|
|
Adı-soyadı: Halil Uysal
Kod adı: Halil Dağ
Doğum yeri ve tarihi: İzmir-31
Mayıs-1973
Mücadeleye katılış tarihi: 1993
Almanya
Şahadet tarihi ve yeri: 1 Nisan 2008 Besta Alanı |
|
|
|
Ş. VİYAN (LEYLA WALİ HÜSEYİN)
PORTRE |
|
Adı
Soyadı: Leyla Wali Hüseyin
Kod Adı: Viyan Karox
Doğum Yeri-Tarihi: 1981/Süleymaniye
Partiye Katılışı: 1997
Şahadet Tarihi: 11 şubat 06 da Haftanin'de
Önderliğe karşı geliştirilen komployu protesto için
kendini yakarak şehit düştü.
Devamı...
|
|
|
İletişim |
|
Site
hakkında Görüş ve Önerileriniz İçin |
|
|
|
Zin Evinawelat
“Öldürülmüş Kürt aşkının yaratıcılarıyız” diyor Güneş.
Yeryüzünde ki renklerin içinde bir renk olduğumuzun
bilincine vardıran bir söz. Hem de çook eskilerden kalma,
köklü bir kültür, yaşamın güzel bir rengi. Mozaiğin bir
parçası. Ayakları üstünde durmaya, yok olmanın hududunda,
var olmaya çalışan bir halk. Bu halkı ayağa kaldıran bir
PKK, bir umut, bir yürek işçiliği, bir aşk...
Nasılda koşuşturdu arkasından aşk, Romeo ve Juliet’ i, Leyla
ve Mecnun’ nu. Ne kadar büyük bir güç verdi Ferhat’a da,
aşkından deldi dağları. Şirin için gitti, geldi ölümlere…
En güzel edebiyat ürünlerinin konusu, boşuna mı seçildi aşk?
Ahmet Arif hasretinden, yok yere mi prangalar eskitti? Peki
Shopenhaur felsefesinde, neden aşkın metafiziğini işledi?
Bedendeki adrenali yükselten, kalp atışlarını hızlandıran bu
duygu, basit olarak alınabilir mi ele? Bütün ömrünü yaratıcı
aşkına adayanlar, yok sayılabilir mi?
Ya da bir gerillanın dağlara olan aşkı, yadsınabilir mi?
Dağın gövdesinde açtığı ‘şikeftte’, yani koynunda uyur her
gece gerilla. Her ihtiyaç duyulduğunda zirvesine çıkılan,
doğanın bu mağrur, dik başlı çocuğuna, nasıl olunmaz ki
aşık?
Peki insan iradesinin, aşkta nasıl açığa çıktığını
incelediniz mi hiç? Zaman tünelinde rastlamadıysanız
Zembilfiroş’a, çözemezsiniz onuru, özgücü ve etiği. Mem
bakışlı, Rüstem-i Zal duruşlu Zembilfiroş, Gûle Hatun’un tüm
çekiciliğine rağmen, eşine sadık kalarak, saldı gencecik
bedenini semalardan, yeryüzüne. Ve teslim olmadı aldatmaya,
ihanete..
Yok sayılan bir halkın varlığının ispatı, bilimde;
sosyoloji, antropoloji, coğrafya ve tarihin konusudur,
doğru. O zaman bilimi ve bilim adı altında yazılanları
sorgulayalım mı şimdi de? Aşkın büyüklüğünü gösterelim mi
bir kez daha?
“Kürtler aslında Türk’tür. Dağ Türk’ü. Karda yürürken
ayaklarından çıkan Kart-Kurt seslerinden dolayı ‘Kürt’ dendi
onlara” şeklinde yazdı egemenin tarihçisi…
Oysa unuttu Mem ve Zin’in ondan daha önce yazdığını, Kürt ve
Kürdistan’ın aşkını. “Bütün dünya bilsin ki Kürtler aşksız
ve irfansız değiller diye Mem û Zin’i yazdım” diyen Ahmed –
i Xani’nin eseri, bir tokat gibi çarptı, sömürgecinin
yüzüne. Mem’in Kürdü, Zin’in Kürdistan’ı, Beko’nun ihaneti
simgelediğini anlatmıştı, yüzlerce yıl öncesinden. Kürdün,
ölene dek dili, kültürü, kimliği yani destan da ki Zin için
mücadele edeceğini vurgulamıştı, Xani.
Deng – bej, yani ses ve söylem, diyor Mehmed Uzun. Meryem
Xan’lar dilden dile aktarmadı mı Derweş û Adûle’yi, Xecê û
Siyabend’i?
Her şeyi madde ile açıklayanlar, aşkı için sürgünlere giden
Yılmaz Güneyleri, Ahmet Kayaları, gözaltında kaybedilen
faili meçhulleri (!) nasıl açıklayacaklar acaba? İnsan
iradesinin ortaya çıkması için, aşktan güçlü ne olabilir ki
hayatta…
Yoksa “Evet aşk vardı, ama eski çağlarda kaldı” mı
diyeceksiniz şimdi de? Güle aşık bülbül, öldü o zaman öyle
mi? Suya aşık, onsuz yaşayamayan çiçeğin, kurudu yaprakları?
Yok, yok… Diyor ya şair “Son serüvenci, yaşıyor hala.”
Eğer görmüyorsa gözleriniz, duymuyorsa kulaklarınız,
hissetmiyorsa kalbiniz; diliniz oluyorum şimdi.
Çünkü gördüm; zaman nasıl çağdaş Kawaları doğuruyorsa,
çağdaş Zinleri de doğuruyor.
Ve duydum; nasıl uzaktan geliyorsa Feqi Teyran’ın sesi, aynı
ses bu günde Delila’ nın tınısıyla aktı kulaklara…
Bir de hissetti kalbim; taa derinden PKK’nin ‘özgür insanı
yaratma aşkını’. Vurdum çantamı sırtıma, çevirdim yolumu
dağların doruklarına. Ve bağırdım sonsuzluğa, firr bi de…
firrr di de…
|
|
|