ÖNDERLİKTEN PERSPEKTİFLER

YRD KADIN KONFERANSINA DÖNÜK İZLENİMLER...

Zin Evinawelat

1.GÜN
İnsanlığın bir bütün ahlaki değerlerine karşı muazzam bir deformasyon uygulamak için işletilen basın- yayın kurumlarının kadrolarının yetiştiği eğitim merkezlerinde gazetecilik-programcılık işine başlayan biri olarak, sonrasında alternatif basıncılık yapma iddiasıyla katıldığım özgür basında çalışmalarını yürüttüğüm günleri bir bütün gözden geçiriyorum. Tıpkı bir film şeridi gibi…Önderliğimizin, sistem tarafından uygulanan toplum kırıma karşıt olarak insanlığa sunduğu paradigma çerçevesinde özgür toplumsal cinsiyet eşitliğini ve bilincini, bir propagandist olarak ne kadar halka ulaştırabildiğimi sorguluyorum. Çünkü dünyada ki devrim hareketlerinin mirasçısı olan Kürt Özgürlük Hareketi, yine bir ilki gerçekleştirerek dünya da ilk defa kadın basıncılarının bir araya gelip sorunlarını tartışacağı bir konferans gerçekleştirecek. “öylesine dolu bir yoğunlaşma, ön hazırlıkla orada bulunmalıyım ki, bu tarihsel olayın içinde bulunma hakkını kendimde göreyim” diye düşünüyorum. Ertesi gün yola koyuluyoruz. Büyük şehirlerde gerçekleşen, şaşalı konferans salonlarındaki yapaycılık ve yapmacılıktan eser olmayan, kadının doğasıyla bütünleşen bir mekana ulaşıyoruz. Ağaçların yeşilinin, gökyüzündeki mavilikle dans ettiği, iri yaprakların üzerimize salkım salkım sarktığı yerde kocaman bir çadırla karşılaşıyorum. Bizi karşılayan arkadaşlar, Kürt Kadın Basın çalışmalarını buluşturacak, dünyada gerçekleşecek bu ilk konferansın önümüzde duran çadırda yapılacağını söylüyorlar. Tabi bu sözün yanı sıra, hemen kolları sıvayıp çadırı hazırlamamız gerektiğini de…
Konferanstan bir gün önce alanda hazır bulunan beş–altı kadın basıncı ve en önemlisi de özgürlük militanlarıyla hiç durmadan ise koyuluyoruz. Eldeki teknik imkanlarda sınırlı. Gerçi bol olsa da ne çıkar ki! Hiç birimiz yürekten bağlı olduğumuz ekolojik felsefemiz gereği doğadan daha estetik bir görüntü tezahür edemiyoruz ki uslarımızda. Konferans pankartlarını özenle hazırlıyor Ardıl, Bermal, Dimen, ve Elif arkadaşlar. Bana Dıljin ve Jinda arkadaşa da çadırın içini kumaşla kaplamak, masamıza en güzelinden bir biçim vermek ve dikmek düşüyor. Bir taraftan gelecek olan çok sayıda katılımcı için ekmekler yapılırken diğer yandan eşyalar taşınıyor. Öyle heyecanlı, coşkuluyuz ki…Kadının ideolojikleşmesinin göstergesi olan örgütlülüğü, er ya da geç, bir konferansla , kadın basın çalışanları adına ilan edecek olmak, inanılmaz bir haz veriyor insana… Akşam yorgun argın yerlerimize gidip, ertesi gün dinç bir şekilde kalmak için, yıldızları yorgan yapıyoruz kendimize. O gece uyuyamıyorum tabi. Bir çok söz-düşünce, bunun yanı sıra heyecan olgusu beynime saldırırken nasıl uyuyabilir ki insan? Reber Apo’nun daha öncesinden basına ilişkin yaptığı bir değerlendirmede ki sözü geliyor aklıma. Bu söz üzerine düşünüyorum bir süre: mutlak hakimiyetin, günümüzde kapitalist- emperyalist imparatorluğa has olduğu, bunun karşısında kimsenin direnemeyeceği, sonuç alamayacağı gibi bir amaç, çok çeşitli basın- yayın, medya tekleri vasıtasıyla beyinlere, yüreklere şırınga ediliyor. Kurtuluş sürecine giren insanlık, emekçi sınıflar, halklar için tam teslimiyet dayatılmaktadır. Giderek bunun uzlaşılması gereken, benimsenmesi gereken mutlak bir düzen olduğu kabul ettirilmekte, hatta bundan da öte özümsetilerek insanlık ortadan kaldırılmak istenmektedir.” Durum bu kadar insanlık aleyhine ciddiyken, kadın basıncılarına düşen görev ve sorumluluğun tartışılacağı bu konferansta ulaşılacak sonuçların öneminin hayati düzeyde olduğunu düşünüyorum. Sonra uykuya dalıyorum.
Sabah, dağların doruklarında “rojbaş” sesiyle “merhaba” demek yeni güne, bir başkadır. Güneş tüm bonkörlüğüyle aydınlatır, renklendirir zirveleri. İşte o sabahlardan biri, yaşamlarıyla tarih yazanların nefes alıp verdiği mekanda , odunlarımızı toplayıp, “reşo” kod adlı çaydanlıklarımızı ateşle bir an önce kucaklaştırmak için kahvaltı yerlerimize gidiyoruz. Konferans delegesi çok sayıda arkadaş, erkenden gelmişler alana. Tek tek kucallaşıp, sarılıyoruz. Kimimiz uzun süredir görüşemediği yodaşı ile hasret giderirken, kimimizde çalışmalarından ismen tanıyıp, hiç karşılaşmadığımız gazeteci yada programcı arkadaşlarımızla tanışıyoruz. Oluşan bu sıcak atmosfer karşısında düşünüyorum da; kadın kültürünün ahlaki-politik değerlerini yeniden toplumsallaştırmak için mücadele veren özgür basının kadın çalışanları, yüz yüze gelmeseler de hiç, en ırak mekanlarda da olsalar birbirine, aynı ortak düş için nefes alıp verdikleri sürece, yıllardır tanışıyorlarmışcasına bir hava oluşturuyorlar her yerde…
Sonra birinci YRD kadın konferansının başlayacağı kırmızı ve yeşil renklerle kaplanmış çadırda yerlerimizi alıyoruz. Konferansımızın açılış konuşmasını yapmak üzere Kürdistan Özgür Kadın Partisi(PAJK) Koordinasyon üyesi Feride Alkan, karşımıza çıkıyor. Medya ve kadın olgusuna, kadının basın-yayın alanında ki temsliliyetine, erkek egemenlikli zihniyeti tam anlamıyla çözümlemeden, erillikten ve bununla özdeş olan iktidarcı- baskıcı- gasp ve talan siyasetinden, uslubundan, duruşundan kopulamayacağı hususlarına ilişkin değerlendirme yapıyor. Son derece kapsamlı bir şekilde kapitalist sistemin medyaya biçtiği misyonu ve esas hedefine koyduğu kadının eşitlik ve özgürlük değerlerine yönelik Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi’nin bakış açısıyla ele alarak anlatan Feride arkadaşın sarf ettiği sözleri, bir çok delege arkadaş başlarıyla onaylayarak dinliyorlar. Bu arada gözüme eskiden Kürt kadınlarının yaptığı yaptığı gibi saçlarını ve şifon bir şalı iç içe karıştırarak örmüş ve bu örüğünü omzundan öne doğru sarkıtmış, Feride arkadaşın saçları takılıyor. Saçıyla harmanladığı şifon rengarenk. İçinde gökkuşağının tim renlerinin olduğu bu şalı seçmesi bir tesadüf olabilir mi? diye düşünüyorum. Acaba kapitalist sistem tarafından renksiz bırakılmış, siyahlara büründürülmüş bir dünyaya karşı, Kürt Kadın basıncılarının toplandığı bu konferansta, bir Kadın Partisi temsilcisi olarak, yeniden inşa edilmek istenen toplumu, olması gerektiği gibi güneşin ışınlarıyla gelen binbir renkle buluşturma iddia ve kararlılığının bir işareti olamazmıydı bu şal. Onun saçla harmanlanması, yaşamı her rengiyle kabul edip, renkleri zenginlik olarak görerek, her an barış ve özgürlük için haykırarak, ilmek ilmek ören, tarihten bu güne uzanan kadınları bir anma biçimi olamazmıydı bu uzun örük? Bu düşünceler hızla geçerken beynimden Feride arkadaş, kadın basıncıların özgürlüğe bu kadar yakın olduğumuz 4. Stratejik dönemde çalışmalarını iki kat güçlendirerek yeni sürece cins mücadeleleri ve halka toplumsal cinsiyet eşitliği ve örgütlülüğünü kavratan bir başarıya ulaşacağına olan inancını belirttiği son sözlerini ifade ediyor. Ve konferans delegeleri olarak Feride arkadaşın şahsında Ortadoğu’da kadın özgürlük değerlerimizle bizi buluşturan “Biji Serok Apo” sloganı eşliğinde, uzun süre ayakta alkışlıyoruz.
Neolitik kültürün yaşandığı, uygarlığın doğduğu Altın Hilal de birinci YRD Kadın Konferansı, böylece resmen başlamış oluyor. İşleyiş gereği divan seçimine gidiliyor. Kadın mücadelesine yıllarını vermiş önemli bir tecrübe, birikim edinmiş olan Pelşin Tolhıldan, kadın basıncılığına yıllarını vermiş Rojbin arkadaş, PAJK koordinasyon üyesi Feride arkadaşlar delegelerin oyları ile bu tarihi konferansın divanı olarak seçiliyorlar. Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin özgür basın şehitleri için saygı duruşu ve ardından Önder Apo’nun perspektifleri ve alan raporlarının okunmasına geçiliyor. Siyasal süreç değerlendirmesi maddesine sıra geliyor. işte o an Ortadoğuyu geri kalmış olarak niteleyen kesimlerin burada olmasını o kadar istiyorum ki!...
Kürt Kadın basıncıları, hem etnik hem cins, hem de bölge kimlikleriyle bütünleşmiş bir şekilde, tarihsel, sosyolojik anlamda , öyle bir düzeyde yapıyorlar ki değerlendirmelerini, toplumsal sorunları tespit etme, bu sorunların nedenlerini çözümleyip, çıkış yoluna ulaşarak, bunu aktarma, paylaşmada ki ustalıkları hayranlık uyandırıyor. Her birinin söze ilk başlarken birinci YRD Kadın Konferansından duydukları heyecanı dile getirişlerinde ki şiirsel imgeler, sistem içileşen tüm edebiyatçıları, dil uzmanlarını kıskandıracak kadar özel. Çünkü yürekten geliyorlar. Çünkü bilgiyle taçlanıyorlar. Çünkü uğruna yaşadıkları Kadın Kurtuluş İdeolojisinden alıyorlar güçlerini… Dünya da ki hegemonik odakları, militarizmin bulunduğu konumu, finans-kapitalin nesneleştirerek, bir tüketim aracına dönüştürmek için medya ve üç S olarak tabir edilen “sanat, spor ve sex” e ilişkin tarihsel-toplumsal derinliği olan ve geçmişle bu günü bir arada ele alarak yaptıkları, siyasete yönelik değerlendirmeler dolu dolu geçiyor. Politikayı ele alış şekilleri ve geleceğe ilişkin öngörüleri karşısında, özgür basının kadın çalışanları olarak gelmiş oldukları düzeyi; yaşama sanatına, insanlığın lehine yön vererek estetik biçim kazandıracak olan sanatçılar olarak tanımlamaktan alamıyorum kendimi…
Bir gün böyle bitiyor. Yarın kalınan yerden devam etmek üzere. Akşam ufak tefek pratik işler, Zekiye Arkadaş tarafından örgütlendiriliyor. Deniz Derya ve Roza Helin bir takım teknik işler için koşuşturup duruyorlar. Akşamda ABD ve Türkiye, Irak, İran, Suriye, Avrupa, Ortadoğu’ya ilişkin son konjektürel durum değerlendirmeleri ikişer, üçer gruplar halinde tartışılmaya devam ediyor. Ve günün yorgunluğu ile, sanki elle tutulabilecekmişcesine bize yakın olan ayın, Kürt Kadınlarının deyimiyle Ay Tanrıçası Sin’in güzelliği altında uykuya dalıyoruz.
2. GÜN
Ahlaki-politik değerlerin, maneviyatın, duyguların, yani bunların toplamı olan gerçek insanlığın yaşam sürdüğü tarihi dokudan, yarım kalmış bir türkü kulaklarımıza fısıldıyor yine: ROJBAŞ! Katılımcıların çoğunun yüzünde harika bir tebessüm, kimisinin gözlerinde yıldızlardan bir parça almışçasına bir tutam pırıltı ile, yeniden başlıyoruz tartışmalara…
Bu kez gündem; kadın basın kadrolarının medyaya bakış açısı, basın-yayın alanında yaşanan sorunlar ve çözüm yolları. Onca kadın basıncının bu konferansta buluşmasının esas teması, yani. Gelinen alanlar farklı da olsa, kadının hem medyada yansıma biçimi, hem de kadın basın çalışanlarının yaşadığı problemlerin ortak olduğunun, dolayısıyla güçlerini bir özgün örgütlülük ekseninde birleştirerek daha sonuç alıcı çözüm yöntemleri geliştirecekleri vurgusu sık sık yapılıyor. Kapitalist modernitenin kendi sistemini kalıcılaştırmasında önemli bir araç misyonunu yüklediği medyanın, zorun gücünden çok kültürel asimilasyon ve kendine yabancılaştırma olgusu ile toplum kırımı gerçekleştirmek için çalıştığı, delegeler tarafından kapsamlıca ele alınıyor. Güçlü, güçsüzü ezer mantığının, basın yoluyla genç beyinlere enjekte edildiği, düşünsel tembelliği kanıksamış, sorgulamayan bir halk gerçeğine ulaşmanın hedeflendiğinin altı çizildi. Beşbin yıllık erkek egemenlikli zihniyetin yarattığı cinsiyetçi toplumun, medya da bir bütüne yansımasını bulduğu ve toplumsal bellek tekrar kazanılmadan karanlıkardan kurtuluş olamayacağı belirtildi. Bununla bağlantılı olarak özgür basının, her kadın kadrosunun ulaşabildiği kitleyi özgürlük mücadelesi ile buluşturmada öncü misyonu omuzlamasa gerektiği önemle vurgulandı.
Kürt Kadın basıncıları, halkı özgür düşünen, sorgulatan düzeye getirmenin, bilinçli bir propagandistin görevi olduğu ve bununla birlikte toplumun hem etnik hem cinsiyet eşitliği bakış açısına ilişkin gelişim seyrinden bizzat sorumlu oldukları bilinciyle özeleştirel bi duruş sergilediler. Kendini tam anlamıyla eğitmemiş, özde birey olarak kendini ikna edememiş bir basıncının, özgürlük değerlerini cinsiyetçi olmayan bir dille ele almak yerine mevcut sistem basınının eril diline öykünmekten kaçınamayacağına dikkat çeken kadın konferansında, basıncıların ve programcıların kadın tarihini, ötekileştirilenlerin sesini, olay, olguları toplumsal cinsiyet eşitliği gözüyle işlemenin önemine işaret edildi. Tüm gün devam eden tartışmalar boyunca kadın basıncılığı kapsamında yaşanan önemli sorunlar çözüm yollarına ilişkin çıkarsamalara gidildi. Bir gün daha, böylece tamamlanmış oldu. Bu gün ki direkt çalışmalarımızla iç içe olan konular gece boyunca zihnimizi meşgul etti. Hem üzerimizde bir çarşaf gibi serili ve arada bir tıpkı göz kırpar gibi yaparak yanıp sönen yaldızlara dalıyor hem de böylesi önemli bi konferansa katıldığım için kendimi şanslı hissediyorum. Tam da o an bir yıldız kayıyor. Evet, o an. Bu olay heyecanıma heyecan katmaya yetiyor. Ani bir refleksle, dilek tutmak geliyor içimden. Bizi, Mezopotamyanın kutsal dağlarında cins bilinci, özgün örgütlülük düşüncesiyle buluşturan, Kürt Kadının entelektüel ve pratik anlamda kahramanlığa varan bir düzeye ulaşmasının yolunu açan Reber Apo’nun özgürlüğüne doğru adım adım ilerlerken, kadın kültü’nün merkezinde yer alan “barış içinde yaşamın” Kürdistan’ı, Ortadoğu’yu ve tüm evreni kucaklamasını dileyiverdim, kayan yıldızdan.
3. GÜN
Ve birinci YRD Kadın Konferansı’nın son “rojbaş” sesiyle uyanıp, ateşlerimizin başında toplanarak, çaylarımız yudumlamaya başladık. Fotoğraf çeken, kameralarıyla etrafta dolaşan, kıyıda, köşede, bir ağacın altında okunmuş notlar alan basıncıların, röportaj- program ve haber hazırlıkarıyla geçecekti bu son gün. Kadın konferansı divanında ki Pelşin, Rojbin ve Feride arkadaşlar dışında ki diğer Kürt kadın basıncıları, alışık olmadıkları bir şeyi yaparak, yaşarken yazılan, çekerken-çekilen, sonra sorarken –sorulan ve cevaplayan pozisyonda olacaklardı bu gün.
Son oturum böylece başladı. Önerilerin yapıldığı, tartışmalar sonucunda kararlara gidildiği bu bölümde özgün kadın basıncılığının daha çok geliştirmek, basının karma kurumlarına kadın dili ve rengini daha fazla taşırabilmeye kadar, önemli hususlara değinildi. Özgür basın da ki kadın kadroların Gurbeteli Ersöz kişiliği, entelektüel birikimi ve pratiğini model alarak, Ş. Şilan Kobani’nin girişimciliği ve ideolojimiz eksenli yaşam duruşu, Ş. Şilan Aras arkadaşın olmaz felsefesine karşı yaptıpı çıkış ile yaratıcılık özelliğini ve Ş. Jiyan arkadaşın halkla kurduğu sarsılmaz bağı esas alarak katılımda bulunma iddiasını ve kararlılığında olarak, bundan sonra ki sürece katılımın önemi vurgulandı. Bu arada mor oldukça iri bir kelebek çadırdan içeri girdi. Üzerimizde narin bir edayla birkaç tur attı. Hepimizin gözü, kadın rengini tüm zerafetiyle kanatlarında taşıyan bu güzelliğe takılmıştı. Dikkatleri üzerine çektiğini başarmış olduğunu fark etmişçesine sanki önceden planlanmış bir hedef gibi. Pelşin Tolhıldan, Rojbin ve Feride arkadaşlardan oluşan divan üyelerimizin arkasında asılı bulunan “1. Konferansa YRD ya jıne” yazısındaki “jın” kelimesinin “j” harfi üzerine kondu. Kim bilir belki de şehit Ş. Gurbeteliden, Ş. Jiyandan, Ş. Şilanlardan haberciydi bu kelebek. Bizlere aldığınız kararların, verdiğiniz sözlerin takipçisi olacağız “ mesajını iletmeye gelmişti. Belki de çadıra ilk girdiğinde, üzerimizde uçarken kanatlarında getirdiği bizim görmemizin mümkün olmadıpı tılsımlı bir özgüven ve gücün iksirini serpmişti başlarımızdan aşağı. Belki de gözlerimizle görmek mümkün olmadı yaşanan bu olayı. Peki ya hissetmek? Hissetmekte mi olmazdı?
 


1- En etkili ideolojik araç milliyetçiliktir. Yeni din değerindedir. Milliyetçilik ulus-devlete, ‘tanrının yeryüzündeki hali’ gibi kutsallık atfetmektedir. Ölümüne bağlanmak, en üst değer olarak benimsemek yeni dinin gereğidir.


2- Siyasi iktidarın çekiciliği, etki gücü bireyi vatandaş kılmak için yoğunca kullanılır. Siyasi partiler özellikle bu amaçla rol ifa eder. İktidara kapılanmak, “Devlet benimdir” demek birey için güvenlik ve itibarın en kestirme yoludur.


3- Devletin ekonomik tekel niteliği sanayi devrimiyle daha yaygınlaştığı ve sanayi tekelciliği çok geliştiği için, neredeyse toplumun yarısı devlet kurumlarında işçi-memur olarak istihdam edilir. Kendi başına bu durum toplumun büyük kısmını ulus-devlet üyesi, yani vatandaşı olmak için yarış durumuna sokar. Özel denilen tekelleri ulus-devlet tekellerinden ayırmak güçtür. İkisi arasında çok sıkı birlik, ortaklık hali mevcuttur. Devlet tekelinin nerede başlayıp nerede bittiği ile özel tekelin yeri arasında ayrım yapmak güçtür. Özel tekeller kârın yarısından çoğunu devlete verirken, devlet de bir nevi modern iltizamlar olarak kendilerine sınırsız kolaylıklar sağlar. Dolayısıyla özel tekellerin bireyi vatandaşlaştırması devletten bazen daha da gericidir. Çünkü işsiz bırakma bahanesiyle istediği kıvamda eğitmesi çok kolaylaşır. Sendikaların son dönemlerinde tutuculaşıp ulus-devletçi kesilmesi de bu gelişmelerle bağlantılıdır. İşçilik reel-sosyalizmle adeta ulus-devletin militanı haline getirilir.


4- Hukukun vatandaşlıkla ilişkisi çok somuttur. İşini yürütmek isteyen her birey nüfus kimliğine sahip olmak zorundadır. Kimlik zaten kendi başına devlet vatandaşlığı anlamına gelir. Devlet üyesi olunduğunun simgesel ifadesidir.


5-Tarih boyunca canlı tutulan iktidar ve devlet bilinci, yani geleneği vatandaşlık biçimlenmesine açık ki önemli katkılarda bulunur.


6- Cinsiyetin etkisi babanın aile ocağında devletin temsilcisiymiş gibi algılanmasından ileri gelir. Evde her erkek, kadınlar karşısında devlet demektir. Bu algılanma toplumun bütünlüğü açısından da geçerlidir. Ulus-devlet bu algıyı daha da eğitip kendisine uyarlamaya çalışır.


7- Askerlik kurumu ulus-devletin en temel değer olarak bireyin kimliğinin beyin ve duygularına kazılarak yeniden yetiştirildiği devlet kurumlarının başında gelir. Her ulus-devlet kurumunun benzer işlevi vardır. Ama hiçbiri askeri kurumun rolüne erişemez.


8- Din, ulus-devlet sürecinde milliyetçiliğin en çok kullandığı, direkt ulus-devlet dinine dönüştürüldüğü araç konumundadır. Din hem ulusallaştırılarak, hem milliyetçileştirilerek, ulus-devlet döneminde toplumsal kurum olarak ahlaki özüne en ters düşmüş konuma düşürülür. Seküler milliyetçiliğin dışında kalan toplum kesimlerini dini milliyetçilikle, eski tanrının yeni haliyle bilinçli veya kendiliğinden kulu halinde bütünleştirerek bir nevi kendi iç ihanetini de yaşamış olur. Din-laiklik çatışması bu ihanetle yakından bağlantılıdır.


9- Eğitim ilkokuldan üniversiteye kadar bireyi vatandaş kılmakta en etkili modernite kurumudur. Askeri kurumlarla bu konuda yarış halindedir. Kapitalist modernite için en aptallaştırılmış, tüm tarihsel-toplumsal gelişim ve değişimin farklılaşarak oluşturulan değerlerini önce dinciliğin, sonra milliyetçiliğin süzgecinde, resmi ideolojinin potasında yoğrulan vatandaş yetiştirmek bu kurumların öncelikli hedefidir. Bu konuda softalık, ortaçağ skolastiğini fersah fersah geride bırakmıştır.


10- Medya modernizmin en etkili beyin ve yürek yıkama aracıdır. Bu aygıtlar iletişim teknolojisinin sunduğu olanaklardan yararlanan ulus-devlete dilediği vatandaşı yetiştirmekte büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Özellikle üç (S)ler seks, spor ve sanatın popülerleştirilerek, özünden boşaltılarak topluma sunulmasında ve böylece en aptal, banal, afyonlanmış vatandaş oluşumunda medya başat rol oynamaktadır.


Günümüzde kültürün gittikçe sığlaşması, büyüleyiciliğini kaybetmesi, sır veremez duruma düşmesi, ilham kılıcı olmaktan çıkması, kültürel gelenek üzerinde ulus-devletin yürüttüğü buldozer hareketi dolayısıyladır. Binlerce dil, on binlerce kabile, aşiret, kavim, arkeolojik miras, farklı yaşam biçimi, yani kültürler hep bu tek kültür soykırım politikasının kurbanı olmuşlardır. Nerede duracağı da belli değildir. Tek tip renkten ibaret ulus-devlet, ulus-birey ve ulus-toplumun kültürü sadece faşizm üretmekle kalmaz; yaşamı çölleştirerek sadece savaşacak hedef arayan bir canavarlaşma sürecine sokar. Sonuç içinden çıkılmaz etnisite, din, dil ve diğer kültür savaşlarıdır. Günümüz bu savaşlarla çalkalanmaktadır. Hitler bu savaş kültürünün başlangıcı ve simgesel değeridir. Günümüz bu simgeselliğin gerçeğe dönüşmüş halini yaşamaktadır. Yine öğrenmek isteyenler için altın değerinde olan Irak ve olup bitenler ortadadır.
Liberal demokrasi olarak orta sınıfa oynarken, en büyük demokrasi oyununda gerçek demokratik toplum güçlerine üstünlük sağlayarak demokrasinin içeriğini boşa çıkarmayı hedefler. Liberal burjuvazi, liberal demokratlar ancak güçlü demokratik gelişmeler ortamında sol kanat olarak olumlu kılınabilir. Dikkat edilmesi gereken, orta sınıf sapkınlığıdır. Kapitalizm toplumun demokratikleşme mücadelesi karşısında orta sınıfı kullanmada büyük deneyim kazanmıştır. Tavizler vererek, hayaller uyandırarak, toplumun alt zeminine karşı sürekli korkutarak iç politika yürütmeyi esas alır. Ulus-devlet bu anlamda orta sınıfın yoğunlaşmış savaşıdır. Yine bu anlamda ulus-devlet orta sınıfın savaş ilahıdır. Öyle anlar, öyle hayal eder, öyle tapınır. Bu tanrı ve yoğunlaştırdığı savaşına karşı demokratik güçlerin kendi öz zihniyet ve eylemlerini yaratmaktan başka seçenekleri yoktur. Bu tanrıya karşı tek seçenek ise, özgür yaşamın kendini en kutsal seçenek kılmasıdır!

 

Geri Dön
 

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır