ANASAYFA

 
1 EYLÜL Dünya barış günü İÇİN RÖPORTAJ

 

KJB Basını

Deniz Dersim arkadaşla 1 Eylül Dünya Barış gününe ilişkin gerçekleştirilen röportajdır:

*Nasıl bir siyasal atmosferde 1 Eylül Dünya Barış gününü karşılıyoruz? Gerçekten dünyada barış sağlanabildi mi veya sağlanabilir mi?

Başta tüm insanlığın, barış uğruna mücadele vermiş ve halen mücadele veren tüm devrimcilerin, aydınların 1 Eylül dünya barış günlerini kutluyorum. Yine bu konuda en büyük katkıyı sunan, Ortadoğu’da özellikle Kürdistan’da barış için tüm tecrit koşullarına ve dört duvar arasındaki zorlu yaşamına rağmen yoğun mücadele veren Başkan APO’nun barış gününü kutluyorum. 

Barış herkes tarafından çokça dillendirilen ama en zor anlamlandırılan bir kavram olmuştur. Gerçekten de herkesçe farklı ele alınan bir kavramdır. Barış tüm insanlığın ihtiyacıdır. Beş bin yılı aşkın bir süreçtir dünyamızda çeşitli sebeplerden dolayı savaşlar yaşanmaktadır. Bu savaşları iki şekilde değerlendirebiliriz. Birincisi emperyal savaşlardır. Mevcut dünyada, bir devletin ya da bir gücün başka bir gücün topraklarına, değerlerine göz dikmesi sonucu haksız bir biçimde ortaya çıkan savaşlardır. Diğeri ise bu haksız savaşlara, haksız işgallere, inkarlara, şiddete karşı yaşam gücünü göstermeye çalışan, bu konuda direniş gösteren halkların, sınıfların ve cinslerin vermiş olduğu savaşlardır. Bu yüzden de ezenler ve ezilenler açısından barışın anlamı farklı olmaktadır.

1 Eylül Dünya Barış günü 2. Dünya savaşı sonrası ilan edilen bir gündür. Gerçekten anlamlı bir gündür. Çünkü 2. Dünya savaşı sürecinde milyonlarca insan çok da anlamlı olmayan bir savaşta hayatını kaybetti. Bu haksız savaşa karşı direnip canlarını verenler oldu. Ama bazıları da bu savaşta neden yer aldıklarını bilmeden ya da bu savaştan hiçbir çıkarları olmamasına rağmen savaşmak zorunda kaldılar. Sırf gözü dönmüş egemenlerin bazı toprakları veya bazı pazarları ele geçirme emelleri uğruna oldu bunlar. O yüzden 1 Eylül Dünya Barış günü gerçekten anlamlıydı. Ama günümüz siyasal konjonktürüne baktığımızda gerçekten barış sağlanabildi mi? Bu kadar kan döküldükten sonra anlamlı, onurlu bir barışın gelmesi önemliydi. Gerçekten sağlanabildi mi? Bunu çok fazla belirtemeyiz. Birçok düşünür tarafından 21.yüzyıl artık savaşların sona erdiği bir yüzyıl olarak, kanlı dönemin bittiği bir süreç olarak değerlendirilse de, bölgesel düzeyde hala savaşlar devam etmektedir. Özellikle bizim coğrafyamızda, Ortadoğu’da, Kürdistan’da savaş yoğun olarak devam etmektedir. Dıştan bazı güçlerin “demokrasi ve barış getireceğiz” adı altında yürüttükleri bir savaş vardır. Daha birçok örnek verilebilir ancak şunu söyleyebilirim: 1945’ten günümüze altmış yıla yakın bir zaman geçti ve bu kadar zaman geçtikten sonra halen barışın, istikrarın sağlandığı, insanların gerçekten birbirine hoşgörüyle yaklaştığı, kardeşlik ve dostluk içerisinde olduğu, birbirinin haklarını ihlal etmediği bir dünyada yaşadığımızı söyleyemeyiz. Bu hep insanlığın bir özlemi oldu. 1 Eylül Dünya Barış günü her zaman bu umutla kutlandı.

Şu anda Ortadoğu’da da, yaşanan geriliklere, statükolara müdahale adı altında gerçekleştirilen bir müdahale var. Egemenler de bunu barış ve demokrasi söylemiyle yapıyor. Ama ne kadar Ortadoğu’ya istikrar, barış ve demokrasi getirdiği tartışmalıktır. Bu anlamıyla egemenlerin dilinde barış, kendilerini meşru kılmanın bir yöntemi olurken, ezilenler açısından barış ise kendi haklarını koruma, onurlu bir yaşam ve bir mücadele yöntemi olmaktadır. Yani her güç direnirken, bunu barış ve onurlu yaşam özlemiyle yapmaktadır. Dediğim gibi halklar açısından, ezilenler açısından barışın anlamı, savaş yürütürken bile bu haksızlıklara, bu baskılara, bu inkar ve imhalara karşı güzel bir yaşamın özlemi olmuştur. Her zaman meşru savunma temelinde bir direniş olmuştur.

Bu nedenle PKK açısından da barışın anlamı büyüktür. Otuz yıllık bir savaş yürüttük, bizim de her zaman özlemimiz, özgür bir ülkede, yaşamımızın, kimliğimizin, tüm haklarımızın özgürce tanındığı bir yaşam oldu. Tabii ki bu bir savaş gücü için tezatlık da taşıyabilir. Yani hem savaş yürütüp hem barışı istemek, gerçekten de zor bir durum. Üzerimizde yürütülen bunca baskı, imha, faili meçhul, zindanlarda baskı, katliam var, bunların hepsi gerçekten güzel bir yaşam ve onurlu bir barış için verdiğimiz mücadeleyi bastırmak içindir. Oysa bizim mücadelemiz meşru savunma temelindedir. PKK her zaman meşru savunma savaşımını güzel bir yaşam, kardeşçe bir yaşam için geliştirmiştir, geliştirmektedir. Barış ancak bu biçimiyle olabilir. Yani onurlu bir yaşamla olabilir. Diğer sorunuz için şunu söyleyebilirim; dünyada bazı yerlerde istikrar sağlanmış olabilir ama bizim coğrafyamız açısından barışın sağlandığını söyleyemeyiz. Her ne kadar bu konuda çeşitli mücadeleler varsa da, çeşitli savaşımları veriliyorsa da henüz sağlandığını söyleyemeyiz.

 *KKK Önderliğinin tecrit koşulları altında yaptığı barış çağrılarına Türk devletinin cevabı ne olmuştur? Barışın sağlanabilmesi için nasıl bir girişimin olması gerekmektedir?

Az önceki soruda da kısmen değinmeye çalıştım. PKK’nin barışa bakış açısı, gerillaların, Kürt halkının barışa bakış açısı ortadadır. Kürt halkı, bu otuz yıllık savaşın içerisinde belki çok şeyini kaybetti, ama onurlu bir kimlik kazandı. Kürt halkı asimilasyonun ucundan döndü. Yani bir yok oluşla karşı karşıyaydı. Daha bir savaş yokken dahi ruhen ve fizikmen, ulusal değerler açısından ölüyordu. PKK açısından zor bir karar süreciydi. Ya herşeyi göze alıp bu halkı yeniden diriltmek için savaşacaktı ya da bu süreç böyle devam edip beş-altı bin yıllık bir geçmişe dayanan Kürt halkı ve değerleri yok olacaktı. Bu yüzden tarihi bir kararla Önderliğimiz ve bir grup arkadaşı bu meşru mücadele sürecini başlattılar. Bu savaşta kazanımlarımız, kayıplarımız vardır tabii ki. Ama her savaş muhakkak ki kanlı geçiyor, her savaşta bedeller ödeniyor. Bedel verilmeden bir şeyler kazanılmıyor. Herşeyin bir bedeli var. Bu otuz yıllık savaşımda Kürt halkı artık öyle bir ruh kazandı ki asla asimile olmayacak, hiçbir zaman bu değerler kaybolmayacaktır. Kaç bin yılı aşacak değerler yarattı, şehitler yarattı, kendisine yeniden bir tarih yarattı. Aslında kendi tarihini ilk defa başkalarının müdahalesi olmadan kendi eliyle, kanıyla yazdı.

Bununla birlikte her zaman da barış özlemi, çabası içerisinde oldu. Analar oğullarını-kızlarını savaşa gönderip cenazeleri onlara geri döndüğü zaman, cenazelerin üzerinde barış çağrıları yaptılar, halen de yapmaktalar. Bu çok önemli bir şeydir. Bu onuru hiçbir halk kolay kolay gösteremez. Yani üzerinize bu kadar katliam olacak, bu kadar baskı olacak, dağa giden evladı evine cenaze olarak geri dönecek ve ana cenazenin başında tilili çekip barış için çağrı yapacak. Ve yine karşıt cepheden insanların çocukları öldüğü zaman, onların anaları ile aynı acıyı yürekten paylaşacak ve bu kanın durması için mücadele yürütecek. Gerçekten bu değeri PKK yarattı. Bir yandan savaşı yürütürken, bir yandan barış özlemini hep korudu. Kürt halkı sadece kendisi için ağlamadı, Türk askerleri, gözyaşı döken Türk anaları için de aynı acıyı duydu. Bu önemliydi.

Sorduğunuz soru açısından da; KKK Önderliği sadece tecrit koşulları altında değil, savaşımızın en dorukta olduğu süreçlerde de barış önerilerinde, çağrılarında bulundu. Tek taraflı ateşkesler yaptık, Önderliğimizin çağrılarıyla. PKK dört kere ateşkes çağrısı yapmıştır. Bunu hiçbir güç bu biçimiyle yapmaz. ’93, ’95, ’98 ve 2000’li yıllarda Önderliğimiz çağrılarda bulundu, tek taraflı ateşkes ilan etti ve devletin bu yönlü adım atmasını bekledi. Yine bu barış çağrılarıyla birlikte iki barış grubumuz Türkiye’ye gönderildi. Avrupa’dan ve Kürdistan dağlarından olmak üzere iki grubumuz her şeyi göze alarak fedaice barışı sağlayabilmek için Türkiye’ye yöneldiler. Bunlar çok önemli adımlardı. Yalnız bunlara karşı cevap ne oldu derseniz, herhangi bir olumlu adım görmedik. Bizim çok iyiniyetlice uzattığımız barış eli her zaman geri çevrildi, terslendik. Gönderdiğimiz barış grupları tutuklandı. Her barış açıklaması sonrası Önderliğimiz üzerindeki tecrit arttı. Bunun üzerine hücare cezaları verildi. Ya bu tür yaklaşımlar gelişti ya da Türkiye devleti her zaman için bizim bu çağrılarımızı bir zayıflık olarak değerlendirdi. “PKK dağılıyor, PKK güçsüz düştü, PKK kayıplar veriyor, işte o yüzden barış çağrısında bulunuyor” gibi yaklaşımlarla kirli savaştan geri adım atmadılar. Çünkü belli bir kesim bundan büyük bir rant kazanıyor. Bu kirli savaştan vazgeçmek istemiyorlar. Hiçbir güç zayıf olduğu dönemlerde barış çağrısı yapmaz. Özellikle en güçlü olduğunuz dönemlerde siz onurlu bir barış gerçekleştirebilirsiniz. Eğer zayıfsanız iradeniz teslim alınır. Eğer güçlüyseniz siz kendi taleplerinizde bulunabilirsiniz. Bunlar her zaman yanlış anlaşıldı.

Şimdi de öyledir. Önderliğimizin temmuz ayındaki son görüşmede sunduğu iki aşamalı bir barış projesi vardı. Bu projeye karşın şu anda Önderliğimize yirmi günlük hücre içerisinde hücre cezası verildi. Bu da Türk devletinin korkusunu gösteriyor. Kürt halkı kazanımlarının hepsini elde etmiştir. Çözüm çok yakındır aslında. Ve bu çözüm ancak onurlu bir barışla sağlanabilir. Bu barışın sağlanması, bazı kesimlerini tabii ki kaybetmesi demektir. Bazı rantçıların, bu kirli savaşta rol alanların ileride yargılanması demektir. Bunu göze alamadıkları için de Önderliğimizin barış sesi susturulmak isteniyor. Bunun önü kesilmek isteniyor. Bununla verilmek istenen mesaj şudur: “Biz bu kirli savaştan ve ranttan vazgeçmeyiz, kan üzerinden elde ettiğimiz kazançla devam etmek istiyoruz. Siz neden barış çağrısı yapıyorsunuz?” Bu da doğru bir tutum değildir.

Başka ülkelerde de bu türlü direnişler gösteren bazı gerilla grupları var. Bunlar her iki tarafın anlayışlı yaklaşımı ile barış imzaladılar. Örneğin İRA şu anda bir çözüme doğru gidiyor. Yine ETA ile görüşmelere gidiliyor, bu konuda çözümler kendilerine sunuldu, kendilerinin yaptığı ateşkesler vardı. Yani buna benzer bir çok çözüm bulunan sorun var. Kürt sorunu da bu şekliyle artık çözüm aşamasına gelmiştir. Bu yönlü inkar ve imhada ısrar gerçekten anlamsızlaşmıştır. Bu konuda her yerde barış çabası gösteren bazı güçler, nedense Kürt sorununa geldi mi bu çabayı göstermiyorlar. Çünkü onların da bu savaştan elde ettikleri çıkarlar var, ekonomik anlamda birbirleri ile yaptıkları anlaşmalar veya çeşitli çıkarlar var. Bu nedenle başka yerlerde göstermiş oldukları duyarlılığı, barışçıl yaklaşımı, maalesef Kürdistan’daki sorunda göstermiyorlar. Egemenler çıkarları oldukça barışı ele alıyor, güncelleştiriyorlar. Ama bir yerde çıkarı yoksa insanlar ölüyor, katlediliyor, dili yasaklanıyor, faili meçhule gidiyor, tecavüze uğruyor, işkenceler görüyor, Önderliği tecrit içinde tecritte tutuluyor, hiçbir tepki göstermiyor. Tüm dünya bunlara sessiz kalabiliyor. Böylesi bir dünyada yaşıyoruz. O yüzden özgüce dayanmak, kendi savaşımını, kendi direnişini kendin yürütmek, kendi çözümünü kendin geliştirmek çok önemli. Bu konuda Kürt halkı şimdiye kadar yürüttüğü savaşımında kendi gücüne dayandı, bundan sonraki çözüm sürecinde de Önderliğinin çizmiş olduğu çözüm yolu temelinde kendi özgücü ile yürüyecektir.

Barışın gerçekleşmesi için neler yapılabilir? Bu konuda söylediğim gibi dört barış çağrısı oldu. Bizim taleplerimiz açıktı. En son Önderliğimizin İmralı’dan da sunmuş olduğu proje doğrultusunda basın açıklamasıyla tüm kamuoyuna duyurduğumuz bir deklarasyon vardı. Birinci aşama olarak Önderliğimizin de belirttiği gibi, ilk başta karşılıklı olarak barışı istediğimize, çözüm sürecini başlatma kararlılığına dair bazı açıklamaları yapmak gerekir. Gerçi bu konuda biz üzerimize düşeni her zaman yaptık, çeşitli açıklamalarda bulunduk, hatta binbir fedakarlıkla operasyonlara rağmen savaşın en doruk noktasına ulaştığı dönemlerde tek taraflı ateşkes bile ilan ettik. Ateşkes sürecinde bile üzerimize gelmeler oldu. Ama artık bu yönlü Türkiye devleti de adımlar atmalı. Çift taraflı bir açıklama yapılmalı, çift taraflı bir ateşkes sağlanmalıdır. Bu çift taraflı ateşkes sürecinden sonra zaten bir zemin oluşur. Yani barış için bazı demokratik güçler, ilerici aydınlar bir heyet oluşturabilir. Bu heyet her iki tarafın şartlarını ele alabilir.

Bizim otuz yıllık mücadelemizdeki şartlarımız bellidir. Bunlar; Önderliğimizin üzerindeki tecrit sürecinin ve Kürt halkı üzerindeki inkar ve imha politikasının sona erdirilmesi, Kürt kimliğinin, dilinin tanınması, yine Kürtçe dilinin resmileştirilmesi, koruculuk sisteminin kaldırılması. Kürdistan’da yürütülen bazı bilinçli politikalar var, bunların durdurulmasıdır. Örneğin toplum içerisinde gençlerimize karşı yürütülen çeşitli politikalar vardır. Uyuşturucudan tutalım fuhuşa kadar, işsizlikten tutalım çeşitli yöntemlere kadar uygulanan bu politikalarla aslında Kürt halkı iradesizleştirilmek, bu politize güç dağıtılmak isteniyor. Buna karşı da etkin mücadele gerekmektedir. Bu da devlet kurumları tarafından yönetiliyor. Yani çözüm sadece Kürt halkının kimlik sorununun çözümü değildir. Aynı zamanda toplum içerisinde yürütülen çeşitli kirli politikalar var, bunlara karşı da etkin bir mücadele gerekiyor. Bunun zemini sunulmalıdır. Gerillanın yine aktif siyasete katılımı sağlanabilir.

Bu biçimiyle bunca yıldır savaşım verdiğimiz amaçlarımızın, artık bir çözümle hayata geçmesi onurlu bir barışı sağlayabilir. Bunca bedelden, bunca şehitten, bu kadar meşru kazanımdan sonra Kürt halkı bu taleplerinden bir adım daha geri atmaz. Bunu hiçbir zaman hiç kimse beklememeli. Kürt kültürü artık yok edilemeyecek bir düzeye gelmiştir, kendi kurumlarını yaratmıştır. Yine toplumsal anlamda geri feodal yönlerine karşı etkin bir mücadele veriyor. Bu yönlü de kültürel bir devrim niteliğinde kazanım vardır. Kürt aile yapısından tutalım Kürt kadınının duruşuna kadar toplumda bir ilerleme var. Bunların hiçbiri geriletilemez. Sadece bunlar görülmeli ve tanınmalı. Bu konuda Kongre Gel’in, KKK Yürütme Konseyi’nin ve Başkanlığı’nın, Önderliğimizin belirtmiş olduğu çerçevede yaptığı son açıklaması vardır. Bu yönlü adımlar atılırsa elbette ki bir barış sağlanabilir.

*Bir kadın olarak barışın gerçek anlamına ve tanımına kavuşması için neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Barışın gerçek anlamı ve tanımına kavuşması için kadınlar olarak yapacağımız çok şey var. Dünya nüfusunun istatistiklere göre yüzde ellisini oluşturuyor kadın nüfusu. Bu çok önemli bir nitel ve nicel güçtür. Coğrafyamızda ve dünyamızda yürütülen savaşlarda en çok zarar görenler kadınlar oldu.  1.Dünya savaşı, 2.Dünya savaşı, Kosova savaşı, Yugoslavya’da yürütülen savaş, şu anda Irak’ta yürütülen savaş var. Bu savaşlar hiçbir zaman kadınların savaşı olmadı. Bu savaşlar erkek egemenlikli toplumun kendi çıkarları doğrultusunda, kendilerine sağlamak istedikleri rant, çıkar veya bir parça toprak için oldu. Kadınlar bu savaşın sahibi olmadılar. Bazı kadınlar söyler de “bu sizin savaşınızdır” diye. Sadece Kosova’daki savaşta onbinlerce kadına tecavüz edildiği söyleniyor. Yine Irak’a demokrasi ve barış adına bir müdahale oldu, en çok barış ve demokrasiyi getireceğini söyleyenler en çok kadınları taciz ettiler, tecavüz ettiler, hatta katlettiler. Yine buna karşı direniş yürüttüğünü söyleyen güçler, sırf başı açık dolaşıyor diye bazı kadınları katlettiler. Gerçekten kadınlar bu savaşları kendi savaşımları olarak görmediler.

Bunun dışında çeşitli halkların direnişleri oldu, ulusal kurtuluş mücadelesinde kahramanca yer alan, bu konuda kendi ulusunun işgaline karşı direniş gösteren kadınlar vardır. Ön cephelerde yer alanlar da vardır. Bunları ayrı ele almak gerekir. Yine bizim savaşımızda da öyle. Binlerce Kürt kadını şu anda dağda direniş yürütüyor. Hem kendi cinsinin özgürleşmesi, hem toplumun özgürleşmesi açısından, hem de ulusal anlamdaki baskıların giderilmesi, daha demokratik özgür ve ekolojik bir toplumun yaratılması açısından kadınların mücadele yürütmesi önemlidir. Bu anlamıyla biz bu dağlarda gerilla olarak onlarca yıldır savaşım yürütüyoruz. Bir ordu yarttık. Sadece ulusal anlamdaki baskıları değil, toplumsal alandaki şiddeti gidermek anlamında da bir gelişim sağlamak için mücadele yürütüyoruz.

Bizim mücadelemiz tek taraflı değil elbette. Sadece Kürdistan’ın parçalanmışlığı, işgal altında oluşu, inkar edilişi, kimliğinin yok sayılışı, diline kilit vuruluşu, yüreğine-beynine herşeyine kilit vuruluşu ile sınırlı değil. Kadın bunların yanı sıra toplumsal anlamda da baskı altında, çifte baskıyı yaşıyor. Halen günümüzde yaşanıyor, çok da giderilmiş değil. Toplum içinde de toplum ahlakı çerçevesinde çeşitli şiddet biçimlerine maruz kalıyor kadın. Töre cinayetlerine maruz kalıyor, okutulmuyor, ikinci bir cins olarak görülüyor, hatta insandan bile sayılmıyor. Ortadoğu coğrafyasında böyle sorunlar da var. Bu anlamıyla kadının savaşım yürütmesi, dağlara çıkması, özgür bir yaşamı kurma istemi anlamlıdır. Egemen sistemlerce yürütülen kirli savaşlara karşı, toplum içindeki şiddete karşı yapacağımız çok şey var. Gerilla olarak direniş göstermek, bu anlamda barışa bir katkıdır. Kadın gerilla olarak, Kürt kadınının ya da Ortadoğu kadınının meşru savunma gücünü oluşturur. Kadının dağda oluşunun böyle bir anlamı var. Buradaki bizim savaşımımız, aynı zamanda toplum içindeki cinsler arası sorunları gidermenin de bir aracıdır.

Tabii bunun dışında da kadının bu mücadele içinde yapacağı şeyler vardır. Çeşitli etkinliklerde kadın aktif olabilmeli. Kirli savaşın her zaman karşısında olmalı. Ölümler, savaşlar kadına hiçbir fayda getirmedi. Bu yönlü çeşitli kurumlaşmalara da gidebilir, çeşitli hareketlilikler de yapabilir. Kadının gücü toplumda çok fazla. Ama bunun yanısıra savaş çığırtkanlığı yapıp kadınlığından uzaklaşanlar da var. Bunun örnekleri görülmüştür. Çeşitli devlet düzeylerinde yer alıp kadın kimliğinden uzaklaşıp savaşta aktif rol alan kadınlar da var. Bugün Ortadoğu’da bu kirli svaşın yürütülmesinin en büyük aktörlerinden biri Rice’dir. Bir kadındır, hatta ezilmiş bir ırkın kadınıdır, zenci bir kadındır. Ama bunca kadın katliamı yaşanıyor Irak’ta, bunca tecavüz, bunca katliam karşısında sessizdir, hatta erkek egemen toplumun baş aktörüdür. Yine savaşımızın en yoğun süreçlerinde, imha politikasının üzerimizde en yoğun olduğu dönemde, Tansu Çiller başbakandır. Böyle çarpıcı olaylar da oluyor tabii. Bunlar hiçbir zaman kadın özünü temsil edemez. Biz bunları örnek alarak değerlendiremeyiz. Esasta kadının özünde barış vardır, demokrasi vardır. Bunun örnekleri tarihte de mevcuttur. Yani bir Mısır kraliçesi olarak Nefertiti, Hititlerle barışı sağlayabilmek için kendi canını bile feda etmiştir. Yine daha önce de değindiğim gibi çocukları şehit düştüğünde cenazelerin başında barış çağrısı yapan analarımız var. Bunlar da birer örnektir.

Barış için çeşitli kurumlaşmalara ihtiyaç vardır. Özellikle kadının bunun özbilincine ulaşması gerekir. Her savaşın ondan neler götürdüğünü bilmelidir. Yani bir yandan evladı gidiyor, öte yandan savaş olan bölgede aileler parçalanıyor, ekonomik olarak zorlanıyor, her an her yönlü saldırıya maruz kalabiliyor. Cinsel anlamda, fiziksel anlamda şiddetle karşı karşıya gelebiliyor. Kadınların bunlara karşı kendilerini örgütlemesi gerekir. Gerilla cephesinde yerlerini alabilirler, bu olmazsa çeşitli kurumlar oluşturabilirler. Barış büroları oluşturabilirler. Bu yönlü çok güzel hareketlilikler oldu, barış için yürüyüşler yapıldı. Bunların daha da yükseltilmesi gerekir. Kadınlar kendilerinden de yola çıkarak düşünürlerse bence bu hareketliliği daha da geliştirebilirler. Bundan bir kaç yıl önce barış anaları Büyük Güney’e gelip Kürtler arası savaşı durdurmak için çabalar harcadı. Sistemin bu türlü şeylere bile tahammülü yok. Onca barış anası çeşitli eylemler yapmaya kalktı, altmış-yetmiş yaşındaki anaların barış çağrısına bile tutuklamalarla, joplarla cevap verdiler. Sistem tabii ki bu savaşların durmasını istemez. Onun kendince sağladığı bir rant var, ama bunlara karşı atkif mücadele yürütüleceğine inanıyorum. Kadınlar bu akan kanı, bu savaşı durdurabilir. Bu yönlü rol oynayacaklarına inanıyorum. Bu konuda bizim de kadın gerillalar olarak elimizden gelen her türlü desteği sunacağımızı bilmeleri gerekir.

*Bir kadın olarak Kürt kadını ve dünya kadınına son mesajınız nedir?    

Ben tüm dünya kadınlarının ve coğrafyamızda yaşayan Kürt, Türk, Laz, Ermeni, Asuri, Arap, Fars, Azeri kadınların da barışa özlem duyduklarını biliyorum. Tüm kadınların yüreği, barış, demokrasi ve özgürlük için çarpıyor. O yüzden önümüzdeki süreçte bu barış, demokrasi ve özgürlük için çarpan yürekleri birleştirelim ve güzel yaşanılası bir dünya yaratalım.     

 

PAJK MENÜ

 


 


 


PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006. Tüm hakları saklıdır