|
BİZ BU MODELLE ULUS DEVLET PEŞİNDE DEĞİLİZ...
|
Demokratik özerklik üzerine Ronahi Serhat Arkadaşla
yaptığımız röportajı yayınlıyoruz.
Özgürlük Hareketinin yeni dönemi başlatmasının nedenleri
nelerdir?
Devletin Kürdisan’ı askeri işgal, sömürgecilik statüsü
altında tutması, Kürt sorunun temel nedenidir. Türk
Devleti, sorunu ‘terör’ diye ifadelendirerek devlet
terörünü, sömürgeciliği, normalleştirmiştir. Kürt
halkına inkar ve imha politikasını dayatarak Kürt
sorununu günümüze kadar çözümsüz bırakıp derinleştirmiş
ve ağırlaştırmıştır. Kürt Özgürlük Hareketinin
mücadelesi ve halkın direnişi sonucu Kürt halkı ve Kürt
sorunu telaffuz edilir duruma gelmiştir. Devlet, eskiden
Kürdistan’dan ‘güneydoğu’, en iyisinden demokratlar da
‘bölge sorunu’ ‘bölge halkı’ diye ifadelendirirdi. Kürt
kelimesini ağzına almak büyük bir cesaret gerektirirdi.
Geçmişe çok değinmeden artık geldiğimiz aşama itibariyle
devletin meziyetinden değil, askeri, siyasi, kültürel,
ekonomik soykırım savaşı; Kürt sorununu ortadan
kaldıramadığı için mecburen kabul eder noktaya
gelmiştir. Ancak inkar ve imha başka bir üslupla
sürdürülüyor. Kürdün kimlik, kültürel olarak ulusal
varlığını kabul etmiyor. Etmediği için de anayasal
değişiklik yapılmadı. Tanımak demek anayasal güvence
altına alınmasını gerektirir. Türk devletinin bastırma,
yok sayma, inkar etme, asimile etme vb politikaları
biliniyor. Ama artık mızrak çuvala sığmadığından eli
ayağı birbirine dolaşmıştır. ‘Yoktur’ diyemez, meşruluk
kazanmış bir hakikattir. ‘Evet vardır’ derse bu hakikate
göre Türkiye cumhuriyetinin yeniden yapılandırılması
gerekecek. Askeri şiddet de duvara çarptığından herkes
şiddetin çözüm olmayacağını belirtmektedir. Devletin,
AKP hükümetinin bir çözüm niyeti olmadığından diğer
hükümetler gibi AKP hükümeti de gerilmiştir,
sıkışmıştır. Daha fazla baskıya, topluma dönük şiddete
ve askeri yöntemlere başvurmaktadır. Miladını doldurmuş
bir milliyetçi, statükocu zihniyetle Türk Devleti 21.
yüzyılın gelişmelerini karşılayamaz. Nitekim stratejik
sorunlara, konulara taktik yaklaştığı için hep dibe
vuruyor. Nedir bunlar?
1-Barışçıl ve demokratik değildir. Filistin sorununa
sarılması güncel pragmatist politikayla alakalıdır. Kürt
sorununda barışı sağlamayan ve niyeti olmayan başkasına
barış dersi veremez, hocalık yapamaz. Önce aynaya bak
derler. Zaten öyle de denildi. AKP hükümeti İsrail’in
arka bahçesi olan Filistin’e sahip çıkar gibi görünmesi,
İsrail’i zorlaması, Kürt sorunun üstünü örtmek içindir.
Demokratik değildir. Çünkü cumhuriyetin
demokratikleşmesinden yana değildir. Demokratikleşme
sorunu yeniden yapılanma sorunudur. Bazı dökülen yerlere
neşter vurma, üzerini boyama meselesi değildir. Zaten
anayasa değişiklik paketinde 12 Eylül askeri darbe
anayasası olarak bedenini ve ruhunu korumuştur. Esası
ilgilendiren maddelerde değişiklik yapılmamıştır. Ne
demokratik cumhuriyet ne demokratik siyasetten yanadır.
AKP, alternatif demokrasi güçlerini iktidarın gücüyle
ezmeye çalışmaktadır. DTP, BDP’ye dönük saldırıların
anlamı budur. Bu yetmemiştir, Kürtlüğüne, diline,
varlığına, özgürlüğüne sahip çıkmak isteyen her Kürde
amansız şiddet uygulamaktadır. Hatta linç edilmekte,
üniversitelerde Kürt gençleri öldürülmekte, çocuklar
askeri hedef haline gelmiştir. Tutuklanarak, coplanarak
devlet şiddetine maruz kalmaktadır. Kürt ve demokrasi
cephesinden farklı düşünen herkes, adına ‘KCK
operasyonları’ dedikleri cadı avına takılmaktadır. Bu
sürek avlarında ağzını açan herkes tutuklanıp ağır
cezalara çarptırılmaktadır.
2-Demokratik siyaset yapmanın hiçbir koşulda ortamı
kalmamıştır. Kürt belediye başkanları, siyasetçileri,
şahsiyetleri devletin hukuk terörünün kurbanı olmuştur.
KCK idanamesi safsatasıyla pürtelaş ağır hapis cezaları
verilmek üzere ayırımcı, ırkçı, milliyetçi,
anti-demokratik bir yaklaşım söz konusudur. Bütün
barışçıl girişimlerimize rağmen AKP hükümeti bu
saldırılarla ateşkes dönemini anlamsızlaştırdığı gibi
boşa çıkarmış ve bozmuştur. PKK’nin ilk kuruluşundan
itibaren zorunlu olarak silahlı mücadeleye başvurmanın
nasıl ki tarihi, sosyal, siyasi gerekçeleri vardıysa
şimdi de kendimizi, halkımızı savunmak için başka bir
seçenek bırakılmamıştır. Siyaset yapmanın, düşünceyi
özgürce ifade etmenin, örgütlenmenin imkanı yoksa halk
olmaktan kaynaklı hakları tanınmıyor ve kabul
edilmiyorsa Kürt halkı; bir köle gibi sesini çıkarmadan
yaşamayı asla kabul etmez. Özgürlük ve onur her halk
için vazgeçilmez bir meseledir. Kölece yaşamaktansa
özgürlük için ölmek erdemdir. Tarihte, nice düşünür,
ahlak ve vicdan sahibi olanlar; hakikati ortaya koymak
için ölüm de dahil hiçbir şeyden çekinmemiştir. Halklar
da özgürlük için hep mücadele etmiştir. Ateşlere
atılmak, dar ağaçlarına asılmak, zindanlarda çürütülmek
pahasına insanlık; onur için, özgürlük için savaşmıştır.
Kürt halkı kimsenin boyunduruğu altında yaşamak,
horlanmak, aşağılanmak, tecavüze uğramak zorunda
değildir. Kürtler bunu bir kader olmaktan çıkarmıştır.
Otuz yılı aşkın bir mücadeleyle bu iradeyi ortaya
çıkardığı gibi diğer halklara da esin kaynağı olabilecek
şekilde ideolojik bir aydınlanma, yeni bir toplumsal
yaşam projesinin sahibidir. Hem ideolojik olarak çok
netiz, bu bize büyük bir ufuk sağlamaktadır. Apocu
sosyolojik çözümleme ve felsefik bakışla ‘beyaz
maskelilerin’ sömürge ruh ve kişiliğini yerle bir ettik.
Özgüven, öz güç ve öz irade sahibiyiz. Örgütlüyüz,
Toplumun tüm kesimleri olarak. Meşru savunma alanında
gerilla hareketi olarak dağların olduğu her yerde
kalıcılaşan bir düzeye sahibiz. Halk değerlerine
bağlıdır. Bilinç ve irade sahibidir. Oyunlara
kanmayacak, baskılara boyun eğmeyecek bir özgürlük
düzeyini yakalamıştır. Geleceğimizi mutlak özgürlük
temelinde elde etmenin imkan ve olanaklarına sahibiz.
3-Kürt sorununda demokratik çözüm bir tercihtir.
Önderliğimizin ve hareketimizin 18 yıllık barışçıl
çabalarına rağmen devletin pratiği, inkar ve imha
konseptini dayatmadır. Devletin demokratik tercihten
yana olmadığı yeterince ortaya çıkmıştır. AKP
hükümetinin açılım dediği esasta tasfiyeye kilitlendiği
bir plandır. Hükümet maalesef ne söylemde ne pratikte
ezberini bozmamıştır. İç-dış politikasının merkezine
tasfiyeyi almıştır. Arada bir bir-iki güzel laf ederek
herkesi kandırdığını sanacak kadar akıllı olduğuna
inanmaktadır. Bu durumda milliyetçi, faşist zihniyet
sahiplerinden çözüm adımı atmalarını beklemek olsa olsa
kendini kandırmaktır. AKP zihniyeti barışa açık
değildir, bilakis engeldir. Zaten, MHP ve CHP’den
bahsetmeye gerek yoktur. Erdoğan son grup toplantısında
bir kez daha demokrasi güçlerini hedefleyerek hukuki,
siyasi saldırı emrini vermiştir. Basiretsizliğini kabul
edeceğine önüne geleni suçlamaktadır. Bütün Kürtlere ve
demokratik örgütlerine dönük yeni bir saldırı dalgası
başlatma kararı verdiklerinin beyanlarıdır.
4-Kürt tarafı elbette kendisini çözümsüz, çıkışsız ve
çaresiz bırakamaz. Bu kadar yoğun saldırılara karşı
evrensel bir hak olan meşru müdafaa hakkını en etkin
kullanma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu hakkımızı
kullanıyoruz. Kürt sorununda demokratik özerklik
statüsünün tanınması Kürt sorunu realitesi açısından en
makul çözümdür. Kabulü herkesin kendi kimliğini özgürce
yaşamasını sağlayacaktır. Halkların kültürlerinin
yeniden doğması ve korunmasının kimseye zararı yoktur
bilakis demokrasiyi güçlendirir. Bir ülkeyi demokratik
yapar. Kültürlerin, kimliklerin yok edilemeyeceği
anlaşıldığından Batı’da da yerel kimliklere, kültürlere
önem verilmektedir. Ulus-devlet ideolojisiyle
kimliklerin ve kültürlerin yok edilmesinin, baskı altına
alınmasının, asimilasyona uğratılmasının yanlış olduğu
anlaşılmıştır. Türkiye’de de kültürlerin, halkların
herkesin özgürce yaşayabilmesi için bir tek ulus
egemenliğine dayanan ve herkesi Türk sayan zihniyetin
değişmesi, anayasal değişikliğin yapılması, demokratik
ulus anlayışı ve gelişmiş çok kültürlü bir hukuk düzeni
ile mümkün olabilir. Kısaca çerçevesini çizdiğimiz
nedenlerden ötürü 1 Haziran’dan itibaren yeni bir
mücadele dönemini başlattık.
Demokratik özerklik denilince ne anlamak gerekiyor?
Öncelikle sözlük anlamını belirtmek gerekirse, ‘Bir
topluluğun, bir kuruluşun ayrı bir yasaya bağlı olarak
kendi kendini yönetme hakkı, muhtariyet, otonomi’ bu
topluluk kendi uyacağı yasayı kendisi koyar.
Türkiye üniter yapısını koruyarak ama demokratik bir
cumhuriyete dönüşmesi lazım. Türkiye’nin bugün yaşadığı
anayasal kriz ve tıkanıklıklar İspanya’nın 1970’li
yıllarda yaşadığı sorunlara benzemektedir. İspanya da
demokratik bir anayasa yaptı. Katalanlar ve diğer
gruplara özgürlükler tanındı, daha sonra AB ile tam bir
entegrasyon sağladı. Türkiye’nin içinde bulunduğu
krizlerden kurtulabilmesi için sivil bir anayasanın
yapılması şarttır. Ulusal özgürlük problemlerinde çözümü
sağlayan bir modeldir. Kuzey İrlanda örneği de var. Biz
bu modelle ulus devlet peşinde değiliz.
Bizim için toplumun kendisini örgütleme ve yönetme
yasalarının demokratik konfederalizm ilkelerine göre
olması esastır. Demokratik konfederalizm Kürt
milliyetçiliği değildir, bilakis milliyetçilikten çok
çekmiş bir halk olarak milliyetçi devletçilikten uzak
durulması stratejik bir yaklaşımımızdır. Bu sistem
devlet tipi örgütlenmeyi hedeflemez. Bir nevi AB
modelinin Ortadoğu’ya uyarlanmasıdır. Bütün kimliklerin,
dinsel, dilsel, etnik kimliklerden oluşan grupların
kendilerini demokratik bir şekilde ifade ettiği, üstte
de bütün bu grupların temsil edildiği bir üst çatıdır.
Bu sistem klasik vatandaşlık anlayışını eleştirir ve
aşar. Birey yerine grupları baz alır. Kürtler dört
parçada mevcut sınırlara dokunulmadan, bulundukları
ülkedeki halklarla birlikte özgünlükleri tanınmak
koşuluyla birlik oluşturabilir. Demokratik toplum
hedefini gerçekleştirmelidir. Kürtlerin, siyasal,
sosyal, ekonomik, kültürel her alanda demokratik sivil
örgütlenmelerini sağlamalarını öngörür. Devletten
beklemeden kendi özgücümüzle bunları başarmalıyız. Çevre
dernekleri, çevreci-feminist dernekler, emek
örgütlenmeleri, dayanışma kurumları gibi binlerce
dernekleşme, örgütlenmeyi yaratmak gerekir. Halkın
siyasete doğrudan katılımını komün-meclis
örgütlenmeleriyle gerçekleştirmeyi benimser. Kendimizi
yönetme yasamız KCK Sözleşmesi’nde yazılıdır.
KCK sistemi, Ortadoğu’nun içinde bulunduğu krizi aşmaya
uygundur. Kürt sorunu demokratik bir şekilde çözülmeden
ne Kıbrıs ve diğer sorunların hiç birinin köklü çözümü
beklenemez. Nitekim Türk Dış Politikasının ‘sıfır
Problem’ perspektifi boşa düşmüştür. Aksine sorunlar
giderek ağırlaşmakta ve çatışma halini almıştır. Türkiye
Kürt sorununu çözmeden Avrupa Birliği’ne girebilecek bir
düzeye gelemez. Kürt sorunu çözümsüz kaldıkça, Türkiye
meselelerini demokratik bir şekilde çözmedikçe Kıbrıs
sorunu ile birlikte Ermeni sorunu da, Asuri-Süryani
sorunu da, Pontus Rum sorunu ve diğer bazı sorunlar da
sürekli gündemde tutulacak sorunlar olacaktır.
Kadın yeni dönemin geliştirilmesinde nasıl bir rol
oynayacak?
Kürdistan’da askeri anlamda işgal, kültürel anlamda
soykırım yürütülüyor. Buna ‘dur’ demek her Kürdün
görevidir. Halkımız üzerindeki tehlike büyüktür. Nasıl
ki Lozanla Kürtleri ve yurtları herkesin kullanımına
açıldıysa ve bölüşüldüyse bu yeni saldırı konseptiyle de
özgürleşme imkanını ilelebet ortadan kaldırmak
amaçlanıyor. Uluslar arası ve bölge statükocu güçleri
Kürtleri ezme konusunda aynı fikirdeler. Ancak
çıkarlarının örtüşmemesinde yaşanan çelişkiler nedeniyle
birbirine karşı bir kart gibi kullanmaktadırlar.
Bunu bertaraf etmek ve özgürlük imkanını gerçekleştirmek
için hareketimiz ve halkımız için yepyeni bir mücadele
dönemi başlamıştır. Hamlemiz ‘ulusal varlığını koruma ve
özgürlüğünü sağlama’ temelinde gerçekleştirmeyi
hedeflemektedir. Önderliğimizin bütün çabalarının boşa
çıkarılması, halkımızın barış taleplerine copla,
esaretle, ölümlerle cevap verilmesini durdurmak için her
yerde her alanda her biçimde mücadeleyi yükseltme
zamanıdır. Kendi çözümümüzü yaratmak için tüm toplumsal
dinamiklerin bu süreci güçlü sahiplenmesi gerekmektedir.
Özellikle devletin özel savaş politikalarından tecavüz,
uyuşturucu gibi toplumu düşürme, onursuzlaştırma,
yozlaştırma saldırılarının önü alınmalıdır. Bu amaçla
yürütülen kampanyalar var. Ciddi bir toplumsal yaraya
işaret ettiği için toplumun çeşitli kesimleri bu
kampanyaya aktif katılım sağlamıştır.
İnkar- ayrılık ve imha-isyan ikileminden çıkmak için
artık özerklik temelinde sorunun çözülmesi şarttır.
Demokratik Türkiye-özgür Kürdistan hedefimizdir. Bunun
için başta Kürt kadınları olmak üzere tüm kadınların
kirli savaş politikalarını durdurmak için mücadeleyi
yükseltmeleri gerekmektedir. Stratejinin bir ayağı etkin
gerilla hareketiyse bir ayağı da radikal serhıldan
hareketidir. Bütün bunları gerçekleştirmek için eğitim,
bilinçlendirme, kadının örgütlülük sistemini güçlü
kurması ve eylem çizgisiyle birlikte uygulaması
gerekmektedir.