ANASAYFA

 

9 EKİM KOMPLOSU


Cumali Doğan'ın İtalya Kürdistan Enformasyon Büro Başkanı Mehmet Yüksel ile yapılan Röportaj

-Önderlik Suriye’den ayrıldıktan sonra önce Yunanistan’a ardından Rusya’ya gitmişti. Daha sonrada Roma’ya geçmişti. Önderlik İtalya’ya vardığında sizde orada bulunuyordunuz. O anda neler hissettiniz?

-Önderlik, İtalya’ya geldiğinde geleceğinden haberimiz yoktu. Çünkü bize hiç bir açıklama yapılmamıştı. Önderliğin gelmesinden kısa bir süre önce bize bildirildiğinde İtalya’da bulunan arkadaş’ların hepsinde heyecan vardı. Hepimizde, Önderliği görme heyecanı vardı. Ama gelmeden önce Önderliği nasıl karşılayacağız diye hepimizi bir telaş sarmıştı. Hava alanı’na gitme durumuz oldu. Fakat orada karşılaşamadık. Ertesi gün Başkan hava alanı’na indiği gibi İtalyan polis’leri tarafından karakola götürülmüştü. Oradan da Başkan gayet sakin bir şekilde hasta haneye götürülmüştü. Başkanla daha sonradan selamlaşma imkanımız oldu.
Kendimi o kadar hazırladığım ülke hasretini, orada Başkan yanında yabancı toraklarda yaşadım ve biraz da kendimi eksik hissediyordum. Başkanı sadece ismiyle ve ülkeyle hissediyordum. Onunla yabancı toraklarda karşılaşmak benim için ap ayrı bir duygu olmuştu. Yıllardır ülkeden uzak, yabancı bir ülkede olmamam nedeniyle sürekli kendimi eksik hissediyordum. Oysaki Başkan ile karşılaşmanın heyecanı benim için apayrı bir duygu olmuştu. Bununla birlikte tabii ki o an Başkan ile karşı karşıyaydık Avukatların gelişi- gidişleri vardı bu durumdan dolayı önderlikle çok kısıtlı olarak görüşebiliyorduk. Ondan sonraki süreçlerde de bazı sorunlarla karşılaştık. Bu Başkanla ilk karşılaşmamızdı.
Önderlikle ilk karşılaşmamızın hemen ardından bende sürekli bir heyecan vardı. Aynı zamanda bu heyecanın yanında bir tedirginlikte vardı. Sonuçların ne olacağının tedirginliği vardı. Önderlikle karşılaştığımızda bilemiyorum Heyecandan mıydı yoksa uykusuzluk ve açlıktan mıydı bilemiyorum, bir baygınlık sürecide yaşadım. Birçok duygunun bir anla birleşmesi ve başka bir noktada gelişmesi vardı.
Önderlikle yaşanan o günler o süreç çok heyecanlı çok güzel olmasına rağmen çokta sancılı ve acılıydı. O süreçte bu sadece benim acımdan yaşanan bir durum değildi. Birçok arkadaş içinde öyle bir durum görünüyordu. Bunu şöyle ifade edebilirim, birçok arkadaşta o dönem mide ağrıları yaşanıyordu. Yaşanan belirsizliği, Kürt tarihi’nin bağlı bulunduğu bu nokta geleceğinin nereye gideceği konusunda kaygılar vardı. İtalya’dan çıkılmalıdır mı, çıkılmamalımıdır? İtalya’da kalınırsa ne olur? gibisinden endişe ve kaygılar bir çok arkadaş ta mide ağrılarına yol açmıştı.
Bu durum bende çok ciddi bir sorgulamaya da götürüyordu. Yılardır görmek istediğim toprağımla özdeş gördüğüm Başkanım karşımdaydı, yanımdaydı ve onun bu bütünleştirici noktalarının neler olduğunu anlamaya çalıştım. Tabii o süreçte çok sorguladığım yönlerde vardı. Özelikle örgütsel acıdan daha önce kaldığım koşulardan zaman ve imkanımın olmayışından dolayı yeterince örgüt içerisinde belli bir deneyim sahibi olamamamdan dolayı çok fazla sorgulama fırsatım olmamıştı.
Ben her zaman şöyle bir hayal içerisindeydim. Önderlik ve yanında büyük bir ekibin Önderliği koruyabilecek, danışma ekibi anlamında bir topluluğun içinde gelmesini bekliyordum. Ama beklediğim gibi olmadı. Orada hayal kırıklığı yaşadığımı söyleyebilirim. Orada örgütün hamle yapabileceği bir pozisyon vardı. Önderliğe yeterince yardımcı olabilecek, birçok sorunla karşılaşmadan önce sorunları halledebilecek arkadaşlara ihtiyaç vardı ve öylede olması gerekiyordu.
Tabii başından sonuna kadar Önderlikle o ilk karşılaşmanın heyecanı sonuna kadar sürdü. Hatta öyle bir heyecanı vardı ki saygısızlık yapmamayı bilinçaltına yerleştirme durumu söz konusuydu. Bu durum her davranışıma yansıyordu. Bir defasında telefon gelmişti. Cevap verdim. Tabii Başkanla sürekli dar bir mekanda kaldığımız için telefonda başka bir arkadaş vardı, ona cevap verirken bile “tamam başkanım, tamam başkanım” diye yanıt verdim. Başkanda o an karşımda bana bakarak güldü ve oradan ayrıldı. O zaman sürekli böyle bir heyecan vardı. Tabii bunun yanında diğer anlattığım mide ağrıları da hiç eksik olmadı.
Önderliğin belirgin olan özelliği Kürt Halkıyla bütünleşmesidir. Birçok kesimi fark gözetmeden dinleyebilen ve insanları dinleyebilen aynı zamanda çokta mütevazi olmasıdır. Kendisi karar verebileceği anda bile yanındakilere o fırsatı -herhangi bir pozisyonda olan birine de- verebilen bir yapıda bulunmasıdır. Buda çok büyük bir bütünleştirici bir özelliktir.
 

-Önderlik İtalya’ya vardığında Uluslar arası alanda büyük yankı uyandırdı. Tüm siyasal çevrelerin gözleri İtalya’ya çevrildi, çeşitli beklentiler oluştu. O süreçte İtalya’ya, Roma’ya Avrupa’nın değişik yerlerinde yaşayan Kürtlerin akını başladı. O anda Avrupa’da bulunan Kürt Halkının durumu neydi. Bununla beraber İtalyanlar ortaya çıkan bu tabloyu nasıl değerlendiriyorlardı?
 

-Şu bir gerçektir ki Önderliğin İtalya’ya ayak basması medya’ya yansıdı ve Önderlik gerçeğini tanıyan- tanımayan olsun bir Kürt akını başladı ve bir çok çevreden insan Roma’ya akmaya başladı ve böyle bir karar yoktu. Ama insanlar Önderliğin İtalya’ya geldiğini duydukları anda Roma'ya akın etmeye başladılar. Bu akın sadece Kürtlerle de sınırlı değildi.
Sadece Kürdistan Özgürlük Mücadelesiyle alakalı bir durum değildi. Bu durumun yaratacağı meşruiyetin inancıyla bir akın oldu. Yaşanan akın meşruiyeti doğruladı. Özelikle İtalyan halkı acısından bu akın Önderlik için “demek ki benimsen bir Önder” şeklinde yorumlanıyordu.
Hastanedeydim orada güvenlik nedenlerinden dolayı Başkan hastanedeydi. Hastaneye daha sonra istihbarat güçleri de geldi ve bizden sakin olmamızı istediler. Sizin “Roma’yı istila biçiminde gelişinizi çok doğru bulmuyoruz” dediler. Bizim de cevabımız “Roma’ya halkın yürümesi için ne bizim bir çağrımız oldu nede bizim böyle bir kararımız oldu” oldu. Önderlik Avrupa’nın neresine giderse gitsin böyle bir akışın olacağı kesindi.Kürt halkının Önderliği kendisi olarak gördüğü için bu durum gerçekleşmişti.
Kısa bir süre içinde 30 -40 bini bulan bir kitle Roma’ya geldi. Diğer ülkeler dede benzeri bir durum söz konusuydu. Başkan provokasyon yaratılmasını önüne de geçmek istiyordu. Orada toplanan Kürtlerin duyguları da çok farklıydı. Kürtler Başkanı ülke toprağıyla bütünleştirmişlerdi. Kürtler tek bir mesele üzerinde birleşmişlerdi.
İtalya’da Kürdistan enformasyon bürosu var. Onun tam kenarında büyük bir Park bulunuyor. Orada bir yürüyüş düzenlendi. Daha sonra İtalyan yetkilileri tedbir alma anlamında Başkanı daha güvenli olacağı, köyün dışında başka bir hastaneye götürmüşlerdi. Orada da çok Kürt vardı.
Kürtlerin kaderinde şöyle bir şey vardır. Hep zorluklar onları bulmaktadır. Bu anki hava durumuna da yansımıştı. Geceleri çok soğuk ve dayanılmaz bir durumdaydı ona rağmen Dünya’nın her tarafından Kürtler oraya akın etmiş durumdaydı. Hatta her sabah Rojbaş eşliğinde toplanan halk bir birbirlerini uyandırıyordu. Başkanın kaldığı binaya yönlerini çevirip, bir camı tarif ederek “Başkan kesin o odadadır” demeleri duygu dolu anları yaşamaları bunun kendisiyle getirmiş olduğu başka bir durumdu.
İtalyanlarda bir Akdeniz halkı olduğu için Kürtleri kültürel olarak kendilerine yakın buluyorlardı. Diğer taraftan da Osmanlı İmparatorluğundan geri kalan Türklüğe de karşı bir korku vardı. İtalyanların şöyle bir sözü vardır. “Mama-i Türki” yani Anne kaçalım Türkler geliyor. Oraya toplanan Kürtler de baskıdan kaçan ve sürekli bastırılmış, ülkelerinden zorla kopartılmış bir halktı. İtalyan toplumu da göç olayını çok derinden yaşamış bir toplumdu. Özelikle 1900’lı yılarda çok derinden bunu yaşamışlardır. Ekonomik nedenlerden dolayı bütün Dünya’ya dağılmış sayısı on milyonu bulan bir nüfusu vardır. O nedenle göç konusunda Kürtlere karşı beli bir sıcaklık duyuyorlardı. Meydanlarda Kürtlerin etrafına bir çember oluşturmuşlardı. Hatta kimileri çadır, kimileri de çaydanlık, kap-kaşık getirmişlerdi. Neye ihtiyaç varsa o konu da Kürtlere destek sunmuşlardır. Diğer taraftan meydanlarda yas vardı İtalyanlar bazı Kürt ailelerini evlerine götürmüşler, yataklarında yatırmışlar, kendileri beton üzerinde uyumuşlardı. İtalyan halkının canı gönülde misafirperverliğine tanık olduk.
Ama siyasi arenada durumlar çok farklı biçimlerde geliştirildi bu durumda iyi bir hazırlığın olmaması, belirli dezavantajları beraberinde getirdi. Daha planlı geliş olsaydı durumlar daha farklı gelişebilir, farklı olabilirdi.
 

-Önderliğin Roma’dan ayrılması sizde ne gibi bir duygu ve etki yarattı. Ayrıcı siz Önderlik Roma’dan ayrıldıktan sonrada gördünüz. O anları da bize anlatır mısınız?

-Önderliğin Roma’dan ayrılması istenmiyordu. Bütün arkadaşlarda bu vardı Hatta bazı arkadaşlar çok açık bir şekilde çıkılmaması gerektiğini belirtmişlerdi Önderliğin çıkışı bazı garantiler çerçevesinde olmuştu. Daha güvenlikli olacağı söylenmişti. Ama öyle olmadı. O dönemi çok iyi hatırlıyorum arabayla Bürüksele gitmiştik, Bürükselden dönerken Radyo’yu dinliyorduk İtalyan radyosuydu işte “Öcalan hayalet uçağında bir Hollanda’da bir orda bir burada” deniyordu. Bu haberlerin yaratığı “oradan oraya kaçan” bir imaj vardı. Tabi ki bu durum bende kırcı bir etkisi olmuştu. Böyle bizi ifade eden kimliğimiz ve ülkemizle bizi birleştiren bir kişiliğin, şahsiyetin basın tarafından böyle kıriminalize edilmesi bizi kırıyordu. Bizi dirilten kişiliğe direkt bir saldırı vardı.
Yaşanan başka bir süreç daha vardı. Direkt Başkanın yanına gidebilme durumum vardı. İtalyan Avukatların birlikte gitme durumumuz olmuştu. Nereye gideceğimiz belli değildi. Biz, Rusya’nın kuzeyine Sibirya’ya gideceğimiz gibi hazırlık yapıyorduk. Sıcak giysiler alarak hazırlık içerisinde bulunduk Avukatla sadece arkadaşlarımızla görüşebildik. Bu arkadaşlarda yola çıkmadan önceye kadar nereye gideceğimizin söylemediler. En son Kenya ‘ya gideceğimizi söylediklerinde bizde şok edici bir durum yaşandı. Biz kuzeyi beklerken, dünyanın güneyinden çıkacaktık. Nasıl olacak ne olabilir düşüncesi ile yola cıktık.
Başkanın avukatıyla birlikte 13 Şubat’ta Belçika’dan Hollanda üzeri Nairobi’ye gittik Giderken birinci sınıf biletle gitmeme durumuz vardı. Avukatlarla yolda sohbetlerimiz oldu. Avukat “kesin Başkan deniz kenarında villalardan birindedir” diyordu. Daha sonra Kenya’ya ulaştık. Beli bir yere yerleştik. Ertesi gün Başkanın yanına gittik. Orada Başkanın Yunanistan elçiliğinde olduğunu öğrendik. Benle, avukat biraz şok olduk. Böyle bir şey beklemiyorduk. Yunanistan devletinin böyle bir durum içine gireceğini beklemiyorduk. Çünkü ortada karışık bir durum vardı. Bu karışık durumun içine Yunanistan’ın girebileceğini beklemiyorduk. Başkan ile Elçiliğe vardığımızda konuştuk. Özellikle geri dönüp İtalyan hükümeti’nin Başkanın güvenliğini sağlama alma konusunda güvence verme durumu vardı. Bu çerçevede Başkanda biraz duruma bakmıştı.
Başkan o görüşmemizde hem Roma hem de Rusya sürecinden bahsederken şöyle bir değerlendirme de bulunmuştu. “İtalya bizi sanki kafeste gibi karşıladı, önce bir sıkıştırma sonra dostane bir yaklaşım gösterdi ve bunu sürdürdü. Oysa Rusya bizi çiçeklerle karşıladı ama sonra bu yaklaşımını adeta bir altın kafeste bulundurmaya dönüştürdü. Ama diğer taraftan öyle bir hazırlanılmıştı ki tören, çiçeklerle karşılama havası vardı Rusya dan Tacikistan’a kadar götürülerek yaşam güvencesini tamamen elimden almışlardı.Ardından da gelişen bir süreçle birlikte zorunlu olarak Yunanistan’a dündük” Yunanistan’dan zorunlu olarak Kenya’ya gidişi bir zorunluluk dışında gelişi haline gelmişti. Bunun kendisiyle birlikte getirmiş olduğu tedirginlik hissediliyordu.
Avukat “korkarım bir şey olmaz” diyor, ikide bir bunu tekrarlıyordu ve ben Önderliği çok tedirgin gördüm. Durum pekiyi değildi tabi. O koşulların nereye varacağı da beli değildi. Daha sonra en küçük bir tereddütte geri İtalya’ya dönme tartışması oldu.
Başkan bize, bir gün önce Yunan avukatının geldiğinde tutuklanarak sorgulandığını ve bazı mektuplara el konulduğunu belirtmişti. Böyle bir süreçte İtalyan hükümetinin devreye girmesi gerektiğini belirtti. Bu çerçevede hareket edilmesi gerektiğini dile getirmişti.
Bu çerçevede bir şeyler yapabilme girişiminde bulunalım diye hava alanına gittik. Ayın 14’de Roma’ya geri döndük. Ertesi gün o haberi aldık. Ne yapacağımızı bilmez bir duruma gelmiştik. Herkesin güzünde bir şeyler yapmanın zorunluluğu vardı.Bütün olaylar özelikle Rusya’da planlanan komplonun gözümüz önünde diğer boyutun uygulanması ve sonuç alması, tarihi anlamda insanın kendisini sorumlu görmesine neden oluyor. Çok farklı olabilirdi. Ama var olan süreci değiştirebilecek hiç bir şey de yoktu. Kaybedilen sürece tekrardan geri dönmek mümkün değildi.

 

PAJK MENÜ

 


 


 


PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006. Tüm hakları saklıdır