DEĞERLENDİRMELER
ÖLÜMSÜZLÜĞÜN OTU ARAYIŞINA ÇIKAN İNSANIN ÖLÜMLÜ YOLCULUĞU…...
Roza Semsur


Evren serbest-î bir özgürlükle refahı yaşıyordu. Tüm büyüler yaşamın sırrı olan evrene atfedilmişti. Canlının ruhuna büyüleyicilik nakşediliydi. İnsan ahlak ve vicdanın dingin erdemiyle inanç ve güvenin engin denizlerinde yüzerdi.
Demosa çalardı yürekler. Âşık ruhlarda sevgi, emek, vefa, şevk ve coşku akardı… Bir ırmaktı İnanna’nın saçları, uzardı (104) Me’nin tohumlarıyla. Işıldardı Dicle, Fırat, Nil ve Pencap kıyılarında; insanlık “varlık” gereksinimlerine kutsallıklar adardı. Toprak, ateş, hava ve suya adak!
Ateşin ve güneşin soylu çocuk kuşağı Mezopotamya! Altın sarısı başaklar ve güneş ufuklu tanrıçalar diyarı.
Bu arkaik diyarlar, politika harmanlardı tarih ambarlarına. Ölüm, merhametin paylaşım mekânıydı, mabetlerin bulunduğu asırlar sonrası Rıha da. Ortak paydalarıydı saygı oluşumun sırlı yaşamına. Çünkü tam da orada gizliydi anlamın büyüsü. Kültürün, bilincin, farklılığın buluşup şahlandığı verimin acentesiydi. Her buluş kendini keşfedişti; yağmurun, rüzgârın, doğanın duru laboratuarlarında ki bundandı savrulan armağanlar, hümanizm kokardı analar. Aş sınırlanmazdı içgüdü güzergâhında. Lanetin girdabına girerdi tüm Sümerlik saltanatlar, fazlalıklar ayıplanırdı beyin karargâhında.
Şimdi bir düş yolculuğuna çıkalım insanlığımla…
Sonsuzluğa dönüşelim, bir döngünün yılmaz sonsuzluğunu, mevsimlerin durduğunu düşleyelim. Diyelim ki bir Nisan ayına takıldı ayaz! Ve doğumlar çoğalttı yıldızları, gökyüzü sönmez yıldızlarla bezendi ve ölümsüzlük dehlizine evirildi tüm canlı ırkları. Ezelin ve ebedin tılsımı yerleşti tüm (Logik) köşelerine. Tam da burada anlamsızlığı düşünelim. Anlamsızlığın yarattığı ruh hallerini, tekrarları yaşamaktan sıkılan, bıkkın toplum bireyini; depresyon, bunalım ve intiharın zeminini. Sürekli genç olduğumuzu düşünelim, sürekli yirmi yaş durağında. Hangi dogmalar koşar zihin rıhtımlarımıza. Hiç çocuk yaşlılığın arifliğini kavrayamaz, zaman buz tutardı duygularımızda. Başka bir şimdinin efsunluğundan mahrum olur, tüm mekânların dolu-dizgin çeşitliliği mahremleşiverirdi. Deryalarda yaşamın iksiri tükenir, tüm büyüler bozulur. Tüm mucizeler inanç ve umutla yitirilirdi ki nihilizmin en yaman armağanıydı çağ insanına. Oysa “yaşam akar” diyor, “kendini bil” felsefesinde derinleşen bilge insan.
Şimdi akan suyu durdurmaya çalışalım insanlığımla…
Su tutulabilinir mi? Yoksa bizi de katıp, başka zamanlara mı kayar. Zamanı kurutmaya çabalasak hızın fırtınasına karışırız kayıtsızca. Yürüdüğümüz yollar aynı kalır mı? Yapraklar dökülür çimenler yeşerip, dallar budanmaz mı? İnsanlık ideolojileri aynı döngülerde yol alsa da, uğradığımız bank ve hanlar evrim geçirir. Değişmeyen tek şeyin değişim olduğu kurallıyla.
Simdi Demiurg’un toplum mühendisliğine soyunalım insanlığımla…
Madde ve enerjiyi olgulaştıralım kesinkes sonuçlarla ve tüm saklı sırları görünür kılalım görecelik kavramlarıyla. Max Planck gelsin masaya! Ve şaşıralım işbaşında! Meşru müdafaasına tanık olalım ışığın. Ve enerjinin refleksiyle boğulansın güz perdelerimiz. Einstein’ın inanmazlığında palazlansın fikirlerimiz. Evrensel toplum tarihinin iç içe geçmiş ucu açık bütünselliğine hayranlık duyalım… ve zamanın oluşturucu hakikatiyle kuarklara uzanalım. Farklılığın renk cümbüşü dolsun avuçlarımıza. Kargaşa kaosun da ahengin uyum düzenine, ahenkli uyumun kaotik karmaşasına sanık olalım, mikrodan kozmos evrene dek açılan.
Şimdi zihniyette ideolojiler yolculuğuna çıkalım insanlığımla…
Yerküre deki tüm canlılarda var olan zihniyete insan evreninde, bir depo olarak betimleyelim. Her tür bilgi-ideolojilerine âşık işlevsel bir depo. Hangi aşıyı yaparsak öyle ürün verir bitki çekirdeği ve bu yüzdendir ki tarih koca bir silah doğurur beşeri çağlarla, tetiğe basarak görevini yapan işlevselliğe açar yaşam sacayaklarını. Her şeyi bildiğimizi düşünelim pervasızca merakımızın, ilgimizin, arzu, şevk ve tutkularımızın bitip tükendiği yeri. İşte pozitivizmin en sığ dinciliği. Asıl ölümün zemheri ayazında, “felsefenin sefaletinde” kulaç açılsın yok oluşun yabancılaşmanın oryantal şafağında.
Bir ilk gecenin (devlet) uyuşturan şarabıdır insanlığıma!
Silikleşmiş mutlak bir bellek tüm hafızalarda. Soykırım bir toplum-kırım volkanik yanardağlardan taşan. Medyum bir fahişe süresi medeniyetli uygarlılarda, soyluluğunu yitirmiş bir çocuk soysuzluğun (piç) tufanında! İşte (tüm tanrısallık adına, kutsallıklar adına, insan çocuklarının söz söyleme hakkı bitmiştir) farkına varışın insan panayırında prangalara vurulan. Tüm kahırlı sancılı anlamsızlık diyarı doğalarda sürerler vahşetin dehşetini, yaşar yanlış olan bir yaşama kaçak… Sorumsuz bir toplumun serseri bir mayını patlattığı andır Araf!
Dağılır zaman, dağılır katman, amorflaşıverir tüm canlılar. Erozyona uğrar parçalanmış nötrle kırlar.
Oysa yaşam bir bütündü insanlığımla…
Evrenin aşığı olduğu insan, evrensel toplum tarihinin diline dönüşürdü tanrıçalar bağrında -ki bundandı tüm çocukların anasıydı Kürdistan.
Şimdi günümüzün Newyork’u dünümüzün Uruk’una çıkalım insanlığımla…
Me’lerin dağ kavşağına ve gişelerde rekor kıran evrenin, insan canlısında ki ihanetine bir bilet keselim Oscar ufkunda. Sahnede Gılgameş semalarda İnanna yer bomba, gök çatışma, perde arkası Enki ölüm kucağında. Tüm arayışlar mutluluğa ulaşma çabasında ve ölümsüzlük otu arayışına çıkan Gılgameş’in ölümlü sokağının son kapital ocağında.
Şimdi ihanetin rahmine inelim insanlığımla…
Çarpıklığın urunu söküp, yanlışlıkların kırıntılarını toparlayalım. Kaybettiğimiz yerde arayalım kendimizi, oradan başlayalım tarihin bilinçli yaşama adaklar bağlayalım dilek ağaçlarında. Huzurun sarhoş anı olurken evrensel yaşamın gizemli, sırlı büyüsünü çizmeyelim boz rengi cam parçalarında ve unutmayalım alı ve olgu’nun bütünlüklü iksirini…
Şimdi serbest-i bir özgürlükle vicdani (umut) sorumluluğun dingin zamanına bırakalım heyecanla vuran yürek çarpıntılarımızı… ve İMRALI’ya ulaşalım insanlığımla…
 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır