DEĞERLENDİRMELER
DEVRİK BİR DİZİ CÜMLE VE ŞAİR VE KADIN VE GERİLLA...
Zin Evinawelat...

Biliriz ki Ritsos’ un “Ey şair! En dokunulmadık imgeler bulsan ne ki / Bir çocuğun gülümseyişi değiştirir iklimleri” ne göz kırparak, özgür çocuklara taşınacak yarınlar adına silahını ve sözcüklerini birleştirip, onurlu yürüyüşünü sürdürür gerilla. Bir röportaj bu. Ama başka ötekilerden. Çünkü bir kadın gerilla ile hazırlandı, duyguları sayfalara taşıyan şiir üzerine. Türk Dil Kurumuna inat bir şekilde düzenli cümlelerin hepsi getirildi, devrik hale. Yüklemler ortaya, kıyıya, köşeye konuldu da, bir türlü gelmedi sona. İstisnaları saymazsak tabi… Hani dudaklar sussa da, kalbin bin dili varmış da, her halükarda anlatırmış ya derdini. İşte öyle, birçok kavram kullanılarak anlatıldı hisler, bize ayrılan süre boyunca. Ve şimdi bakalım, Mezopotamya Dağlarını karış karış dolaşan, patikalarını yüzlerce kez adımlayan ve güneşe her baktığında daha bir gözleri ışıldayan gerilla, neleri sığdırıyor dizelere. “Bana en çok yazdıran, beni arayışa sürükleyen, gülmeyi bekleyen bir çocuğun bakışlarıdır, coğrafyamda ağlayan.” diyen Edebiyatçı Gulan Botan, ne varsa şiire, özlemlere, imgelere ve umutlara dair, biz sorduk, o cevapladı.

- Sizin pencerenizden baktığınızda, nereye koyuyorsunuz yaşamınızda dizeleri, şiiri…?

Şiir; şair için alıp verdiği soluktur, hislerini yüreğine akıtır sözcüklere dönüşene kadar. O nedenle karanlıkta, aydınlıkta, mavide, yeşilde gözlerinizin görüp göremediği her anda yüreğe vuran bir dalgadır. Bir yere saklanamaz, ertelenemez hisler, duygular yürekten akıp gelen sözcüklerdir, mısralar. Şiir yazmak için, şair olmak gerekmeyebilir. Yüreğinin kıyısına vuran sözcükleri dile getirmekte, şiirdir. Yaşamı en iyi, en güzel ve yüreğe dokunan sözlerle dile getirmektir, kimi zaman. Bir söz vardır, şairler; yüreklerini de beyninde taşıyan insanlardır deniliyor. O yüzden yüreğini de beyninde taşıyan, taşıyabilen taşıma cesareti taşıyan insanlara şair demek daha doğru olur gibi geliyor bana. Yaşamın vazgeçilmez sıcaklığıdır, canlılığı ve hayatı sahiden his etmektir. Bu his, ışığın renklerle buluştuğu, duygunun sesle bütünleştiği, ırmakların çiçeklere durduğu, sessizliğin yankıya dönüştüğü andır. Bir gülüş, bir umut, ya da hüzünlü bir bakış, bir kelebeğin kanadından dökülen pul, dalıp giden bir bakıştaki yolculuk, gözlerin ufkunu parçalayıp yüreğin yaşama zaman, mekan sınırı tanımadan dalgalandığı yer, dizelerin ülkesidir. Umudun güneşe yüzünü sürdüğü, ışığın gözlerde kırılmadan yüreklere indiği ve bakışlarla yüreğin sevgiye aktığı yerde pişer gerillanın mısraları...

- Şiirin ve dolayısıyla şairin, yaşanılan çağla ve kültürle ilişkisi üzerine neler belirtebilirsiniz, peki?

Bir insanın şiir yazabilmesi için, gerçeğe korkusuzca dokunması gerekiyor, öncelikle. Toplumun içinde yaşadığı sorunlar, olumlu ve olumsuz tüm duygular yansımasını bulur kağıda. Hangi çağda olunursa olunsun, gerçeğe cesaretle dokunmasını bilen insanlardır çünkü şairler. Bir dönem bunu hicivle yaptılar, bir dönem taşlamayla yaptılar, bir dönemde açıktan eleştiriyle şiirlerini yazdı, şairler. Buna sayısız örnek verebiliriz. Örneğin; Şilili Pablo Neruda . Sovyetler Birliğinden Yesenin ve Mayakovsky gibileri de yaşadılar, bu dünyada. Yunanlardan Yanos Ritros’un barışa olan özlemini nasıl unutabilir, insan? Ve Sezai Karakuş, Ahmet Arif, Nazım Hikmet, Hasan Hüseyin, gibi büyük ustalar da buna örnek gösterilebilir. Yakın dönemin büyük ustalarından Adnan Yücel’ i de bu kapsamda ele almak gerekir diye düşünüyorum. Bunlar gibi yüzlerce binlerce, yüreklerini beyinlerinde taşıyan usta sıralayabiliriz, isimleri. Yaşamın mısralara akması için, tablosuna gelmişin geçmişin korkulu zamanlarından silkelenerek bakması ve hissetmesi lazım bir şairin. Ben bunu ‘anne sütü’ olarak algılarım. Yani senin içinden bütün bedeninden gelen bir özün can bulması gibi gelir. Kendi özünden, kendi sesinden, kendi yüreğinin sıcaklığından, yaşadığın çağın sıcaklığında ve ya soğukluğunda yansırsın yaşamın yüzüne. Ancak şu da var, zamanı parçalayan bir akış varsa, o da şiirdir ve şiirin gerçeklikle ilişkisidir. Yaşadığın çağdan, başka çağlara akabilirsin, ama şairi diğer çağlara da götüren onun yaşadığı çağdır, aslında. Yaşadığın çağı hissedebildiğin kadar, akabilirsin diğer çağlara... Bir edebiyatçı –ki edebiyatın hangi alanıyla ilgilenirse ilgilensin- kendi öz benliğiyle bütünleşebildiği kadar özgür olur, ancak o zaman yaşamın anlamını bilir. Anlam verme, onun sıcaklığını duyumsama, şekilsel değil özsel, sevgiyle büyütülen bir saygının mavi alevlerinde buldurur şairi. Buluştur onu, hem kendisiyle, hem halkla, hem de gelecek ile…

- Bizler konu şiir olduğunda aklımıza hep Ahmet Arif, Cigerxwin gibi erkek şairler gelir. Peki kadın şiirin neresindedir? Neden kalıcı olamıyor şiirin tarihçesinde…?

Buna şöyle cevap vermek yerinde olacaktır. Gerçek, gördüğümüz ve duyduğumuz şeylerden ibaret midir acaba? Peki ya “Duymadıklarımız ve görmediklerimiz ne olacak?” diye sormak isterim. Kürtlerin ve Kürdistan’ın da her çağında kadın, belki gün yüzüne çıkmamış ama her zaman şiirin bir yerinde oluvermiştir. Kağıda dökebilmiş mısralarını kimi, dökememiştir bir çoğu ise. Tabii kadının kölelik ve özgürlük mücadelesi tarihinden bağımsız ele almamalı kadının edebiyat ile ilişkisini, bağını... Kimliği kabul görmeyen, varlığı ve yokluğu tartışma konusu olan bir cins, şairliğini ne kadar gün yüzüne çıkartabilir ki, değil mi? Nefes alman bile mümkün değilken, toplumun her alanında, değişim-dönüşümü yaratmada en etkili olan dallardan biri şiire, ne kadar yaklaştırır ki erkek egemenli sistem?
Gördüğümüz şeylerden ibaret midir coğrafyanın tenine düşen mısralar? Ya gözümüz yeterince göremiyorsa, ya yüreğimiz, beynimiz talan edilmişse ve biz aslında onların sesini duyamayacak kadar sağırlaştırılmışsak! Belki de duyarsızlaşmışızdır, o sesleri duyumsamayacak kadar. Bunlar onların olmadığı anlamını getirmiyor ki. Şiir, en genel anlamıyla edebiyat yaşlandı diyoruz, neden? Sürekli bizden duymamız istenen sözlerin peşine takıldık da ondan. Bu da birçok gerçeği çıplak ve yalın olarak görme yetisinden uzaklaştırdı, toplumu. Gerçeklikten gerekliliğe uzanmakta zorlandık, gereklilikten gerçekliğe inmeye çalıştık ki, bu elbise bazen bize büyük, bazen de küçük geldi. Ve sistemin diktiği kıyafetler de, bir şair kadının mısralarına olmadı. Bedeni olsaydı da, yakışmazdı ona zaten. Giymek istemezdi yüreğini ve zekasını beyninde taşıyan kadın. O bizi kucaklarken, biz onu kucaklayamadık ve göremedik. Edebiyatın beklide şiirin yaşlanmasının nedenlerinden biri, özünden uzaklaşmasıdır bizimle birlikte. Yaşamın sıcaklığını yani akışını yitirdik, sular tekrar aynı damlalarla akmıyordu üzerimize, ama biz gözlerimizi kapatarak hep aynı damlaları saydık zamanın tünelinde. Kaç mısra yanı başımızdan akıp gitti bilemedik.

- Kürt Özgürlük Hareketi, Kürt toplumunda sosyal ve siyasal alanda olduğu gibi, kültür ve sanat alanında da önemli bir ilerlemeyi getirmiştir. Pekiyi şiiri özgün olarak ele alırsak, Kürt Özgürlük Hareketi’nin, Kürt şiirine katkısı neler olmuştur?

Kürt Özgürlük Hareketi, kültür ve sanat alanında yaptığı ilerlemeyle insanların ruhunda direniş ve dirilişin ayak seslerini yükselti. Bu, şiirin sürekli arayışın zirvesine olan ruhuna benziyor. Yağmurlu ya da güneşli, fırtınalı ya da dingin önemli değil, tüm duyularını alıp tutkulu bir yürüyüşe çıkmaktır arayışın zirvesi ya da dur durak bilmeden akışı... Bunların duygulara, dolayısıyla mısralara dönüşmesi, elbette ki bir başarıdır. Uzun süren karanlık bir geceden, uyanmasıdır ruhların. Duyguları ve düşünceleri bu kadar direniş ve dirilişle yoğrulması, arayışların doğan günlerin ve her anın yeniliğinde zaman, dayanılmış bir mısradır. Milyonlarca düşün uyanması, insanların ruhunun özgürlüğün müziğiyle dansa durması, edebiyat ve şiir dünyasına büyük bir katkı değil sadece, büyük bir gelişimdir de. Düşünsenize, çağların karını güneşe vereceksin, durur mu seller. Bu aynı zamanda toprağı, suyu, yüreği, büyük görmeyi ve yaşamayı anlatır. Aslında Reber Apo’nun şiire ilişki bir tanımı anlatıyor her şeyi: “Şiir, bir özgürlük arayışıdır”

- Bir kadın gerillasınız. Ve bunun yanında şair kimliğiniz bulunuyor. Neleri sığdırabilir dizelerinize şair bir gerilla. İlhamınızı nelerden alırsınız?

Bir kadın gerilla, var olma ile yaratmanın sevincini, erdemini yankılatır dizelerinde. Yani yaşamak kadar, yaşatabilmenin umutlu tebessümü dalgalanır yüzünün coğrafyasında. Ve bir gerilla, kendi gibi duyumsayan ve yaşamda çarpan yürekler kadar doğayı, ışığı, evrenin canlılığını sevebilmenin ışıltısını döker mısralarına... Yangınların ya da boranların ortasından birkaç dize haykırır, alevleri gerillanın ateşinde yükselir. Hasretlik umutlar dayanır gözkapaklarına. Zamansız dökülen bir kelebeğin pulları sızlatır düşlerimizi. İşte orada, ömürden zamansız, daha yeşilken ayrılan yaprakların acısı dayanır dizelerimize. Karanlıklara inat, geceyi süslemek isteyen bir yıldız doğar düşlerimizde. Susmak istemediğimizden, susmak zorunda olanların bizi çağırışıdır, bitemeyen serüvende. Bana ise en çok yazdıran ya da diyelim beni arayışa sürükleyen nedenler ise, gülmeyi bekleyen bir çocuğun bakışlarıdır coğrafyamda ağlayan. Benliğimi depremlere sürükleyen bir annenin zamansız ağıdıdır, amansız rüzgarlarda savrulan umutların kırılışıdır, dirilişe ve şiire çağıran. Umuda hasret bir türküdür, ruhumu ayaklandıran. Ve maviyle buluşmak için benliğimin duvarlarını parçalamak isteyen umutsuzluklardır, beni patikalarda yürüyüşe çıkaran. İlhamımı da çocukluk düşü olan insanlığın özgür ve barış içinde yaşaması isteğinin ardından giden yürek sahibinden, büyük serüvenciden, Reber Apo’ dan alırım. Bazen de uyumak isteyen ruhumu uyutmayan bir yağmurun damlasından. Doğayı hissettikçe artar mısralarım…
 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır