Geri Dön

TÜM  YAZILAR VE ŞİİRLER

BİR EZİDİ KADIN VAVEYLÂSI *: MAYAN XATUN...
 

Zin Evinawelat


Gün ışığı, yerini kızıllığa bırakmış, geceye doğru yolculuğa çıkılmıştı. Ezid aşiretleri hareketlenmiş, ellerinde tepsilerle aşiret mezarlıklarına doğru yola koyulmuştu. Çocuklar minik ellerini tepsilere uzatıyor, kimi annesinden gelen bir silleyle geri çekiliyor, kimisi de tepsinin üzerindeki yumurta, kuru incir, kuru üzüm ve çeşitli çörekler arasından kendisine düşen küçük bir ikramla havalara uçuyordu. Yarın Nisan ayının ilk Çarşamba günüydü. Ve Sarsali Bayramı için artık tüm hazırlıklar tamamdı.
Sabahın ilk ışıklarıyla uykudan uyandı Mir Evdi Bey. Namazdan önce elini ve yüzünü yıkadı. Sabah namazı için dışarıya çıktı. Güneşe karşı ayakta durup, üç kez secdeye eğildi. Dualarını okudu ardarda. Sonra bir isteği oldu Meleke Tavus’ tan. Eşinin sağlıklı bir çocuk dünyaya getirmesini istiyordu, Mir Evdi. Tüm meleklerin yeryüzünde olduğu ve bereket dağıttığı bu bayram günü doğacaktı bebeği. Hem de Meleke Tavus’un yaratılış günü olan Çarşamba günü.
Namazlar kılınıp, en güzel elbiseleri giydikten sonra aşiret üyeleri, yola koyuldular yakınlarının mezarlarını ziyaret etmek için. Ve bir gün öncesinden mezarlık yoluna koyulan tepsiler, onların gidiş ve dönüşlerinde aç kalmamalarını sağladı. Akşama kadar ziyaretler, kutlamalar devam etti. Mezarlık taşları üstündeki ve yol üzerindeki boşalan tepsiler, annelerin isteği üzerince çocuklar tafrından toplanarak evlere getirildi. Güneşin uyumaya gittiği sırada, bir çığlık koptu evlerin arasından. Yıl, 1874’ tü. Mir Evdi Bey, bebeğinin gelmeden önce annesine yaşattığı bu acıyı düşündü. Sonra çığlıkları. “Mir’in bebeği doğuyor” diye koşuşturuyordu birileri. Biraz heyecanla, biraz keyifle…
“Bir kız bu” dedi, haberi getiren kişi. “Çok güzel bir kız” Mir Evdi, eşinin çığlığının kesilmesinin ardından gelen müjdeyle, ayağa kalktı. Hızla odaya doğru ilerledi. Bebek annesinin kolları arasında, öylece ağlıyordu. Önce eşinin alnından öptü Evdi. Sonra bebeğine baktı birkez daha. Gözlerini henüz açamamış bu minik şeyin, bir canı olduğuna inanamıyordu bir türlü. Kolları arasına almak istedi ama, cesaret edemedi. Sabit kalmıyordu ki bebek... Ha bire ellerini, kafasını hareket ettirip duruyordu. Eşinin tüm ısrarlarına rağmen değemedi bu küçük bedene. “Bir isim bulmak lazım, bu kutsal günde gelen kızımıza” diyebildi, acemiliğini çaktırmamak için alel acele biraraya getirdiği cümlede, Evdi. Annesi şöyle olgunca bir tebessüm etti, alnından hala zorlanma sırasından kalan terlerin damlayışları arasında. Oda da yanlızca ikisi vardı. Doğum esnasındaki çığlıklar nedeniyle kısılmış sesiyle, “Mayan olsun mu?” deyiverdi. Güldü Evdi, bilirdi, çok severdi eşi Mayan ismini. Hemen destekledi onu. Adı “Mayan’ dır” dedi. Her Ezidi çocuğu gibi, Mayan’a da doğduktan 40 gün sonra, Şeyh Adiy'in mabedinden, dini görevliler olan Kavvallar tarafından getirilen zemzem suyuna üç defa daldırılarak vaftiz edildi.
Aşiret liderinin kızı Mayan, ezidi geleneklerine uygun birşekilde, başladı boyvermeye. Anne ve babası, O’ nu iyi bir ezidi kızı olarak yetiştirmek istiyor, rutin işlerden fırsat buldukça, dini inançlarını anlatıyorlardı, Mayan’a. Kitab-al Cilva (Kitab-i Celve) ve Mashâf-i Reş (Mushâf-i Reş- Kara Kitap) adlı iki kutsal kitaba göre eğitilen küçük Mayan, yaşadığı dönemde sık sık karşılaşılan savaşları da gözden kaçırmıyordu. Babası Evdi Bey’in misafirleri geldiğinde, yapılan siyasi ve askeri tartışmalara kulak misafiri oluyordu, O. Sadece bununla kalmıyor, bir de anlayamadığını soruyor, ‘Neden ve Nasıl’ları bir türlü tükenmiyordu. Mir Evdi Bey ise, kızının hiç bir sorusunu geçiştirmiyor, suallere büyük bir ciddiyetle cevap veriyordu.
- Ezidiler çok çekmiş, diyor annem hep. Neden biz çok dert çekmişiz baba?
Demeye başlamıştı, yaşının 12 olduğu dönemlerde. Kafasında anlamlandırmaya çalışıyordu bir çok duyumu, anlatılanı…
- Bir çok din var Ezidilerin dışında. Ancak bizi hepsinden ayıran bir şey var ki, O da bizim Azda’ya (Tanrı) bakışımız. Kutsal kitabımız Mashâf-i Reş, nasıl anlatıyordu Meleke Tavus’ u? Söyle bakalım, güzel kızım.
- ’Başlangıçta Azda, kendi ateşinden Melek Tavus’u yarattı ve ona evreni, insanı yaratma görevini verdi. Yaratılış işinde Tavus’a yardımcı olacak altı melek daha yarattı. Böylece Melek Tavus yaratıcı Azda’dan aldığı toz ile erkek ile kadını ve evreni yarattı. Ayrıca ayak işlerini görmesi için dört tane de cin. Daha sonra Melek Tavus yarattığı bu iki insanı taktim etmek için Azda’nın huzuruna çıktı. Azda, Melek Tavus’a ‘’Bundan sonra bu iki insana tabi olacaksın’’ dedi. Melek Tavus ‘’Bu iki insanı yaratan benim niçin onlara tabi olayım. Ben sadece beni yaratan sana tabi olur, ibadet ederim’’ diye cevap verdi’
- Evet. Gördüğün gibi Meleke Tavus, kim olursa olsun, Azda bile olsa, kabul etmediğini, sadece kendinden üstün yada gücü fazla diye kabul etmez. Reddeder, baş kaldırır. Ama Azda, onu cezalandırır mı? Hayır. Çünkü dedik ya, bizim yaratıcımızdan korkulmaz. Saygı duyulur, sevilir. Azda, kendine isyan eden meleği bağışlayacak kadar ve baş yardımcısı yapacak kadar alçak gönüllü ve özgürlükçüdür. Kindar, zalim, korkutucu değildir. Ve biz, o karşısında kim olursa olsun boyun eğmeyen, korkusuz meleği sahipleniyor, onun kültürünü benimsiyoruz. O’nun bu özelliği, bizim de toplumsal gerçekliğimizi belirliyor aslında. Meleke Tavus, farklı bir yerde değil, bizim aramızdadır. Aydınlatandır, ısıtandır. İşte buyüzden güneş, ay, yıldız ve ateş kutsal değil mi bizde? Şimdi söyle, böyle bir gelenekten gelenler, topraklarını işgal etmek isteyenlere boyun eğer mi?
- Eğmemeliyiz. Meleke Tavus gibi olmalıyız.
- Tabi, ya. Ama saldıranlar, bizden daha çoksa, daha güçlüyse, biz buna rağmen direnirsek, mutlaka ezilip, ağır olaylar yaşayıp, toprağımızdan koparılıp, sürgünlere gönderiliriz.
- Toprağımızdan ayrılmayalım.
- Bazen elimizde olmaz. Önemli olan Kürtçeyi yani dilimizi her gittiğimiz yabancı diyarlarda konuşarak, unutmamamızdır. İşte bu yüzden Azda, Ezidilerin kendi içinde evlilik yapmasını ister. Böylece nerde olursak olalım, dinimizi, dilimizi, kökenimizi koruyabiliriz.
Soru ve cevaplar birbirini kovalamaya devam ede dursun, ezidilerde erken yaşta yapılan evliliklere bir yenisinin eklenme zamanı da gelmişti artık. Mayan, 15 yaşına girmiş ve zekasıyla, konuşmalarıyla, yaşından daha büyükmüşcesine girdiği tavır-davranışlarıyla, ilgi toplamaya başlamıştı. Diğer Ezidi aşiretlerinden, kendi aşiretlerinden bir çok eş adayı, Mir Evdi Bey’ in kapısını arşılanlamaya başlamıştı. Geleneklere göre, seçme şansı yoktu eşini, kadının. Olsa bile, 15 yaşındaki bir gencin, yaşamının en önemli kararını ne kadar isabetli alabilirdi ki?
Mir Evdi Bey’e gelince, o, taliplilerin içinden belirlemişti Mayan’ın eşini. Önce yanına çağırttı Mayan’ı, Mir Evdi Bey. Evliliğin önemini, bir bey kızı olarak, toplumda ki misyonunu anlatıp durdu bir kaç saat süreyle. “Mir Ali Bey’ i uygun gördüm” dedi, sonra. Mayan tekrarladı, içinden eşinin adını sesizce. Dudakları anlamsızca kımıldıyor gibi görünüyordu ama, o aslında evleneceği erkeğin adını tekrarlıyordu babasından sonra: Mir Ali Bey.
Ezidilerde evlilikler gelin ve damadın anne ve babaları tarafından düzenlenirdi. Ancak düğünlerin ve evliliklerin anlaşmalarını denetleyenler ise peşimanlardı. Şeyhler ve pirler kendi sınıfları içinde evlenirlerdi. Annesi Mayan’ın düğün gününe yakın, ezidi geleneğinde ki evlilikleri anlattı ona; “Bizde evlilikler, kendi içimizle sınırlıdır. Dışarı kız verip, dışardan kız almayız. Erkekler isterse, birden fazla kadınla evlenebilir. Boşanmalara gelince, serbesttir, ama çok az kişi boşanır.” Can kulağı ile dinledi Mayan, annesinin anlattıklarını. Ve Hıdrellez Bayramı kutlamalarından kısa bir süre sonra, Mir’in kızı, gerçekleşen düğün törenin ardından, Mayan Xatun oluvermişti.
“Dinlere göre değişir miydi kadının durumu?” diye düşündü, yaşamında sorgulamalarını eksik etmeyen Mayan Xatun. Dünya denilen gezegenin her yanında da küçük yaşlarda evlendirilir miydi kadın? Farklı dil, din, renk ve mezheplerde de, kendi yaşamı hakkında söz hakkı verilmez miydi hiç? Ama bu kez sorularını yanıtlayacak kimsesi yoktu Mayan’ ın. Sadece henüz değişime başlamış ergen bedeninde ki farklılıkları inceliyor, hızla büyüyen karnında ara sıra hissettiği hareketlerle telapati yaparak, iletişim kurmaya çalışıyordu. Mir Evdi Bey, O’ na hep Sersale’ de doğduğu için çok özel bir insan olduğunu söyler dururdu ya. O da şimdi heyecanla, bebeğinin ne zaman yaşama gözlerini açacağını düşünüp, hayaller kurmaya başlamıştı.
Her yıl, aralık ayının ilk üç günü oruç tutulurdu, inanç gereği. Daha oruç yeni bitmişti ki, kendinden önceki tüm annelerin çığlığının ardılı, kendinden sonraki kadınların haykırışlarının başlangıcı gibi bir vaveylâyla doldu her yan. “Bu Mir Evdi’ nin kızı, Mir Ali’ nin eşinin doğum feryadı”, dedi de herkes; bir türlü Mayan’ın adı telaffuz edilmedi dilden dile. Ya babası, ya kocasıydı, onu tanıtan her tarafa.
Oysa zekiydi Mayan,
Öngörülü bir siyasetçiydi Mayan,
Sorun çözücüydü Mayan,
Hoşgörülü ve anlayışlıydı Mayan,
İyi bir Ezidi Kadınıydı Mayan.
Ama, nafile bir delhizden başka yer miydi ki mekanı kadının? Bilmem. Ve tıpkı Mir Evdi’nin kızı olduğu haberi gibi, Mir Ali Bey’ in bir oğlu olduğu yayıldı civara. Mayan tüm bu gerçeklikler içinde, küçük bir yürek getirmişti dünyaya. Adı ise Sait olmuştu bu Mir’ in ilerideki varisinin. Gelecekte adının ardına Bey takısı gelecek olan minik Sait, doğar doğmaz, Mayan Xatun, Laleş Tapınağına götürerek, vaftiz törenini orda yapmayı istedi yavrusunun. Ve Laleş’ te Şeyh Addi bin Musafir’in türbesinin yanından akan ve ‘Zemzem’ adını verdikleri suyla vaftiz ettikten sonra Sait’ i, sünnetini yaptırdı.
Sait’ i tıpkı babasının kendisine yaptığı gibi, Ezidi dinini öğreterek, Kürt dilini, kimliğini korumasını, savunmasını ve gerekirse bu uğurda canını bile feda etmekten kaçınmaması gerektiğini öğreterek büyütmek istiyordu, Mayan Xatun. Ezidilere saldırıların arttığı bir dönemdi. Ve O, eşi Mir Ali Bey ile birlikte Sivas’ a sürgüne gönderildi. Üç yıl Sivas’ da sürgün kaldıktan sonra tekrar topraklarına geri döndüler. Ancak daha çok küçükken Sait, Mir Ali Bey yaşanılan zulüm, baskı ve sürgünlerin yarattığı ağır tahribatla yaşamını yitirdi, genç yaşında. Hem de geride babasız bir oğul, idare edilmeyi bekleyen koca bir aşiret bırakarak. Mayan Xatun’ un erkek kardeşi girdi devreye, hem de daha çok sıcakken Mir Ali Bey’ in acısı. Ama Mayan Xatun, buna izin vermedi. Oğlunun vekâletini aldı ve O büyüyene kadar yönetimi üstleneceğini açıkladı. Uzun bir süre boyunca Ezidi aşiretlerinin yöneticisi oldu. Mayan Xatun, oğlunun iyi bir eğitim almasını istiyordu. Sait’ in iyi bir yönetici olarak aşiretini idare etmesiydi tek isteği. Kendisi yönetimde olduğu sürece, hem halkın sorunlarıyla yakından ilgilenip, çözüm gücü olmaya çalışıyor, hem de adaletli olmayı kendine ilke ediniyordu. Mayan Xatun, Sait’ i Beyrut’ a gönderek, orada eğitimini tamamlamasını sağladı. Sait, Beyrut’ da Tıp Fakultesini bitirerek topraklarına döndüğünde ise, annesi yavaş yavaş yönetimi ona bırakmanın koşullarını oluşturmaya başlamıştı bile. Yıl 1933’ tü. Mayan Xatun, yönetimi devretmeden önce Sait’ i, kardeşinin kızıyla evlendirdi. Vansa ve Sait’ in bu evlilikten bir oğlu oldu. Mayan Xatun, torununun ismini Tahsin koydu.
Ve Ezidi dinine ve Kürt halkına yönelik artan saldırılara ilişkin, ona rehber olması için oğlu Sait’ e, daha önce kendisine babasının anlattığı, hiç aklından çıkmayan şu olayı anlattı:
“Ezidilere karşı egemen sistem tarafından eşine ender rastlanır düzeyde bir zulüm uygulanmıştı. Tarih, İslamiyeti kabul etmeyen Kürtlerin, Araplar tarafından Harran’dan Siirt’e kadar yol boyunca ibret olsun diye astırıldıklarını ve günlerce bu cesetlerin açık havada sallandırıldığını yazmıştır. Yine ezidi çocuklarının köle olarak satıldığını, küçük yaşta el konularak devşirilmeye tabi tutulduklarını, direnenlerin çok ağır işkencelerden geçirildiğini ve katledildiğini yazmaktadır. İnançlarını inkar üzerinden uygulanan baskılar anlatılırken, şu olayın altı özenle çizilir; 1891’de Sultandan Ezidilere köken olarak Müslüman olduklarını belirten onları Müslümanlığa teşvik eden bir mesaj gönderilir. Ezidi Miri Mirza Bey ve şeyhlerin verdiği cevap şu olur; ‘’Dinimiz binlerce yıl kadar sizin dininizden önce gelmişse, nasıl olurda biz köken olarak Müslüman oluruz? Eğer bir sapma varsa biz sizin dininizden sapmadık, siz bizim dinimizden saptınız.’’
Hemen ardından ekler Mayan Xatun, “Sait, artık yönetim senindir. Ama unutmaki ezidiler tarihi bir nevi zulüm, acı ve gözyaşı tarihi olduğu kadar, bir de görkemli, onurlu direniş ve isyan tarihidir de. Buna denk yaşamın sahibi ol…”
Artık Mayan’ın küçük oğlu Sait gitmiş, yerine Ezidi Miri Sait Bey gelmişti. Sait Bey daha kısa bir süredir yönetime geçmişti ki, eşi Vansa Xanım’ ın erkek kardeşi olan Yezidxan’la aralarında anlaşmazsızlıklar çıktı. Çıkan anlaşmazlık öyle bir durum aldı ki, Sait Bey, Yezidxan’ ın öldürülmesi kararını verdi. Erkek kardeşinin öldürülmesi olayı, Vansa Xanım için tam bir yıkım olmuştu. Kardeşini öldürdüğü için, eşine saldıran Vansa Xanım, Sait Bey’i yaraladı. Vansa, Sait Bey’ in kanlar içinde yere yığılmasının ardından, kaçarak Halep’te bulunan bir Ezidi aşiretine katıldı. Olaydan çok kısa bir süre sonra da, 1944 yılında, Sait Bey yaşamını yitirdi. Mayan, evlat acısını çok derinden yaşamıştı. Sait Bey’ de, Mir Ali Bey gibi, zamansız terk etmişti O’nu. Ardında bir evlat acısı, birde yine idare edilmeyi bekleyen bir aşiret bırakarak.
Sait Bey’ in yerine geçmesi gereken oğlu Tahsin’ in ise yaşı çok küçüktü. Bu nedenle devreye yine Mayan Xatun girmek zorunda kaldı. Tahsin Bey’ in de büyüyene kadar vekaletini alarak, yönetimin başına geçti. Halk Mayan Xatun’a o kadar büyük değer veriyordu ki… Sait Bey yönetime geçinceye kadar Mir’ lik yapan Mayan Xatun, o dönemde adaletli yaklaşımıyla tüm aşiretin saygısı ve güvenini kazanmıştı. Bu nedenle Tahsin Bey’ in yerine yine vekaleti alması, halk arasında huzura vesile oldu. Halk, Mayan Xatun’u sadece ünvanı olan Mir adıyla değil, bir rehber, öncü olarak gönülden kabul etmiş, sahiplenmişti. Mayan Xatun hem bölgenin, hem de bazı Ezidi aşiretlerinin yönetimini üstlendi.

Mayan Xatun hakkında, 1949 yılında Türk ve Osmanlı yöneticilerinden Sadık Damluci şunları tarihe not düşmüştür:
“O şimdi 75 yaşında. Ama onun gençliğini de bilirim. Çok güçlü bir kadındı. Eşi Mir Ali Beyin vefatıyla Mir Sait Bey’den ve Mir Tahsin Bey’den mirliğin vekâletini üstlenmiştir. Mayan Hanım ve Mir Ali Bey 3 yıl Sivas’ta sürgünde kalmışlardır. Mayan Hanım; akıllı, zeki ve geleceği iyi görüp değerlendirebilen biriydi. Mayan Hanım, topluluğunda yüksek bir düzeye sahipti. Halk korkmaktan çok onu rehber olarak alıyordu. Kimse onu rakip almaya cesaret edemezdi. Halkın içinde olmadığı vakit halk büyük bir üzüntü ve kedere kapılırdı. Asil ve güçlü bir karaktere sahipti. Mayan Hanım, kolay kolay herkese inanmazdı ve olaylara şüpheyle yaklaşırdı. Emir veren, bağışlayan veya öldüren yine Mayan Hanım’dır.”

Mayan Xatun, dolu dolu geçen 83 yılın ardından, güneşin sarı ışığının yavaş yavaş kızıla çaldığı bir zaman aralığında, 31 Haziran 1957’de yaşama veda etti. Ezidilerin cenaze töreni geleneklerine göre Mayan Xatun’ un kıymetli elbiselerini bir ağaç parçasına giydirip, kokular sürüp süsledikten sonra etrafında döndüler. Bu arada yaşamını yitirenin iyiliklerinden bahsedip ağlayarak dövündüler. Bu tören, üç gün devam etti.
Ve Mayan Xatun, kendinden geriye, ‘Ezidilerin ilk kadın Mir’ i Mayan Xatun’, adını yazdırdı halkın ve kadının direniş tarihine …
*: Vaveylâ: Çığlık

Geri Dön

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006. Tüm hakları saklıdır