DEĞERLENDİRMELER
RÜZGÂRDA HAYAT VAR...
Dilzar Dîlok

Rüzgârı duydum v

Rüzgârı duydum ve bildim ki ölmemişim.
Hayattayım hala. Bildim ki hiçbir zaman tutsak edilemeyen ve tutsak edilemeyecek olan rüzgâr varsa ve özgürce esiyorsa ve ben onu duyumsuyorsam, ölmemişim henüz. Hayattayım, çünkü o esintiyi duymaktayım. Özgürlüğü hissediş, özgür bir ruhu gerektirir çünkü. Titretmekte içimi o serin esinti. Varlığını varlığım bildiğim rüzgâr, gelip buldu beni varlıkla yokluk arasındaki arafta. O uzayıp giden zamansız araf. Sonranın öncesi ile öncenin sonrası arasında bir zamansızlık mı var acaba? Yoksa kendi zamanının ruhunu solumayınca mı bu arafi zamanlara takılır insan varlığı… Nerdeyim şimdi? Hangi araftayım? Kendimden önce ile kendimden sonra arasındaki arafta olmalıyım. Yer ile gök, deniz ile kara, karanlık gece ile doğan gün arasında bir yerlerde…
Kendi arafımdayım ben. Kuruluş ihtiyacındaysam eğer, kimse beni kurtaramaz benden başka. Kimse bilmez benim arafımın yollarını. Haritası yüreğimin kıvrımlarında bu arafın.
Önce bir yas tutmam gerekmeli, sonranın öncesi için için. Ardından da, öncenin sonrası için bir kutlama… Bir şenlik…

Suları çekilip kuruyan bir gölün yasını kimler tutar. Kim toplar onun kendine çektiği suları… Kimden sorulur hesabı kendi derinine akıp kendini kendi yatağında yok eden suların… Kendini kendi kıyılarına vura vura temize çeken ırmakların gözyaşlarını kim sayabilmiştir ki bugüne kadar… Kendiliğin farkına vardıran hüzünler, kendine çekilen bir gölün suretinde yansır, kim bilir… Hüzün, en büyük öğreticidir bize. Hüzünler bizleri düşündürür, aratır, sorgulatır ve yeniyi yaratmak için gerekçelerimizi çoğaltır. Bundandır hüzün anamızdır bir parça. Yarattığımız dediğimiz kendimizi doğuran bir bitimsiz varoluş gerekçesidir hüzün. Hüzün geçmiş zaman kipiyle koşullanan bir öze sahiptir nedense. Hüzün deyince geçmiş yaşantılara ait acılar, bu acıların uzun vadeli yan etkileri sıralanır belleğimizin duraklarına. Gelecek yoktur hüzün çağrışımlarında. Kaybedilenlerse hüznü yaratan, geçmişte kaybedilmişlerdir. Pişmanlıklar hüznü yaratandır, yine geçmiştendir, tüm zamanlara hükmetmez nedense. Bunun gibi birçok hüzün yaratan olay-olgu geçmiş zamanın ruhuna yazılmıştır ve bizler, geçmiş zamanın ruhunu şimdiki zamanda yaşayarak, hatırlayarak bu hüzün anlarını, kendimizi her an yeniden baştan ayağa gözden geçirmek isteriz. Her zaman, yaşamın her safhasında bir durak yapıp kendimize bu duraklara hüzün adacıkları inşa ederiz. O hüzün dalgalarının profilinden bakarız hayata.
Bizim ülkemizde çok yağmur yağar. Her yağmur başlangıcında güzellik, iyilik ve özgürlük yağsın diye dualar ederiz. Ama gökler bizleri dinlemez ve hiçbir zaman yağdırmaz istediklerimizi. Dualar ertesi sırılsıklam yüreklerimiz hiçbir zaman bu arzularını öğrenmesi gereken insanlardan öğrenememiştir. İnsanlardan öğrenilmesi gereken güzellik, iyilik ve özgürlük, bizim ülkemizde de insanlardan öğrenilir. Ama bir başka türlü... Ve başka bir hayatı yaşayan, yaşadığını sanan insanlardan… Çirkinlik, kötülük ve kölelikten ibaret olan insanlar vardır bizim ülkemizde... Bizi dahi sahiplenen. İşte onlardan, onların çirkinliklerinden öğreniriz güzelliği. Onların kötülüklerinden iyiliği ve onların köleliklerinden özgürlüğü öğreniriz. Öğrenmeden önce özleriz aslında. Özlemlerimizden öğreniriz bizler hayatın en anlamlı zamanlarını. Özlemeden önce ölürüz aslında. Önce ölür, sonra özler, en sonunda da öğreniriz. Bu ö’lü zamanların kalbinde aldığımız hayat dersleriyle bizden sonrakilere bir şeyler bırakmak isteriz.
Kendinden sonraya bırakmak istediğin nedir diye sorsalardı, işte ben, kendimden sonraya bir esinti bırakmak istediğimi söylerdim. Elimde olsaydı, mümkün-ü çaresi olsaydı, kendimden sonraya bir esinti bırakmak isterdim. Kendime ait bir esinti yaratmak ya da sahipleneceğim, benim diyeceğim bir esinti değil istemim. Benden esintiler taşıyan bir rüzgârı benden sonraya bırakmak sadece. Nasıl ki, bazen, rüzgârda duyumsarım hiç görmediğim birini, ya da tanıdığım ama göremediğim, özlediğim ama kavuşamadığım, adalara olan özlemimi duyumsarım rüzgârda, öyle işte. Çünkü rüzgârda hayat vardır. Rüzgârın her esişinde ben, yaşadığımı duyumsarım. Bir yaprağın salınışını görüyorsam, birbirine değen yeşerişin hışırtısını duyuyorsam, yerden yükselen toz zerreciklerinin güneşle buluşmasında oluşan dokunamadığım ışıktan çubukları görebiliyorsam, biliyorum ki ben de varım.
 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır