ANASAYFA

 
1 eylul düya barış gününe İLİŞKİN YAPILAN RÖPORTAJ

 

1 Eylül Dünya Barış günü için Jiyan Azad’ın PAJK Yeniden Yapılanma üyesi Rotinda Engin ile yaptığı röportaj

*Günümüzde ya da çağımızda yürütülen savaşı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günümüzde yürütülen savaş artık 20.yüzyılın zihniyeti, dili ve yöntemleriyle yürümüyor. Savaş adeta bir yaşam biçimi halini almış durumda. Önderliğimizin ve birçok 21.yüzyıl aydın ve bilim adamlarının deyimiyle biyo-iktidar yöntemiyle insanların düşünce, duygu ve yaşam alanlarının her yerine sızmış bir iktidar anlayışıyla savaş, bir üretim biçimi haline gelmiştir. Bu açıdan şu anda yürütülen savaş klasik anlamda sadece iki gücün askeri savaşı değildir. Savaş ideolojik, ekonomik, siyasal, sosyo-kültürel vb. birçok sahada topyekun yürütülmekte ve sürekli kendini üretmektedir. Lokal anlamda bir ülkede olan savaş artık tüm dünyayı şu ya da bu biçimde etkilemekte. Bir ülkedeki savaşın etkilerini global düzlemde ya da küresel düzlemde tüm toplumla az ya da çok hissetmektedir. Zaten savaşın büyük bir bölümü ideolojik anlam yürütülmekte. Basın yayın araçları, kültürel çalışmalar ve yine bilim teknik kullanılarak bu yapılmaktadır. Örneğin Irak savaşı öncesi ABD’nin hem toplumsal bir baskı hem de kamuoyu oluşturma amaçlı yürüttüğü propaganda içerikli çabaları buna sadece bir örnek. Bununla yapılmak istenilen coğrafyanın tarihsel ve toplumsal genlerini zayıflatmak ve dağıtmaktır. Özellikle medya aracıyla o dönemde yayınlanan filimler oldukça dikkat çekiciydi. Üç Kral, yine o dönem Bush’un direktifiyle alelacele çekilmesi istenilen Rambo ve Terminatör filmleri adeta ABD’nin güç gösterileriydi. Kısacası savaşın niteliği değişmiştir. Tabii bunda en büyük etken çağın çelişkilerinin değişmesidir. 19. ve 20. yüzyılın sınıfsal ve ulusal çelişkileri bir biçimde yerini daha küresel olan ‘cins, ekolojik’ çelişkilere bırakmaktadır. İnsanlığa karşı yürütülen küresel düzlemdeki savaş küresel bir direnişi de kendisiyle beraber getirmektedir.

*İktidar güçlerine bağlı olarak savaşın artık bir yaşam biçimine dönüştüğünden bahsettiniz. Peki, böylesi bir gerçeklikte barışı nasıl ele alabiliriz?

Kuşkusuz dünyamızda özellikle Ortadoğu’da gelişen savaşları çok boyutlu ve derinlikli ele almak gerektiğini belirttim.  Savaşı da, barışı da ele alırken hangi paradigmayla baktığınız önemli. Çünkü dünyaya, olaylara, yaşama bakış açınız atacağınız adımları da belirler. Bu açıdan bizler barışı ele alırken salt iki güç arasındaki ortak mutabakat olarak ele almıyoruz. Tabii ki bu önemli bir boyut. Özgürlük mücadelesi yürüten bizlerin Kürdistan’daki kirli, haksız savaşı ortadan kaldırma, bölge halklarıyla anlamlı, özgür bir birliktelik için öncelikle barışı geliştirme amacı olduğunu bugün herkes biliyor. Ancak belirttiğim gibi eğer bugün sistem güçleri kendi iktidarları için savaşı toplumların bir yaşam biçimi haline getiriyorsa, bizlerde buna güçlü bir alternatifle barışı bir yaşam kültürü haline getirebilmeliyiz. Barış derken, toplumsal barıştan, doğaya, insana olan yabancılaşmayı aşıp doğayla olan barıştan vb. bahsediyorum. Bakın bu gün militarist güçlerin savaşı devam ederken bunun öyle ve ya böyle bir şekilde topluma şiddet, baskı, çürümüşlük olarak yansıdığını hepimiz görüyoruz. Kendi iç barışını geliştiremeyen bir toplumun geleceğini de çok sağlıklı kuracağını da herhalde kimse düşünemez. Savaş ortamında, şiddet kültürüyle büyüyen çocuklarımızın ne kadar sağlıklı bir nesil olduğu da tartışma götürür. Yani bu gün düşüncelerimize, duygularımıza yön veren nedir, nasıl yaşamak istediğimizi biz mi, yoksa iktidar güçleri mi belirliyor, yaşamımız ne kadar şiddet kültüründen uzak barışçıl bir temelde gelişiyor gibi buna benzer soruları kendimize hep sormalı ve cevaplamalıyız. Tabii ki barışı toplumda bir yaşam haline getirebilmek için farklılıkların birlikteliğini bir zenginlik olarak ele almalı herkesin kendi rengiyle, kültürüyle, diliyle yaşaması ve bir gökkuşağı tadında bundan güç almasını bilmesi gerekiyor. Eğitim, sağlık, sosyal, siyasal, kültürel kısacası varolan tüm imkanları herkesin eşit ve özgürce paylaşması da çok önemli. Eğer sen birine, bir gruba ya da bir halka bu imkanlardan eşit yararlanmasını sağlayamıyorsan orada çelişkilerin, çatışmaların zeminini de hazırlamış olursun. Bu açıdan insanların kendini özgürce ifade edeceği, imkanlardan eşitçe yararlanabileceği kısacası kendi renginde kendi tarzıyla ama ortak çıkarlar temelinde birlikte olabileceği bir yaşam kurulabilmeli. Yaşamında barışı kaybeden ya da barışın kendisini sürekli üretmesine izin vermeyen toplumlar huzursuz ve mutsuz olurlar ve yaşam onlara işkence olur. Ama barışı bir yaşam biçimine, kültürüne dönüştüren toplumlar ise kendi iç dengelerini sağlayarak yaşamdan zevk almasını bilirler. Bilemiyorum ben biraz içimden geldiği gibi değerlendirdim. Birçok boyutu da konulabilir.

*Özgür kadın hareketi olarak 1Eylü Dünya Barış Günü’nü nasıl değerlendiriyorsunuz? Barışa ilişkin projeleriniz var mı?

1 Eylül Dünya Barış Günü’nü önemli ve anlamlı buluyorum. Ancak sadece bir günde barışı anmamızın ise, tüm insanlık için belirtiyorum, yetersiz kalacağını düşünüyorum. Dedim ya barış yaşam biçimimiz olmalı ve kendini sürekli üretmeli. 1 Eylül sembolik bir gündür. O gün insanlığın barışa olan özlemini dile getirmesi ve hep bir ağızdan bunu istemesi önemli. Hangi renkten, hangi cinsten, hangi etnikten olursak olalım tek yürekle dile getirdiğimiz ‘barış’ hepimiz için aynı şeyi ifade ediyor. Savaşın olmadığı, yaşanabilir, mutlu ve güzel bir dünya kurabilmek için önce yitirdiğimiz barış diyoruz. Ama maalesef günümüz dünyasında savaş çok boyutlu ve bizi yani hepimizi sarsan bir şekil de devam ediyor. Kürdistan’da, Irak da, Lübnan da ve dünyanın birçok yerinde acı, gözyaşı,yıkım analarımızın, kadınlarımızın ve tüm insanlığın yüreğine ekilip duruluyor. Oysa o yürekler hep aşkı, sevgiyi, özgürlüğü, kardeşçe bir arada yaşamayı büyütmek istiyor, yoksa acıyı, gözyaşını, zulmü değil. Özgür kadın hareketi olarak yeni bir toplumu kurmanın, nasıl yaşamalı sorularına cevap bulmanın mücadelesi içersindeyiz. Tabii ki barış bunda en temel mihenk taşlarımızdan biri. Barışçıl doğal toplumumuz ve tarihimizin kökenlerine inmek ve bunun uygar denilen toplumda kendine has yöntemleriyle verdiği var olma mücadelesini anlamaya, özümsemeye çalışıyoruz. Ve bunu, alternatif yaşam anlayışımıza dönüştürerek bunun mücadelesini yürütüyoruz. Önce barışın özüne dönme, onun kutsal anlamına ulaşma ve toplum için neyi ifade ettiğine dönüp bakmamız gerekiyor. Yani öncellikle barışın dejenere edilen anlam ve yaklaşımlarına karşı bir mücadele veya şöyle diyeyim, erkek egemen zihniyetin salt kendi çıkarları için belli dönemlerde ortaya sürdüğü bir araç olmasının önüne geçme çabamız var. Yani barışı yeniden tanımlama tarihsel ve toplumsal gücünü ezilenler için ortaya yeniden çıkarma ve bunu yaşamsallaştırma mücadelesi içersindeyiz. Yine salt iki güç arasında dönem dönem gelip geçici ulaşılan anlaşma değil, tüm yaşamın dokularına yedirme. Biraz daha açıklayacak olursam toplumsal cinsiyetçiliğin aşıldığı, cinsler arasında eşit, özgür ilişkilerin oluştuğu barış ortamı. Bugün erkek zihniyeti ve yaklaşımlarının yarattığı şiddeti, zulmü, baskıyı en çok kadın ve çocuklar yaşıyor. Büyük imparatorun dünya da estirdiği terörü, bugün evde küçük imparator yani koca, eş, baba, ağabey kadına karşı estiriyor. Dayak, işkence toplumumuzda giderek bir yaşam biçimi haline dönüşüyor. Ve toplumsal bunalımların getirdiği töre, namus cinayetleri, kadın intiharları başını alıp gidiyor. Evdeki bu insanlık dışı savaşa karşı devlet başta olmak üzere, toplum üç maymunları oynuyor. Görmedim, duymadım, bilmiyorum edebiyatı misali. İşte özgür kadın hareketi olarak bizler öncellikle bu gerçekliği deşrifre etmeye çalışıyoruz. Bakın en büyük savaş, yaşamımızı çürüten savaş evde, işyerinde kısacası her yerde yaşanıyor diyoruz. Yani bu konuda sürekli bir gündem oluşturma ve bu gerçekliğe karşı mücadele etme amacımız var. Bunun için dönemsel çalışmalarımız olduğu gibi stratejik ele aldığımız boyutları da var. Dönemsel olarak güncel yaşananlara birçok açıdan müdahale etme çabalarımız var. stratejik olarak ise tüm toplumu özellikle kadını ve çocukları eğiterek yüksek bir bilinçlendirme, aydınlatma çalışmalarımızın yanı sıra buna karşı güçlü bir örgütlenme yaratarak kadının kendi sistemini, yaşam kültürünü, dilini oluşturmaya çalışıyoruz. Yine doğaya karşı yürütülen pervasız savaşıma karşı yetersizde olsa bir mücadele gerçekliğimiz var. Ekolojik bir toplum kurmak için var olan sorunları nasıl ele almalıyız, bilim ve tekniğin yanlış kullanımı için nasıl bir mücadele yürütmeliyiz gibi bir çok konu üzerinde yoğunlaşıyor, örgütleniyor ve kurumlaşmaya gidiyoruz. Yani doğaya karşı yürütülen savaşıma karşıda bir mücadele çabası içersindeyiz. Ulusal düzlemde ise barışa ilişkin genel özgürlük mücadelemizin yaklaşımları çok net bilinmekte. Yine buna ilişkin yapılan çalışmalar, atılan adımların sürekliliğinden hiç bir şey kaybetmediğini herkes görmekte. Özgür kadın hareketi olarak bizlerde Kürdistan’da yürütülen savaşın boyutlarını çok yönlü tartışıyor ve özgür ve onurlu bir barışın nasıl olmasına ilişkin görüşlerimizi, çabalarımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz. En son Özgürlük hareketimizin sunduğu ‘Kürt Sorununda Demokratik Çözüm Deklarasyonu’ 1 Eylül Dünya Barış Günü arifesi öncesi önemli bir adım oluyor. Tabii ilgili güçlerin buna nasıl tepki göstereceği tüm kamuoyunun merak ettiği gibi bizimde üzerinde durduğumuz bir konu. Özgürlük hareketi olarak barış imkanlarının yaratılması için en küçük bir adımı dahi değerlendiriyoruz. Buna yönelik Önder Apo’nun sayısız girişimleri, açıklamaları oldu. Kürdistan’da, Ortadoğu’ da halklar, ezilenler adına barışı adeta iğneyle kuyu kazar gibi inşa eden, barışın mimarı olan Önder Apo’dur. Bizlere, tüm topluma gerçek, özgür, anlamlı ve insanlık için kutsal barışın bilincini kazandıranda ve bunun için mücadele ve örgütlenme gerçeğini açığa çıkaranda yine milyonların iradesi olan Önder Apo’dur. Ancak savaşı yaşam biçimi haline getiren ve kan üzerinden kendini besleyen güçlerin bundan vazgeçmediğini görüyoruz. Bu röportaj vesilesiyle Önderliğimize uygulanan yirmi günlük insanlık dışı tecridi kınıyorum. Ve diyorum ki milyonların iradesini asla ve asla kimse tecrit edemez. Nasıl ki güneşin hüzmelerinin bize can vermesini kimse engelleyemezse, Önderliğimizin iradeleşen halk gerçekliğini de kimse engelleyemez. Kısaca bunları belirtirken halkımızın ve tüm insanlığın 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü kutluyorum. Ve diyorum ki barış, hepimizin yüreğindeki sevgiyle, özgürlükle, kardeşlikle yaşam bulacaktır.

 

 

PAJK MENÜ

 


 


 


PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006. Tüm hakları saklıdır