|
Cumali Doğan'ın İtalya Kürdistan Enformasyon Büro
Başkanı Mehmet Yüksel ile yapılan Röportaj
-Önderlik
Suriye’den ayrıldıktan sonra önce Yunanistan’a
ardından Rusya’ya gitmişti. Daha sonrada Roma’ya
geçmişti. Önderlik İtalya’ya vardığında sizde orada
bulunuyordunuz. O anda neler hissettiniz?
-Önderlik, İtalya’ya geldiğinde geleceğinden
haberimiz yoktu. Çünkü bize hiç bir açıklama
yapılmamıştı. Önderliğin gelmesinden kısa bir süre
önce bize bildirildiğinde İtalya’da bulunan
arkadaş’ların hepsinde heyecan vardı. Hepimizde,
Önderliği görme heyecanı vardı. Ama gelmeden önce
Önderliği nasıl karşılayacağız diye hepimizi bir
telaş sarmıştı. Hava alanı’na gitme durumuz oldu.
Fakat orada karşılaşamadık. Ertesi gün Başkan hava
alanı’na indiği gibi İtalyan polis’leri tarafından
karakola götürülmüştü. Oradan da Başkan gayet sakin
bir şekilde hasta haneye götürülmüştü. Başkanla daha
sonradan selamlaşma imkanımız oldu.
Kendimi o kadar hazırladığım ülke hasretini, orada
Başkan yanında yabancı toraklarda yaşadım ve biraz
da kendimi eksik hissediyordum. Başkanı sadece
ismiyle ve ülkeyle hissediyordum. Onunla yabancı
toraklarda karşılaşmak benim için ap ayrı bir duygu
olmuştu. Yıllardır ülkeden uzak, yabancı bir ülkede
olmamam nedeniyle sürekli kendimi eksik
hissediyordum. Oysaki Başkan ile karşılaşmanın
heyecanı benim için apayrı bir duygu olmuştu.
Bununla birlikte tabii ki o an Başkan ile karşı
karşıyaydık Avukatların gelişi- gidişleri vardı bu
durumdan dolayı önderlikle çok kısıtlı olarak
görüşebiliyorduk. Ondan sonraki süreçlerde de bazı
sorunlarla karşılaştık. Bu Başkanla ilk
karşılaşmamızdı.
Önderlikle ilk karşılaşmamızın hemen ardından bende
sürekli bir heyecan vardı. Aynı zamanda bu heyecanın
yanında bir tedirginlikte vardı. Sonuçların ne
olacağının tedirginliği vardı. Önderlikle
karşılaştığımızda bilemiyorum Heyecandan mıydı yoksa
uykusuzluk ve açlıktan mıydı bilemiyorum, bir
baygınlık sürecide yaşadım. Birçok duygunun bir anla
birleşmesi ve başka bir noktada gelişmesi vardı.
Önderlikle yaşanan o günler o süreç çok heyecanlı
çok güzel olmasına rağmen çokta sancılı ve acılıydı.
O süreçte bu sadece benim acımdan yaşanan bir durum
değildi. Birçok arkadaş içinde öyle bir durum
görünüyordu. Bunu şöyle ifade edebilirim, birçok
arkadaşta o dönem mide ağrıları yaşanıyordu. Yaşanan
belirsizliği, Kürt tarihi’nin bağlı bulunduğu bu
nokta geleceğinin nereye gideceği konusunda kaygılar
vardı. İtalya’dan çıkılmalıdır mı, çıkılmamalımıdır?
İtalya’da kalınırsa ne olur? gibisinden endişe ve
kaygılar bir çok arkadaş ta mide ağrılarına yol
açmıştı.
Bu durum bende çok ciddi bir sorgulamaya da
götürüyordu. Yılardır görmek istediğim toprağımla
özdeş gördüğüm Başkanım karşımdaydı, yanımdaydı ve
onun bu bütünleştirici noktalarının neler olduğunu
anlamaya çalıştım. Tabii o süreçte çok sorguladığım
yönlerde vardı. Özelikle örgütsel acıdan daha önce
kaldığım koşulardan zaman ve imkanımın olmayışından
dolayı yeterince örgüt içerisinde belli bir deneyim
sahibi olamamamdan dolayı çok fazla sorgulama
fırsatım olmamıştı.
Ben her zaman şöyle bir hayal içerisindeydim.
Önderlik ve yanında büyük bir ekibin Önderliği
koruyabilecek, danışma ekibi anlamında bir
topluluğun içinde gelmesini bekliyordum. Ama
beklediğim gibi olmadı. Orada hayal kırıklığı
yaşadığımı söyleyebilirim. Orada örgütün hamle
yapabileceği bir pozisyon vardı. Önderliğe yeterince
yardımcı olabilecek, birçok sorunla karşılaşmadan
önce sorunları halledebilecek arkadaşlara ihtiyaç
vardı ve öylede olması gerekiyordu.
Tabii başından sonuna kadar Önderlikle o ilk
karşılaşmanın heyecanı sonuna kadar sürdü. Hatta
öyle bir heyecanı vardı ki saygısızlık yapmamayı
bilinçaltına yerleştirme durumu söz konusuydu. Bu
durum her davranışıma yansıyordu. Bir defasında
telefon gelmişti. Cevap verdim. Tabii Başkanla
sürekli dar bir mekanda kaldığımız için telefonda
başka bir arkadaş vardı, ona cevap verirken bile
“tamam başkanım, tamam başkanım” diye yanıt verdim.
Başkanda o an karşımda bana bakarak güldü ve oradan
ayrıldı. O zaman sürekli böyle bir heyecan vardı.
Tabii bunun yanında diğer anlattığım mide ağrıları
da hiç eksik olmadı.
Önderliğin belirgin olan özelliği Kürt Halkıyla
bütünleşmesidir. Birçok kesimi fark gözetmeden
dinleyebilen ve insanları dinleyebilen aynı zamanda
çokta mütevazi olmasıdır. Kendisi karar verebileceği
anda bile yanındakilere o fırsatı -herhangi bir
pozisyonda olan birine de- verebilen bir yapıda
bulunmasıdır. Buda çok büyük bir bütünleştirici bir
özelliktir.
-Önderlik
İtalya’ya vardığında Uluslar arası alanda büyük
yankı uyandırdı. Tüm siyasal çevrelerin gözleri
İtalya’ya çevrildi, çeşitli beklentiler oluştu. O
süreçte İtalya’ya, Roma’ya Avrupa’nın değişik
yerlerinde yaşayan Kürtlerin akını başladı. O anda
Avrupa’da bulunan Kürt Halkının durumu neydi.
Bununla beraber İtalyanlar ortaya çıkan bu tabloyu
nasıl değerlendiriyorlardı?
-Şu bir gerçektir ki
Önderliğin İtalya’ya ayak basması medya’ya yansıdı
ve Önderlik gerçeğini tanıyan- tanımayan olsun bir
Kürt akını başladı ve bir çok çevreden insan Roma’ya
akmaya başladı ve böyle bir karar yoktu. Ama
insanlar Önderliğin İtalya’ya geldiğini duydukları
anda Roma'ya akın etmeye başladılar. Bu akın sadece
Kürtlerle de sınırlı değildi.
Sadece Kürdistan Özgürlük Mücadelesiyle alakalı bir
durum değildi. Bu durumun yaratacağı meşruiyetin
inancıyla bir akın oldu. Yaşanan akın meşruiyeti
doğruladı. Özelikle İtalyan halkı acısından bu akın
Önderlik için “demek ki benimsen bir Önder” şeklinde
yorumlanıyordu.
Hastanedeydim orada güvenlik nedenlerinden dolayı
Başkan hastanedeydi. Hastaneye daha sonra istihbarat
güçleri de geldi ve bizden sakin olmamızı istediler.
Sizin “Roma’yı istila biçiminde gelişinizi çok doğru
bulmuyoruz” dediler. Bizim de cevabımız “Roma’ya
halkın yürümesi için ne bizim bir çağrımız oldu nede
bizim böyle bir kararımız oldu” oldu. Önderlik
Avrupa’nın neresine giderse gitsin böyle bir akışın
olacağı kesindi.Kürt halkının Önderliği kendisi
olarak gördüğü için bu durum gerçekleşmişti.
Kısa bir süre içinde 30 -40 bini bulan bir kitle
Roma’ya geldi. Diğer ülkeler dede benzeri bir durum
söz konusuydu. Başkan provokasyon yaratılmasını
önüne de geçmek istiyordu. Orada toplanan Kürtlerin
duyguları da çok farklıydı. Kürtler Başkanı ülke
toprağıyla bütünleştirmişlerdi. Kürtler tek bir
mesele üzerinde birleşmişlerdi.
İtalya’da Kürdistan enformasyon bürosu var. Onun tam
kenarında büyük bir Park bulunuyor. Orada bir
yürüyüş düzenlendi. Daha sonra İtalyan yetkilileri
tedbir alma anlamında Başkanı daha güvenli olacağı,
köyün dışında başka bir hastaneye götürmüşlerdi.
Orada da çok Kürt vardı.
Kürtlerin kaderinde şöyle bir şey vardır. Hep
zorluklar onları bulmaktadır. Bu anki hava durumuna
da yansımıştı. Geceleri çok soğuk ve dayanılmaz bir
durumdaydı ona rağmen Dünya’nın her tarafından
Kürtler oraya akın etmiş durumdaydı. Hatta her sabah
Rojbaş eşliğinde toplanan halk bir birbirlerini
uyandırıyordu. Başkanın kaldığı binaya yönlerini
çevirip, bir camı tarif ederek “Başkan kesin o
odadadır” demeleri duygu dolu anları yaşamaları
bunun kendisiyle getirmiş olduğu başka bir durumdu.
İtalyanlarda bir Akdeniz halkı olduğu için Kürtleri
kültürel olarak kendilerine yakın buluyorlardı.
Diğer taraftan da Osmanlı İmparatorluğundan geri
kalan Türklüğe de karşı bir korku vardı.
İtalyanların şöyle bir sözü vardır. “Mama-i Türki”
yani Anne kaçalım Türkler geliyor. Oraya toplanan
Kürtler de baskıdan kaçan ve sürekli bastırılmış,
ülkelerinden zorla kopartılmış bir halktı. İtalyan
toplumu da göç olayını çok derinden yaşamış bir
toplumdu. Özelikle 1900’lı yılarda çok derinden bunu
yaşamışlardır. Ekonomik nedenlerden dolayı bütün
Dünya’ya dağılmış sayısı on milyonu bulan bir nüfusu
vardır. O nedenle göç konusunda Kürtlere karşı beli
bir sıcaklık duyuyorlardı. Meydanlarda Kürtlerin
etrafına bir çember oluşturmuşlardı. Hatta kimileri
çadır, kimileri de çaydanlık, kap-kaşık
getirmişlerdi. Neye ihtiyaç varsa o konu da Kürtlere
destek sunmuşlardır. Diğer taraftan meydanlarda yas
vardı İtalyanlar bazı Kürt ailelerini evlerine
götürmüşler, yataklarında yatırmışlar, kendileri
beton üzerinde uyumuşlardı. İtalyan halkının canı
gönülde misafirperverliğine tanık olduk.
Ama siyasi arenada durumlar çok farklı biçimlerde
geliştirildi bu durumda iyi bir hazırlığın olmaması,
belirli dezavantajları beraberinde getirdi. Daha
planlı geliş olsaydı durumlar daha farklı
gelişebilir, farklı olabilirdi.
-Önderliğin
Roma’dan ayrılması sizde ne gibi bir duygu ve etki
yarattı. Ayrıcı siz Önderlik Roma’dan ayrıldıktan
sonrada gördünüz. O anları da bize anlatır mısınız?
-Önderliğin Roma’dan
ayrılması istenmiyordu. Bütün arkadaşlarda bu vardı
Hatta bazı arkadaşlar çok açık bir şekilde
çıkılmaması gerektiğini belirtmişlerdi Önderliğin
çıkışı bazı garantiler çerçevesinde olmuştu. Daha
güvenlikli olacağı söylenmişti. Ama öyle olmadı. O
dönemi çok iyi hatırlıyorum arabayla Bürüksele
gitmiştik, Bürükselden dönerken Radyo’yu dinliyorduk
İtalyan radyosuydu işte “Öcalan hayalet uçağında bir
Hollanda’da bir orda bir burada” deniyordu. Bu
haberlerin yaratığı “oradan oraya kaçan” bir imaj
vardı. Tabi ki bu durum bende kırcı bir etkisi
olmuştu. Böyle bizi ifade eden kimliğimiz ve
ülkemizle bizi birleştiren bir kişiliğin, şahsiyetin
basın tarafından böyle kıriminalize edilmesi bizi
kırıyordu. Bizi dirilten kişiliğe direkt bir saldırı
vardı.
Yaşanan başka bir süreç daha vardı. Direkt Başkanın
yanına gidebilme durumum vardı. İtalyan Avukatların
birlikte gitme durumumuz olmuştu. Nereye gideceğimiz
belli değildi. Biz, Rusya’nın kuzeyine Sibirya’ya
gideceğimiz gibi hazırlık yapıyorduk. Sıcak giysiler
alarak hazırlık içerisinde bulunduk Avukatla sadece
arkadaşlarımızla görüşebildik. Bu arkadaşlarda yola
çıkmadan önceye kadar nereye gideceğimizin
söylemediler. En son Kenya ‘ya gideceğimizi
söylediklerinde bizde şok edici bir durum yaşandı.
Biz kuzeyi beklerken, dünyanın güneyinden
çıkacaktık. Nasıl olacak ne olabilir düşüncesi ile
yola cıktık.
Başkanın avukatıyla birlikte 13 Şubat’ta Belçika’dan
Hollanda üzeri Nairobi’ye gittik Giderken birinci
sınıf biletle gitmeme durumuz vardı. Avukatlarla
yolda sohbetlerimiz oldu. Avukat “kesin Başkan deniz
kenarında villalardan birindedir” diyordu. Daha
sonra Kenya’ya ulaştık. Beli bir yere yerleştik.
Ertesi gün Başkanın yanına gittik. Orada Başkanın
Yunanistan elçiliğinde olduğunu öğrendik. Benle,
avukat biraz şok olduk. Böyle bir şey beklemiyorduk.
Yunanistan devletinin böyle bir durum içine
gireceğini beklemiyorduk. Çünkü ortada karışık bir
durum vardı. Bu karışık durumun içine Yunanistan’ın
girebileceğini beklemiyorduk. Başkan ile Elçiliğe
vardığımızda konuştuk. Özellikle geri dönüp İtalyan
hükümeti’nin Başkanın güvenliğini sağlama alma
konusunda güvence verme durumu vardı. Bu çerçevede
Başkanda biraz duruma bakmıştı.
Başkan o görüşmemizde hem Roma hem de Rusya
sürecinden bahsederken şöyle bir değerlendirme de
bulunmuştu. “İtalya bizi sanki kafeste gibi
karşıladı, önce bir sıkıştırma sonra dostane bir
yaklaşım gösterdi ve bunu sürdürdü. Oysa Rusya bizi
çiçeklerle karşıladı ama sonra bu yaklaşımını adeta
bir altın kafeste bulundurmaya dönüştürdü. Ama diğer
taraftan öyle bir hazırlanılmıştı ki tören,
çiçeklerle karşılama havası vardı Rusya dan
Tacikistan’a kadar götürülerek yaşam güvencesini
tamamen elimden almışlardı.Ardından da gelişen bir
süreçle birlikte zorunlu olarak Yunanistan’a dündük”
Yunanistan’dan zorunlu olarak Kenya’ya gidişi bir
zorunluluk dışında gelişi haline gelmişti. Bunun
kendisiyle birlikte getirmiş olduğu tedirginlik
hissediliyordu.
Avukat “korkarım bir şey olmaz” diyor, ikide bir
bunu tekrarlıyordu ve ben Önderliği çok tedirgin
gördüm. Durum pekiyi değildi tabi. O koşulların
nereye varacağı da beli değildi. Daha sonra en küçük
bir tereddütte geri İtalya’ya dönme tartışması oldu.
Başkan bize, bir gün önce Yunan avukatının
geldiğinde tutuklanarak sorgulandığını ve bazı
mektuplara el konulduğunu belirtmişti. Böyle bir
süreçte İtalyan hükümetinin devreye girmesi
gerektiğini belirtti. Bu çerçevede hareket edilmesi
gerektiğini dile getirmişti.
Bu çerçevede bir şeyler yapabilme girişiminde
bulunalım diye hava alanına gittik. Ayın 14’de
Roma’ya geri döndük. Ertesi gün o haberi aldık. Ne
yapacağımızı bilmez bir duruma gelmiştik. Herkesin
güzünde bir şeyler yapmanın zorunluluğu vardı.Bütün
olaylar özelikle Rusya’da planlanan komplonun
gözümüz önünde diğer boyutun uygulanması ve sonuç
alması, tarihi anlamda insanın kendisini sorumlu
görmesine neden oluyor. Çok farklı olabilirdi. Ama
var olan süreci değiştirebilecek hiç bir şey de
yoktu. Kaybedilen sürece tekrardan geri dönmek
mümkün değildi.
|