|
|
Adı-soyadı: Halil Uysal
Kod adı: Halil Dağ
Doğum yeri ve tarihi: İzmir-31
Mayıs-1973
Mücadeleye katılış tarihi: 1993
Almanya
Şahadet tarihi ve yeri: 1 Nisan 2008 Besta Alanı |
|
|
|
Ş. VİYAN (LEYLA WALİ HÜSEYİN)
PORTRE |
|
Adı
Soyadı: Leyla Wali Hüseyin
Kod Adı: Viyan Karox
Doğum Yeri-Tarihi: 1981/Süleymaniye
Partiye Katılışı: 1997
Şahadet Tarihi: 11 şubat 06 da Haftanin'de
Önderliğe karşı geliştirilen komployu protesto için
kendini yakarak şehit düştü.
Devamı...
|
|
|
İletişim |
|
Site
hakkında Görüş ve Önerileriniz İçin |
|
|
|
Medya Doz
I.
Kanlı bir kama
Saplanır yaralı hafızama.
Nicedir bakamam gerçek aynama.
Uzak değil ayna
Kısa bir ömrün gözüdür o…
Uslanmaz şövalyenin sureti var orada…
Ondandır bakamama
Kendi olup olmadığına inanmama.
Bilir şövalye;
Çok yara almak değil ölmek,
Çok görmektir bazen ölmek…
Marmara olup bir damlaya dönüşmek
Ve ömrün gözüne düşmektir ölmek.
İşte bundandır uslanmazlık
Bilir şövalye
Hiç uslanmamak ve utanmamak gerektiğini
Kama da kan
Şövalyede yara bitmemeli
Ve bu aynada ihanet yüzünü görmemeli.
Acıdır unutturmayan gerçeği
Islak yara
Islak göz
Ve kama hala yaralı hafızada
II.
Söylenecek bütün sözler tutuştuğunda
Yanıp köle döndüğünde dil
Oda dehliz hücrenin ızdırabıdır bil.
Kimdir sanık?
Hangi söz bu gerçeğe tanık?
Soysuzun mekanıdır o taş yapıt
İnleyen ruhların hem ahı hemde şahı
Tutsak bir dünyanın acısını yaşar
özgür insan
Akla hüküm yüreğe sukun düşende
Bir tek çığlık çığlığadır özlem.
An ve zaman dinlemeyen
Hangi balcık sıvar bu özlem yuvası yüreği
Nerden bulacağım yuvanın kırık köşesinde kil
Ulusumun işaretidir o kızıl çil
Düşmanımızın aldığı yol kaç mil
Belleğini değil, alnının kara lekesini sil
Cürüm toprağının özlenen yüzüsün
Şövalyenin yargı dinlemeyen yüreğinde
Sevginin kabesi, özlemin mabedisin
III.
Bir devrim ateşinde tutsaklığı yakıyorum
Eylem soluğunda biriktiriyorum barış hayallerimi
En cıwan yanıma adıyorum savaşı
Yaşama gidiyorum koşa koşa
Ayrılığa bir son olma adına
Düşlüyor, sınıyorum ölümü
Şövalye
Şövalye duyuyor musun?
Sukunet çarpıyor en isyancı, en kalabalık yanımı
Söylemek değil, hissetmektir çağın kahramanlığı
Şövalye söyle bana
Sen acı çektiğinde
Acı dediğinde
Kim hisseder
Boş kovanlara biriktirdiğin
Göz yaşlarına avuç açan kim?
Kaldır yaranın kabuğunu
Taze tut acını
Gayri yoktur acısı olmayan anlam
Anlam acıdan süzülür
Ayrılığın da yoktur rengi
Ne gül kurusu
Ne vişne çürüğüdür ayrılık
Zira özlemdir şövalyeye yoldaş olan
IV.
Bir kavalın ezgisinde eziliyor kürdistani duygular
Soyumu tüketme tehditin de soysuzlar
Ah! Bu çağda
Bu çağda bir yaşamak vardır
Birde günah gibi durmak vardır yaşamda
Zehir düşüyor nefesime
Soluğa soluk demiyorum
Şu devasa dünyanın nefesine
Temiz hava dileniyorum
Ahu damlatılıyor şah damarıma
O sıvı gelip yüreğe varanda
Ve o ana değin
Bilenen kılıçlar
Ay ışığında parlatılmakta
Kalk şövalye
Savaşmak için gerekçeler çoğalmakta
Bak esmer tenli bir kadın
Baş kaldırmış baştan ayağa bilindik bir coğrafya olmuş
İsyan ediyor bu çağa
Tandır ekmeğinin kokusunda tütüyor
Dile gelmeyen hasretler
Biliyorum şövalye
Ölüm topluyorsun heybene
Yaşatmak için milyon kere tapıyor ölümler
Yavrudur hala bütün cenkler
V.
Kapkara bir boşlukta
Seyredilir güzel günlerin gelecek aydınlığı
Boşluğu takılan gözlerin içine
Koşuyor tarih
Dizginsiz bir atın sırtında
Çığlık gibi bir geçmiş
Ya gelecek
Ana rahmine düşen evrene sualdir
Cevap değil gelecek
Bu sona ermeyen sırrı
Hangi gerçek çözecek?
Yine yaşlı yanıma
Bir çocuk gülüşü düşecek
Soruya cevap
Cevaba soru bitmeyecek
Bilinmezlik insanı korku hapsine alacak
İşte o an
Şövalyenin karalığına
Işık huzmesi düşecek
Yaşamın bilimini yüreğine
Nakş edecek
Ve bir tek şövalye
Nasıl ölmesi gerektiği bilecek
Sabrın boynuna
Yeni bir kolye eklenecek
VI.
Semalara dalıyorum
Maviler gelip gözlerimde oturuyor
İşte böylesi anlarda
İçimde yıktığım imparatorluk
Çocukluğuma diz çöktürüyor
Kabza tutturmaya aşinadır
Gençliğimin ayaları
Yaşamın toplamı ise
Tarihin
Bir kavga oluyor ömrümün güncesi
Bütün cihad-i ekberler de
Muzafferdir savaşçı şövalye
Oysa bir tek cihad-i sugra
Kırıp döküyor bütün şövalye birliklerini
Ne hikmettir bu
Ne kılıç kırarım
Ne sırtım gelir yere
Zira kanda ıslatmadı sinemi
Peki nedir kulağımı sağır eden
Bu ses
Bu zangırtı
Yenildiğimi haykıran
Bu gerçek
Bu yargılayan ruh
VII.
Kara çadırımızı kurduk
Dünyanın yayla gönlüğüne
Göçebeliğin kıl çadırı
Yıldız gök altında
Tüten kekik buharı
Yakarıdır boşlukta
Cenderesine alındığımız ve sığıştığımız
Atmosfer, hidfosfer arası
Dizginlerini bıraktığımız
Ve hayallerimize koşturduğumuz
Deli taylardır belki gerçek olan
Hiçbir zaman ve mekana sığmayan
Ne yer kürenin grisidir hüküm
Ne gök kubbenin mavisidir sınırı olan
Diline kilit vurduğumuz andır
Bizi tutuklu kılan
Ah uyansam bu rüyadan
İndirse bu entogonist cellat giyotini
VIII.
Tanımsızlığın hüküm sürdüğü
Sayıklamalarda aradım seni
Yıllar sonra
Kor ateşlerde sakladığım kılıcımı
Irmaklara adayacağım
Buluşma çığlığı olsun
Biz hiçbir yetimin çalmadık ekmeğini
Göz yaşımız öksüzün kuruyan dudaklarına su değimliydi?
Reva mı bunca yılın
Ayrılığına bir günah aramak
Suçsuz olmaktı tutsaklığın
Sebebi ise ülkemin acısı
Şimdi ayrılıktır ortak bedelimiz
|
|
|