|
‘MİLİTANLIK
NASIL YAPILIR, YAKINDA GÖRECEKSİNİZ’
|
Pelşin Tolhildan
Ronahi
(Bedriye Taş) ile nasıl tanıştınız? Onda dikkatinizi çeken
özellikler nelerdi?
Elif Ronahi: Ronahi 2–3 yaşlarındayken ailesi İsviçre’ye
yerleşiyor. Kendisi Elbistanlı yurtsever bir ailenin kızı.
Babası Ronahi ve üç erkek kardeşi ile birlikte bir müzik grubu
oluşturuyor. Ronahi kardeşlerin en küçüğü. Bu müzik grubu daha
çok Kürt özgürlük mücadelesiyle ilgili parçaları söylüyor.
Babası bir trafik kazasında yaşamanı yitirince o müzik grubu
dağılıyor. Bir süre mücadeleden uzak kalıyor1ar. Ben 1991–1992
yıllarında İsviçre’nin Areu kentinde faaliyet yürütüyordum. Bir
kadın toplantısında Ronahi’nin yengesiyle ve halasıyla tanıştım.
Yengesi ‘bir görümcem var, çok değerli bir insandır. Onunla
tanışmanı çok isterim’ dedi. Evlerine gittik. Böyle tanıştım.
‘Bir Kadın Olarak Kendimi Bir Şeye Bağımlı Kılamam’
Elif Ronahi: Biz aile ile tartışırken o sessizce bizi
inceliyordu. ‘Odana gidebilir miyiz diye sordum?’ ‘Evet,
gidelim’ dedi. Odası çok dikkatimi çekmişti. Sadeydi. Bir dolap,
bir yatak ve masa. Masanın üzerinde bir sürü resim malzemesi ve
çizdiği resimler vardı. ‘Bu resimleri sen mi yaptın’ dedim,
Gülerek ‘evet, güzel resimler değil, sıkıldığımda yapıyorum. Ama
çok önemli resimler değil’ dedi. En çok kız çocuklarının ve
çiçeklerin resimlerini yapmıştı. Ama çizimleri çok güzeldi, kara
kalemle yapılmış çizimlerdi, ‘sen nasıl bunlara güzel değil
dersin. Resim okuluna gittin mi’ diye sorduğum da ‘yok, kendi
kendime yapıyorum’ dedi. Ama gerçekten çok güzel resimlerdi. O
gece kısa sohbetlerimiz oldu. İkinci görüşmemizde Ronahi ile
daha yakından ilişkilendim. Sonra Ronahi derneğe gelmeye
başladı, arayışlarını ve çelişkilerini bizimle paylaşıyordu.
‘Mücadelede ben ne yapabilirim’ sorgulaması içerisine girmişti
artık. ‘Bir kadın nasıl olmalıdır’ sorusuna yoğunlaşıyordu.
Kadın özgürlük arayışı çok güçlüydü. ‘Şimdi kuaförlük
öğreniyorum, diyelim ki öğrendim. Ben 24 saat aynı yerde
kalamam, bir kadın olarak kendimi bir şeye bağımlı kılamam’
diyordu.
1992 yılında gençliğe yönelik yirmi günlük bir eğitim kampı
açacaktık. ‘Sen de katılsan olmaz mı?’ dedim. O da kabul etti ve
katıldı. Eğitime gelirken eğitime katılan tüm kadın arkadaşlar
için alışveriş yapmıştı. Lazım olabilecek her şeyi düşünmüştü.
Eğitim sonunda rapor yazdı, raporunda örgüte profesyonel bir
kadro olarak katılmak istediğini belirtti. Eğitimden sonra basın
çalışmalarına düzenlendi.
Onun Karşısında Kendimi Sınavda Hissederdim
Zelal Avaşin: Ronahi (Bedriye Taş) ile 1993 yılında basın
çalışmalarında tanıştım. Bu alanda yayınların (kitap, dergi,
gazete) dizgiye geçirilmesi çalışmalarında görevliydi. Ben o
alana gittiğimde O’nun ilk gördüğü yaralı gerillaydım. İlk
görüşmemizde çok heyecanlı yaklaştı, hemen ülke, dağ, gerilla
yaşamı hakkında sorular sormuştu. Sonraki süreçte de fırsat
bulduğu her anda sorular soran bir arkadaştı. Her seferinde ‘çok
mu soru soruyorum’ diyordu, ‘yok, sen sor ben de anlatırım.’
diyordum. Ronahi’nin soruları sadece teknik’i sorular olmuyordu.
Özellikle hareketin felsefesine dair soruları oluyordu. “neden
ve nasıl” ile başlayan soruları daha yoğundu. ‘Neden kadın dağa
çıktı, neden Önder Apo kişilik çözümlemelerine önem veriyor,
neden kişilik sorunları Kürtlerde yoğun’ vb. Her kitabı dizgiye
geçirmek onun için aynı zamanda eğitim oluyordu. Dolayısıyla
soruları çoğalıyordu. Çoğu zaman cevaplarımızın onu tatmin
etmediğini hissederdim. Ronahi, cevaplardan tatmin olmadığı
zaman genelde konuştuğu kişinin yüzüne uzun uzun bakardı. O
zaman anlardım ki Ronahi ikna olmamış. Onun karşısında çoğu
zaman kendimi sınavdaymışım gibi hissederdim. Cevaplarıma ne
kadar inandığımı da denetlerdi sanki.
‘Evine Girersem, O da Hareketin Evine Girer’
Zelal Avaşin: Ronahi arkadaşın şahadetinden sonra
karşılaştığımız ve Ronahi arkadaşın örgütlediği bir yurtsever
kadın, bir anısını anlatmıştı. Bu kadın mücadeleyi, hareketi hiç
bilmeyen, tam tersine olumsuz tanıyan birisiymiş. Ronahi arkadaş
bu kadını çevreden duymuş, bize uzak durduğunu, örgütlenmesinin
çok zor olduğunu söylemişler. Ronahi arkadaş da ‘ben mutlaka
onun evine girmeliyim, eğer evine girersem, onu da hareketin
evine almış olurum’ diye düşünür. Kadının evinin önüne gider,
kapıyı çalar. Kadın pencereden bakar, kim olduğunu sorar. O da
kim olduğunu söyler. Kadın kapıyı açmaz. “git, evime almayacağım
seni” der. Ronahi arkadaş da “sen ne yaparsan yap, ne söylersen
söyle, ben senin evine gireceğim” der. Aradan saatler geçer,
kadın gizliden perde aralığından bakar, Ronahi arkadaş kapının
önündedir, gitmemiştir. Akşama doğru hava kötüleşir ve yağmur
yağmaya başlar. Kadın tekrar bakar, gitmiş mi diye. Ama Ronahi
arkadaş karşı kaldırıma oturmuş, yağmurun altında beklemektedir.
Kadının pencereden baktığını görür ve gülümseyerek sana mutlaka
geleceğim der. Kadın yağmurda beklediğini görünce, onun inadı
karşısında etkilenir. Pencereyi açar “git, bak hasta olacaksın”
der. Ronahi inatçıdır, “hastalanmamı istemiyorsan kapıyı aç”
der. Kadın sonunda O’nu eve alır ve o geceden sonra Ronahi’ye
bağlanır. “Bir gün gelmezse merak ederdim, arardım, nerdesin,
niye gelmedin derdim” der. O artık yurtsever bir kadındır.
Sonradan Ronahi arkadaş eylemini yapmadan bir gün önce o eve
gider ve o kadın Ronahi’nin eyleminden habersiz Ronahi’nin
saçına kına yakar.
Ronahi Avrupa’da büyümüştü. Böyle güçlü bir kadın çıkışını
yaratmasını O’nun hangi özelliklerine bağlıyorsunuz?
Zelal Avaşin: Ronahi arkadaş Avrupa sistem gerçekliği içinde
büyümüştü. Yaşam disiplini (pratik işlerde) sistemde aldığı
eğitime dayalıydı. Bunu olumsuz anlamda belirtmiyorum. Başladığı
bir çalışmayı mutlaka bitirirdi. O’nun yarım bıraktığı bir işi
hatırlamıyorum. Çalışma saatlerini planlar ve ne olursa olsun, o
saatlerde farklı işlerle uğraşmazdı. Yine çalışma alanımızda
diğer işbölümlerinde de aldığı işi çok temiz yapmak isterdi.
Örneğin mutfak nöbeti sırasında çok titiz yaklaşır, sadece yemek
yapmaz, mutfak temizliğine de özen gösterirdi. Yani sadece önüne
konulan işi yapmakla yetinmezdi. Yaşamında da düzenli, temiz bir
arkadaştı. Arkadaşlık O’nun için çok önemliydi. Kurduğu
ilişkilerin dayandığı nedenlerinin güçlü olmasını isterdi.
İnsana güven duymak, insanı sevmek O’nun en temel arayışıydı.
Avrupa’nın buz tutan ilişkiler sisteminde kendini hep
sorgulayandı. “Bizde yoldaşlık nasıl olmalı, neye dikkat
etmeliyim, bizde yaşam nasıl olmalı” diye sorardı. Mükemmeli
arayan bir arkadaştı. Ronahi, kendine güvenen, söz ve
davranışında güven veren, zorluklardan yılmayan kadın
kişiliklerine ilgisi, sevgisi başka olan bir insandı. İster
mücadele içinde, ister toplum içindeki kadın olsun, zavallı
kadın duruşuna kızardı. “Ben şu arkadaşı, ya da şu kadın
çalışanı beğeniyorum” dediğinde, dikkati çeken onların bu
özelliklerinin olmasıydı. Ronahi arkadaş bir süre sonra kitle
çalışmalarına geçti. Hem heyecanlı, hem de biraz da tedirgindi.
Uzun süre kurum çalışmalarında ve ilk kez halkın içine
girecekti. Başarır mıyım sorusu vardı kafasında vardı. “Örgüt
bana çok değer verdi, ben de mutlaka layık olmalıyım” derdi.
Basından ayrıldıktan sonra bir iki kez görüştük. Karşılaştığı
kişilikleri kadınların yaşadığı zorlanmaları anlatırdı. Onun
için hem zorlu, hem de önemli tecrübe süreci olduğunu söylerdi.
Ronahi (Bedriye Taş) ve Beriwan (Nilgün Yıldırım) nerede, ne
zaman tanışmışlardı? Nasıl bir diyalogları, ilişkileri vardı?
Elif Ronahi: Önderliğin perspektifleri doğrultusunda
Avrupa’da eyalet konferansları yapıldı. Biz de o zaman bir
konferansa gittik. O konferansta Ronahi ve Beriwan da vardı.
İkisi aynı temel eğitim devresinde beraberlerdi. Bêrivan
arkadaşın düzenlemesi temel eğitimden sonra Frankfurt’a olmuştu,
Ronahi arkadaş da Manheim’daki kadın çalışmalarındaydı. Bu
konferansta Önder Apo’nun perspektifleri, nasıl cevap vermemiz
gerektiği tartışıldı. Konferans ortamındayken, Ronahi ve Bêrivan
beni çağırıp tartışmak istediklerini söylediler. 1994’ün Ocak
ayıydı. Tartıştık, “biz karar aldık dağa gitmek istiyoruz. Önce
Önderlik Sahasına sonra ülkeye gitmek istiyoruz’ dediler. Ben de
güldüm, ‘her saha mücadele sahasıdır, burada da ihtiyaç var.
Belli bir süre burada kalmanız gerekiyor. Önümüze koyduğumuz
birçok planlama var. Kadın çalışmalarında ihtiyaç var. Eğer
giderseniz işler zora girecek’ dedim. Ronahi ‘Avrupa beni tatmin
etmiyor, Avrupa’da kadın çalışmaları da diğerleri de beni tatmin
etmez. Ben ancak dağa gidersem kendimi daha güçlü katabilirim.
Önderliğin birçok perspektifi var, Avrupa kitlesine çağrı
yapıyor, bizim de cevap olmamız gerekiyor’ dedi. Bu önerilerini
kabul etmedik ama her ikisi de ikna olmadı. Çünkü Ronahi ve
Bêrivan içi içine sığmayan insanlardı, arayışları vardı.
Konferansa ara verdiğimizde ikisi gidip saatlerce tartışırlardı.
Tartışmalarının farklı olduğunu hissediyordum, ama ne olduğunu
tam bilemiyordum. Onlara ‘bilseydim örgütlenme yapıp dağa gitmek
için geldiniz, ikinizi de getirmezdim’ diyerek şakalaştım. ‘Yok,
bir araya gelmemiz tartışmamız bizim için çok iyi oldu,
yoğunlaşmalarımızı birbirimize aktardık. Sonuçlarını bundan
sonraki çalışmalarımızda görürsünüz, yarışa gireceğiz. Ronahi ne
kadar Manheim’da kadın çalışmalarını geliştirecek, ben
Frankfurtta ne kadar geliştireceğim, böyle bir yarışa gireceğiz’
diyordu Berivan. Mannheim’daki derneğin bir katı kadın
çalışmaları için kullanılıyordu. Ronahi kadına ait olan katı o
kadar güzel donatmıştı ki, yurtseverlerden elişi ve Kürdistan’a
ait olan şeyler getirmişti. Odaya Kürdistan kültürünü,
şehitlerin fotolarını yerleştirmişti. Elle örülmüş çoraplar vb.
getirmişti. Aynısını Bêrivan da Frankfurtt’da yapmıştı,
kadınlara ait odayı öyle süslemişti. Şiir, resim köşesi
yapmıştı. Bir araya geldiklerinde ne tür değişiklikler
yaptıklarını, ne kadar açılım yaptıklarını tartışıyorlardı. Kim
ne kadar kadını katma yönünde mücadele etmiş, o insanlar nasıl
cevap vermiş vb... O konferansta sordum ‘kim öndedir’, her ikisi
de ‘ben öndeyim, açılım yapmışım’ diyordu.
‘Yeni Şeyler Keşfediyorum’
Zelal Avaşin: Ronahi arkadaşı en son 1994 yılı Mart
ayında yapılan uluslararası kadın konferansında gördüm.
Konferans önemli bir süreçte geliştiriliyordu. Konferansın
yapıldığı ülke partiyi yasaklamıştı, basın kurumlarına baskınlar
olmuştu, evler basılıyordu. Ülkede de sıcak bir süreç
yaşanıyordu. Zorlu bir dönemdi. Kadın örgütlenmesi açısından da
sıcak bir süreçti. Kadın özgürlük çözümlemeleri, kadın
çalışmalarında önemli bir hareketliliği yaratmıştı. Konferans
iki bölümde yapılmıştı. İlk 3 gün iç boyutta oldu, son günde de
uluslararası boyutta, yabancı kadın temsil ve kurumlarının
katıldığı bölüm yapılmıştı. Konferans bitiminde ortak bir
kültürel kutlama oldu. İçerik, nitelik, katılım,
değerlendirmeler açısından oldukça önemli bir düzey
oluşturmuştu. Konferansın ilk 3 gününde divana 5 kişi seçildi.
Bunlardan biri Ronahi idi. İlk başta kendisi divanda yer almak
istemediğini söyledi, yapı bunu kabul etmedi, Ronahi tekrar
divana seçildi. Ben onu konferans boyunca eski Ronahi’ye göre
daha sessiz, sadece dinleyen pozisyonda gördüm. Oturum
aralarında O’nu aradığımda bulamıyordum, oturum başladığında
geliyordu. Bir ara oturuma ara verilir verilmez koştum, O
salondan çıkmadan yakaladım. “Ronahi, neden seni bulamıyorum bu
konferansta, neden ortadan kayboluyorsun?” diye sordum. Bana
döndü, gülümsedi, birden kolumdan tuttu ve “gel heval, seninle
kimsenin olmadığı bir yere gidelim” dedi. Hızlı adımlarla O
önde, ben onun arkasında, sessiz bir yere gittik. Bu sefer ben
hemen sorular sormaya başladım; neler oluyor, niye divana
girmeye itiraz ettin, niye sessizsin, niye sadece dinliyorsun?
Diye peş peşe sorular sordum. O sadece bana bakıp gülümsüyordu.
“yok bir şey, yoğunlaşıyorum, yeni şeyler keşfediyorum” diyerek
geçiştiriyordu. Almanya”nın Mannheim şehrinde çalışmalardaydı,
oraları çalışmalarını, kadınlar için planlarını anlattı. Oturum
başlamak üzereyken kalktık, ‘ben hiçbirinizi unutmadım, bütün
arkadaşlarıma layık olacağım, zamanı geldiğinde
değerlendirmelerimi yapacağım” dedi. Neden böyle bir sözü
söylediğini anlayamamıştım.
Berivan, Ronahi’nin çalıştığı bölgeye yakın bir bölgede çalışma
yürütüyordu. İkisi bazen bir araya gelip tartışıyorlarmış.
Konferans sırasında da her ikisi bir araya gelip
konuşuyorlarmış. Konferansın son günü, bir odada her iki arkadaş
baş başa vermişler konuşuyorlarken, konferansa katılan bir ana
onları görüyor. “ne yapıyorsunuz burada, herkes yukarıda, siz de
gelin” demiş. Ronahi “Ana, bizim bölgede ortak bir etkinliğimiz
var onu tartışıyoruz” demiş. Bu örnekler ikisinin eylemlerine
dair ipuçları olmaktadır. Konferanstan sonra görmedim bir daha.
Newroz”da eylem haberini duyduk.
Beriwan nasıl bir çevrede yetişti ve nasıl bir kişiliğe
sahipti?
Zekiye Pazarcık: Beriwan 6 aylıkken annesi ve babası
ayrılıyor. Beriwan bakılmak üzere halasına teslim ediliyor.
Annesinden ayrılıyor. 13 yaşına kadar halasını annesi
zannediyor. Dersim’de küçük bir mezrada yaşıyorlar. Tek arkadaşı
komşularının kızı, daha çok onunla ilişkileniyor. Zorlu bir
çocukluk geçiriyor. Beriwan 17-18 yaşlarındayken gerillalar o
kız arkadaşının evine gelip gidiyor. O arkadaşı da Beriwan’a
gerillalardan bahsediyor. ‘Bizim eve gelip gidiyorlar, kadın
gerillalar da var’ diyor. Bu ikisinde de arayışlar ve merak
uyandırıyor. Beriwan ‘onlar geldiğinde beni de çağır, tanımak
istiyorum’ diyor. Gerillalar geldiğinde arkadaşı haber veriyor,
gidip gerillaları görüyor, çok etkileniyor. Arkadaşıyla birlikte
katılmaya karar veriyorlar, halası fark ediyor. Halası onu hemen
apar topar Avrupa’ya ağabeyinin yanına Berlin’e gönderiyor.
Katılamıyor. O arkadaşı katılıyor, İki yıl sonra arkadaşının
şehit düştüğünü duyuyor. Çok etkileniyor. PKK’liler abisinin
evine gidip geliyor, imreniyor onlara. Şehit düşen arkadaşından
kaynaklı hep bir eziklik yaşıyor. ‘O katıldı, gitti, şehit
düştü, ben katılmadım’ diye düşünüyor. Beriwan PKK’ye abisinden
gizli ayda 10 Mark aidat veriyor. O alandaki cephe çalışanı
komşularıdır. Yengesi onların evindeyken cephe çalışanı
makbuzlarını çıkarıyor, onların semtinde aidat veren
yurtseverlerin isimleri var. Beriwan’ın da ismi var ve yengesi
görüyor. Eve gelince Beriwan’a kızıyor. Katılımından önce bir de
abisinin zoruyla gönülsüz bir evlilik yaşamış. Görücü usulüyle
evlendiriliyor. Altı ay evli kalıyor, adam her gün eve sarhoş
geliyor, Beriwan’ı dövüyor. Beriwan bir gün gizlice örgütün
düzenlediği bir geceye gidiyor. Sonra örgüte katılım kararı
alıyor. Bielefeld’e geliyor, henüz eğitim başlamamıştır o yüzden
birkaç ay oradaki çalışmalara katılıyor. ‘PKK’ye katılmak benim
için yeni bir doğuştu’ diyordu. Birkaç ay çalışmalarda kaldıktan
sonra eğitime geldi. Eğitim görüp hemen ülkeye gitmek istiyordu.
‘Annemi Bir Gün de Olsa Görmek İstiyorum’
Zekiye Pazarcık: Annesini çok düşünüyordu. Onu hiç
görmemişti. Hep diyordu ‘benim annem kötü bir kadın değildi, ona
iftira atmışlar. Annesi yaşıyordu ama görmemişti, nerede
olduğunu bilmiyordu. Tek istediği annesini bir kez daha
görmekti. Hatta birkaç kez ‘araştıramaz mıyız? Örgüt bu konuda
yardımcı olamaz mı? Onu bulabilir mi? Ben araştıramadım, annemi
bir gün de olsa görmek istiyorum’ diyordu. Annesiz büyümüştü,
çok çile çekmişti. Bu nedenle onda anneyi görme istemi çok
yoğundu.
Zelal Avaşin: Annesinden küçük yaşta ayrılmak, ailesi tarafından
istemediği halde kendisinden yaşça büyük biriyle evlendirilmek
Beriwan’ın kişiliğinde izler bırakmıştı. Sessiz, duygusal, içine
kapanık ama derin değerlendirmeleri olan bir kadındı. Mücadeleye
katımıyla yıllardır içinde sakladığı özlemleri, düşünceleri
duyguları paylaşmak istiyordu. Egemen erkek gerçekliğini tanıyan
ve özgür kadın arayışı derin olan bir insandı.
‘Militanlık Nasıl Yapılır, Yakında Göreceksiniz’
Zelal Avaşin; Dıştan bakan biri onun için ‘kafasına
vursan ekmeğini alırsın” diye düşünebilirdi. Hatta faaliyet
yürüttüğü bölgede bazı çalışanlar ona “Çok sessiz olma, kır-dök,
militanlık böyle yapılır” demişler. Bu söz eylemine yakın bir
zamanda O’na söylenmiş, o da “militanlık nasıl yapılır, yakında
göreceksiniz” sözünü kullanmış. Berivan benim açımdan kadın
kişiliğinin derinliğini, kadının içte yasadığı büyük devrimsel
dönüşümün simgesidir. Bağırıp çağırmayan, ama yaşam
tecrübeleriyle sözünün ayaklarını yere sağlam basan bir
kişilikti. Radikallik anlayışı göstermelik olmayan bir kadın
militandı. Beritan (Gülnaz Karataş)’ın akrabası olması nedeniyle
onun şahsında kadın şehitlere bağlılığı güçlü olan bir
arkadaştı. Frankfurt derneğinde asılı olan Beritan’ın resminin
karşısına her gittiğinde hazır ola geçermiş, dernektekiler ne
yaptığını sorduklarında “Onun karşısına her çıktığımda O’na
layık olacağımı söylüyorum” diyormuş. Bir kadın açısından doğru
bağlılık ilkelerini oluşturmak önemlidir. Berivan’ın bu ilkeleri
kendi kişiliğiyle büyük bir savaş yürüterek yarattığına
inanıyorum. Sistemin ve toplumun, yine ailenin kaybettirdiği
sayısız kadın adına acı çeken, arayışı olan ve cevaplarını bulan
bir kadındı Berivan.
Uluslararası kadın konferansı sırasında bir gazeteci arkadaş
Berivan arkadaş ile kısa bir röportaj yapmış. İşte “ev, aile,
evlilik, cinsellik, özgürlük, erkek, kadın, yasam vb deyince ilk
aklınıza gelen cümle nedir” diye sormuş. Berivan arkadaşın
cevabı daha sonra Önder Apo’nun bir değerlendirmesinde ele
alınmıştı. “Cinsellik nedir” diye sorulan soruya Berivan arkadas;
“erkek ve kadın arasındaki iktidar savasının en yoğun yaşandığı
alan” diye cevap vermişti. O süreç açısından, yine ataerkil
sistemdeki kadın-erkek ilişki gerçekliğine dair çözümlemelerin
yoğunlaştığı bir süreçte böylesine bir cevabi bu derinlikte ve
net cümlelerle dile getirmesi önemli bir yoğunlaşma ve çözümleme
düzeyini yansıtmaktadır.
Ronahi ve Berivan’la son görüşmenizde neler konuştunuz?
Eylemlerini nasıl duydunuz?
Elif Ronahi: Konferansın aktarımı ve Newroz hazırlıkları
başladı. Avrupa çapında hazırlıklar çok kapsamlıydı. Biz de
Mannheim’daki planlamaları yaptık. Basın açıklamasını Ronahi
yapacaktı. 21 Martta yapılacaktı, 20’sinde yaptık, diğer gün
arkadaşlar eylem yaptılar. O gece saat 12 ‘de Ronahi beni aradı.
‘tekmilimi verecektim’ dedi ‘neden senin çalışmandır, bir araya
geleceğiz yarın akşam görüşürüz. O zaman tartışırız.’ dedim.
‘Yok, bazı şeyleri bilmen gerekir. Unutma aidat fişleri vardı,
bir eve teslim ettim. Üç kadınla konuşmuşum katılma kararını
vermişler. İki-üç isim verdi. Sakın bu isimleri unutma. Biriyle
çok tartıştım oda büyük ihtimalle katılır.’ Söylediği üçüncü şey
ben de çelişki yarattı.’ ‘Mannheim’da bir yurtseverin adına bir
minibüs kiraladım ama parayı vermedim, o yurtsevere parasının
verilmesi gerekiyor. O parayı vermezsek o yurtseverin başı
belaya girebilir. Bilgin olsun.’ dedi. İçimde kötü bir his vardı
ama isim koyamıyordum. Telefonu kapattım, aradan bir dakika
geçmeden Bêrivan aradı. ‘Bêrivan nasılsın, bir şey mi oldu,
neden bu saatte beni arıyorsun? Dedim ‘Yok, seni aramak istedim’
dedi, ‘doğru söyle, sen şimdi Ronahi ile görüştün o benim burada
olduğumu söyledi değil mi? ‘Evet, İki üç gündür görüşemedim
sesini duymak istiyordum. Biliyor musun ben bir sürü şiir
yazdım, o şiirlerim bir evde bir genç kızın yanındadır. Ben
derneğe asmak istiyorum ama utanıyorum. Okumanı çok isterdim.’
‘tamam’ dedim. ‘Eğer Frankfurt’a uğrarsan derneğe uğramadan
gitme. Benim süslediğim oda o kadar güzel olmuş ki, sen gel
benim yaptığım oda mı güzel, Ronahi’ninki mi güzel, bakalım
hangisini beğeneceksin.’ ‘Bêrivan ne oluyor size, öyle ikiniz de
arıyorsunuz bu gece, niye siz bunları bana söylüyorsunuz. Ben
zaten gelirsem oradan geçeceğim, fırsat olursa belki görüşürüz’
dedim. ‘İşin belli olmaz, belki görüşemeyiz hoşça kal. Kendine
iyi bak.” dedi.
‘Ronahi ve Bêrivan Arkadaşlar Eylem Yaptılar’
Elif Ronahi:Ertesi gün Köln’e geçerken Mannheim’a
uğradım. Bir kaç arkadaş beni bekliyordu. “ Bundan iki saat önce
Ronahi ve Bêrivan arkadaşlar eylem yaptılar, Bêrivan arkadaş
şehittir, Ronahi arkadaş komadadır.’’ Son telefon görüşmesinin
bir vedalaşma konuşması olduğunu ancak o zaman anladım.
Bu eylem Avrupa’daki kitleniz tarafından nasıl karşılandı?
Cenaze törenleri nasıl yapıldı?
Elif Ronahi: Ronahi ve Bêrivan’ın cenazelerini aynı hastaneye
götürmüşlerdi, aynı morgtaydı. Bir iki gün içerisinde cenaze
töreni yapma kararımız vardı. Mannheim’da kendilerini yaktıkları
yerde hem kitlesel cenaze töreni hem yürüyüş yapılacaktı. Sonra
cenazeleri ülkeye gönderecektik. O yıl Newroz’dan dolayı her
yerde otobanlar kesilmiş, eylemler yapılıyordu. Berlin’de
otobanda yol kesme eylemi yapılırken polisler müdahale ediyor
Müslüm adında bir yurtsever ‘yaklaşmayın’ diyor polisler ciddiye
almıyor. O da kendisini yakıyor. Tüm TV’ler bunu verdi,
görüntüler her tarafa yayıldı. Yetmişe yakın polis bu eylemin
etkisi ile psikolojik dengesizlikler yaşamışlardı. O süreçten
kaynaklı devlet bu polisleri tedavi altına almıştı. En korkunç
olan şey insanın kendini yakmasıdır. Ama onların gözleri, önünde
kendisini yakmıştı.
‘Müdahale Ederseniz Biz de Kendimizi Yakacağız’
Elif Ronahi:1994 yılı Newroz’u Avrupa’nın gündemine
oturmuştu. Bu eylemler temelinde kitle reaksiyonu çok güçlüydü.
Kitle “müdahale ederseniz biz de kendimizi yakacağız’ tehdidinde
bulunuyordu. Ronahi ve Bêrivan şehit düşmüşlerdi. Daha sonra biz
Ronahi’nin abisi ile polise gittik, resmi yürüyüş izni almak
için. Polisler yürüyüş iznini vermediler. Siz yürüyüş yaparsanız
yine kendinizi yakarsınız, biz korkuyoruz. Onun için izin
vermeyeceğiz’ dediler. Polislerle pazarlık yaptık, ‚söz
veriyoruz hiç kimse kendini yakmayacak, iki kişi eylem yapmış,
kendilerini yakmış, tören yapacağız. Siz izin vermezseniz de biz
tören yapacağız ve bu daha kötü olur’ dedik. Yok dediler ‘Size
40 arkadaşı veriyoruz, rehin alın, eğer biz bir şey yaparsak
onları ne yaparsanız yapın garantisini böyle verelim’ dedik. Onu
da ret ettiler. Cenazeleri alıp diğer hava alanına götürerek
oradan göndermemizi istediler. Yürüyüş ve etkinlik yapmamızı
engellediler, gece biz Frankfurt’ta öyle bir planladık ki, tüm
halk Mannheim’a geldi, hepimiz arabaya bindik ve oraya gittik.
Birçok farklı yerden özel arabalarla gelmişti halk. Görkemli bir
cenaze töreni oldu. Bulundukları hastaneden cenazeler
alınacaktı. Halkın cenaze için geleceğini tahmin ettikleri için
otobanları kapattılar ve giriş çıkışların hepsini tuttular. O
zaman ilk defa tankları getirdiler ve Mannheim üzerinde 4-5
helikopter dolaşıyordu, polisler müdahale etti. Müdahale edince
çatışma çıktı, polis her taraftan tazyikli su, göz yaşartıcı
bomba kullandı. O zaman ilk kez plastik mermiler kullandılar.
Halkın Mannheim’da bir araya gelmesini engellemek istiyorlardı.
Sonuçta başardık. Tam bir serhıldandı. Halk polis arabalarına
saldırıyordu. Halkı linç ettiler ama hiç kimse geri adım atmadı.
Sonuçta polisler geri adım çekildi. Halk Mannheim’da
belirlediğimiz yerde üç koldan bir araya geldiler. Bir araya
geldikten sonra cenaze töreni yapıldı. Ondan sonra arkadaşların
cenazeleri Frankfurt’a götürüldü. Oradan ülkeye gönderildi.
Ronahi’ninki doğduğu köye götürüldü, orada gömüldü. Kitlenin
katılımı çok olmamıştı, köylerden katılım güçlüydü. Ama
Berivan’ın ki Dersim’e götürüldüğünde ilk kez halk yüzde yüz
kepenk kapatmıştı ve cenaze töreni yapılmıştı. Binlerce insan
katılmıştı. İlk kez Dersim’de böyle bir şey oluyordu. Kitlesel
bir yürüyüşle cenaze töreni yapılarak gömüldü.
Eylemlerine Yakışır Bir Törenle Uğurlandılar
Zelal Avaşin: Eylemleri sonrasında Mannheim’da büyük bir
cenaze töreni oldu. Alman makamları yürüyüşü yasakladı, yürüyüşe
gelenlere şiddet uyguladı; copladı, tazyikli suyla vazgeçirmeye
çalıştı, insanları döverek gözaltına aldı. Bu eylemde düşük
yapan hamile kadınlar oldu. Ama halk vazgeçmedi, kimse onları
yönlendirmedi, “şöyle böyle yapın” demedi. Ronahi ve Berivan’ın
eylemlerine yakışır bir törenle uğurlandılar.
Ronahi ve Berivan’ın eylemleri o sürecin siyasal yoğunluğu
nedeniyle Almanya’nın yasaklamalarından dolayı eylem yönüyle öne
çıktı. Sadece bu muydu? Tabii ki hayır. Her ikisinin de
özgürleşme iddiaları, istemleri, çabaları yoğundu. Her ikisi de
yeni arkadaşlardı, yeni katılımlardı. Sıcak savaşta
kalmamışlardı. Ronahi’nin özellikle Önderliği görme istemi
vardı. Berivan arkadaşın ülkeye gitme istemi çoktu. Onların
toprakla, ideolojiyle bağlarını nasıl güçlü tutma savaşımı
verdiklerini anlamamız önemli.
Yaşam akıp
gider. Hep bir koşturmaca hep bir yarış içindesindir yaşam ve
zamanla. Bazı anlar vardır ki sen istemesen de bu anları her an
yaşar ve o anların ruhu coşkusu ve özlemleri ile ruhunu
tazelersin. İşte PKK de bu realite oldukça söz konusu. Çünkü
hani yıl hangi ay olup olmayışın sorun değil. Sen hep varsındır.
Hepte yaşamsalsındır. Bu yaşamın her anında. Sen halkın şehidi
ve kahramanısın çünkü. Çünkü sen kadınlaşan halkının yiğidisin.
Kimi Zilan kimi Zekiye kimi Rahşan olur. Gencecik bedenlerini
ateşlere bombalara verdiklerinde dahi tek bir tereddüt
yaşamadılar halklarına karşı ve Önderlerinin sahip çıkışlarına
karşı. Onları kahraman kılan yiğitleştirende budur ya! Evet
çocukluk arkadaşları da vardır birçoğun bu yaşamda. Onların size
olan özlemi diğer mücadele arkadaşlarından daha bir, başka olur.
Çünkü onlar senden, sizlerden güç alarak geldiler bu özgür
dağlara. İşte yıllardan sonra sizleri her anışımızda
yaşamlarımızın ışığı ve örneği olursunuz her biriniz. Bu vesile
ile Rahşan Demirel Newroz da kendi bedenini ateşlere verdiğinde
yanında olup da en derinlerden yaşayanlardan dinledik
Rahşanları. KJB üyesi Adar Mardin anlattı Rahşanları ve
eylemlerini!
|