TANRIÇALARIN ÖLÜMSÜZ ARDILLARININ DİLİNDEN...
Şehit
Sarya,
Kıpırdama
Benliğimde bütün çağlar kapatıyor zamanlarını
Yeni bir çağın çanları çalınıyor
Yüreğim darmadağın
Kuşatma altında bir ordu gibi inanılmaz
Olamazlarla sallanan duran bir kayık sarhoşluğunda
“dur” bütün kalabalıklar dağılın birden
Yerini yıldızsız bir gökyüzü yalnızlığına bırakın
Ellerim tetikte
Silahım anti emniyette
Bütün ölümler karşımda
Kıpırdama, kararım kesin
Şartsız idam ey çağ!
Başlamadan bitirdin
Çağdaşlarını öyle ise
Mağrur değil
Şiirli ufuklar yüklendi gözlerime
Döndü okyanuslardaki fırtınalar gibi
Kalabalık kabuslara
Ey yaşam, uyanırsam acı çektirmeyeceksin
Söz ver, yoksa kabuslarımla baş başa kalayım
Şiirli, çığlıklı
Ancak
Sonunda gerçek dışı
Göç yolları değil
Ne tüccar kervanı, ne gelin alayı
Aysız gecede karanlıktan ürkmeden yürüyorlar
Umut, zafer, özgürlük savaşçıları
Yürüyen kara geceler engel değil size
Sinsi düşman yaksa da pusuda
Ölmeyeceksin
Ölmeyin!
Karartmayın,
Sorma
Bütün sözleri söylendi bu çağın
Söz uçar,
Sessizlik kalır geride
Şehitlerin yağmur altındaki cesetleri kalır
Sorma anlatmaya gücüm yok
Konuşmak öldürüyor insanı
Ey içimdeki telaşlı çocuk acele etme
Durmuyor dünya
Daha yaşanacak çok zaman var
Acıya da, kedere de istemediğin kadar yer var
Ey içime sığmayan heyecan
Ateş yüklü kızgın sac
Soğut kendini sihir bitti.
Ölüleri çoğalıyor halkımın
Gittikçe hızlanan yağmur gibi
Yetişmiyor hiçbir şey
Çaresiz; altında sırılsıklam ağlayacak
Katılacaksın yağmura
Kara bir hançer sapkındı omzumuza
Kardeşten değil, kalleşten
Yüzyıllardır kucağında ihanet büyüten
Sorma kelimeler anlamsız
Sihir
Kaf dağının ardındaki o güzel ülkede
Orada gökyüzü yerden daha büyük
Orada ay ve yıldız efsaneleriyle büyür çocuklar
Her sabah değişe dururken bulutlar
Ve ay tutulmasıyla yükselirken bütün okyanuslar
Sen beton kentte,
Beton yüreğinle anlayamazsın
Sorma boşuna, kelimeler yalanlıyor her şeyi
Az sonra geçecekler aldatıcı geceden
Sırt çantalarında tuz ve saç ekmeği
Kurumuş dağ çiçekleri,
Hatıra defterleri
Ve sararmış eski yoldaş resimleri
Bütün hatıralarını ve düşlerini bırakarak
Ağaçların utangaçlığını geçerek
Süzülüp geçtiler
Kapkara gecede
Patlayan ışıldak ışıl ışıl değil, ölüm saçan
Her ışıldak dönde arkana bak
Ömür seğirtiyor kıpırdama
Güneşi ve yıldızları utandıra utandıra
Dolunayı kararta kararta
Geliyor ışıldak vücudumda parlayan
Alçak dön de arkana bak
Kan kusuyor ışıldak, ölmeyin
Yaşınıza gözyaşı ayırmadık
Dicle ve Fırat’ın suyunu döktük ardınızdan
Yolunuz açık ola,
Kekik açık ola
Kekik kokulu dağlarımızda hayır ola
Sakın ha ölmeyin
Acıdan ayıracak göz yaşlarım tükendi
Şimdi yalnız sevince dökülür ırmaklarım
Akma dur
Ekim 1997
|