Geri Dön

TÜM  YAZILAR VE ŞİİRLER

AŞKIN VE İSYANIN DAĞLI ÇOCUKLARI...
 

Şerda Mazlum


Dengbejlerimizin aşk, hüzün, acı dolu ve yılların ötesinden akan seslerinin eşliğinde ülkemin efsanelerini okuyorum günlerdir. Her bir efsane başka bir diyara, başka bir duygu seline katıyor beni. Ülkemin efsanelerini okuduğum her satırı dakikalarca düşünerek gözümde canlandırmaya çalışırken, sözlerini tam olarak anlayamadığım bu ezgiler yüreğimi büyük bir hüzünle, özlemle dolduruyor. O çağlara gidiyorum o çağları bugüne taşımak istiyorum. O zaman herşey ne kadar da mertçeymiş ne kadar da yalansız ve ne kadar da insana dairmiş... herşey özgürlüğe, güzelliğe, aşka ve sevgiye meyilliymiş.
Kürdistanlı olduğumla bir kez daha gurur duyuyorum bu ezgileri dinleyip bu efsaneleri okudukça. Başım Ararat kadar dik, yüreğim Van gölü kadar duru, Dicle kadar nazlı, ruhum Sipan dağı kadar ulaşılmaz oluyor. Dağın özgürlük, isyan, başkaldırı, aşk demek olduğunu ruhumun ve yüreğimin derinliklerinde hissediyorum. Kürtler tüm güzellikleri dağlarda yaşamışlar. Birbirini sevenler dağlara kaçmış, zülme, haksızlığa boyun eğmeyenler, bu çağa göre olmayanlar, düz ovalarda soluksuz kalanlar soluğu dağların doruklarında almış. Aşkın ve isyanın çocuklarının meskeni olmuş başı dumanlı dağlar... Dağlarımız büyük aşklara da büyük kavgalara da tanıklık etmiş. Dengbejler en güzel klamlarını dumanlı dağların başında yıldızlarla bezenmiş gökyüzünün altında söylemişler. Berivanların söyledikleri türküler rüzgarın uğultusuyla karışmış dengbejlerin sesine. Sonra çobanın yanık kavalının ezgisi de arkadaş olmuş onlara. Bir de bunlara akan suların çağlaması, kuşların cıvıldayışları, koyun, kuzu ve keçilerin meleyişleri eşlik edince dünyanın hiçbir yerinde hiçbir zamanında böyle güzel bir yaşam türküsünün olamayacağına inanmış herkes. Yaşam türküsüne şakilerin tüfeklerinden çıkan mermi sesleri katılmış. Yaşam türküsü şakilerin tüfek sesleriyle daha da cesur söylenmeye başlanmış. Ve Kürdistan dağları hiçbir zaman şakisiz kalmamış. Kılamsız ve aşksız kalmadığı gibi. Dağ keçileri geçit vermez kayalıklarda yol göstericileri olmuşlar şakilerin. Ceylanlar şakiler susuz kaldıklarında su kenarlarına götürmüşler onları. Kendi öyküleriyle, aşklarıyla, kılamlarıyla ve de kavgalarıyla bir yaşam kurmuş aşkın ve isyanın meskeni dağların çocukları.
Katliamlar hiç durmamış bu topraklarda. Çok ölmüşler. Öldükleri kadar onlar da öldürmüş. Yaşama dair herşey anlamını yitirmiş ve artık ölüm arkadaşları olmuş onların. Dağların doruklarından akan bembeyaz köpüklerin oynaştığı sular kan kırmızı akmaya başlamış. Toprakta kan gülleri bitmeye başlamış. Artık bülbüller değil pepuk kuşları ötmeye başlamış. Analarını, babalarını, kardeşlerini, çocuklarını ve gönüllerini kaptırdıkları sevdiklerini gömmüşler toprağa. Kimi sevdiklerini toprağa bile gömememiş gömmüş yüreğine, gözlerine ve sözlerine. Şimdi daha iyi anlıyorum Kürdistanlıların seslerinin neden bu kadar hüzün dolu olduğunu, yüreklerinin kırılganlığını, gözlerinin buğululuğunu... çok insan tanıdım, çok ülke gezdim. Ama hiç kimsenin halkım gibi baktığını, halkım gibi konuştuğunu, halkım gibi ağladığını görmedim. Halkım ülkem olmuştu, ülkem de halkım. Ülkem parçalı ve yaralıydı, acılı ve gururlu. Halkım da öyleydi parçalı ve yaralıydı, acılı ve gururlu. Herşeyleri alınmıştı ellerinden geriye bir başı dik dağları bir de kirletmedikleri aşkları kalmıştı. Bir de dağlarını ve aşklarını konu edinen kılamları...
Ülkemin efsanelerini okudukça Siyabent ve Xece’yle, Filite Quto’yla, Bıro Heske Tello’yla, Alike Bate’yle oluyorum, onlarla soluyorum yaşamı, bazen de nefessiz kalıyorum. Siyabentin peşinden koşturup bırak o gakoviyi git Xece’nin yanına, sen ki o kadar düşmanı altettin sevdan için, şimdi bırak gitsin yoluna git Xece’nin yanına diye haykırmak isterken buluyorum kendimi. Xece’nin yanına gidiyorum sonra. Rengarenk kras fistanını giyinen uzun boylu, karakaşlı, karagözlü, burnunda hızması, örgülü gür simsiyah saçlarıyla güzelliğinin büyüleyiciliğiyle herkesi kendinden geçiren bu Kürt kızı hüzünle bakıyor kovi sürüsüne. Güzel Xecem, can Xecem ne diye böyle hüzünlü bakarsın bu kovi sürüsüne bak Siyabent yanında ve güzel dağlarınızdasınız haydi gülsene diyorum. Gülemem gülersem ne ben Xece ne de o Siyabent olur. Ne de aşkımız bu kadar büyür diyor. Xece doğruyu söylüyor yine de kıyamıyorum bu iki güzele. Ama olmuyor işte, başaramıyorum. Ben sevdası yarım kalanların ülkesi Kürdistanlıyım diyor Xece ve Xece’nin gözlerinden bir damla yaş dökülüyor uyuyan Siyabent’in yüzüne. Bundan sonra Xece ne yaptıysa alıkoyamıyor Siyabent’i. Gakoviyle kavgaya tutuşan Siyabent uçurumdan aşağıya bir ağacın üzerine düşüyor. Xece gidip yedi köyün halatlarını topluyor Siyabend’ini kurtarmak için birbirine bağlıyor. Uçurum yüksek, uçurum derin, ikisinin aşkı gibi. Bu yüzden halat yetişmiyor Siyabend’e ve Xece bu acıya dayanamayıp kendini uçurumdan atıyor. İkisi birlikte bir gölcüğün kenarına düşüyor ve ellerinin buluşmasına bir karış kala birbirlerine kavuşamadan ikisi de can veriyorlar. Sonra bu gölün kenarında iki bitişik ağaç yeşeriyor. Birinin Siyabent diğerinin de Xece olduğuna inanılıyor. Ölmeden önce birbirlerine söylediklerine inanılan sözler üzerine herkesin gönlünden kattığıyla güzelleşip ağıt olarak dilden dile dolaşıyor.
Xece dibe Suwaro
Sere çiya ye Sipan’e
We dumane, wa bi mije
Kesi dewr u zemana neditye
Seyd rabe seydvane tü
Bi kuje lo sıwaro lo
Weylo, weylo, weylo

Herê Ga kûviko
Hûstû mezino
Te rû berdaye
We kî bejna mino
Ez bûm sebebê te
Tû bûy qetlê
Min û swarê mino lo
Weylo, weylo, weylo.

Sîyabend dibê lê Xecê
Sîyabend’e Sîlive ezim
Sewiyê destê ap û amojnê ezim
Sebebê Karegeçan’ê salê ezim
Sebebê bav ête her heft bırayê te ezim
sebebê Ga koviye serê çîyaye Sîpanê Xelatê ezim
Sebebê kû îro tenê serê çîyayê Sîpanê mayî ezim
Lê weylê, weylê, weylê Xeca’min weylê weylê
Xeca’min negîrî, ne lorîne
Hêsîra ser sûretê sorda nebarîne Here Xelatê Adil cewazê
Yekî baş bibîne
Eger lawekî te çêbû nevê sıwarê xwe bira xwe bine
Te ez halandim serê darê beriştokê, Xecamın serê
Darê beriş toka Xecamin weylê, weylê, weylê, weylê

Ya da Filite Quto’yu Etmaneki aşiretinin başı olan Eme Mame Gindi’nin kervanının yolunu kesmemesi için uyarıyorum. Kanı kaynayan Deli Filite Quto kabul eder mi, erkekliğe sığdıramıyor bunu. Başlıyor kılamına,
"...Elî lawo dilê min dibêyeee,
Karwan têj kevrê badê bajar
bi bajar rê bi rêyeee,
Lawo derdê min ne meya Xeco
Hêstira navê wî Hedoyeee,
Siwal bikin nav û dengê
Filîtê Quto, min ji gelek
karwana girtîye pacû xeraca serê rêyeee..."
Sonra Eme Mame Gindi’nin yanına gidiyorum bu ömrünün baharındaki gencecik fidanı kurşunlamaması için ikna etmeye çalışıyorum. Filite Quto’yu vurmaktan vazgeçmiyor, o da toz kondurmuyor yiğitliğine, erkekliğine. Bir kez daha tiksiniyorum birbirinin canını alan bu erkeklikten, bu yiğitlikten. İkisi de canını vermeyi kabul ediyor ama silahlarını bırakmayacak kadar inatçı ve gururlular. Eme Mame Ginde’nin dilinden şu dizeler dökülmeye başlıyor,
“..Elî lawo belkî apo xêrê ji te nebîne
ji xwera baqilbe ava ne çêkirin û şekirina
tuncik û temelîyê ber çavê qîz û bûkêne
te qe nebihîstîye nav û dengê pîncê Şemê
law va şerê bokeberananeûûîîyîîwîîî;
Sêsidûşêstûşeş tamarê mêra ji pişta min rabûne
berxê pirça serê min bû şijûne tu banzde
bazinbelekê tevî gullebarûtê bazinbelekê ji apê xwera bîneee..."
Bu iki yiğit bu sözlerin ardından kavgaya tutuşuyorlar ve genç Filite Quto yaşlı kurt Mame Ginde’nin üç kurşunuyla boylu boyunca kanlar içerisinde yere seriliyor. Yakışır mıydı be bu sana Mame Ginde, yakışır mıydı bu filinta gibi delikanlıyı kanlar içerisinde bırakmak. Gençliğinin ateşinde kavrulan Filite Quto’nun bedenini yağlı kurşunlara hedef yapmak. İki aşireti birbirine düşürmek. Reşkotan aşiretinin gözünü kan bürüyor, Eme Mame Ginde ve yeğeni Eliye Edmanake başta olmak üzere kervana geçit vermiyorlar ve hepsini öldürüyorlar ortalık kan gölüne dönüyor. Neden bu trajedi, neden bu içe dönük öfke?
Dinlediğim kılamların öykülerini öğrendikçe daha bir içimi acıtıyor bu ezgiler. Kulağımdan hiç eksik olmasın istiyorum. Yüreğimden de öyle. Kendi ülkesinin, kendi topraklarının efsanelerini bilmeyenlerin kendi topraklarının, kendi insanlarının acılarını hissedemeyeceklerine inanıyorum. Kendi ülkesinin acılarını hissedemeyenlerinde özgürleşemeyeceğini düşünüyorum. Dinlediğim diğer müzikler, okuduğum onca kitap geliyor aklıma. Hiç birinde kendimi bu kadar bulamamıştım, kendi köklerimi bu kadar derinden hissedememiştim. Kürdistanlı olduğumu, köklerimle buluştuğumu hissediyorum bu ezgilerle, bu efsanelerle. Okuduğum bir kitap müziğin olduğu yerde kötülük olmaz diyordu ve müziğin bugüne kadar bilinmeyen ideolojik bir ifade gücü oluşturduğundan söz ediyordu. Müziğin ideolojik bir ifade gücü oluşturduğu doğru. Ama müziğin olduğu yerde kötülük olmaza katılamıyorum. Ve ben de diyorum ki halkın efsanalerini, yaşanmış gerçeklikleri, aşkları, isyanları, kahramanlıkları, güzellikleri anlatan müzikte ruh vardır ve bu müziğin olduğu yerde kötülük olmaz. İşte Kürtlerin dengbejlerinin sesleri yaşadıkça bu sesler dinlendikçe kötülük yenilmeye mahkum olacak. Bu müziği dinlerken efsanelerini de öğrenmeniz şart tabii ki. Her kılamın bir öyküsü var. Her öykünün bir kılamı. Kürt dengbejlerini dinledikçe, her kılamın öyküsünü öğrendikçe kendinizi daha iyi tanıdığınızı hissedeceksiniz, kültürünüzün tarihinizin zenginliğiyle karşılaşacaksınız. Kendi insanlarınızın acılarını tanıdıkça, yaşadıkça duygu dünyanız eskisinden çok daha güçlü olacak. Aşkın ve isyanın dağlı çocukları Kürdistanlıları ve Kürtleri daha çok sevecek, Kürdistanlı olduğunuz için daha çok gurur duyacaksınız.

 

Geri Dön

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006. Tüm hakları saklıdır