|
GERİLLACILIK, SADECE GEMİLERİ DEĞİL DENİZLERİ
YAKMAKTIR...
|
Önder Apo’nun yaratmaya çalıştığı özgür insanın
prototipi olarak PKK saflarında şekillenen gerillayı
anlatmanın birçok tarzı ve biçimi var. Ki şimdiye kadar
“dışarıdan” denilenlerin yani gerilla kimliği
taşımayanların gerillayı anlatmasını bizler, gerilla
kimliği taşıyanlar da merakla takip ettik. Dost düşman
herkes bizden sözetti. Bizi anlatmanın ayrıcalığını
yaşamak için hayati riskleri göğüsleyerek bize rağmen,
bize ulaşmaya çalışanlar oldu. Bu ayrıcalığı bilen ama
bununla yetinmeyen ve hissetmek isteyen, bir parça
özgürlüğü, gerilla atmosferini solumak isteyenler, gelip
de gözyaşları içinde ayrılanlar oldu. “Beklenmedik”leri
yaşayanlar da çok oldu. Kimileri dağdakiler dedi,
kimileri özgürlük militanları. Kimileri terörist dedi,
kimileri ulusal direnişçiler… Daha neler neler. Bu arada
genel bilimsel söylemlerin diline pelesenk olan,
dışarıdan bakışın objektivite olarak kabul edilmesinin
mutlak bir gerçek olmadığını, bunun, acımasız ve kıyıcı
bir hâkim bakışın en taraflı yargısı olduğunu da
öğrendik. Gözlemcinin olguyu belirlediği gerçeğini biz
de kendi inançlarımızın tarafından düşünerek ve en
gerçekçi bakışın en yakından gözleyenlere, yani bizlere
ait olduğunu anladık. Anladıklarımızı anlatma arayışına
girdik. Başkan Apo’nun birçok çalışma yanında edebiyatı
teşvik edişinin özünde bu gerçeği anlatabilmenin
arayışına girmenin gizli olduğunu, yıllara
sığdırılanların sonraki yüzyıla rengini verecek bir
yaşam biçimini yaratacağını da bu arayışın yollarında
öğrendik. Gerillayı en iyi gerilla anlatabilirdi.
Binlerce ömürden süzülerek, özgür gelecek insanının
yüreğine damla damla dolan yaşamı anlatma yürekliliğine
ancak gerilla sahip olabilirdi. Yılların yaşanmışlığı,
her anın denenerek, bedel vererek oluşturulduğu doluluk
giderek kendisinden taştı ve uğruna mücadele edilen
halkı da içine alan coşkulu bir akışa dönüştü.
Mücadelenin ilk yıllarında “peşmerge” diye hitap edilen
ve şarkılara konu olan insanlara bu coşkulu akışla
birlikte “gerilla” denmeye başlandı. Başkan Apo,
özgürlük militanlarını hiçbir zaman “peşmerge” olarak
adlandırmamıştı. Çünkü peşmergecilik, Kürdistan
tarihindeki lokal isyanlarda rol oynayan, maaşlı ve
dönemsel askerleri çağrıştırıyordu. Özgürlük
mücadelemizin ideolojik bir hareket olması ve tarihteki
çıkışlardan farklı olarak ulusal bütünlüğü esas alması
da bunu gerektiriyordu. Halkımızın ise kendi tarihine
bakarak özgürlük hareketinin çıkışıyla birlikte farkın
derinliğini görmesi ve PKK militanlarına özgür gelecek
umutlarını bağlaması, yeni umutlarla birlikte yeni
kavramlaştırmayı ve bu kavramları her alana yayma
çabalarını getirdi. Şiirler yazıldı, destanlar söylendi
ve birçok ezgiyle saz tellerine taşındı özgür gelecek
hayalleri. Gerillanın akışı, oturuşu, gülüşü,
ilişkileri, konuşması, uyuması ve dahi her davranışı
Kürdistan halkının dilinde destanlaşarak yayıldı.
Halkımızın gerillayı özgür gelecek hayalleriyle
özdeşleştirmesi, gerillayı özgür geleceğin teminatı
olarak görmesi Önderliğimizde gerçekleşen özgür insan
tipinin PKK’de kültür haline gelmesi ve bunun gerilla
kimliğinde somutlaşmasındandır.
Gerilla kültürü dediğimiz, bize kimlik olan gerçekliğin
bugünkü çerçevesine ulaşması, binyıllara yetecek
acılarla, lanetli tarihsel gerçeğimizden çoktan çıkmayı
hak eden bedellerle ve “tüm bu bedellere değdi”
diyebileceğimiz özgür soluklarla, yürek ve beyin
aydınlanmasıyla ilmek ilmek örülerek yaratılmıştır.
Gerillada gelişen ve PKK kimliği-kültürüyle buluşmayan
kişilik ve uygulamaların her dönem bir kaosu
oluşturmasına rağmen aşılması ve özgelişim dinamiğine
katılması, gerilla kültürünün temelinin nihayetinde
Başkan Apo tarafından, O’nun sarsılmaz özgürlük
inançlarıyla kurulmuş olmasından, her dönem kendini
yenileyerek zamanı güçlü karşılamasındandır. Bu anlamda
gerilla kültürünün Önderliğimizin kırk yıllık özlemi
olan dağlarda Önderlik paradigmasını yansıtması,
gerillacılığın temeline yerleşmekte, ancak bu şekilde
yaratılma özüne denk bir sonuca doğru ilerlemektedir.
Gerillacılık, bilginin, bilimin kasapları elinde can
çekişmesine karşılık, kendini çağın bilgelik seviyesine
ulaştırmaktır. Yarını özgür yaratmak, dünü oluşturan
gerçekliği anlamayı, tarihe doğru bakmayı, sonuçlar
çıkarmayı ve bu sonuçları bugünü yaratma mücadelesinde
değerlendirerek çabaya, azme, emeğe ve zafere
dönüştürmeyi gerektirir. Bilinçle eyleme yönelmek doğru
gerillacılığın temel şartlarındandır. Bilinçle eyleme
yönelmek tüm zamanlarda korkuyu tanıyarak yenmeyi ve
cesareti yaratabilmeyi gerektirir. Gerillacılık
belirsizlikten korkmamaktır. Belirsizlikler karşısında
cesaret kadar kendi tercihleriyle bir belirginlik
yaratmak ve bunu gerçekleştirmeye adım atma
yürekliliğini gösterebilmektir. Ülkemizde yaşanan
savaşın ve düşmanın karakteriyle bağlantılı ortaya çıkan
belirsizliklere paralel olarak şekillenen ve
gerçekleşmesi mümkün olan sayısız olasılıkları
görebilmek kadar bu olasılıklar arasında kararsızlığa
düşmeden, amaca yönelen olasılığı tercih etmek, zayıf da
olsa bunu güçlendirme mücadelesi vermek ve bunun
gerçekleşme şansını yükseltmektir.
Gerillacılık empatik olmaktır. Gerilla kültürü, bir
arada yaşamanın, her şeyini paylaşmanın, anlamlı
yaşamanın, özgür bireyi ve bu bireylerden oluşmuş
toplulukları yaratmanın, bu yolla anlam kazanmanın ve
yaşamı yaşanabilir kılmanın adıdır. Bu nedenle yaşamın
görünen görünmeyen tüm gözenekleri empatiyi geliştirme
meyli vardır gerillada. Birbirimizle ilişkilerimizde bu
gerçeklik yoğunlaşmış bir biçimde karşımıza çıkar. Hatta
bu eğilim askeri boyuta kaydığında öyle güçlenir ki
düşman karşısında dahi güçlenerek kendini gösterir.
Düşmanın ne düşündüğünü, ne hissettiğini, ne yapacağını
hatta nerede, hangi duygularla hareket edeceğini bilmek
ve eylemleriyle bunu anladığını düşmana göstermek,
başarılı bir gerillacılık örneği olarak şekillenir.
Gerillacılık doğal komünal yaşama güçlü bir yöneliştir.
Mevcut tahakkümcü sistemleri reddetmek kadar bu
sistemlerin şekillendirdiği birey gerçeğinden kendini
sıyırabilmektir. Ülkemiz gerçekliğinde bu durum feodal
ve kapitalist birey olmayı reddetmek ve yerine insanın
özüyle uyumlu olanı koymaktır. Gerilla kültürünün
oluşması bu yönlü mücadele vermek ve komünal yaşamı
yaratmaya çalışmaktır. Komünal yaşamın temel şartı
paylaşımdır. Gerilla sevincini ya da acısını paylaşmakla
kalmaz. Kendini paylaşır. Yaşadığı sorunu, zorlandığı
kişilik özelliğini, kaygısını, merakını ve özlemini
paylaşır. Bu konunun edebi-felsefi potansiyeli gerilla
ile ilgili tüm ifadelerde paylaşımların yer almasını
getirmiştir. Manevi paylaşımlar yanında maddi paylaşım
da gerilla kültürünün bir yansımasıdır. Gerilla kültürü
kadar bireysel mülkiyet olgusunun en aza indirgendiği
bir ortam bulmak pek mümkün değildir. Yaşam
araçlarımızın ortaklığı yanında kendimize ait olan
malzemelerimizin dahi gerektiğinde el değiştirmesi bunun
bir örneğidir. Koşulların farklı olduğu alanlara
-örneğin kuzeye- giden bir arkadaşımızın giysi, silah,
şarjör, şutik gibi ihtiyaçlarını hemen aramızda
karşılamamız bir tamamlanış örneği olduğu gibi komünal
yaşamın güzel, anlamlı bir göstergesidir. Ve gerillada
her tamamlanış yeni bir başlangıcın, bir arayışın
kapılarını aralar.
Gerillada “önce ben” sözünün varolduğu tek durum görev,
zorluk ve iş konularıdır. Ve bu kelimenin hiçbir zaman
olmadığı durum ise herhangi bir ihtiyacın giderilmesi
durumudur. Bu durumda kültür haline gelen yaklaşım ya da
söz ise “önce arkadaşlar” sözüdür. Almak ve vermek
olgularına yaklaşım gerillanın kimliği olmuştur ki bunun
zirveleştiği an, en kızgın savaş anları ve o anlarda
kendini, yoldaşına siper yaparak vermektir. “Önce
arkadaşlar” felsefesi gerillanın beynine ve yüreğine
yerleşmiştir. Kimi zaman bu durum espri konusu olacak
boyuta ulaşır. Uzatılan çay bardağını kimse ilk önce
almak istemeyince zavallı çayın bardakta elden ele
dolaştığı, çemberin etrafında döndükten sonra kara
çaydanlığın yanına tekrar geldiği az görülmemiştir. Ya
da kimse almak istemeyince bardağı tutan arkadaşın çoğu
zaman bilinçli olarak “elim yandı, elim elim!” diye
veryansın etmesi ve bardaktan kurtulması, ardından gelen
gülüşmelerle yaşamın akışına katılır. Ama hiçbir zaman
görev, sorumluluk ya da bedel gerektirecek durumlarda
“önce arkadaşlar” denmez. Ki eğer deniyorsa bu,
kültürümüzle bütünleşememenin bir göstergesi, kişilik
sorunu, özgürleşemeyen, bencil ve köle kalan bir yandır
ve kendisiyle beraber aşılma mücadelesini getirir.
Vermek gerillada bir kültür olurken vermenin de bir
kültürü vardır. Bir kitap, kalem, çakmak ya da herhangi
bir şeyi yoldaşına vermek isteyen bir arkadaş için,
vermek kadar vermenin biçimi de önemlidir. Öylesine
fırlatmak yoktur bu verişlerde. İstenen şeyi kalkıp
arkadaşının eline vermek, yoldaşa saygının bir ifadesi,
kültürel bir yansımadır.
Özgürlük hareketinde, mücadele içinde canını veren
yoldaşlara şehit denir. Şehit, köken olarak dinsel bir
kavramdır. Davası uğruna canını verenin, sonraki
yaşamını sürdüreceğine inanılan öbür dünyada cennete
giderek ödüllendirileceği yönünde gelişen güçlü ve
toplumsal bir telkindir. Güçlüdür çünkü bugün dahi
hiçbir bilimsel-teknik gelişim bu inancı
değiştirememiştir. Aynı kavram gerilla literatürümüze
yerleşmesine rağmen bizde şehit gerçeğinin anlamı köksel
farklılıklar içerir. Davası uğruna canını vermenin
karşılığı kendisi için bir cennet sözü almak değildir.
Almak yoktur. Kendinden sonra gelecek olanlar için
cennet misali bir yaşam yaratmanın verişidir şahadet.
Vermenin zirvesidir. Kendini veriştir. Vazgeçebilmektir.
Sadece gemilerden değil, denizlerden ve yolculuklardan
da vazgeçebilmektir. Fedakârlık kavramı, vermek
eylemiyle birlikte geliştiğinden vermenin zirvesi olan
kendini hesapsız kaygısız ve karşılıksız vermek olan
şahadet de fedailik zirvesidir. Gemileri yakmanın
ötesinde denizleri tutuşturmuş, yolculukları yakmış ve
tarihe bir gerilla bakışının nasıl olması gerektiğini
kendi eylemiyle göstermiş olan Mazlum Tekman arkadaş
“Tarihe sadece bize bırakılmış bir miras olarak değil,
ona, kendimizin de bir şeyler katmak zorunda olduğumuz
bir emanet olarak bakabilme anlayışına ulaşabilmek”
anlayışını vurgular. Bu sözüyle özgürlük iddiasındaki
her gerillanın tarihi ona bırakılan bir miras olarak
alması ve bunu tüketmesini reddeder. O’nun verme
yaklaşımı, gerektiğinde kendini vererek tarihe bir
şeyler eklemektir.
Gerilla mücadelemiz boyunca dönemsel olarak kimi
yanılgılar, çizgi dışılıklar ve Önderlik karşıtı
pratikler ortaya çıkmıştır. Kimi dönem savaşa
yaklaşımdaki yanılgılarla birlikte günübirlik yaşama
anlayışları gelişmiş olsa da gerillacılık, derinliğe
inebilmeyi gerektirir. Gerçek gerilla, derinlere
inebilmenin yükseklere çıkabilmek olduğunu bilendir.
İnsana, doğaya, hayvanlara, havaya, suya ve maddeye
bakışı derindir gerillanın. Gerilla kültürü maddelere
salt bir tüketici gözüyle bakmamayı öğretir. Her bireyin
tüm yaşamsal ihtiyaçlarını giderebilme yetisine,
becerisine ulaşması, olanakları en iyi değerlendirerek
imkânsız denileni başarabilme iddiasını yaratması ve
başarması, salt tüketen bir anlayıştan sıyrılması
yaşamın doğal akışına yerleşen, kültürel bir birikimdir.
Tek yönlülüğe düşmek, gerilla kültürüne ters düşmeyi
getirir. Salt düşünsel-felsefi boyutta derinleşmek yaşam
karşısında pasifliği getirirken, salt pratik boyutu esas
almak da amaçsız, derinlikten uzak bir duruşu getirir.
Gerillaların genel olarak her şeyden biraz anlaması ve
bazı konularda işinin ehli olması bundandır. Üretmeden
tüketmenin yok etmek olduğunu, yok etmenin de yok olmayı
getireceğini anlamıştır gerilla. Tüketimin amaçlı olması
ve yaratıma dönüşmesi, gerilla için görev ve
sorumlulukların ötesinde vicdani bir meseledir. PKK’nin
ilk kuruluş yıllarındaki maddi manevi zorlanmalarla
gelişen değer olgusu, bizlere kalan en zenginleştirici
mirastır. Bizde oluşan kültür eskiyen bir malzemeyi
atmadan önce bir daha düşünmeyi gerektirir. Eskiyen
yağmurluğu atmaz, şarjörümüze ya da albümümüze kılıf
yaparız. Bu hem yağmurluğa, hem albüme, hem de bu
imkânları bize sunan ve bugünlere getirenlere saygının
ve bunları süreklileştirmenin ifadesidir.
Gerillacılığın ilkelerinden olan disiplin, duyarlılık,
yaratıcılık, tedbir ve netlik gibi konular, gerilla
kültürünün temel bileşenlerindendir. Askeri kültür,
giyim kuşamdaki disiplinle ilk göze çarpan, üslup
hitapla tamamlanan ve davranışlarla süreğenleştirilen
bir bütündür. Amaca kilitlenmek, bunun eylemselliğini
oluşturmak, bunu bir ifadeye kavuşturmak ve zaferle
sonuçlandırmak da bu kültürü kazanmış olmanın
ürünleridir. Gerillacılığı salt savaşla özdeşleştirmek
yanılgıdır. Çünkü gerillacılık başta bilinç işidir.
Düşünsel, felsefi bir algı düzeyini, ideolojik bir
derinliği ve örgütsel hâkimiyeti gerektirir. Ki bunlar
olduğunda pratik başarının kaçınılmaz olduğu bilinir.
Gerillacılığın formüllerinin temeli olan gizlilik
kuralının ekolojiyle ilişkisini bilmek, bireyi
ideolojiye yakınlaştıran ve bu kuralı başarıyla
gerçekleştirebildiği oranda Önderliğe yakınlaştığını
bilmenin iç huzurunu yaşatan bir gerçekliktir. Ağaçları
rastgele ve sürekli aynı yerden kesmemek, çöpleri toplu
bir yerde saklamak ya da duman çıkarmamak temel gizlilik
kuralları olurken aynı zamanda doğaya saygının bir
ifadesidir. Düşman karşısında kendimizi kamufle etmemiz,
doğal olanı her şeye rağmen korumaya çalışan ekolojik
bir yaklaşımdır.
Gerillacılık, güzel yaşamasını bilmektir. Kan ter içinde
ilerleyen yolculuklarda dağların güzelliğini görebilmek,
dağ zirvelerindeki rüzgârı hissedebilmektir. Her adımda
ısrarı kadarınca kendini yenileme mücadelesi vermenin
ürünlerini aldığını görebilmek, kendinden,
yoldaşlarından, doğadan ve her şeyden moral
alabilmektir. Kuşların ötüşlerindeki ezginin akışına
katılabilmek, uçuşlarındaki özgürlük eğilimini
duyumsayabilmektir. Irmakların sesini Kürdistani
ezgilerin en güzeli olarak kalbine yerleştirebilmektir.
Güzel yaşamak, amaçlı yaşamanın kişilik özelliği haline
getirilmesidir. Kişide bu anlayışın vücut bulması ve
zamanla yüceltilecek, büyütülecek bir diyalektikle ele
alınmasıdır. Güzel yaşamasını bilmek kadar yaşamayı hak
etmek, onurlu yaşamak ve ölümü cesaretle, amaca
yakınlaşmanın gururuyla karşılayabilmek de gerçek
gerilla kültürünün temeline yerleşmektedir. Serdar Arı
arkadaşın yaşam ilkesi bunun en yüce ve yakın
tarihimizin sıyrılan bir örneğidir. Zamanı geldiğinde
uğruna ölünecek yaşamlar için yürüyebilmektir ölüme.
Gerilla kültürü, özünde PKK kültürünün gerillacılık
şartlarıyla bütünleşmesidir ve özgürlük mücadelemizin
teminatıdır. Bizleri bir arada tutan, Önderlik
gerçeğiyle buluşturan, şehitlerle bağımızı
sağlamlaştıran ve zafere yakınlaştıran temeldir.
Yaşamımızın her anına yerleşen Önderlik gerçeğidir.
Bugün eğer tek tek bireyler olarak kendimizi
sorguladığımızda başarıya kilitlenmemenin, yaşamımızı
anı anına şehitler ve Önderlik gerçeğine göre
belirleyememenin ortaya çıktığını görüyorsak, kendi
gerçeğimiz bir gerilla olarak buna kültürsüzlük
diyebilmeliyiz. Vermeyi gerektiren zamanlarda önce
arkadaşlar deyip, iş almaya gelince “önce ben” diyorsak
bencilleşmişiz demektir ki bencillik kültürel bir
erozyonun etkisine girişin göstergesidir.
Amaçsız-üretimsiz bir tüketici konumundaysak, değer
olgusundan uzaklaşmışsak ve maddelere, salt kullanılıp
atılacak nesneler olarak bakıyorsak ve de maddi
ihtiyaçların karşılanması bizi doyuma ulaştırıyorsa
derin bir savrulma yaşıyoruz demektir.
Önderlik paradigmasını çarpık ele alıp gerilla
kurallarının zamanında uygulanmaması yoluyla özdisiplin,
tedbir, duyarlılık ve netlik olgularının uzağına
düşüyorsak ve düşmanın esnemediği gerçeğine rağmen
hayati kurallarımızı esnetiyorsak, kendi bencilliğimizi
yaşatmak için de buna değişim-demokrasi gibi
paradigmatik kavramları araç yapıyorsak, kendimize ciddi
bir ideolojik müdahale yapmak durumundayız demektir.
Gemileri yakmak yerine giderek bunları sağlamlaştıracak
adımlar atıp sistemle aramızdaki bağları
güçlendiriyorsak, Lut’un karısı gibi dönüp arkamıza
bakakalıyorsak ve reddettiğimiz yaşama umutlu gözlerle
bakıyorsak eğer, bağlı olduğumuz gerçeği derinden
sorgulamak ve netleştirmek durumundayız.
Yönetsel ya da yapısal sorumluluklardan kaçıp militan
görevlerden kendimizi sıyırma eğilimi gösteriyorsak,
yapamamcılığın kolaylığında kendi bencilliğimizle baş
başa bırakıyorsak kendimizi, sınıf intiharı yerine sınıf
atlama gibi geri çelişkilerle kendimizi ve ortamımızı
yıpratıyorsak, emekten uzaklaşmakla birlikte yoldaşların
emeği üzerinde yaşıyorsak ve bunu fiziksel-ruhsal
durumumuzla gerekçelendirip yönetsel konumumuzun doğal
gereği olarak görüyorsak, birlikte, eşit, özgür bir
yaşamın ölçülerinden giderek uzaklaşıyorsak, bilmemiz
gereken temel bir gerçek var demektir.
Zihinsel mutlaklıklarımızı, hükmüne girdiğimiz
belirsizliklerle açıklamanın kaderciliğinden
kurtulamıyorsak neyin öncüsü olabiliriz?
Cesaretsizliğin, yenilgiyi kabullenmenin özgür yaşamı
yaratma öncülüğüyle iddiasıyla ilgisi yoktur. Bu durumun
önüne geçmemek bizleri münafıklığa götürür ki münafıklık
kâfirlikten daha ağır ve affedilmez bir durumdur.
Bu durumlara düşmek öncü gerçeklikten kopmaktır ve bunu
yaşayanlar Önderlik ideolojisini tükettiklerinin
bilincinde olmalıdır. Çünkü bu durum uzun erimli olan
mücadele diyalektiğimizde büyük depremlerin önünü açan,
özgürlük hareketinin temellerini sarsan, yiyip bitiren,
değerler üzerinde kendini yaşatan ve sürekli kaybettiren
yaşam yansımalarıdır. Önderliğimizin emeklerine layık
militanlar olmak, şehitlerimizin yarım kalan istemlerine
cevap olmak, özgür, eşit, doğal, komünal yaşamın
yaratıcısı olabilmek, bu geri gerçekliklerden sıyrılarak
bizi vareden Önderliğimiz şahsında somutlaşan özgür
insan örneğine kendimizi yakınlaştırmakla mümkündür.
Ancak böyle halkımızın özgür gelecek hayallerini
gerçekleştirebiliriz, ancak böyle özgür insanlık
tarihine halkımızın adını altın harflerle yazabiliriz.