayacak
Ağrı-Dersim katliamlarını bilincinden çıkarmayan
Zilanlar ve de yiğitler, Kürtçe söylemek gerekirse
‘Agit’ler, toplumlar tarihinde hep var olduğu gibi,
Kürdistan’da da mağrur çıkışını gerçekleştirecekti.
Asırlar öncesinden zorla evlendirilen ve zalim erkek
tarafından her türlü zorba muameleye maruz kalan,
gövdesi 4 parçaya bölünen Kürdistan dağları, kendisi
ve paylaşılan diğer yücelikler için bir kahraman
bekliyordu. 4 Nisan doğuşunun yarattığı bilgelik,
Ortadoğu halklarına yol gösterecek ve yaratılan
ahlak felsefesine bağlılığı, yaşam duruşu, askeri
zekası ile ilk kıvılcımın çakılacaktı. An
meselesiydi. Ama tüm bu özellikleri bünyesinde
taşıyan Agit kimdi? Ne zaman, nereden gelecekti? Ve
takvim yaprakları 28 Mart’ı gösteriyordu.
Karabulutların gölgesinin altında, bir kıvılcım
aydınlattı o gün her yanı. Güneş, barış için
mücadele yolunu göstermişti Mahsum Korkmaz’ a. Bu
ateşte, kararlılık, cesaret ve en önemlisi de halkın
değerlerine müthiş bağlılık vardı. 28 Mart günü,
Kürdün şerefi için yapılan eylemden sonra ilan
edilen 15 Ağustos, Cudi ve Gabarın, ardından da
gövdenin 4 parçasında ki yüceliklerin
meşalelerindeki özgürlük ateşini tutuşturdu. Artık
insanlığın kurtuluş ütopyalarıyla oynanmasına izin
verilmeyecek, ilk sömürge kadından tutalım da soy,
sınıf ve etnisitenin tüm özlük haklarının
mücadelesinin çağın çok ilerisinde bir yaşam
felsefesiyle dağlarda verilmeye başlanacaktı.
“Çok büyük kahramanlıklar da sergilendi. Gerçekten
her birisinin anısı çok değerli ve mutlaka yanıt
vermek gerekiyor” diyen Güneş, cevabını gerilla
hareketini yükseltmesi ve özgür yaşam arayışı ile
tanışan insanların eğitileceği Mahsum Korkmaz
Akademisiyle her yeni doğan gün, yeni Agit ve Zilan
adaylarının yetiştirilmesi ile verdi. 15 ağustos, o
dönemde düşmanın gerçekleştirdiği her türlü inkara
ve gerici Kürt zihniyetine karışı sıkılan bir
kurşundu aynı zamanda. Bu hamlenin askeri yönü ön
plan da olduğu kadar, Kürt halkı açısından da bir
devrimin, yeniden onurlu var oluşun başlangıcıydı.
Çünkü Agit, girdiği mücadele de çok iyi biliyordu
ki, kaybedeceği yalnızca fiziksel hayatı olabilirdi,
ama kazanacağı İnsanlık Onuru olacaktı.
Ve Özgürük Önderliği, şöyle anlattı bu genç yiğidi:
“85 Newroz’un da gerçekten sevdiğim yoldaş, arkadaşı
olmaktan da en hoşuma giden bir kişilik Agit (Mahsum
Korkmaz) –bu okulumuzun isim sahibi- bir şey
söylüyordu. Beraberdik, tartışıyorduk bu Newroz’ u,
'85 Newroz’ unu kazanmaya çalışıyorduk ve daha sonra
da ülkede işte bu bugünde yakamızı bırakmayan
aşağılık hırsızı, köylü kurnazını, kara yürekli ve
yoldaş düşmanı, tespit ediyor ve yine kendini
eğitmemiş, eğitmeyen kadroyu da tespit ediyor. Agit
biliyorsunuz işte, 27’yi 28’e bağlayan bu ayın
şehididir. "Bu köylü kurnazlığını bu partide
yaşatmayacağız.”diyor. İki, bu kadroların diyor
müthiş eğitilmesi gerekiyor. Aksi halde diyor,
bunlar 15 Ağustos hamlesini yenilgiye götürecekler.
Ve dedikleri, kelime kelime doğru.”
Bu yaşarken bile efsaneleşen, doğan her Kürt
çocuğuna adı verilen özgürlük savaşçısını ölümsüz
kılan şeyin, Özgürlük Önderliğinin önemle
belirttiği, sadece düşmana değil, cehalete ve
özgürlük umutlarını geriye çekebilecek yaklaşımlara
kurşun sıkmasıydı. 15 Ağustos Hamlesi ile
gerillacılığın geliştirilmesi, insanı yozlaştıran,
köleleştiren sisteme vurulan en ağır darbe olmuştu.
Gerillacılık, tüm yaşam tarzı ile yeni bir kültürün
başlangıcıydı artık. Hem de bu Toros-Zagros hattında
yaşayan insanın çok da yabancı olmadığı, özde-bir
yerlerdeki kültürdü. Güzel ahlakın, yabancılaşılan
doğa-insan, kadın-erkek bağının tanrıça kültüyle
taçlandırılacağı bir tarzın startıydı.
Artık durdurulması mümkün olmayan bir ruhun
taşıyıcıları, Agitlerin silahlarını ve düşlerini
yerde koymayan gençler, adım adıma dağa yaklaştı.
Peki Botan’ da başlayıp, bugün Kürdistan
coğrafyasının 4 parçasında, Şaho’ dan Agiri’ ye,
Kandil’ den Gowende’ de kadar uzanan dağlar nasıl
karşıladı bu özgürlük tutkunu kadın ve erkekleri?
Dağ, kendine yaklaşan her genci yüceltip, halkın
eşit yaşam koşullarına adayarak, onurlandırdı.
Şehitlerin mirasına, sözüne bağlı kalınması mesajını
yineleyen Güneş, “Hakiki gerilla Agittir ve onun o
güzel duyguları, o güzel sözcükleri bizim için
emirdir. Hepsinin de var. Zilan’ ın da öyle. Onun
tüm sözleri bizim için bir emirdir ve zaten iyi
yürüdüler. Mühim olan çok zaferli olmaları değil,
bir tek de olsa zaferli olmalarıdır. Onu egemen
kılacağız! Kızda- erkekte -delikanlı da bunu egemen
kılacak! Başka türlü bu ordu içine girilmez, bu
ordunun andı bu iki isimdir. Gücünüz varsa,
gereklerini yapacaksanız, andınızı için. Ve
sözcükleri de emirdir. Bir sayfası bile yeterlidir,
savaşmak için, hata yapmamak için!” diyor.
Bu da bize gösteriyor ki yaşamda bir anlam
yaratılmaksa amaç, bu ancak kadına ve erkeğe özgür
dağlarını yolunu açan Agit ve Zilanların tarihini
öğrenmek ve buna bağlı anlamlı yaşamakla mümkün
olacak. Kürt halkına uygulanan inkar ve imha
politikalarına karşı ‘Dur’ demenin ve yeniden
dirilişin hamlesidir, 15 Ağustos. Kürt gençleri
olarak, herkes bu hamleyi iyi okumalı. Bu tabii
sadece Kürt gençleri için değil, Ortadoğu gençliği
için hayati öneme sahip bir konu. 12 Eylül gibi
kanlı bir darbenin ve Reel Sosyalizmin çöküş
sürecinde, tam da tüm umutların tükendiği bir anda
ilk başta Türkiye’ de bulunan halklar için umut
iklimine geçişi sağlayan gerilla hareketi, bugün
Reber Apo’nun geliştirmiş olduğu özgür yaşam
paradigmasıyla , tüm insanlığı kapsıyor. Bunun için
değil midir ki Agit yoldaş tarafından açılan yoldan,
bugün dünyanın her tarafındaki farklı halklarından
katılımın olması. Ve dağla buluşan her insanın
kendine, özüne, cinsine, diline, kimliğine, rengine
daha yakın hissetmesi. Parlak bir ışık kondurması
gözbebeklerine,
içten gülümseyişi serpmesi dudaklarına
ve her fırsatta emeği ellerine,
her fırsatta sevgiyi yüreğine,
her fırsatta paylaşımı yaşamına…
İnsanlık tarihinin görüp – göreceği, kadın ve
erkeğin omuz omuza mücadele ettiği, tüm ahlak
filozofları kıskandıran yaşam felsefeleri ile her
geçen gün kendini yeniden yaratan PKK, 15 Ağustos
2009 yılında da çağın gerekliliklerine göre
hazırlanmış donanımıyla, çok daha iddialı bir
şekilde koşuşuna son hızla devam ediyor. Ve bu
koşuşun sonunda, hani bize ‘Olmaz. Sadece masallarda
mümkün’ denilen, özgürlük türkülerinin hürce
söylendiği düşler ülkesinin ne kadar sahi olduğunu
gözlerimizle göreceğiz. Bu gün bize egemenler
tarafından empoze edilen gerçeklerin (!) Agitler ve
Zilanların ödediği bedeller sayesinde, aslında
olmaması gereken yanlışlıklar olduğunu öğreneceğiz.
O büyük günde, başta Botan olmak üzere, tüm
Kürdistan dağlarında aynı anda yükselecek olan ateş,
halkın nerede olursa olsun, köyde, kentte, mahalle
de, sokak da yapacağı eylemlerde, PKK’nin çıkışının
halkı zafere götürecek son adım anlamına geldiğini,
her yıl ki gibi bu senede tüm dünya halkları
seyredecek. Ve bu gün bir eli kaleşnikofta, diğer
eli zılgıt da yapılan dağlarla yeniden sarılma
kutlamaları, yarın 7’den 77’ ye barış ve bağımsızlık
ortamında başını göğe çevirmiş lalelerin doğayı
süslediği alanlarda düzenlenen büyük festivallerle
kutlanacak. O gün, tüm çocuklar, Özgürlük
Önderliğini yakından görmenin verdiği heyecan, moral
ve coşku ile yalınayak halaya duracak. Ve Reber
Apo’nun gördüğü rüya Başkent Surlarında gerçek
olacak.
Geri Dön |