|
DERİN OLUR PAYLAŞIMI GERİLLANIN...
|
Ne çok sevdiklerimizi bedel verdik bu kavgaya, ne çok
insanları yolcu ettik bu uğurda ve ne çok içimiz acıdı
da sesimizi çıkaramadık, karıştı çığlıklarımız
gözyaşlarımızla birlikte ruhumuzdaki sükûnet deryasına.
Ama yılmadı direniş, yılmadı özgürlük istemi kalbimizde.
Evet, bu yola baş koyarken her şeyini geride bırakır
gerilla. Arkada kalır gelecek planları, pembe hayaller
ve yaşamındaki herhangi birileri. Yaşamda olmazsa olmaz
sandığımız bir sürü ayrıntılar, fazlalıklar ve
bağımlılık yaratan ucuz alışkanlıklar tuzla buz oluverir
biranda. Tabiri caizse gemileri yakarda geliriz devrim
mücadelesine. Ardına bakmadan, pişmanlık duymadan ve
keşkeler yaşamadan ilerlersin bu patikalarda. Her an
ölümü beklediğimizi düşünür bizim dışımızdaki birileri
ancak biz yaşamı yaratmaya geliriz bu dağlara. Yeni bir
başlangıç olsun diye insanlığa doyasıya akarız doğanın
derinliklerine. Hiçbir başlangıç sancısız olmaz biliriz
bunun bilinciyle kapıldık bu sevdanın seline. Ve oluk
oluk aktık ülkemin dört bir yanına. Çığlık olduk
yankılandık, nehir olup aktık, rüzgâr olup savrulduk
dağlarda.
Dedim ya hepimiz gelirken bir şeylerin yanlış gidiyor
olmasına dayanamadıkta kalkıp düştük yollara. Ve gelince
anladık ki aslında karşı çıktığımız, anlamsızlaştırmak
için kapitalist satış reyonlarının yarışa girdiği
piyasaya sürülen ve bize reva görülen yaşamlarımızdı.
Renkli reklam panolarıyla karşımıza çıkarılan
holiwood’ın örnek yaşamlarını istemiyorduk ve bundandı
güneşin ışınlarına sımsıkı sarılışımız. Biz yaşamın
anlamını arıyorduk ve Halil yoldaşın kitaplarda bize
anlatmak istediği noktaya varmaya ramak kalmıştı.
Gerçekten dağlarda yaşamın dili başkaydı. Ki dağlara
vurduk yüreğimizi de öyle anladık ölümsüz hevalimizi.
Hayatımızda daha önce de var olduğunu sandığımız her şey
daha bir anlam yoğunluğu kazandı, daha bir güzel göründü
çevremizdekiler ya da biz daha bir güzel gördük
çevremizdekileri. Baktığımız açılar değişmişti de
ondandı bakılanın daha farklı görünmesi. Baktığın yerin,
mekânın bakılan üzerindeki etkisini de burada öğrendik.
Meğerse güzellikleri gözlerlerinde taşırmış insanoğlu.
Yalnızca bakmasını bileceksin işi sırrı bu diyordu
üstadımız. Ve insan sevgisi…
Hepimizin sevdikleri vardı ve çok sevdiğimiz insanlar
oldu daha öncesinde de hayatımızda. Kan bağı olanlar,
dost, eş, arkadaş ve etrafımızda adını koyamadığımız bir
sürü kalabalık vardı bir zamanlar. Sevgi kıstaslarımız
da tartışmalıktır oysa sistem sınırlarında. Neyi neye
göre ve nasıl yaşardık çok fazla sorgulamazdık bunları.
Belki de koca bir boşlukla karşılaşmanın korkusuydu bizi
bu sorulara yaklaşmaktan alıkoyan.
Ancak gerillada daha bir coşkulu yaşanır sevgiler. Daha
bir artar paylaşımlar. Yaşam alanları ve araçları
ortaklaştıkça yanındakini, çevrendekini her gün yeniden
keşfedersin. Keşfe çıkarsın insanoğullarını ve
kızlarını. Aslında onlarla kendi tanımına varırsın ve
anlarsın ki bütün insanlığın toplamıdır yaşamak. Ve sen
her gün daha fazla sevdiğini hissedersin yoldaşını. Her
şeyin olur bir anda yaşamda ihtiyacın olan ve yanında
olmasını istediğin herkes. Hastalanınca doktorun,
savaşta komutanın ve battaniyeni paylaşırken yaşam
ortağın ve sıralayamadığın nice an hep yanı başındaki
dava arkadaşın.
Gece boyu yürüdükten sonra annenin seni bıktırırcasına
tekrarladığı tembihlerini hatırlayıp terli terli su
içerken üzgünüm anne demek geçer içinden ve yoldaşının
yorgun bedenine rağmen aydınlanmış yüzü içini ısıtır.
Bir matarada su paylaşmanın keyfine varırsın. Soğuk bir
gece de yıldız yorganı altında sırtında çantanla
gerillanın deyimiyle xweva mırişka yaparken yanındakinin
kefiyesinin bir ucunu da senin üstüne örtmeye
çalıştığını görmenin keyfine varırsın. Kimi zaman
sırtını yanındakinin sırtına dayayıp ısınırsın. Baharın
vazgeçilmezi coşkun ırmaklardan el ele verip geçerken
yaşamın zorluklarının o anda somutlaştığını ve ancak
böyle tek vücutken bunları aşabileceğini düşünürsün.
Çünkü tek başına suyun debisine karşı bir hiçken
birlikte ona karşı var olabilirsin. Hele varlığı hala
tartışmalık bir halk gerçeği dipdiri karşında dururken
birlik olmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha
hatırlarsın. Kendi kendine bir elin nesi var iki elin
sesi var derken hafif bir gülümseme belirir dudaklarında
ve sen deli olduğunu düşünecekler korkusuyla hemencecik
toparlanmak zorunda kalırsın. Bunları hissederken
avuçlarındaki eli sımsıkı tutarsın. Birbirine
kenetlenmiş yüreklerle aşarsın devrim yollarına
sıralanmış daha nice hırçın suları.
Yazın kavurucu sıcağında buram buram terler ve sırtında
erzağın kayalara tırmanırken, 5.000 yıllık bir yükün
omuzlarına çökmüş olması karşınsında bunun sana vız
geleceğini düşünerek daha öfkelenirsin sistem gerçeğine.
Sonbaharın dur durak bilmeyen yağmurlarında katır
peşindeysen eğer ıslanmanın özgürlük olduğunu anlarsın.
Zaten ıslanmışsın paniğe ne gerek var dersin ve
gerillaya ne kadar yakıştığını görürsün yağmur
damlacıklarının. Tabi bu arada katırların inadının
tutmaması için dua etmeyi ihmal etmezsin ki çamurda ne
yaman şeydir bu talihsizlik bilir her gerilla. Hele
birde Kürdistan’ın asi uçurumlarından geçmek zorundaysan
o anda.
Sonbaharlar hazırlık süreçleridir buralarda. Kara kış
gelip çatmadan sen topyekûn hazırlıklarına başlarken
ilkokulda okuduğun hikâye kitaplarındaki karıncalara
benzetirsin gerillayı. Dur durak bilmeyen bir koşuşturma
canın içinde buluverirsin bir anda kendini. Erzak ve
benzinlerin kamp yerine getirilmesi gerillanın tabiriyle
çekmesi, odun toplanması, meyve kurutması derken yandan
da kamp yerinin yapılması bir de bakmışsın ki
elbirliğiyle bitivermiş üstlenme çalışmaları. Ve eğitim
süreci başlar ki gerilla yaşamının
vazgeçilmezlerindendir eğitim. Yaratılmak istenilen yeni
yaşamın temelleri atılırken yapılması gerekenler
tartışılır ve yeni adımlar atılır bu anlarda. Ama ard
arda kırılan potlar, yapılan gaflar ve komik anlarda
tuzu biberi olur kış günlerinin yani bunlarla renklenir
eğitim süreçleri. Ancak kışın azizliğine uğradıysan bir
yerlerde ve karda yol açmak zorunda kaldıysan eğer
boyunun kısa, ayaklarının küçük olmasına kızarsın.
Arkandaki için daha geniş bir patika açmaktan men eder
seni bu özelliklerin. Yine de kısa olup da o bitmek
tükenmek bilmez enerjisiyle karda debelenmesine ve
yuvarlanmasına aldırmayarak yol açma girişiminde bulunan
hevalinin çabaları tüm bu sitemlerinden alıp götürür
seni. Beyaz fırtınayla mücadele ederken gerillanın
savaşının yalnızca düşmanla olmadığını, bir yandan da
doğaya karşıda çetin bir savaş vermen gerektiğini
anlarsın yani bir yandan kendin ve sistemin insanlarda
yarattığı geriliklerle diğer yandan doğayla mücadele
vermek zorundasındır. Kışın fırtınadan, yazın zehirli
hayvanlardan, yağmurlu havalarda kayganlaşan
kayalıklardan ve azgınlaşan sulardan korunmak zorundasın
en az mermi ve havanlardan korunduğun kadar. Ve bir kez
daha seni, çevrendekileri ayakta tutanın irade, yaşama
sevgisi ve Önderlik aşkı olduğunu görürsün. Mücadelesi
gibi bağlılıkları da derin olur gerillanın. Tabi
paylaşımları da…