|
İletişim |
|
Site
hakkında Görüş ve Önerileriniz İçin |
|
|
|
|
ÖNDERLİKTEN PERSPEKTİFLER
|
YRD KADIN KONFERANSINA DÖNÜK İZLENİMLER...
1.GÜN
İnsanlığın bir bütün ahlaki değerlerine karşı muazzam bir
deformasyon uygulamak için işletilen basın- yayın kurumlarının
kadrolarının yetiştiği eğitim merkezlerinde
gazetecilik-programcılık işine başlayan biri olarak, sonrasında
alternatif basıncılık yapma iddiasıyla katıldığım özgür basında
çalışmalarını yürüttüğüm günleri bir bütün gözden geçiriyorum.
Tıpkı bir film şeridi gibi…Önderliğimizin, sistem tarafından
uygulanan toplum kırıma karşıt olarak insanlığa sunduğu
paradigma çerçevesinde özgür toplumsal cinsiyet eşitliğini ve
bilincini, bir propagandist olarak ne kadar halka
ulaştırabildiğimi sorguluyorum. Çünkü dünyada ki devrim
hareketlerinin mirasçısı olan Kürt Özgürlük Hareketi, yine bir
ilki gerçekleştirerek dünya da ilk defa kadın basıncılarının bir
araya gelip sorunlarını tartışacağı bir konferans
gerçekleştirecek. “öylesine dolu bir yoğunlaşma, ön hazırlıkla
orada bulunmalıyım ki, bu tarihsel olayın içinde bulunma hakkını
kendimde göreyim” diye düşünüyorum. Ertesi gün yola koyuluyoruz.
Büyük şehirlerde gerçekleşen, şaşalı konferans salonlarındaki
yapaycılık ve yapmacılıktan eser olmayan, kadının doğasıyla
bütünleşen bir mekana ulaşıyoruz. Ağaçların yeşilinin,
gökyüzündeki mavilikle dans ettiği, iri yaprakların üzerimize
salkım salkım sarktığı yerde kocaman bir çadırla karşılaşıyorum.
Bizi karşılayan arkadaşlar, Kürt Kadın Basın çalışmalarını
buluşturacak, dünyada gerçekleşecek bu ilk konferansın önümüzde
duran çadırda yapılacağını söylüyorlar. Tabi bu sözün yanı sıra,
hemen kolları sıvayıp çadırı hazırlamamız gerektiğini de…
Konferanstan bir gün önce alanda hazır bulunan beş–altı kadın
basıncı ve en önemlisi de özgürlük militanlarıyla hiç durmadan
ise koyuluyoruz. Eldeki teknik imkanlarda sınırlı. Gerçi bol
olsa da ne çıkar ki! Hiç birimiz yürekten bağlı olduğumuz
ekolojik felsefemiz gereği doğadan daha estetik bir görüntü
tezahür edemiyoruz ki uslarımızda. Konferans pankartlarını
özenle hazırlıyor Ardıl, Bermal, Dimen, ve Elif arkadaşlar. Bana
Dıljin ve Jinda arkadaşa da çadırın içini kumaşla kaplamak,
masamıza en güzelinden bir biçim vermek ve dikmek düşüyor. Bir
taraftan gelecek olan çok sayıda katılımcı için ekmekler
yapılırken diğer yandan eşyalar taşınıyor. Öyle heyecanlı,
coşkuluyuz ki…Kadının ideolojikleşmesinin göstergesi olan
örgütlülüğü, er ya da geç, bir konferansla , kadın basın
çalışanları adına ilan edecek olmak, inanılmaz bir haz veriyor
insana… Akşam yorgun argın yerlerimize gidip, ertesi gün dinç
bir şekilde kalmak için, yıldızları yorgan yapıyoruz kendimize.
O gece uyuyamıyorum tabi. Bir çok söz-düşünce, bunun yanı sıra
heyecan olgusu beynime saldırırken nasıl uyuyabilir ki insan?
Reber Apo’nun daha öncesinden basına ilişkin yaptığı bir
değerlendirmede ki sözü geliyor aklıma. Bu söz üzerine
düşünüyorum bir süre: mutlak hakimiyetin, günümüzde kapitalist-
emperyalist imparatorluğa has olduğu, bunun karşısında kimsenin
direnemeyeceği, sonuç alamayacağı gibi bir amaç, çok çeşitli
basın- yayın, medya tekleri vasıtasıyla beyinlere, yüreklere
şırınga ediliyor. Kurtuluş sürecine giren insanlık, emekçi
sınıflar, halklar için tam teslimiyet dayatılmaktadır. Giderek
bunun uzlaşılması gereken, benimsenmesi gereken mutlak bir düzen
olduğu kabul ettirilmekte, hatta bundan da öte özümsetilerek
insanlık ortadan kaldırılmak istenmektedir.” Durum bu kadar
insanlık aleyhine ciddiyken, kadın basıncılarına düşen görev ve
sorumluluğun tartışılacağı bu konferansta ulaşılacak sonuçların
öneminin hayati düzeyde olduğunu düşünüyorum. Sonra uykuya
dalıyorum.
Sabah, dağların doruklarında “rojbaş” sesiyle “merhaba” demek
yeni güne, bir başkadır. Güneş tüm bonkörlüğüyle aydınlatır,
renklendirir zirveleri. İşte o sabahlardan biri, yaşamlarıyla
tarih yazanların nefes alıp verdiği mekanda , odunlarımızı
toplayıp, “reşo” kod adlı çaydanlıklarımızı ateşle bir an önce
kucaklaştırmak için kahvaltı yerlerimize gidiyoruz. Konferans
delegesi çok sayıda arkadaş, erkenden gelmişler alana. Tek tek
kucallaşıp, sarılıyoruz. Kimimiz uzun süredir görüşemediği
yodaşı ile hasret giderirken, kimimizde çalışmalarından ismen
tanıyıp, hiç karşılaşmadığımız gazeteci yada programcı
arkadaşlarımızla tanışıyoruz. Oluşan bu sıcak atmosfer
karşısında düşünüyorum da; kadın kültürünün ahlaki-politik
değerlerini yeniden toplumsallaştırmak için mücadele veren özgür
basının kadın çalışanları, yüz yüze gelmeseler de hiç, en ırak
mekanlarda da olsalar birbirine, aynı ortak düş için nefes alıp
verdikleri sürece, yıllardır tanışıyorlarmışcasına bir hava
oluşturuyorlar her yerde…
Sonra birinci YRD kadın konferansının başlayacağı kırmızı ve
yeşil renklerle kaplanmış çadırda yerlerimizi alıyoruz.
Konferansımızın açılış konuşmasını yapmak üzere Kürdistan Özgür
Kadın Partisi(PAJK) Koordinasyon üyesi Feride Alkan, karşımıza
çıkıyor. Medya ve kadın olgusuna, kadının basın-yayın alanında
ki temsliliyetine, erkek egemenlikli zihniyeti tam anlamıyla
çözümlemeden, erillikten ve bununla özdeş olan iktidarcı-
baskıcı- gasp ve talan siyasetinden, uslubundan, duruşundan
kopulamayacağı hususlarına ilişkin değerlendirme yapıyor. Son
derece kapsamlı bir şekilde kapitalist sistemin medyaya biçtiği
misyonu ve esas hedefine koyduğu kadının eşitlik ve özgürlük
değerlerine yönelik Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi’nin bakış
açısıyla ele alarak anlatan Feride arkadaşın sarf ettiği
sözleri, bir çok delege arkadaş başlarıyla onaylayarak
dinliyorlar. Bu arada gözüme eskiden Kürt kadınlarının yaptığı
yaptığı gibi saçlarını ve şifon bir şalı iç içe karıştırarak
örmüş ve bu örüğünü omzundan öne doğru sarkıtmış, Feride
arkadaşın saçları takılıyor. Saçıyla harmanladığı şifon
rengarenk. İçinde gökkuşağının tim renlerinin olduğu bu şalı
seçmesi bir tesadüf olabilir mi? diye düşünüyorum. Acaba
kapitalist sistem tarafından renksiz bırakılmış, siyahlara
büründürülmüş bir dünyaya karşı, Kürt Kadın basıncılarının
toplandığı bu konferansta, bir Kadın Partisi temsilcisi olarak,
yeniden inşa edilmek istenen toplumu, olması gerektiği gibi
güneşin ışınlarıyla gelen binbir renkle buluşturma iddia ve
kararlılığının bir işareti olamazmıydı bu şal. Onun saçla
harmanlanması, yaşamı her rengiyle kabul edip, renkleri
zenginlik olarak görerek, her an barış ve özgürlük için
haykırarak, ilmek ilmek ören, tarihten bu güne uzanan kadınları
bir anma biçimi olamazmıydı bu uzun örük? Bu düşünceler hızla
geçerken beynimden Feride arkadaş, kadın basıncıların özgürlüğe
bu kadar yakın olduğumuz 4. Stratejik dönemde çalışmalarını iki
kat güçlendirerek yeni sürece cins mücadeleleri ve halka
toplumsal cinsiyet eşitliği ve örgütlülüğünü kavratan bir
başarıya ulaşacağına olan inancını belirttiği son sözlerini
ifade ediyor. Ve konferans delegeleri olarak Feride arkadaşın
şahsında Ortadoğu’da kadın özgürlük değerlerimizle bizi
buluşturan “Biji Serok Apo” sloganı eşliğinde, uzun süre ayakta
alkışlıyoruz.
Neolitik kültürün yaşandığı, uygarlığın doğduğu Altın Hilal de
birinci YRD Kadın Konferansı, böylece resmen başlamış oluyor.
İşleyiş gereği divan seçimine gidiliyor. Kadın mücadelesine
yıllarını vermiş önemli bir tecrübe, birikim edinmiş olan Pelşin
Tolhıldan, kadın basıncılığına yıllarını vermiş Rojbin arkadaş,
PAJK koordinasyon üyesi Feride arkadaşlar delegelerin oyları ile
bu tarihi konferansın divanı olarak seçiliyorlar. Kürdistan
Özgürlük Hareketi’nin özgür basın şehitleri için saygı duruşu ve
ardından Önder Apo’nun perspektifleri ve alan raporlarının
okunmasına geçiliyor. Siyasal süreç değerlendirmesi maddesine
sıra geliyor. işte o an Ortadoğuyu geri kalmış olarak niteleyen
kesimlerin burada olmasını o kadar istiyorum ki!...
Kürt Kadın basıncıları, hem etnik hem cins, hem de bölge
kimlikleriyle bütünleşmiş bir şekilde, tarihsel, sosyolojik
anlamda , öyle bir düzeyde yapıyorlar ki değerlendirmelerini,
toplumsal sorunları tespit etme, bu sorunların nedenlerini
çözümleyip, çıkış yoluna ulaşarak, bunu aktarma, paylaşmada ki
ustalıkları hayranlık uyandırıyor. Her birinin söze ilk
başlarken birinci YRD Kadın Konferansından duydukları heyecanı
dile getirişlerinde ki şiirsel imgeler, sistem içileşen tüm
edebiyatçıları, dil uzmanlarını kıskandıracak kadar özel. Çünkü
yürekten geliyorlar. Çünkü bilgiyle taçlanıyorlar. Çünkü uğruna
yaşadıkları Kadın Kurtuluş İdeolojisinden alıyorlar güçlerini…
Dünya da ki hegemonik odakları, militarizmin bulunduğu konumu,
finans-kapitalin nesneleştirerek, bir tüketim aracına
dönüştürmek için medya ve üç S olarak tabir edilen “sanat, spor
ve sex” e ilişkin tarihsel-toplumsal derinliği olan ve geçmişle
bu günü bir arada ele alarak yaptıkları, siyasete yönelik
değerlendirmeler dolu dolu geçiyor. Politikayı ele alış
şekilleri ve geleceğe ilişkin öngörüleri karşısında, özgür
basının kadın çalışanları olarak gelmiş oldukları düzeyi; yaşama
sanatına, insanlığın lehine yön vererek estetik biçim
kazandıracak olan sanatçılar olarak tanımlamaktan alamıyorum
kendimi…
Bir gün böyle bitiyor. Yarın kalınan yerden devam etmek üzere.
Akşam ufak tefek pratik işler, Zekiye Arkadaş tarafından
örgütlendiriliyor. Deniz Derya ve Roza Helin bir takım teknik
işler için koşuşturup duruyorlar. Akşamda ABD ve Türkiye, Irak,
İran, Suriye, Avrupa, Ortadoğu’ya ilişkin son konjektürel durum
değerlendirmeleri ikişer, üçer gruplar halinde tartışılmaya
devam ediyor. Ve günün yorgunluğu ile, sanki elle
tutulabilecekmişcesine bize yakın olan ayın, Kürt Kadınlarının
deyimiyle Ay Tanrıçası Sin’in güzelliği altında uykuya
dalıyoruz.
2. GÜN
Ahlaki-politik değerlerin, maneviyatın, duyguların, yani
bunların toplamı olan gerçek insanlığın yaşam sürdüğü tarihi
dokudan, yarım kalmış bir türkü kulaklarımıza fısıldıyor yine:
ROJBAŞ! Katılımcıların çoğunun yüzünde harika bir tebessüm,
kimisinin gözlerinde yıldızlardan bir parça almışçasına bir
tutam pırıltı ile, yeniden başlıyoruz tartışmalara…
Bu kez gündem; kadın basın kadrolarının medyaya bakış açısı,
basın-yayın alanında yaşanan sorunlar ve çözüm yolları. Onca
kadın basıncının bu konferansta buluşmasının esas teması, yani.
Gelinen alanlar farklı da olsa, kadının hem medyada yansıma
biçimi, hem de kadın basın çalışanlarının yaşadığı problemlerin
ortak olduğunun, dolayısıyla güçlerini bir özgün örgütlülük
ekseninde birleştirerek daha sonuç alıcı çözüm yöntemleri
geliştirecekleri vurgusu sık sık yapılıyor. Kapitalist
modernitenin kendi sistemini kalıcılaştırmasında önemli bir araç
misyonunu yüklediği medyanın, zorun gücünden çok kültürel
asimilasyon ve kendine yabancılaştırma olgusu ile toplum kırımı
gerçekleştirmek için çalıştığı, delegeler tarafından kapsamlıca
ele alınıyor. Güçlü, güçsüzü ezer mantığının, basın yoluyla genç
beyinlere enjekte edildiği, düşünsel tembelliği kanıksamış,
sorgulamayan bir halk gerçeğine ulaşmanın hedeflendiğinin altı
çizildi. Beşbin yıllık erkek egemenlikli zihniyetin yarattığı
cinsiyetçi toplumun, medya da bir bütüne yansımasını bulduğu ve
toplumsal bellek tekrar kazanılmadan karanlıkardan kurtuluş
olamayacağı belirtildi. Bununla bağlantılı olarak özgür basının,
her kadın kadrosunun ulaşabildiği kitleyi özgürlük mücadelesi
ile buluşturmada öncü misyonu omuzlamasa gerektiği önemle
vurgulandı.
Kürt Kadın basıncıları, halkı özgür düşünen, sorgulatan düzeye
getirmenin, bilinçli bir propagandistin görevi olduğu ve bununla
birlikte toplumun hem etnik hem cinsiyet eşitliği bakış açısına
ilişkin gelişim seyrinden bizzat sorumlu oldukları bilinciyle
özeleştirel bi duruş sergilediler. Kendini tam anlamıyla
eğitmemiş, özde birey olarak kendini ikna edememiş bir
basıncının, özgürlük değerlerini cinsiyetçi olmayan bir dille
ele almak yerine mevcut sistem basınının eril diline öykünmekten
kaçınamayacağına dikkat çeken kadın konferansında, basıncıların
ve programcıların kadın tarihini, ötekileştirilenlerin sesini,
olay, olguları toplumsal cinsiyet eşitliği gözüyle işlemenin
önemine işaret edildi. Tüm gün devam eden tartışmalar boyunca
kadın basıncılığı kapsamında yaşanan önemli sorunlar çözüm
yollarına ilişkin çıkarsamalara gidildi. Bir gün daha, böylece
tamamlanmış oldu. Bu gün ki direkt çalışmalarımızla iç içe olan
konular gece boyunca zihnimizi meşgul etti. Hem üzerimizde bir
çarşaf gibi serili ve arada bir tıpkı göz kırpar gibi yaparak
yanıp sönen yaldızlara dalıyor hem de böylesi önemli bi
konferansa katıldığım için kendimi şanslı hissediyorum. Tam da o
an bir yıldız kayıyor. Evet, o an. Bu olay heyecanıma heyecan
katmaya yetiyor. Ani bir refleksle, dilek tutmak geliyor
içimden. Bizi, Mezopotamyanın kutsal dağlarında cins bilinci,
özgün örgütlülük düşüncesiyle buluşturan, Kürt Kadının
entelektüel ve pratik anlamda kahramanlığa varan bir düzeye
ulaşmasının yolunu açan Reber Apo’nun özgürlüğüne doğru adım
adım ilerlerken, kadın kültü’nün merkezinde yer alan “barış
içinde yaşamın” Kürdistan’ı, Ortadoğu’yu ve tüm evreni
kucaklamasını dileyiverdim, kayan yıldızdan.
3. GÜN
Ve birinci YRD Kadın Konferansı’nın son “rojbaş” sesiyle uyanıp,
ateşlerimizin başında toplanarak, çaylarımız yudumlamaya
başladık. Fotoğraf çeken, kameralarıyla etrafta dolaşan, kıyıda,
köşede, bir ağacın altında okunmuş notlar alan basıncıların,
röportaj- program ve haber hazırlıkarıyla geçecekti bu son gün.
Kadın konferansı divanında ki Pelşin, Rojbin ve Feride
arkadaşlar dışında ki diğer Kürt kadın basıncıları, alışık
olmadıkları bir şeyi yaparak, yaşarken yazılan,
çekerken-çekilen, sonra sorarken –sorulan ve cevaplayan
pozisyonda olacaklardı bu gün.
Son oturum böylece başladı. Önerilerin yapıldığı, tartışmalar
sonucunda kararlara gidildiği bu bölümde özgün kadın
basıncılığının daha çok geliştirmek, basının karma kurumlarına
kadın dili ve rengini daha fazla taşırabilmeye kadar, önemli
hususlara değinildi. Özgür basın da ki kadın kadroların
Gurbeteli Ersöz kişiliği, entelektüel birikimi ve pratiğini
model alarak, Ş. Şilan Kobani’nin girişimciliği ve ideolojimiz
eksenli yaşam duruşu, Ş. Şilan Aras arkadaşın olmaz felsefesine
karşı yaptıpı çıkış ile yaratıcılık özelliğini ve Ş. Jiyan
arkadaşın halkla kurduğu sarsılmaz bağı esas alarak katılımda
bulunma iddiasını ve kararlılığında olarak, bundan sonra ki
sürece katılımın önemi vurgulandı. Bu arada mor oldukça iri bir
kelebek çadırdan içeri girdi. Üzerimizde narin bir edayla birkaç
tur attı. Hepimizin gözü, kadın rengini tüm zerafetiyle
kanatlarında taşıyan bu güzelliğe takılmıştı. Dikkatleri üzerine
çektiğini başarmış olduğunu fark etmişçesine sanki önceden
planlanmış bir hedef gibi. Pelşin Tolhıldan, Rojbin ve Feride
arkadaşlardan oluşan divan üyelerimizin arkasında asılı bulunan
“1. Konferansa YRD ya jıne” yazısındaki “jın” kelimesinin “j”
harfi üzerine kondu. Kim bilir belki de şehit Ş. Gurbeteliden,
Ş. Jiyandan, Ş. Şilanlardan haberciydi bu kelebek. Bizlere
aldığınız kararların, verdiğiniz sözlerin takipçisi olacağız “
mesajını iletmeye gelmişti. Belki de çadıra ilk girdiğinde,
üzerimizde uçarken kanatlarında getirdiği bizim görmemizin
mümkün olmadıpı tılsımlı bir özgüven ve gücün iksirini serpmişti
başlarımızdan aşağı. Belki de gözlerimizle görmek mümkün olmadı
yaşanan bu olayı. Peki ya hissetmek? Hissetmekte mi olmazdı?
1- En etkili ideolojik araç milliyetçiliktir. Yeni din
değerindedir. Milliyetçilik ulus-devlete, ‘tanrının yeryüzündeki
hali’ gibi kutsallık atfetmektedir. Ölümüne bağlanmak, en üst
değer olarak benimsemek yeni dinin gereğidir.
2- Siyasi iktidarın çekiciliği, etki gücü bireyi vatandaş kılmak
için yoğunca kullanılır. Siyasi partiler özellikle bu amaçla rol
ifa eder. İktidara kapılanmak, “Devlet benimdir” demek birey
için güvenlik ve itibarın en kestirme yoludur.
3- Devletin ekonomik tekel niteliği sanayi devrimiyle daha
yaygınlaştığı ve sanayi tekelciliği çok geliştiği için,
neredeyse toplumun yarısı devlet kurumlarında işçi-memur olarak
istihdam edilir. Kendi başına bu durum toplumun büyük kısmını
ulus-devlet üyesi, yani vatandaşı olmak için yarış durumuna
sokar. Özel denilen tekelleri ulus-devlet tekellerinden ayırmak
güçtür. İkisi arasında çok sıkı birlik, ortaklık hali mevcuttur.
Devlet tekelinin nerede başlayıp nerede bittiği ile özel tekelin
yeri arasında ayrım yapmak güçtür. Özel tekeller kârın
yarısından çoğunu devlete verirken, devlet de bir nevi modern
iltizamlar olarak kendilerine sınırsız kolaylıklar sağlar.
Dolayısıyla özel tekellerin bireyi vatandaşlaştırması devletten
bazen daha da gericidir. Çünkü işsiz bırakma bahanesiyle
istediği kıvamda eğitmesi çok kolaylaşır. Sendikaların son
dönemlerinde tutuculaşıp ulus-devletçi kesilmesi de bu
gelişmelerle bağlantılıdır. İşçilik reel-sosyalizmle adeta
ulus-devletin militanı haline getirilir.
4- Hukukun vatandaşlıkla ilişkisi çok somuttur. İşini yürütmek
isteyen her birey nüfus kimliğine sahip olmak zorundadır. Kimlik
zaten kendi başına devlet vatandaşlığı anlamına gelir. Devlet
üyesi olunduğunun simgesel ifadesidir.
5-Tarih boyunca canlı tutulan iktidar ve devlet bilinci, yani
geleneği vatandaşlık biçimlenmesine açık ki önemli katkılarda
bulunur.
6- Cinsiyetin etkisi babanın aile ocağında devletin
temsilcisiymiş gibi algılanmasından ileri gelir. Evde her erkek,
kadınlar karşısında devlet demektir. Bu algılanma toplumun
bütünlüğü açısından da geçerlidir. Ulus-devlet bu algıyı daha da
eğitip kendisine uyarlamaya çalışır.
7- Askerlik kurumu ulus-devletin en temel değer olarak bireyin
kimliğinin beyin ve duygularına kazılarak yeniden yetiştirildiği
devlet kurumlarının başında gelir. Her ulus-devlet kurumunun
benzer işlevi vardır. Ama hiçbiri askeri kurumun rolüne
erişemez.
8- Din, ulus-devlet sürecinde milliyetçiliğin en çok kullandığı,
direkt ulus-devlet dinine dönüştürüldüğü araç konumundadır. Din
hem ulusallaştırılarak, hem milliyetçileştirilerek, ulus-devlet
döneminde toplumsal kurum olarak ahlaki özüne en ters düşmüş
konuma düşürülür. Seküler milliyetçiliğin dışında kalan toplum
kesimlerini dini milliyetçilikle, eski tanrının yeni haliyle
bilinçli veya kendiliğinden kulu halinde bütünleştirerek bir
nevi kendi iç ihanetini de yaşamış olur. Din-laiklik çatışması
bu ihanetle yakından bağlantılıdır.
9- Eğitim ilkokuldan üniversiteye kadar bireyi vatandaş kılmakta
en etkili modernite kurumudur. Askeri kurumlarla bu konuda yarış
halindedir. Kapitalist modernite için en aptallaştırılmış, tüm
tarihsel-toplumsal gelişim ve değişimin farklılaşarak
oluşturulan değerlerini önce dinciliğin, sonra milliyetçiliğin
süzgecinde, resmi ideolojinin potasında yoğrulan vatandaş
yetiştirmek bu kurumların öncelikli hedefidir. Bu konuda
softalık, ortaçağ skolastiğini fersah fersah geride bırakmıştır.
10- Medya modernizmin en etkili beyin ve yürek yıkama aracıdır.
Bu aygıtlar iletişim teknolojisinin sunduğu olanaklardan
yararlanan ulus-devlete dilediği vatandaşı yetiştirmekte büyük
kolaylıklar sağlamaktadır. Özellikle üç (S)ler seks, spor ve
sanatın popülerleştirilerek, özünden boşaltılarak topluma
sunulmasında ve böylece en aptal, banal, afyonlanmış vatandaş
oluşumunda medya başat rol oynamaktadır.
Günümüzde kültürün gittikçe sığlaşması, büyüleyiciliğini
kaybetmesi, sır veremez duruma düşmesi, ilham kılıcı olmaktan
çıkması, kültürel gelenek üzerinde ulus-devletin yürüttüğü
buldozer hareketi dolayısıyladır. Binlerce dil, on binlerce
kabile, aşiret, kavim, arkeolojik miras, farklı yaşam biçimi,
yani kültürler hep bu tek kültür soykırım politikasının kurbanı
olmuşlardır. Nerede duracağı da belli değildir. Tek tip renkten
ibaret ulus-devlet, ulus-birey ve ulus-toplumun kültürü sadece
faşizm üretmekle kalmaz; yaşamı çölleştirerek sadece savaşacak
hedef arayan bir canavarlaşma sürecine sokar. Sonuç içinden
çıkılmaz etnisite, din, dil ve diğer kültür savaşlarıdır.
Günümüz bu savaşlarla çalkalanmaktadır. Hitler bu savaş
kültürünün başlangıcı ve simgesel değeridir. Günümüz bu
simgeselliğin gerçeğe dönüşmüş halini yaşamaktadır. Yine
öğrenmek isteyenler için altın değerinde olan Irak ve olup
bitenler ortadadır.
Liberal demokrasi olarak orta sınıfa oynarken, en büyük
demokrasi oyununda gerçek demokratik toplum güçlerine üstünlük
sağlayarak demokrasinin içeriğini boşa çıkarmayı hedefler.
Liberal burjuvazi, liberal demokratlar ancak güçlü demokratik
gelişmeler ortamında sol kanat olarak olumlu kılınabilir. Dikkat
edilmesi gereken, orta sınıf sapkınlığıdır. Kapitalizm toplumun
demokratikleşme mücadelesi karşısında orta sınıfı kullanmada
büyük deneyim kazanmıştır. Tavizler vererek, hayaller
uyandırarak, toplumun alt zeminine karşı sürekli korkutarak iç
politika yürütmeyi esas alır. Ulus-devlet bu anlamda orta
sınıfın yoğunlaşmış savaşıdır. Yine bu anlamda ulus-devlet orta
sınıfın savaş ilahıdır. Öyle anlar, öyle hayal eder, öyle
tapınır. Bu tanrı ve yoğunlaştırdığı savaşına karşı demokratik
güçlerin kendi öz zihniyet ve eylemlerini yaratmaktan başka
seçenekleri yoktur. Bu tanrıya karşı tek seçenek ise, özgür
yaşamın kendini en kutsal seçenek kılmasıdır!
Geri Dön
|