|
İNADINA...
Roza Semsur
Bizim de bir zamanlar ışıkları ışıl ışıl yanan
kentler de sıcak yaşamlarımız vardı.
Özgürlüğe gebe, mahkum yaşamlardı. Karanlıklar
kuşattı zamanı tüm ışıklarımız söndü. Çok uzaklarda
nöbetler de izler olduk kentleri…
Bütün mahkumluklara inat!
Bizim de zihinler de gökkuşağı timsali rengarenk
ütopyalarımız gizliydi. Bağımsızlığı taşıyan
hümanist ütopyalardı. Betonlaşmış zihinlerin
işkencehanelerinde gerçeğin ütopyalarını his ettik,
ellerimiz prangalı düşünceler zindanıydı? Yaşama
empati duyuyorduk.
Uçan kuşların kanatlarını kırmaya çalışanlara inat!
Bizim de yüreğimizde zümrütlerden düşler yeşerirdi.
Olgunlaştıklarında evreni doğallığın renk cümbüşüne
çevirecek düşlerdi… Düşümüzü yarılarken korkunç
uyandırıldık! Ve yeryüzü tek renge gömüldü. Soğuk ve
gerçeğin düşünde çürüyen yıllara inat!
Şimdi en mavisinden düşleri ay ve yıldızların
donattığı gökyüzünün altında koruyor, bir yorgan
misali üstümüze örtüyoruz.
Bizim de ruhumuz da cıvıl cıvıl aşk’lar gizliydi. En
halisinden aşklardı… Neolitiğin adaletli aşkından
emperyalizmin kapitalist aşkına sürgün edildik, tüm
insanlık soyuyla soysuzlaştı aşklar… Kirlendi
kentler, anlamsızlaştı yaşam.
Kirlenen kentlere inat!
Hakikatin kentini dağlarda koruyoruz, parlayacak
ışıkların da evrensel aşkın saklı olduğu dağlarda
yerşeriyoruz…
Bizim de aynalar da insan siluetlerimiz vardı. En
estetik siluetlerden insandık. Tarihin
sözleşmelerinde biyolojik haklarımız sıralıydı Mani
ve Zerdüşt’ten kalan. Kimyasalın vahşetiyle
parçalandı siluetler… Dehşetle aynalara koştuk.
Tarihin bozulan hukukuydu bedenlerimiz. Erozyonlara
uğrarken savaş aygıtının manasızlığında en güzel
savaşı sanat edindik…
Vicdansızlığa inat!
Dağlarda Ninhursak’ın mekanında insanlığın adaletini
aşılarken Zagros’un ıslak kayalarını kurutan güneş
misali tarihin çarpıklığını kurutuyoruz.
Tüm talihsizliklere inat!
İmralı da ki sıcacık Güneş’le tarihleşiyoruz.
Geri Dön |