Kafkasya’daki Kürt Kadının Anatomisi Kitabından
ERMENİSTAN’DA DENGBEJ KADINLAR
Kafkasya ya da Ermenistan denildiği zaman, dengbejler,
güzel klamlar ve flüt ezgileri gelirdi her Kürdün aklına
bir zamanlar. Ermenistan’daki Kürtler de, flüt
ezgileriyle, klamlarıyla, folkloruyla Kürt kültürünü
korumaya çalışmışlar. Her ne kadar bazı dönemlerde Kürt
kültürü etkisizleştirilmeye, asimile edilmeye
çalışılmışsa da Kürtler kültürel gelişimleriyle
kendilerini korumaya çalışmışlar ve Ermenistan’daki
Kürtler folklorik ve dengbejlik konularında güçlü bir
arşive sahip. Dengbejlik yönünde Karapete Xaço, Şeroye
Biro, Avdilaye Zeynike vb. birçok kişi daha herkesçe
tanınmakta.
Sınırları geçerek Kafkasya’ya, Ermenistan’a gelen Kürter;
ülkelerine olan özlemlerini, duygu yoğunluklarını,
acılarını her zaman klamlar ve ezgiler yoluyla
dillendirmişler. Ermenistan’da sürgünlük yaşayan Kürt
halkı; ülkelerine olan özlemlerini, yüreklerinin
hasretliklerini hep ezgiler ve klamlarla
anlamlandırmışlar. Onlar için klam söylemenin, ezgi
yapmanın diğer anlamı sürgünü gerçekleştirenlerden,
kendilerini buraya sürenlerden bir intikam alma adı
haline gelmiş.
Ermenistan’da da göçün acılarını, sürgünlüğün tüm
acılarını, yabancı ve kendi ülkesinden uzak yaşamanın
tüm acılarını da ve topraksız yaşamanın zorluklarını en
çok kadınlar çekmekte. Kürdistan’da nasılki Meyremxanlar,
Ayşeşanlar çıkmışsa; Kafkasya’da ve özellikle de
Ermenistan’da da büyük sayıda kadın dengejler ve
müzisyenler çıkmıştır. Her ne kadar şu anda bazı
nedenlerden dolayı büyük bir kısmı başka yerlerde
yaşıyor ya da ölmüş olsalar da bıraktıkları etkiler ve
onlardan geride kalanlar da yok değil.
Ermenistan’da Zanika Şakır, Aslika Kadır, Nure Cewari,
Sosika Sımo, Xana Zaze gibi dengbej kadınlar sesleri,
ezgileri ve müzikleriyle ün yapmış isimlerdir.
Ermenistan’da yetişen ve büyüyen Aslika Kadır bir süre
Ermenistan’da bir süre dengbejik yaptıktan sonra; bazı
koşullardan şu anda Avrupa’da yaşamakta. Zanika Şakır
vb. gibi diğer dengbej Kürt kadınları da Kürt ezgilerini
dışa taşımışlardır. Ermenistan dışında yaşayan diğer
dengbej Kürt kadınları da başka yerlerde hem yüksek
öğrenimlerini hem de müzik yüksek okullarını okuma
imkanı yakalamış ve Kürt kültürünü, müziğini, sanatını
ve müzisyenliğini bilimsel anlamda da koruma imkanını
yakalamışlardır.
Mesela Nure Cewari (Heciye Cindi’nin kızı); hem müzik
yüksek okulunda okumuş, hem de uzun bir süre Erivan
radyosunda sorumlu olarak çalışmış, hem de radyoda
sesiyle tüm Kürt halkının gönlünde yer edinmiş ve çok
sayıda nota yapmıştır. Fakat Nure Cevari de bazı
nedenlerden dolayı Kafkasya dışında yaşamakta. Cemile
Celil de Erivan’da müzisyenlik yüksekokulunu okumuş;
uzun yıllar Erivan radyosunda çalışmış ve notalar
geliştirmiştir. Ve Kürt Ermenistan’daki anomin Kürt
müziğinin derlenip, toparlanmasında önemli bir rolü
vardır. Cemile Celil; Ermenistan’daki hemen hemen tüm
köyleri dolaşarak, resmi kayıtlara geçmemiş Kürt
şarkılarını, türkülerini toplar ve kitaplaştırır. Bunun
için kendisine “ben müziğin gerillasıyım” der. Aynı
amanda bir müzisyen olarak Kürt ezgilerine ve klamlarına
büyük önem vermekte. Kürt klamlarının ve ezgilerinin yok
olmaması için büyük bir çaba da göstermekte.
Ermenistan’da dengbejlik yapabilecek olup, bunu bazı
toplumsal geleneklerden ya da bazı imkansızlıklardan
dolayı devam ettirmemiş, kendisini geliştirmemiş ama
gerçekten yetenekli bir o kadar kadın daha var. Bu
konuda Cemile Celil bazı Kürt kadınlarına radyoda klam
söylemeleri için tekliflerde bulunduğunu ama toplumsal
gerilikten kaynaklı nedenlerden dolayı yetenekli olan bu
kadınların; kendilerini geçmişte neden
geliştiremediklerini şöyle anlatıyor: “Sesiniz güzel,
gelin radyoda klam söyleyin” diyordum ama onlar
“ayıptır, nasıl gelip radyoda klam söyleriz” diyordular.
Ayrıca Ermenistan’da müzisyenlik yapan Kürt kadını
Cemile Ermenistan’daki kadın dengbejler için şöyle
konuşmakta: “Babam köylere gider, Kürt kız ve
erkeklerini üst başlarıyla çok doğal halleriyle olduğu
gibi getirirdi. Ama birçok defa da herkes radyoya
gelmiyordu. Bazı genç kız ve erkekler düğünlerde
şarkılar söylüyordular. Fakat radyonun ismini
duyduklarında “hayır hayır! Casım amca biz radyoda şarkı
söyleyemeyiz, babam izin vermiyor, annem bırakmıyor”.
Babaları izin verdi mi, anneleri izin vermiyor; anneleri
izin verdi mi de babaları izin vermiyordu. Bu araç
sesimizi çalar diyordular!
Ermeni bir kadın vardı, Sahakyan Anoş ismindeydi.
“Radyoya gelip çalışmak ve şarkı söylemek istiyorum”
diyordu. Kendisi de Kürtçe dil ve sanatını çok iyi
biliyordu. Aynı zamanda Elegez kültür grubunda
çalışıyordu. Radyoda iki şarkı söyledi ve böylece ilk
defa kadın sesiyle şarkı söylenmiş oluyordu. Bazı küçük
gruplar vardı, ama radyoda şarkı söylemeye
korkuyorlardı. “Bu demir sesimizi çalar” diyordular.
Babam da “korkmayın, korkmayın sesinize birşey yapmaz
diyordu.”
Herşeye rağmen adı sanı ünlü birçok kadın dengbej
yetişti Ermenistan’da, yaşayanlar da Kürtçe müziklerini
devam ediyorlar. Şu anda Ermenistan’da yaşayan ve NÇA (navenda
çanda agıri) üyesi olan dengbej Dilber; Ermenistan’da
ilk kadın dengbejlerini ve Kürt müziğini ve
Ermenistan’da neden kadın dengbejlerin azaldığını, neden
Kürt foklor ve müziğinin azaldığını anlattı. Çünkü son
dönemlerde Ermenistan’da NÇA kuruldu ve tüm Kürtler bu
süreçte geliştirdikleri folklor ve müzik gruplarıyla tüm
ulusal günlerini ve şenliklerini kutluyorlar.
İşte bu konuda dengbej Dilber Vekil şöyle konuşmakta:
“Sovyetler döneminde Kürtler varolan imkanlardan
yararlanmasını bilmişler ve Kürt kültürünü, Kürt
müziğini geliştirme imkanlarını sonuna kadar
kullanmışlardır. Ve birçok yönden imkanları olan
Sovyetler döneminde Kürtler birçok müzik ve foklklor
grupları oluşturmuşlardı. Ermenistan’ın birçok alanında
oluşturulan bu müzik ve folklor grupları birçok defa
Kafkasya alanında gerçekleşen turnuvalara katılmış,
Kafkasya genelinde yapılan etkinliklere katılmışlardır.
Elbette o zamanlar birçok kadın dengbejler vardı; Aslika
Kadır, Sebril İsmail, Zadika Şekir, Fatma İsa vb. ama bu
dengbej kadınların geneli Ermenistan’dan göç ettiler,
birçoğu Avrupa’ya gitti. Zadika Şekır şu an Rusya’da
yaşıyor, Aslika Kadır da Avrupa’da...
Kendim 1973 yılında Erivan radyosunda klam söylemeye
başladım. Uzun yıllar boyunca da grup olarak Erivan
radyosunda klamlar söyledik. 1976’da Aboviyan alanına
bağlı Cıraber köyünde bir grup oluşturduk. Grupta hem
erkekler, hem de bayanlar yer alıyordu, genelde de aile
çevremdi. Kızkardeşlerim, eşim, amca çocuklarım grupta
yer alıyordu. Ve 14 yaşımdan itibaren klam söylemeye
başladım. 1976 yılında kurduğumuz grup hem müzik
alanında çalışıyordu, hem de folklor gösterileri
yapıyordu. 1978 yılında Leningrad’a Newroz bayramı
kutlamaları için çağrıldık. Genelde yurtseverlik ve aşk
klamları söylüyorduk.
Daha sonra bazı nedenlerden dolayı grubumuz dağıldı.
Fakat iki yıl önce Koma Berçem adında yeni bir grup
oluşturduk. Koma Berçem sadece bayanlardan oluşuyor. Hem
müzik yapıyoruz, hem de foklor gösterilerinde
bulunuyoruz. Kürtlerin tüm ulusal günlerinde ve
şenliklerinde sahnede yer alıyoruz.”
Kendisine Koma Berçem’in sorumlusu olan Dilber’e neden
sadece bayanlardan oluşturulduğunu sorduğumuzda da şöyle
devam ediyor: “çünkü hep Kürt kızlarının gelişmesini
istemişimdir. Kürt kadını daha önce köle konumundaydı,
bastırılıyordu, kadın yok olarak gösteriliyordu; fakat
şimdi öyle değil Kürt kadını artık çok büyük gelişmeler
kaydetmiş. Kadın olarak da biz bu çalışmayı
yürüttüğümüzde, kültürümüzü, sanatımızı
geliştirdiğimizde ülkemizle birlikte olduğumuzu
hisediyoruz. Topraklarımızdan uzağız, fakat hep
ülkemizin insanlarıyla birlikte olduğumuzu hisediyoruz.
Ülkemiz başarıncaya kadar da kültürümüzü korumasını,
sanatımızı daha da geliştirmemizi bilmemiz gerekiyor.”
Şüphesiz kadın dengbejliği; yeni bir tat, yeni bir renk
ve baharlardaki çiğ damlalarının serinliği ve hoşluğu
gibi etkiler yaratmaktadır Kürt klamlığında... her ne
kadar bu konuda birçok dengbej; kadın dengbejlerin Kürt
müziğine yeni bir tat ve yeni bir renk verdiği konusunda
görüşlerini belirtmiş olsalar da!
Ermenistan’da belki dengbejlerin sayısında bir azalma
yaşanmış olabilir ama iki yıldan beridir çalışmalarını
yürüten Koma Berçem’e baktığımızda genç ve yeni kuşak
olan bir dengbej grubuyla karşılaştığımızı görürüz.
Ermenistan’da sadece Koma Berçem’de değil, Koma
Mizgin’in de –ki hepsi bayanlardan oluşmuş-, Koma Elegez
bünyesinde yer alan bayanların hepsi genç kuşaktan.
Kafkasya’daki dengbej kadınların yeni bir dirilişi
yaşamaları ve dengbejliği devam ettirmeleri için de bu
genç bayan grupları büyük umutlar veriyor. Ve bu
gruplar; gelecek açısından taze bir kan, yeni bir ufuk
yaratmakta.
Fakat eski dönemlerdeki kadın dengbejlerin arşivi kendi
ağırlığıyla, kendi niteliğiyle yerini korumakta.
Hiçkimse onların değeri konusunda hiçbir şey de
söyleyemez.
Modern müzik konusunda da; Diana Vekil sesiyle
Ermenistan’da müzik yapan kadınlar arasında yer almakta.
Diana Vekil de Kürt müziği ve operayla uğraş vermekte,
operada yer alan bir Kürt kadını olarak büyük gelişmeler
sağlamakta, tiyatroyla uğraş vermekte.
Birlerce olan özlemler, binlerce defa ülkeden uzaklığın
getirdiği acılar, binlerce defa yaşanılan sürgün yaşamı
ve daha çok da Kafkasya’daki Kürt kadının çektiği
binlerce acılar; kadınların ses tellerinde, flüt sesiyle
birlikte ve Kürt klamlarıyla dalga-dalga hiçbir sınır,
hiçbir kanun tanımadan her tarafa, her Kürdün yaşadığı
yere yayılmakta ve ilerlemekte, ilerlemekte. Doğrudur
birçok dengbej Kürt kadınının dünyanın birçok yerine
gittiği, fakat yine de; dengbej kadınların klamlarının
yankıları her Kürt ananın yüreğinde çarpmakta...
Her ananın yüreğindeki o klamlar; acılarının ve
çektikleri elemlerin dermanı oluyor, acıların sabrı,
sürgünlüğün çözümü, ülkeye olan özlemlerinin sabrı,
atalarının köylerini bir kez daha görmelerinin umudu
oluyor. Yürekten, yüreğe esen bir rüzgar oluyor bu
sesler... bu sesler ne yürek ağrıtıyor, ne can
ağrıtıyor, ne de beyin ağrıtıyor... işte bu da Kürt
kadınlarının dengbejliği oluyor...
KAFKASYA’DA KÜRT KADINLARININ GİYİMİ
Elbette dünyada her halk, her millet kendi kültürü,
kendi örf, adetleriyle tanınır ve kendisini var eder.
Bir halkın kimliği: kültürü, gelenek, görenekleriyle
tanınır. Aynı şekilde bir halkın örf, adetleri ve
kültürü başka halkın kültüründen etkilenir ve başka
halkların kültürünü etkiler.
Özellikle de kültürel anlamda her halkın kendine özgü
giyim tarzı ve giydikleri elbiseleri vardır. Kuşkusuz
bir halkın giyimi, yaşam kültürü yaşadığı coğrafyadan ve
geçmiş tarihinden bağımsız değildir. Her halkın
giyiminde de; dini, ekonomik etkiler belirleyici
olmaktadır. Yani bir halkın giyimi; üzerinde yaşadığı
toprak parçasının coğrafik özelliklerinden, ekonomik
koşullarından ve kendisini yaşatan dini etkilerden
bağımsız değildir. Bunlar birbirini etkilerlerler de...
Bilindiği gibi; Ermenistan’daki Kürtlerin çoğunluğu
Ezidi dininden olan Kürtler’dir. Daha çok Kürdistan’dan
göçüp gelen bu Kürtler; daha da geldikleri yerlerin
kültürünü korumakta ve geldikleri yerlerden aldıkları
giyimlerini hemen hemen aynı şekilde devam
ettirmekteler. Ermenistan’da yaşayan Ezidi Kürt halkı;
daha çok Kars, Van, Bitlis vb. yerlerden göç ederek
geldikleri için; sınırları aşarken kendileriyle
getirdikleri giyim kültürünü de getirmişler. Şimdsi bile
sınırların öte yüzünde, kendilerinin bile yaşamadıkları
belki de görmedikleri ülkelerinin davul seslerini
sınırlar ardından duyuyorlar. Sınırlar ardından
ülkelerinin kendilerine ulaşan düğün sesleri, insan ve
silah sesleri umut veriyor, geçmiş ve gelecek hayalleri
kurduruyor. Onlar için sınrların ötesinden gelen sesler
atalarının sesleri, yok edilen, inkar edilmek istenen
dedelerinin-ninelerinin ezgileridir.
Ve halen de sınırları ve Aras suyunu geçerek gelen Ezidi
Kürtlerin oturuş, kalkışları, giyimleri, yaşam tarzları
birçok yönden halen de sınırların ötesinin izlerini
taşıyor.
Fakat zamanla Gürcistan’la sınır olmanın ve Ermeniler
içinde olmanın getirdiği kültürlerin birbirlerinden
etkilenmeleri de sözkonusudur. Bu konuda özellikle de
Ermenilerin kültüründen etkilenerek giyimlerini buranın
gerçekliğine göre geliştiren bir kısım Kürt kadınlarının
yanında; halen de büyük yaşta ve yaşlı Kürt kadınları,
sınırların ötesinden aldıkları giyim tarzlarına göre
giyiniyorlar. Kars ve diğer Kürt şehirlerinden gelen
Ezidilerin sayısı çokça olmasa da; halen giyimleri
sınırın ötesindeki Kürtlerin giyim tarzlarıyla aynı. Her
ne kadar modern anlamda giyimler ağırlık taşıyor olsa
da; eskilerden kalma giyim modelleri Kürt kadınları
arasındaki ağırlığını korumakta ve yaşlı kadınlar
ülkelerinden getirdikleri elbiseleri giymekte.
Belki model anlamında giyimde bazı değişiklikler de
olmuş, ama daha farklı modeller de geliştirilmiş.
Ermenistan’da da özellikle Elegez, Oktonberya ve Şamiram
alanlarında yaşayan Kürt kadınları halen de sınırların
ötesindeki büyüklerinin elbiselerinin modellerini
giyiyorlar. İster başlarına bağladıkları kefyeler, ister
sırtlarına geçirdikleri şallar olsun, hepsi de
ülkelerinde giyilenlerle aynı. Ermenistandaki Kürt
kadınları halen de; başlarına hirbi, önlerine peşmal,
sırtlarına kefye ve yelek giyiyorlar.
Bu konuda biz de halen eski Kürt kültürünü devam ettiren
büyük kadınlarla giyim üzerine tartıştık. Elbise
türlerinden hangilerini genç kızların, hangilerinin
ihtiyarların, hangilerinin de gelinlerin giydiklerini
sorduk ve bu konuda Elegez’deki Şemal Bıroyan, konuyla
ilgili olarak bize şöyle konuştu: “şimdi büyük
kadınların giydikleri elbiseler genelde ülkede giyilen
elbise modelleriyle aynı. Ama Kürtlüğün temsili olan
eski modellerdeki elbiseleri gençler fazla giymiyorlar,
sadece düğün ve şenliklerde giyiyorlar. Ermeniler
arasında yaşadığımız için de; gençlerin büyük oranda
etkilenmeleri sözkonusu.
Büyük yaşlardaki kadınlar halen de; önlerine peşmal
bağlıyor, yelek giyiyorlar. Belki daha önceleri
büyüklerimizin giyimlerinden de hatırlıyorum kutık
giyilirdi. Şimdi tam anlamıyla kutık olmasa da; genelde
peşmal, kefye ile birlikte kremsatine giyiliyor.
Başlarına da şaxrareşi bağlıyorlar
Ama Ermenilerin arasında kaldığımız için giyimimizde de
bir etkilenme görülebiliyor. Gençler daha çok modern
giyinmeye çalışıyorlar, başları ve saçları açıktır.
Düğünlere gittiğimizde de; normal yaşamda
giydiklerimizle aynı tarzda ama biraz daha pahalı
kumaşlarla yapılmış derekesklerimiz, yeleklerimiz,
şallarımızla gidiyoruz.
Xeyl: gelinlerin başına atılırdı
Şala Kurmanci: kalın kumaştandır. Kışın sırta atılıyor,
yünden yapılmadır.
Dere: yarım etek biçimindedir yani peşmal. Kumaşın
rengine göre değişebiliyor. Dere gibi genelde yeşildir.
Yelek (surt): iki parçadan oluşuyor. Genelde birkaç
renkten oluşuyor.
Tavrişi: şala benziyor ama hafif bir kumaştan yapılır.
Büyük kadınlar kullanırlar.
Şara toksin: çok eski bir modeldir ve şimdi az
kullanılıyor. Birçok renkten oluşuyor ve püsküllüdür.
Heft reng: eskiden xeli olarak kullanılırdı. Çok ince ve
hafif kumaştandır.
Kutık: yeleğin daha ağır kumaşından yapılır, iki tarafı
da giyilebilir.
En önemlisi olan ise; büyük yaştakilerin daha da eski
Kürt giyim tarzını devam ettiriyor olmaları ve
düğünlerde-şenliklerde gençlerin bile Kürt kültürünün
temsili olan elbiselerini giyiyor olmalarıdır.
Eskiden gelinlere de aynı tarzda elbiseler ve xeliler
giydirilirdi. Şimdi yer-yer halen de evlendirilen genç
kızların başına heftreng dediğimiz xeli atılıyor. Genç
kızlar da düğünlerde, şenliklerde ve özel günlerde
başlarına hirbi bağlıyor, kremsatine (yelek)
giyiyorlar.”
Şemal Bıroyan’ın dediği gibi; artık zamanla bu elbise
modelleri ortadan kalkmakta; sadece özel günlerde,
düğünlerde, şenliklerde giyilmekte. Ama en önemlisi de
bu elbise türlerinin coğrafi yakınlıktan kaynaklı Kars,
Van vb. şehirlerdeki Kürtlerin giydikleri ile çok
benzerlik taşıyor olmalarıdır. Sadece Kürdistan
şehirlerindeki Kürt kadınlarının giydikleriyle aynı
olup, sadece Ezidi Kürtler değil, Ermenistan’daki
müslümün Kürtleri de giymekteler. Doğrudur her ne kadar
Ezidi Kürtler; Ermeniler ve başka halklar arasında
yaşıyor olsalar da; -deyimleriyle- ülkelerinden
getirdikleri elbiselerin halen de saklıyorlar, halen de
büyüklerinden aldıkları modellerle kefyelerini,
elbiselerini dikiyorlar. Ama biz istesek de, istemesek
de yavaş yavaş Kürtlerin Ermenistan’da bile giydikleri
elbise modelleri günümüz gerçekliğine göre yavaş yavaş
ortadan kalkmakta. Belki ülkedeki bazı kadınlar
büyüklerinden aldıkları modellerle giydikleri
elbiselerini artık giymiyor olabilir de, ama
Ermenistan’daki kadınlar halen de ülkelerinden
getirdikleri elbiselerini saklamaktalar.
Kürt kadınları, Kürt çocukları sınırların ötesinden,
Araratın öteki yüzünden geldiler ve şimdi Ararat’ın öte
yüzünde yaşıyorlar. Sınırın ötesinde yaşayanlar;
önceleri herşeyleri ama herşeyleriyle sınırın ötesinden
getirdikleriyle yaşadılar, giydiler, oturdular,
konuştular. Daha sonra yavaş, yavaş sınırın ötesi
uzaklaşmaya başladı, uzaklaştı, uzaklaştı ve Agiri;
ARARAT oldu. Ararat artık sınıra yakın yaşayanların
yaşamı, giyimleri, kültürel özellikleri...
Ve artık ARARAT yavaş yavaş küçülmeye başladı sınırın
ötesinde yaşayanlar için. Çünkü Ararat modernleşti
sınırın ötesinde yaşayan için, çünkü Ararat; yeni
yetişen kuşaklar için yeni bir kuşağın sınırına dahil
oluyor.... çünkü Ararat artık; Araratın öteki tarafından
gelen ve şallarını, kefyelerini, şalvarlarını,
hirbilerini, ktanlarını, kofilerini kendileriyle
getirenlerin değil de modern dedikleri eteklerin,
minilerin, bluzların mekanı olmaya doğru yol almakta.