|
AHLAKİ TOPLUMDA KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ ÖZGÜRLEŞTİREN
İLİŞKİLERDİR…
|
Kadın erkek arasındaki ilişkiler bugün oldukça
çarpıtılarak ahlaki ve politik toplum ilkelerini tehdit
eden zemin konumuna getirilmiştir. Kadın erkek ilişkisi
mülkiyetin, her türlü yabancılaşmanın ve düşkünlüğün
yaşandığı ilişkiler olarak gelişmektedir. Kadın ve erkek
cinsi arasındaki ilişkiler geleneksel köleci zihniyetin
etkisinden kurtulamadığı sürece insanlığı tehdit eden
konumundan kurtulamayacaktır. Bu konu ataerkil-devletçi
sistem tarafından o kadar saptırılmış ve sistemin
devamlılığını sağlamak için o kadar kullanılmıştır ki bu
sorunu çözmek zannedildiği kadar kolay değildir. Sorun
oldukça kapsamlı olduğundan kapsamlı yöntemlerle
mücadele edilmesini gerekli kılmaktadır. Kadın erkek
ilişkilerinde yaşanan sorunlar ne geleneksel
yöntemlerle, ne inkâr etmekle ne de yoz ilişkidir deyip
geçmekle çözümlenebilir. Her şeyden önce kadın ve
erkeğin yapması gereken iki cins arasına açılan uçurumu
aşarak birbirine insan olarak bakabilmeyi
başarabilmektir. Erkek egemenlikli sisteme geçişle
birlikte kadın ve erkek arasındaki ilişki en çok
kirletilen ve kendi özsel gerçekliğinden uzaklaştırılıp
iktidar ilişkisine dönüştürülen ilişki biçimi olmuştur.
Bu egemenlikli sistem aşılmak isteniyorsa bu ilişkinin
çözümlenmesine ve aşılmasına ihtiyaç vardır. Çokça
söylendiği gibi kadın ve erkek ateşle barut değil
insandırlar. Cinsler arası ilişkiye nasıl özgürlükçü bir
yaklaşım geliştirilmelidir üzerinde yoğunlaşılmalı bu
doğrultuda özgürleştirici yaklaşım belirlenmelidir.
Yoksa içine girilen yaklaşımlar annem babama nasıl
yaklaşmışsa ya da televizyonlarda nasıl görmüşsem,
romanlarda nasıl okumuşsam öyle yaklaşırım tarzını
aşamaz. Bu yaklaşımlarında hiçbir tarihi, özgürleştirici
değeri yoktur. Bu etkileri örgüt içerisine taşırmak çok
daha tehlikeli sonuçlara yol açmıştır. Kadın erkek
ilişkileri bırakalım bizim gibi özgürlükçü bir hareketi
sistemin kendisini dahi bir çıkmaza sokmuştur. Çünkü bu
ilişkiler gün geçtikçe doğallığından uzaklaşarak
çığrından çıkmakta ve salt güdülere dayanan bir düzeye
-düzeysizliğe- indirgenmektedir. İçinde bulunduğumuz
çağın en büyük çıkmazlarından biri kadın erkek
ilişkilerine çözüm olmaktır. Bu nedenle her şeyden önce
yapılması gereken cinslerarası ilişki tarzının
sorgulanarak çözümlenmeye tabi tutulması ve yeniden
yapılandırılmasıdır. Cinslerarası ilişki tam bir
egemenlik ve iktidar ilişkisidir. Erkek kadınla olan
ilişkisine cinsellik çerçevesinde yaklaşmakta ve ulusal,
toplumsal değerler anlamında yenilmiş olan erkek kadın
üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışmaktadır. En temel
hâkimiyet aracı olarak da cinsel ilişkiyi görmektedir.
Bugün cinsel yaşamında başarısız olan bir erkeğe
iktidarsız denilmesi bu ilişkinin iktidar ilişkisi
olduğunun somut ifadesidir. Erkeğin dünyası adeta bu
ilişki çerçevesinde kurulmuştur.
Mülkiyet ve metalaşmanın en yoğun yaşandığı ilişkiler
cinslerarası ilişkiler olmaktadır. Yaşanılan ilişki
tarzları mülkleşmeyi doğurmaktadır. “Benim karım, benim
kocam, benim sevgilim, çocuğum” yaklaşımları aidiyet ve
bağımlılık içermektedir. Erkeğin çok çocuk sahibi olunca
kendini güçlü hissetmesinin nedeni çocuklarını mal
varlığı olarak görmesinden kaynaklanmaktadır.
Ortadoğu’da yaşanan aşk ilişkileri de mülkiyet
kavramlarıyla ifade edilmektedir. Özellikle arabesk- pop
şarkıları gözden geçirdiğimizde yine dizi filmlerin,
sinemaların işledikleri temalara baktığımızda ‘ya benim
olursun ya da toprağın’ anlayışından belli bir
sıyrılmanın olduğu ama bu sıyrılışın özgürlüğe doğru
değil köleleştiren mülkiyet anlayışının derinliklerine
doğru olduğu görülür. Bu zihniyet ‘hem benim olursun,
hem de işim bittiğinde de seni toprağa ben gönderirim’
anlayışında somutluk kazanmaktadır.
Bir erkek bir kadınla kurduğu küçük bir ilişkide dahi
kadının mutlaka kendisine ait olmasını istemektedir.
Kadını kendi malı olarak gördüğünden diğer bir erkeğin
kadına normal bir bakışı, konuşması dahi erkeği rahatsız
eder. Bu erkek geleneğinin ve köklü bir mülkiyet
ilişkisinin yol açtığı sonuç olarak ele alınabilir. Bir
ilişki kurulmuştur ve erkek burada kadını mal olarak
görmekte kendini de egemen olarak ele almaktadır. Kadını
mal gibi görmesinde erkeksi geleneklerin etkisi olduğu
kadar cinselliğin mülkiyet ilişkisi olmasının da etkisi
vardır. Para edinmekle güç olacağına inanan kişi
zenginliğini ilişkide olduğu kadınların sayısını
fazlalaştırmakla tamamlamaktadır. Erkek kadın üzerinde
egemenlik kurdukça kendini daha güçlü hissetmektedir.
Cinsel ilişkilerin bu kadar mülkiyet konusu olması,
bundan yola çıkarak kadın cinselliğinin bu kadar pazar
aracı kılınması kölelik zihniyetinin sonucudur ve bu
zihniyeti yüceltmektedir. Bugünkü kapitalist modernite
zihniyetinin en belirgin yanının insanlarda tüketim
anlayışını bir virüs gibi yaymasıdır. Sistem içinde bu
anlayış hastalık düzeyine ulaşmıştır. Öyle ki mülkiyetçi
ilişkilerin aşıldığı noktalarda tüketim zihniyeti
devreye girmekte, ilişkileri de tüketilip atılacak
bitirilecek bir nesne olarak görmektedir.
İlişkilerdeki mülkiyetçi zihniyet parçalanmadan
ataerkil- devletçi sistem yıkılamaz. Çünkü sistemin esas
güç kaynağı bu ilişkilerdir. İnsanın en anlamlı duygu
yoğunluğunun katletmeye ve egemenlik ilişkisine
dönüşmesinden sorumlu olan odak ataerkil devletçi
sistemin kendisidir. Ataerkil sistem ağlarını öyle bir
örmüştür ki hangi ilişkiye bakarsak bakalım mülkiyet
sahiplik, egemenlik-kölelik ikilemleriyle karşılaşırız.
Hiçbir canlı diğer bir canlıya tüm varlığıyla sahip
olamaz. Belki zorla kendine ait kılmaya çalışabilir ama
bir başka canlıyı tümüyle kendine mülkiyet konusu
durumuna getirme doğanın kurallarına da aykırı bir
durumdur. Kürdistan toplumsal gerçekliğindeki kadın
erkek ilişkileri göz önüne getirildiğinde geliştirilen
ilişkilerin son derece çarpık olan gerçekliğiyle
karşılaşırız. Kördüğüm haline gelen ilişkiler yumağı
toplumsal gerçeğimizi kaos durumuna sokmaktadır. Bu
nedenlerle Kürdün ilişkileri her zaman sorunlu olmuş,
severken sevgi katledilmiştir. Kadına sadece feodal
gelenekler çerçevesinde yaklaşım ve kadını namus
anlayışıyla ele alış erkek egemenlikli uygarlığa en
fazla hizmet eden sonuçlara yol açmaktadır.
Erkek egemenlikli sistemde bilinçli olarak kadın erkek
ilişkilerini geliştirmeye çalışmaktadır. Hareketimizin
tarihine baktığımızda tasfiyecilerin örgüt içerisinde el
attıkları en temel yönün ilişkilere yaklaşım olduğunu
görürüz. Çünkü en azılı düşmanın veremeyeceği zararı
hareket içerisinde geliştirilen kadın erkek ilişkileri
vermektedir. Özgür bir toplumsallığa yol açmak
istiyorsak özgürlük karşıtı tüm ilişki tarzları aşılmak
durumundadır. Bu ilişki tarzlarının başında özgürleşme
için en büyük tehdidi oluşturan kadın erkek ilişkileri
gelmektedir. Kadın ve erkek toplumsal cinsiyetçiliğin
etkisiyle birbirlerini insan olarak görmekten ziyade
cinsel meta olarak görmeye başladığından itibaren insani
ilişkiler yara almaya başlamıştır. Bir de buna Kürt
olmak eklenince Kürt kişiliğindeki kadınlık ve erkeklik
özünden en fazla saptırılmış gerçeklikler olduğundan
ilişkiler özgürlük önünde Çin Seddi gibi aşılması
gereken bir sorun olarak durmaktadır. Sistem karşıtı
hareketlerin ilişki ve yaşam anlayışlarında özgürlük
düzeyi yaşamsallaştırılmadan hareketlerin tahakkümcü
sistem karşısında başarıya ulaşması beklenemez.
Kişinin özgür yaşamı tercih etmesi bir ilk adımken bu
özgürlük adımlarının devamlılığını sağlamak daha
önemlidir. Kişinin kendi tercihine göre yaşayamaması,
edinilen bilinci yaşamla bütünleştirememesi, zamanla
kendine olan özsaygısını yitirmesine bu da içten içe
kırılmaya ve dejenere olmaya neden olmaktadır. Tercihin
nasıllığı ise kişinin özgürlük düzeyini, ahlaki ve
politik düzeyini gösterir. İnsanların ne söyledikleri,
sözlerle ne kadar iyi siyaset yaptıkları ve ne kadar
amaçlarıyla buluştukları, onların tercihlerinin ne
olduğunu bizlere gösteren yaşamlarıyla ölçülebilir.
Özgürlük inancı ve sosyalizm bilinci derinlikli olan
kişilikler bu tür ilişkileri ne yaşarlar ne de
yaşanmasına izin verirler. Burada açığa çıkan bir diğer
anlayış ise örgüt ve özgürlük dışı anlayışları tavır ve
davranışları normalleştirmedir.
Bizler ahlaki ve politik toplumun ilkelerini esas alan
özgür bir yaşam oluşturma amacıyla mücadele eden bir
halkın çocuklarıyız. Çocuğu yaşlısı, kadını erkeği, her
bireyiyle mücadele eden ve soykırım çemberinden kurtulma
mücadelesi veren bir halkın bireyleriyiz. Yaşamı,
davranışları ve birbirine karşı olan yaklaşımları bu
gerçeğin yarattığı doğrultunun dışına çıkan bireyler,
kendi toplumlarıyla bir arada bulunmanın şartlarını
ihlal etmiş, o yaşamsal gerekçeleri yok etmiş olurlar.
Kürt Özgürlük hareketinin en ilgi çeken yanı ve yine
diğer devrimci ulusal kurtuluşçu hareketlerden farkı
kadın erkek ilişkilerinin düzenlenmesine yönelik
projesidir. İlgi çeken aynı zamanda korkulan yandır bu
yan. Ezilenlerin, özgür yaşamı ekmek ve su kadar
arayanların en çok bağlandığı yandır bu yan. Egemenlerin
de en çok korktuğu yan, bu yandır. Dünyanın dört bir
yanındaki insanlar nasıl olup da bu kadar genç kadın ve
erkeğin bir arada yaşadığına şaşırmakta, bu konudaki
sorularını özgürlük ilkelerinde görmektedirler. Bu
ilkelerin yarattığı yaşamın her anı mücadeleyle dolu
geçen gerçeği insanlar için her zaman bir çekim merkezi
oluşturmuştur. Bir özgürlük arayışçısı için bunu
başarmak onur kaynağı iken diğer yandan emperyalistlerin
yaptıkları araştırmalar sonucunda en zayıf yanımızın
cinsellik ve ilişkiler olduğunu ortaya koyması, yine bu
yönlü izledikleri politikaların yaşam bulması, sonuç
alması oldukça gurur kırıcı ve düşündürücüdür. Cinsellik
ve kadın erkek ilişkileri Kürdün kördüğüm haline
getirdiği sorunlardır. Özgürlüğü olmayanın geliştireceği
aşk ilişkisi aşk değil onursuzluk olur ancak. Zira ancak
özgür yürekli ve özgür düşünceli kişilerin geliştirdiği
ilişkiler özgür yaşamı yaratabilir. Köle kişiliklerin
geliştirdiği ilişkilerde açığa çıkacak olan köleliğin
derinleşmiş biçimleri olacaktır. Kişi kendisi
karşısındakine kendisiyle nasıl ilişkileneceğini
öğretir. Bu yüzden özgürlüğe tutku düzeyinde bağlıysak
özgürlükten uzaklaştıran her tür ilişkiden kaçınmalı
uzak durmalıyız. Birbirini yüceltmeyen, düşüren,
maddiyata dayalı ve temel değerlerden koparan, tüketen
ilişkiler en fazla karşısında durmamız, reddetmemiz ve
alternatifini geliştirmemiz gereken ilişki biçimleridir.
Yücelen özgürlük değerlerimiz karşısında cüceleşen
kişilikler olarak yaşamak istemiyorsak ilişkilerimizin
özgürlük ilkeleri karşısında ne anlamlar içerdiğini
sorgulamalıyız. İnsan ilişkileriyle insandır.
İlişkileriyle de insanlıktan uzaklaşır. İnsanca yaşamak
için insanca ilişkilenmek gerekir. İnsan tanımımızı
özgür insanı ölçü alarak oluşturduğumuz aşikârdır. Bu
temelde yüce amaçlar doğrultusunda ilişkilenebiliyorsak
ve ilişkilerimizde özgür yaşamlara dair yeni
anlam-değerler yaratabiliyorsak, özgürlüğe bir adım daha
yakınlaşabiliriz.