|
KADIN
ÖZGÜRLÜĞÜNÜ ÖRGÜTLENMENİN BİRİNCİ İLKESİ,ÖNDER APO'NUN
ÖZGÜRLÜĞÜDÜR
|
RÖPORTAJ
—Kongrenize atfettiğiniz temel rol neydi? Bu rolün uluslar arası
9 Ekim komplosunun 10. yıl dönümü ile bir bağlantısı var mıydı?
Zilar Sterk: Kürdistan Kadın Özgürlük Partimiz PAJK’ın 7.
Kongresine atfettiğimiz önemli roller oldu. Bunların başında
Reber APO’nun özgürlüğünün sağlanması gelmektedir. Özgürlük
mücadelesi yürüten kadınlar olarak kadın özgürlüğünün Reber
APO’nun özgürlüğünden geçtiğinin bilincinde ve inancındayız.
PKK’nin otuz yılı aşkındır yürüttüğü Kürdistan Özgürlük
Mücadelesi boyunca Reber APO, toplumsal özgürlüğün kadının
özgürlüğünden geçtiği tezini oluşturdu ve bu tezini ideolojik
argümanlarına kavuşturdu. Önderliğimiz kadın özgürlük yolundaki
bu tezlerini, 1998 8 Mart’ında Kadın Kurtuluş İdeolojisi olarak
formüle etti ve Demokratik, Ekolojik, Cinsiyet Özgürlükçü yeni
paradigması ile zirveleştirdi. Kadın Kurtuluş İdeolojisini beş
temel ilke biçiminde formüle etti. Birincisi yurtseverlik ve
doğduğu topraklara bağlılıktır. Yurduna, toprağına ve doğaya
ekolojik ve demokratik bir felsefe ile bağlılıktır. Doğduğu
topraklara, büyüdüğü coğrafyaya, şekillendiği kültüre, kök
saldığı tarihine ve beslendiği doğaya yabancılaşmayı ve bu
değerler üzerinde yürütülen her türlü tahakkümü ret eder.
Bunlara maddi ve manevi bağlılığı esas alır. İkincisi özgür
iradedir. Kadının beş bin yıldır erkek egemen zihniyet ve
sistemi tarafından iradesiz bırakılma gerçeğine karşı kadını
yeniden iradeleştirmeyi esas alır. Egemen erkeğin, ailenin,
iktidarın etkisi altında kalmadan bağımsız düşünebilmek yine
toplumsal sorumluluk ve özgürlük bilinci temelindeki bir ahlaka
dayalı olarak yeniden iradeleşmeyi esas alır. Bu temelde özgür
kadın kimliğini ve kişiliğini yeniden geliştirmeyi hedefler.
Üçüncü ilke ise kadın örgütlülüğünün geliştirilmesidir. Yaşamın
her alanında özgün örgütlenmeyi ve buna dayalı yaşamayı,
iradeleşmeyi ve çalışmayı esas alır. Örgütlülüğe dayanmayan,
örgüt yaratmayan, örgüte mal olmayan hiçbir bireysel mücadele,
eylem ve duruş özgürlük yaratmaz. Her kadının kendisini bu
örgütlülüğün içinde tanımlaması, onun içinde var etmesi, onu
esas alması, onu kendi özgür yaşam dünyası olarak görmesi, kadın
özgürlüğünün temelidir. Dördüncüsü mücadelede sürekliliktir.
Süreklilik kazanmayan dönemsel mücadelelerin sonuçsuz kaldığını
ve özgürlük yaratmadığını, sisteme eklemlediğini, tarihteki
kadın mücadele deneyimlerinden tanımaktayız. Özgürlük; komple
bir toplumsal özgürlük zemininin yaratmasını gerektirdiği gibi
kadın özgürlük mücadelesi de komple bir mücadeleyi, toplumun
yaşadığı her türlü soruna karşı mücadeleciliği gerektirmektedir.
Geri geleneksel olan, egemenlikli olan, sömürücü-baskıcı olan
her şeyle mücadelede süreklilik esastır. Geri geleneksel, egemen,
tahakkümcü, devletçi ve şiddetçi yapılara karşı kapitalist
modernist çağın hastalığı olan liberal duruşları mahkum eder ve
radikal mücadeleyi esas alır. Bu yapılarla mücadeleciliği
kişiliklerde oturtmayı esas alarak kadın özgürlük militanını
geliştirmeyi ilke edinir. Beşinci ilkesi ise estetik ve güzellik
ilkesidir. Öz ile biçim arasındaki dengeyi güzelliğin yasalarına
göre tanımlarken hem eski geleneksel feodal ölçüleri hem de
kapitalist modernitenin kadını hem ruhsal hem bedensel anlamda
metalaştıran anlayışına karşı mücadele eder. Ahlakı, geri
geleneksel ölçülerden ve modernist çarpıtmalardan kurtararak
özgürlük bilinci olarak tanımlar. Özgürlük bilinci temelinde
yeni bir kişilik, düşünüş, üslup, davranış ve hitap geliştirir.
Önderliğimiz bu beş temel ilkede tanımladığı Kadın Kurtuluş
İdeolojisinin mücadele stratejisini de tanımlamıştır. Cins
mücadele stratejisini; kopuş teorisine, erkeği dönüştürmeye,
özgür kadın ve özgür erkeği yaratmaya, özgür yaşamın kabul ve
retlerini geliştirmeye, bunun kişiliğini, kadrosunu, militanını
ve örgütlülüğünü yaratmaya oturtmuştur. Bu temelde erkek egemen
zihniyet ve yapılarının, sisteminin kadını bitiren, boğan,
katleden yaşam zeminine karşı kadını müthiş güçlendirmiştir. Beş
bin yıllık erkek egemen zihniyet ve sisteminin köleliğe
batırdığı kadının yeniden nasıl düşünmesi, nasıl öğrenmesi,
nasıl durması, nasıl davranması, nasıl his etmesi ve nasıl
yaşaması gerektiğinin yolunu özgürlük ilkeleri temelinde
çizmiştir. Bu temelde özgürlük mücadelesi yürütmeye karar kılmış
Kürt kadının özgürlüğü Önder APO’nun özgürlüğünden geçmektedir.
Önder APO’nun özgürlüğü kadın özgürlüğünün garantisidir. Bu
anlamda kadınlar olarak Önderliğimize olan bağlılığımız, derin
ve anlamlı ideolojik, sosyolojik, kültürel, felsefik ve
özgürlüksel temellere dayanmaktadır.
Kongremizi, bu temelde Önderliğimize karşı geliştirilen 9 Ekim
uluslar arası komploya bir cevap niteliğinde örgütledik.
Gerçekleştirdiğimiz 7. kongremiz, tüm Kürt kadınları adına
10.yılına giren uluslar arası komployu derin bir öfkeyle yeniden
lanetlemiş ve iki yıllık planlamasını bu lanetli komployu boşa
çıkarmanın kararlılığı ile planlamıştır. “Kadın özgürlüğünü
örgütlemenin birinci ilkesini, Önder APO’nun özgürlüğü” olarak
tanımlamıştır. Bu ilke temelinde başta Kürt kadınları olmak
üzere tüm kadınları bu komployu lanetlemeye, kabul etmemeye,
boşa çıkarmaya ve bunun mücadelesini yürütmeye çağırmıştır. Bu
anlamda 7.kongremiz, Önder APO’nun özgürlüğünü hedefleyen,
uluslar arası komployu 10. yıl dönümünde lanetleyen, komployla
mücadele kararını yükselten ve Önder APO ile Ş.Beritan, Ş.Viyan
ve Ş.Nuda çizgisinde doğru bir yoldaş olmayı amaçlayan bir
kongre olarak gerçekleşmiştir.
—Kürdistan’da neden bir ideolojik öncü kadın partisine
ihtiyaç duyuyorsunuz?
Zilar Sterk: Verili anlamda kadın olmak, beş bin yıllık egemen
erkeğin zihniyet, sistem ve tahakkümcü yapılarına maruz kalmış
bir toplumsal kesim demektir. Ezilmişliğin, sömürülmüşlüğün,
baskılanmışlığın, şiddete uğramışlığın en dip biçimi olmaktır.
Sonuna kadar köleliğe zincirlenmişlik demektir. Kölece bir
yaşama mahkum olmak demektir. Ancak beş bin yıllık erkek egemen
saltanatın ardından günümüz koşullarında bu kadın köleliği sona
yakınlaşma fırsatı bulmaya başlamıştır. Günümüze kadarki
kolektif toplumsal aklın ortaya çıkardığı önemli bir bilimsel
tekniksel miras bulunmaktadır. Bu kolektif toplumsal mirasın
ortaya çıkardığı kazanımlar maalesef 21.yy da bile erkek egemen
sistemin hakimiyetinde ve kendi çıkarları temelinde
kullanılmaktadır. İnsanların, toplumun ve kadınların yararına
kullanılma imkanı bulamamaktadır. Oysa bu kolektif toplumsal
miras gerçekten toplum yararına sunulacak olursa üstesinden
gelinemeyecek sorun bulunmamaktadır. Bunun üstesinden gelecek
tek güç kadının adaletli özüdür. Kadının toplumsal dokunun her
yanına kendi iradi gücü ile tanrıça erdemliliği, melek saflığı
ve temizliği, Afrodit çekiciliği ile yeniden katılım imkanı
bulması halinde daha adaletli bir toplumsal yapının ortaya çıkma
ihtimali imkan dahilinde olacaktır. Tarihte kaybettiğini yeniden
yakaladığı oranda kadın kendi erdemli özüne yeniden kavuşacaktır.
Kadın, günümüzde kamusal alanın birçok yanında yer alabilme
imkanlarını belli düzeylerde oluşturmuştur. Ancak kadının
toplumsal yaşama bu katılım biçimi verili kadın ölçüleri
üzerinden geliştiği için egemen sistem aşılamamaktadır. Sistemin
içinde sistemin memuru, sistemin kadrosu olarak yer almaktadır.
Bunu ret eden daha özgürlükçü bir katılımı ve duruşu dayatan
kadın, zaten mevcut egemen yapılar tarafından kabul
görmemektedir, ret edilmektedir. Eşitlik adına sadece erkeğin
sahip olduğu haklar temelinde dar eşitlikçi bir mücadele
sınırında kalmaktadır. Bu anlamda giderek erkeğe benzeşmekte,
aynılaşmaktadır. Egemen erkeğin aşılmasını esas alan özgürlükçü
bir mücadele çizgisi gelişememektedir. Oysa eşitlik, her zaman
özgürlük demek değildir. Sadece eşitleşmek, aynılaşmaktır.
Kadının, eşitliği aşan bir özgürlük tanımına ihtiyacı
bulunmaktadır. Oysa bu gün kadın bırakalım eşitliği aşan bir
özgürlük tanımı içerisinde, eşitliğin en düşük düzeyini bile
yakalayabilmiş değildir. Toplumsal gelişme süreci içerisinde
fırsat eşitliği bile yakalayamamaktadır. Kadınlar; bilim çağı
olarak tanımlanan böylesi bir çağda bile hala bazen kocası,
babası, abisi, patronu, devleti tarafından ezilmekte, emeğinin
her türlüsü başka çağlarda görülmemişçesine sömürülmektedir.
Evde, sokakta, işyerinde her yerde her türlü şiddete, tacize,
tecavüze maruz kalabilmektedir. Adeta kadın olmak bir
suçmuşçasına yaklaşılmaktadır. Erkeğin malı, mülkü, namusu
biçiminde tanımlanmaktan bir türlü kurtulamamaktadır. Geri
geleneklerin ve toplumsal törelerin üzerinde uygulandığı tek
alan haline getirilmiştir. Geri geleneksel yapıların ve
toplumsal törelerin aşılması adına ise kapitalist modernite
kadın bedenini, kadın cinselliğini uluslar arası çapta
pazarlamaktadır. Deyim yerindeyse kadın ya gerici geleneklere
göre başlık parasına veya zengin bir kocaya ya da fuhuş
piyasasında yüksek fiyatlarla satılmaktadır. Kapitalist
modernitenin en büyük gelir kaynağı iradesizleştirilen kadın
ruhu bedeni üzerinden geliştirilen fuhuş ve porno piyasası
olmaktadır. Dolayısıyla ne geri geleneksel feodal yapılar ne de
kapitalist modernitenin kadını başka türlü satışa çıkaran yaşam
tarzları, kadın için yaşanılabilir bir ortam sunmamaktadır.
Bu denli boğucu bir yaşam çemberine mahkum bırakılmış bir kadın
gerçeğinin partileşme dışında bir kurtuluş çaresinin olmadığı
açıktır. Böyle bir kadın gerçeğinin öncülük temelleri olmayan,
ideolojik felsefik temelleri olmayan bir mücadele biçimi ile
kurtuluşu yakalayamayacağı kesindir. Kadını hem geri geleneksel
zihniyet ve yapılara karşı hem de çağımız kapitalist
modernitesinin kandırıcı, yanıltıcı eşitlik ve özgürlük
tanımlarına karşı uyandıracak, aydınlatacak, arayışa
sürükleyecek, örgütleyecek ve mücadeleye çekecek öncü bir
harekete, öncü bir partiye ihtiyaç bulunmaktadır. İdeolojik
öncülük felsefesine dayanmayan kadın mücadelelerin sonuçsuz
kaldığını yakın tarihteki denemeler ortaya çıkarmıştır. Kadın
özgürlüğü adına dar cinsiyetçilik tanımına sıkıştırılan
feminizmin bazı formlarının yeterli başarıyı gösterememelerinin
nedenleri, kadın özgürlüğünün ön gördüğü bu ihtiyaçların doğru
tanımlayamamalarından kaynaklanmaktadır. Bu anlamda Kadın
Kurtuluş İdeolojisi temelleri üzerinden örgütlenen PAJK, dar
cinsiyetçilik tanımlarını aşmak anlamında feminizmin bazı
biçimlerini aşan bir pozisyonda bulunmakta ve ideolojik öncü bir
kadın partisi olarak kendisini tanımlamaktadır. Bir cins, bir
sınıf, bir ulus olarak bu denli ezilen, bu denli sömürülen bir
kadın gerçeğini özgürlükle tanıştırmak, özgürlüğe taşımak her
düzeyde özgürleştirilmiş yeni bir toplumu yaratmaktan
geçmektedir. Toplumu yeniden kurma mücadelesi ise kendisini bu
kurmay görevlere adayacak öncü kadroların oluşturulmasına bağlı
kalmaktadır.
—PAJK kadrosunu demokratik ekolojik cinsiyet özgürlükçü
paradigma içerisinde nasıl tanımlıyorsunuz?
Zilar Sterk: PAJK kadrosu kendisini demokratik ekolojik cinsiyet
özgürlükçü yeni bir toplumu kurmanın öncü misyonu ile tanımlar.
7. kongremiz bu tanımdan yola çıkarak her alanda çalışma yürüten
kadın özgürlük kadrosunun; yeni toplumun inşa çalışmalarına
kendini adama kararlılığı, iddiası ve öncü militan duruşunu
mutlaka yakalaması ve kişisel netleşmelerini yaşaması, bu konuda
iddialı bir kişiliği kendinde geliştirmesini, olmazsa
olmazlarımızın arasına alınmıştır. Kürt toplumumuzun otuz yıl
öncesine kadar dibe vurmuş bir gerçeğinden, günümüz dünyasının
yeni çağdaş bir anlayışa, yeni bir bilimsel anlayışa, yeni bir
demokratik sosyalizm, yeni bir ekolojik anlayışa sahip
demokratik toplumuna dönüştürme gibi bir amaç, hedef ve iddiamız
söz konusudur. Böyle bir realiteden, böyle bir gelişmiş toplumu
yaratmanın kendiliğinden, öncüsüz, partisiz
gerçekleşemeyeceğinin bilinç derinliğine ihtiyaç bulunmaktadır.
Kadın özgürlük kadrolarımızın, görev ve sorumluluklarına bu
bilinç derinliği ile yüklenmesi gerekmektedir. Her alanımızın
kadrosal ve yönetimsel duruşunu bu iddia ve kararlılık düzeyi
karşısında, APOCU kadın kurtuluş çizgisi karşısında çözümlemesi
ve kendisini bu ölçüler karşısında netleştirmesi gerekmektedir.
Üçüncü alanı geliştirmek sivil alanı geliştirmek; sivil alanın
birer aktivistine dönüşerek değil, sivil alanı geliştirecek,
bilinçlendirecek, yönlendirecek, savunmasını yaptıracak, yeni
demokratik toplumun bilincine oturtacak öncü kadronun, parti
kadrosunun işi olmalıdır. Öncüsüz, kadrosuz, partisiz bir sivil
alanın kendiliğinden Kürdistan gibi egemen devletlerin bin bir
plan ve programla, ideolojik saldırılarla, özel savaş yöntemleri
ile yöneldiği bir zeminde gelişemeyeceği, bağımsızlığını ayakta
tutamayacağı, egemen cepheye kaymaya açık olacağı bilinmektedir.
Kürdistan’daki aydınlanma hareketini ve demokratik çözüm
hareketini ideolojik öncülük geliştirmiştir ve buna hala ihtiyaç
bulunmaktadır. Dolayısıyla Kürdistan’da hem demokratik
konfederalizmin hem de kadın özgürlüğünün gelişmesinin hala
ideolojik öncülüğü gerektirdiğinin derin bilincini, her
kadromuzun kavraması ve bu kavrayış temelinde kendi ideolojik
öncülük görev ve sorumluluklarına sıkı bir biçimde sarılması;
bunun iddialı ve kararlı duruşunu pratiğinde oturtması
gerektiğini kongremiz kapsamlı tartışmıştır. Kısacası PAJK
kadrosu, kendisini özgürlüğe Tanrıça erdemliliğinde, melek
saflığında ve temizliğinde, Afrodit çekiciliğinde özgürlüğe
adayan kadın duruşunun kişiliklerde somutlaşmasıdır.
-PAJK olarak erkeğe yaklaşımınızı nasıl belirlediniz?
Zilar Sterk: PAJK 7. Kongremiz erkeği egemen bir ideoloji, bir
zihniyet, kurumlaşmış bir sistem olarak ele almıştır. Erkeği
sadece biyolojik, fiziki bir olgu olarak ele almıyoruz. Erkeğin
bu egemen ideolojisine, zihniyetine ve kurumlaşmış sistemine
ortak olmuş verili kadın duruşları da mevcuttur. Dolayısıyla
erkeklik; sadece bir cinsin biyolojik ve fizyolojik özellikleri
olmanın ötesinde kendisini topluma egemen kılan bir düşünüş
tarzı, bir akıl yapısı, bir zihniyet yapısı ve bunlar etrafında
örülmüş, kurumlaşmış, devletleşmiş bir sistemsel yapıdır.
Kongremiz, erkeği dönüştürme projesini ve kopuş teorisini de
yeniden yorumlamış ve bu tanımlamaya oturtmuştur. Yani kopuş
teorisi; yeni paradigmaya göre daha da radikal bir biçimde tüm
bu egemen düşünsel, ruhsal, güdüsel, zihinsel ve kurumsal kopuşu
kapsamaktadır. Erkeği dönüştürme projesi de tüm bu yapıların
kadın kurtuluş ideolojisinin ilkeleri temelinde dönüşümünü esas
alan bir espri ile ele alınmıştır. Kongremiz, erkeği dönüştürme
projesini yaygın özgün eğitim ve tartışma yöntemleriyle
yürütmenin yanı sıra Ş.Fikri Baygeldi Akademisini örgütlemeyi de
iki yıllık planlamasına almıştır.
Otuz yıllık PKK mücadelesi boyunca Reber APO öncülüğünde
geliştirilen sosyal devrim kapsamında Kürt toplumu ciddi
dönüşümleri kendi içinde yaşamıştır. Ancak Kürt toplumu
içerisinde de toplumsal cinsiyetçiliğin özgürleştirildiğini tam
olarak göremiyoruz. Lokal düzeyde de olsa bazı geri geleneksel,
töresel yapıların hala kendisini özgürlük mücadelemize dayatması
vardır. Bu gericileşmiş geleneksel ve töresel yapıların
özgürleştirilmesi ve kadın kurtuluş ideolojisinin ilkeleri
çerçevesinde yeni demokratik bir toplumsal ahlakın
tanımlanmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Örneğin namus tanımının
kadın cinselliğine indirgenmesini ortadan kaldırmayı
hedeflemekteyiz. Kadını mal olarak mülk olarak gören, erkeğin
tekelindeki maddi bir varlık olarak tanımlayan, erkeği sahip,
kadını ise sahip olunan bir mülk olarak tanımlayan anlayışlarla
mücadele kararlılığımız bulunmaktadır. En büyük namussuzluklar
namus olarak topluma kabul ettirilmeye çalışılmaktadır.
Yalancılık, hırsızlık, tahakkümcülük, emek gaspı, haksız kar
elde etme gibi ahlaksızlıkları da namussuzluk tanımı içinde
tanımlamak gerekmektedir. Kadının küçük yaşta ve kendi istem ve
iradesi dışında görücü usulü ile evlendirilmesi, berdel
verilmesi, başlık karşılığında satılması, taciz ve tecavüze
uğraması, fuhuşa sürüklenmesi, bunların hepsi çağımızın tanımsız
bıraktığı bir tür namussuzluktur. Günümüzde hala geçerliliğini
koruyan geri geleneksel namus anlayışı sadece kadın iradesini
sınırlayan ama erkeğe de her türlü ahlaksızlığı yapmanın
serbestliğini tanıyan bir anlayıştır. Dolayısıyla yeni bir namus
anlayışının kadına çizilen bu iradi sınırları kaldıran ve erkeğe
adaletsizce sağladığı ahlaksızca serbestlikleri, yeni özgürlükçü
bir ahlak çerçevesinde sınırlayan ölçülere kavuşturulmasına
ihtiyaç bulunmaktadır. Hem kadın hem erkek için bu yeni ahlak ve
namus tanımına giderken; ne eskinin gericileşmiş anlayışlarını
ama ne de yenilik adına kapitalist modernitenin ölçüsüzlüklerine
takılmayan, özgürlükçü bir anlayışı esas almak gerekmektedir.
Kürdistan özgürlük mücadelemizin her hangi bir alanı içerisinde
kendisini yurtsever veya sempatizan olarak tanımlayan erkeğin,
kadına yaklaşımında cinslerin özgür iradesine saygıyı temel bir
ölçü olarak esas alması gerektiğini 7.kongremiz bir ölçü olarak
belirlemiştir. Hem mücadele ile iç içe ama hem de kadına
yaklaşımında tahakkümcülüğünü aşmayan, gericileşmiş
geleneklerden ve artık zarar veren töresel kanunlardan kendisini
arındırmamış bir erkek duruşu, yurtsever bir duruş olamaz. Bunu
da özgürlükçü yaklaşımı da yurtseverliğin temel ölçüleri
arasında tanımlamıştır.
—7. Kongrenizin almış olduğu temel kararlar nelerdir?
Zilar Sterk: Kongremiz ideolojik, siyasal, partisel, kadrosal,
sosyal, kültürel vb her alanda birçok kararlar da almıştır. Her
alanda bütün çalışmalarının merkezine Önderliğin özgürlüğünü
almış, ideolojik, örgütsel mücadeleyi bu temel üzerinden
yükseltmeyi kararlaştırmıştır. Her PAJK militanının, Önderliğe
doğru bağlılığı ‘Önder APO’yu yaşa ve Yaşat’ şiarı kapsamında
esas almasını, Önderliğe yönelik her saldırıyı kadın onuruna ve
Kürt halkının onuruna yönelik saldırı olarak ele almasını ve
karşısında mücadele yürütmesini, Tecrit içinde tecrit
politikasını meşrulaştıran, normalleştiren, süreklileştiren,
kanıksatan tüm uygulamalar karşısında her türlü mücadele
yürütülmesini, devletçi ve ilkel milliyetçi bazı kesimlerin
Önderliksiz çözüm dayatmalarına karşı; ‘Önderlik, Kürt halkının
ve kadının yaşam gerekçesidir’ şiarı ile bu dayatmaları boşa
çıkartmayı ve Önderliği çözümün tek muhatabı saymayı
kararlaştırmıştır. Bu kararlar çerçevesinde 7. kongremiz “Önder
APO’nun özgürlüğü kadının özgürlüğüdür” şiarı etrafında iki
yıllık çalışmalarını planlamıştır.
Partileşmeye ilişkin; ‘PAJK bir şehitler partisidir’ gerçeğini
partileşmenin esası olarak yaşamsallaştırmayı bu temelde
mücadeleyi yükseltmeyi, ideolojik öncü kadın partileşmesini
talileştiren, gereksiz gören tüm anlayış ve yaklaşımlar
karşısında mücadele etmeyi, ‘partileşmeden özgürleşme olmaz’
şiarını mücadelenin esasına oturtmayı, partileşmeyi kadın
kurtuluş ideolojisi ve kopuş teorisinden soyut ele alan tüm
anlayış ve yaklaşımları ret etmeyi, kadın partileşmesini kadın
özgürlük militanlaşmasından koparan, soyutlayan anlayış ve
yaklaşımları mahkum etmeyi ve kadrolaşmayı partileşmenin esasına
oturtmayı, kadın partileşmesine taktik yaklaşan, yedeğine almaya
ve bastırmaya çalışan erkek egemen yaklaşımlara karşı mücadeleyi
yükseltmeyi kararlaştırmıştır.
Kongremiz kadrolaşmaya dönük de önemli kararlar almıştır.
Kadrolaşmayı gereksiz gören, kadroluk ölçülerini muğlaklaştıran,
geriye çeken, mücadele alanlarına göre parçalayan anlayış ve
yaklaşımları mahkum ederek Tanrıçalaşma, Melekleşme ve
Afroditleşmenin kadın özgürlük militanlaşmasının temel ölçütü
olarak yaşamsallaştırmayı, kadro ölçülerini bu temelde
yükseltmeyi, erkeği güç gören, belirleyici olarak ele alan tüm
anlayış ve yaklaşımları ret ederek ‘üçüncü cinsel kırılmayı
erkek aleyhine geliştirmek’ şiarı ile erkeğe ait egemen değer
yargılarını ret ederek, kadının kendi öz değerlerini, kadın
özgürlük hareketinin kendi öz mirası temelinde kadrolaşmayı
mücadelenin esasına oturtmayı, iyi erkek-kötü erkek, demokrat
erkek vb erkeği kategorize ederek kadını mülkleştiren ve
mücadeleyi marjinalleştiren, bireysel ilişkilerini mücadele
dışında tutarak dokunulmaz kılan tüm anlayış ve yaklaşımları
mahkum ederek erkek egemenliğini bir zihniyet ve sistem olarak
ele alan, erkekten düşünsel, ruhsal, güdüsel ve fiziksel kopuşu
esas alan kadro duruşunu yaşamsallaştırmayı, kadın kurtuluş
ideolojisini parçalayan, cins mücadelesini kendine göre ele alan,
kendi duruşunu meşrulaştırma aracına dönüştüren anlayış ve
yaklaşımları aşarak kabul ve ret ölçülerinde net bir kadro
duruşunu yükseltmeyi, cins mücadelesine her türlü liberal,
oportünist, gerekçeci yaklaşımları mahkum ederek her koşulda
ilkesel duruşu esas alarak mücadele eden kadro duruşunu
pratikleştirmeyi, ideolojik mücadeleyi kendinde ve çevresinde
donduran, kendini dokunulmaz kılan, eleştiri-özeleştiri
mekanizmasını işletmeyen, işletilmesine karşı refleks gösteren
protestocu, istifacı, iddiasız duruşlara karşı Önderlik
çizgisinde ‘kendini bil’ felsefesi çerçevesinde mücadele etmeyi
ve eleştiri-özeleştiriyi yaşamının merkezine oturtmayı,
toplumsal değerleri yadsıyan, küçük gören, öz-biçim çelişkisini
dayatan, hem toplumsallık adına geri geleneksel ölçüleri hem de
yenilik adına kapitalist modernitenin ölçüsüzlüklerini dayatan,
cins mücadelesini topluma indirgemeyen, kadına yönelik her türlü
şiddet, taciz ve tecavüz karşısında sessiz kalan duruşları
aşarak her koşulda toplumsallığı esas alan, kadın özgürlük
ilkelerinin yaşamsallaştırılmasına öncülük bilinciyle yaklaşan
bir kadro duruşunu yakalamayı kararlaştırmıştır.
Kongremiz; kültür-sanat alanında da; Önder APO’nun yaşam
felsefesi, estetik anlayışı ve çizgisini esas alınmasını,
Önderliğimizin kadına olan yaklaşımını anlatan sanatsal
etkinliklerin yapılmasını, şehit düşen ve yaşamlarını yitirmiş
olan Kürt kadın sanatçıların anısına çeşitli etkinliklerin
düzenlenmesini, Meryem Xan, Ayşe Şan, Merziye Rezazi, Zadinâ
Şakir vb yaşamlarını yitirmiş tüm kadın dengbêjlerlerimizin
“kadın yurtseverliğinin sembolleri” olarak kabul edilmesini,
sanatıyla kadını cinsel bir obje olarak kullanan erkek egemen
anlayışların kadına karşı en büyük saldırı sayılmasını ve bu
saldırıya karşı aktif mücadele edilmesini kararlaştırmıştır.
Basın-yayının her alanında ise; özgün örgütlülüğün
güçlendirilmesini, Basın-yayın alanındaki kadın emeğini inkar
eden, özgün örgütlülüğün geliştirilmesi önünde engel teşkil eden
anlayışlara karşı aktif mücadele yürütülmesini, Kadın
basın-yayıncılığında anadile ağırlık verilmesini, görsel,
işitsel ve yazılı basında Kadın Kurtuluş İdeolojisinin, yaşamın
her alanında yaygınlaştırılması için aktif mücadele yürütmenin
ilkesel bir yaklaşım olarak ele alınmasını kararlaştırmıştır.
|