|
SAVUNMALAR MÜCADELENİN SÜREKLİLEŞMESİNİ İÇERMEKTEDİR…
|
Emek Adır
-Kürt
Halk Önderinin İmralı sürecinde yazdığı savunmaların yarattığı
tarihsel gelişmeleri nasıl tanımlıyor¬su¬nuz? Savunmaların en
temel karakteri nedir?
Emek Adır: Savunmaların oynadığı tarihsel rolü doğru
anlamlandırabilmek için öncelikle nasıl bir tarihsel süreç
içinde ve nasıl bir gerçekliğe dayalı geliştirildiğine
bakmalıyız. Bu ise elbette uluslar arası komployu doğru bilince
çıkarmayı ve aşmak için mücadele etmeyi gerektirir. Çünkü
Önderliğimiz savunmaları bu amaçla, bu kapsam ve derinlikte
geliştirmiştir.
Uluslar arası komplo, kapitalist-devletçi sistem güçlerinin
sistem kaosundan kendi çıkarları doğrultusunda çıkmak için
Ortadoğu’ya yaptıkları kapsamlı müdahalenin başlangıcıdır. Çünkü
sistemin içine girdiği kaos yalnızca egemen güçler arası
çelişkilerin derinleşmesinden değil, kapitalist-devletçi sistem
somutunda devletçi sistemlerin yarattığı tıkanıklıktan ve tüm
insanlığı kapsamına alan çok yakıcı çelişkilere yol açmış
olmasından kaynaklanıyor. Öncelikle bu gerçeği doğru
değerlendirmek lazım. Bu gerçekliği görmeden ABD’nin Ortadoğu’ya
müdahalesini Irak ile başlatmak hem sistemin yaşadığı krizin
derinliğinin hem de müdahalenin asıl hedefinin görünmez
kılınmasına hizmet ettiği gibi Önderliğimizin savunmalarının
doğru değerlendirilmesini de önler. Krizin asıl nedeni yalnızca
egemen güçler arasındaki çelişkilerin çözümlenemez boyuta
ulaşması değildir. Ekolojik sorunlardan kadın sorununa
toplum¬sal yaşamın kriz halini almış olmasına kadar adeta
insanlığın tür olarak varlığını sürdürüp sürdüremeyeceği gibi
köklü, yakıcı sorunları gündeme getiren, tüm insanlıkla çelişen
boyuta ulaşmış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu durumda elbette
özgürlük sorunu en köklü sorun olarak gündeme girmiştir. Egemen
sistemin yol açtığı kaos karşısında İnsanlığın özgürlük
arayışlarına köklü yanıt olmayı başarabilen bir öncülüğün
varlığı demek sistem dışı alternatiflerin hızla güçlenmeleri ve
kaostan insanlık lehine köklü değişimler yaratarak çıkma
şansının artması demekti.
Buna karşın 68 hareketleri ile birlikte gelişen devlet dışı
alternatif sistem arayışları bu tür bir eğilimi göstermekle ve
yaygın olmakla birlikte parçalı olduklarından, en önemlisi de
kendi alternatif sosyalitelerini yaratamadıklarından sistemi
köklü dönüşüme uğratmakta da yetersizlikler taşıyordu. Yine
dünya solunun önemli bir bölümünde devlet ve iktidar odaklı
bakış açısı yeterince aşılamadığından Reel sosyalizmin çözülüşü
doğru tahlil edilememiş, sosyalizme inancın zayıflaması gibi
sonuçlar ortaya çıkmıştı. Egemen sistem karşısında alternatif
çıkışların bu ve benzer yetmezlikleri sistemin tüm kriz üreten
yapısına rağmen ayakta kalmasına neden oluyordu.
Önderliğin Reel sosyalizm eleştirisi, kadın özgürlüğünü merkeze
alarak sosyalizme getirdiği açılımlar dünya solunda yaşanan
tıkanıklığın aşılmasında yeni ufuklar açarak halklar ve kadın
özgürlüğü lehine alternatif sistem yaratma olanağını
güçlendiriyordu. Yine bu açılımların Kürdistan’da Kürt özgürlük
mücadelesi içinde geliştirilmiş olmasının ayrı bir önemi vardı.
Kürdistan’da böyle bir gelişmenin varlığı Ortadoğu’da
demokratikleşmeye yol açacağından sistemin yeni baskıcı
biçimlerde kendisini ayakta tutma politikalarının boşa
çıkarılması anlamına geliyordu. Özgür Kürt, devletçi sistemin en
yetkin temsilcisi kapitalist sistem şahsında uygarlığın ezberini
bozuyordu. Egemen sistem güçlerinin en büyük tehdit olarak
algıladıkları, bu yönlü gelişmeydi. Önderliğimizin 93’le
birlikte gündemleştirdiği Kürt sorununun demokratik çözümü
arayışı da siyasal planda böyle bir gidişatı hızlandıracak bir
adımdı. Bu süreç başarıya ulaştırılsaydı hem topluma dayalı
demokratikleşme hız kazanacak hem de Kürt sorununun demokratik
çözümünü başarmış bir Ortadoğu’da bölge devletleri demokrasiye
duyarlı kılındıkları için ABD’nin Ortadoğu müdahalesi de
sınırlandırılmış, hatta önlenmiş olacaktı. Bu nedenle Önderlik
hem sosyalizme getirdiği açılımlarla tüm dünya sol hareketleri
açısından yeni ufuklar açması yönüyle hem de Ortadoğu’nun öz
dinamiklerine dayalı demokratik çözüm arayışını yoğunlaştırarak
çatışmalı ortamın zeminini daraltma mücadelesiyle kapitalist
sistemin dayattığı yeni çerçeve önünde en büyük engel olarak
görüldü. Önderliğin Ortadoğu’daki varlığı Ortadoğu’ya
istedikleri gibi müdahale etmelerini, Ortadoğu’da savaşı
tırmandırmalarını engelliyordu. Bölge devletleri içinde
odaklanmış savaşa dayalı rantçı çevreler ile ilkelmilliyetçi
işbirlikçi Kürtlük için de Önderliğin Ortadoğu’daki varlığı
böyle bir anlam taşıyordu.
Kaostan gerçek anlamda çıkış devlet dışı olmayı gerektiriyordu.
Önderliğimiz daha sonrasında İmralı’da geliştirdiği savunmalarla
devlet dışı alternatif anlayışına kapsam ve derinlik kazandırmış
olsa da özünde sosyalizm tanımı o dönem de böyle bir yaklaşıma
dayanmaktaydı. Egemen sistem güçleri açısından kapitalist sistem
krizini yeni devletçi biçimler altında sürdürmek asıl çelişki
olarak görüldüğünden en yoğun çeliştikleri güç Önderlik ve PKK
idi. Önderlik ve Hareketimiz üzerinde öncelikle böyle bir
dayatmada bulunulduğu, bunun için uluslar arası, bölgesel ve
yerel egemen güçlerin devreye konulduğu biliniyor. Devletçi
sistem dahilinde dayatılan çerçeveyi kabul etmesi halinde
uluslar arası komplonun bu biçimde geliştirilmeyeceği artık
açığa çıkmış bir gerçektir. Ancak dayatılan devletçi sözde çözüm
çerçevesi başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu’da Kürdistan
merkezli milliyetçi çatışmaların yoğunlaştırılması, bu yolla hem
toplumsal özgürlük arayışlarının saptırılması hem de bölge
devletlerinin dış müdahalelere daha açık, daha bağımlı hale
getirilmesi demekti. Önderliğimiz tüm bunları kabul etmediği,
ABD, İsrail ve İngiltere’nin Kürt halkı etrafında milliyetçi
çatışmalar geliştirerek Ortadoğu’yu kan deryasına çevirme ve
bölgeyi daha fazla bağımlılaştırarak krizin yükünü daha fazla
çeker hale getirme planlarına karşı özgürlükçü tutumunu ve
mücadeleyi yükselttiği için insanlık tarihinin en kapsamlı
saldırısına uğratıldı.
Önderliğimizin bu yolla boşa çıkardığı müdahaleyi bu kez uluslar
arası komplo yoluyla geliştirmek istediler. Bu kez uluslar arası
komployla Türk-Kürt çatışmasını geliştirerek Ortadoğu’ya
müdahale planlarını Türkiye’den başlatarak devreye koymak
istediler. Komployla hedefledikleri Önderliğimizi fiziki olarak
imha etme planları ile Türk-Kürt çatışmasına yol açarak böyle
bir süreci başlatacaklardı. Fiziki imha hedefinin boşa
çıkarılması tamamen Önderliğimizin 9 Ekim’den 15 Şubat’a kadar
ve bunun devamı olarak İmralı’da yürüttüğü mücadele ile Önderlik
etrafında kenetlenen örgüt ve halk gerçekliğiyle bağlantılıdır.
Savunmalar, bu mücadelenin süreklileşmesini içermektedir. Bu
yönüyle tüm insanlık tarihi boyunca gelişen özgürlük
mücadelelerinin savunulması, devletçi sistem etkilerinin yol
açtığı sistem tarafından yutulma komplosunun aşılmasını
içermekte, Önderliğimizin çocukluğundan başlayarak içine girdiği
özgürlük arayışından PKK ile geliştirdiği düzeye kadar tüm
mücadele tarihini kapsamaktadır. Topluma bir sapma olarak
dayatılan ataerkilliğin ve devletçi sistemin gelişiminin adeta
insanlığı yutacak düzeye gelmesi karşısında insanlığı kendi
gerçek tanımına yeniden kavuşturmakta, toplumun zihniyet ve
vicdan değerlerini devletçiliğin yarattığı sapmadan arındırarak
kendi kökleri ve anlamı olan özgürlük temelinde yeniden
tanımlamaktadır. Zihniyet ve vicdan devriminin bu temelde
yoğunlaştırılmasını, insanlığın temel sorunu olan özgürlük
sorununun köklü ve kalıcı çözüm araçlarına kavuşturulmasını
içermektedir. Bu nedenle savunmaların tarihsel olarak oynadığı
en temel rol, insanlık mücadelesini bir daha saptırılmamak üzere
kendi dayanaklarına kavuşturmuş olmasıdır. Ve bu yüzden
mücadeleci yaklaşım dışında hiçbir yaklaşımla ele alınamayacak,
mücadele edilerek yaşamsal kılınma amacı dışında yaklaşım
gösterilemeyecek bir gerçekliği ifade etmektedir.
-Savunmaların Kadın Özgürlük mücadelesi açısından yarattığı
tarihsel gelişmeleri nasıl değerlen¬diriyor¬sunuz?
Emek Adır: Önderliğimizin savunmalarda ulaştığı kapsamlı
sonuçların en temel kaynağı toplumsal özgürlük arayışının
derinliğidir. Önderlik neolitik toplumun kök kültürüne sahip
Kürt halkında tüm uygarlık saldırılarına rağmen canlı kalmış
komünal-demokratik özelliklerin yeniden insanlığa yaşam alanı
aça aça genişlemesi ve kendisini var etmesinin ifadesidir.
Kuşkusuz bu özelliğinin en önemli göstergesi özgürlüğü toplumsal
olanda aramasıdır. Bu kendi toplumsallığını kurma tarzında,
devletçi sınırlar içinde yutulmayacak yeni bir mücadele anlayışı
demektir. Nitekim PKK, kapitalist sistem somutunda egemen
sistemin dayandığı zorbalık ve yalancılık karşısında adalet ve
hakikate dayalı özgür yaşam anlayışı ve bu temelde yaşanan
toplumsallaşma olarak gelişmiştir. Reel sosyalizmin etkilerini
aşabilmesi bu özelliği ile bağlantılıdır. Önderliğimizin kadının
özgürlük düzeyini toplumun özgürlük düzeyinin en temel ölçüsü
olarak görmesi, devletçi zihniyetin toplum içindeki en temel
dayanağını ortadan kaldıran bir özgürlük anlayışına ulaşmak
anlamını taşır. Genelde insanlık tarihi boyunca gelişen tüm
özgürlük mücadelelerinin özelde Reel sosyalizmin devletçi sistem
içinde eritilmeleri bu konudaki yetersizlikleri ile yakından
bağlantılı iken Önderliğimizin PKK ile geliştirdiği çizginin
bağımsızlığı bu konudaki özgürlükçü yaklaşımından
kaynaklanmaktadır. Kadın Özgürlük mücadelesi bu yönüyle yalnızca
kadın cinsinin kurtuluşu ile sınırlı olmayıp Önderliğimizin
PKK’nin özgürlükçü yaşam çizgisini süreklileştirme, sosyalist
çizgide ilerleme önünde ortaya çıkan engelleri aşma arayışı ile
bağlantılıdır. Önderliğimizin özgürlük arayışının topluma
dayanması, giderek sömürünün kaynağına inmesini ve cins
sömürüsünü açığa çıkarıp toplum köleliğinin beslendiği kaynağı
çözümlemesini ve mücadelenin merkezine almasını da sağlamıştır.
Bu, toplum yaşamına damgasını vuran zorbalığın ve yalancılığın
aşılması, yaşamın kendi gerçek anlamına kavuşturulmasında en
köklü yeniliği ifade eder. Önderliğimizin Kadın özgürlük
mücadelesinin temel ilkelerini Kadın Kurtuluş İdeolojisi ile
formüle etmesi, kopuş teorisine dayandırması bu anlamda çok
derin anlamı ve köklü tarihsel kazanımları olan bir yaklaşımdır.
Erkekten ve erkek egemen düzenin çirkinliklerinden koparak
cinsinin ve toplumun kurtuluşuna odaklanmış, yeni özgür kişilik
gerçekleşmesini ortaya çıkarmış özgür kadın duruşundan yola
çıkarak giderek devletten kopmuş, kendi özgür toplumunu bizzat
inşa etme yoluna girmiş toplum gerçekliğine ulaşılmıştır. Bu
nedenle savunmalar Önderliğimizin kadının özgürlük mücadelesine
yaklaşımıyla çok yakından bağlantılıdır. Yine egemen erkekliğin
sömürü düzeninin sürdürülmesinde oynadığı rolü derinlikli
çözümlemesi ve köklü reddetmesiyle bağlantılıdır. Erkekte
içerilmiş egemenliğin reddi olmadan, erkeği öldürmek olarak
adlandırdığı erkek egemenliğinin eleştirisi olmadan toplumda
iktidar kültürünün ve devletçi zihniyetin temellerinin bu denli
aydınlatılması da mümkün olamazdı. Kadın üzerindeki mülkiyet
yıkılmadan toplum mülk olmaktan çıkarılamazdı. Çünkü toplumun
köleleştirilmesi yani mülke konu edilmesi kadın köleliği ile
başlamıştır. Önderliğimizin kadın özgürlüğünün temeline
yerleştirdiği mülkiyete dayanmayan ilişkiler ilkesi bu anlamda
toplumun, toplumsal olanın mülke konu edilemeyeceği felsefesine
dayanan demokrasi anlayışının ve demokratik konfederalizm
çözümünün de özüdür. Bu anlamda savunmalar Önderliğimizin
çocukluğundan başlayarak içine girdiği ve PKK ile kendi
toplumsallığını kurarak sisteme kavuşturduğu ve kadın özgürlük
mücadelesiyle temel ilkelerini sağlama aldığı özgürlük
mücadelesinin kapsam ve derinlik kazanarak tüm topluma
yayılmasıdır. Tüm insanlık tarihinden ve otuz yıllık mücadeleden
ortaya çıkan kazanımların, insanlık tarihinde devlet ve iktidara
dayalı gelişen her türlü sapma karşısında korunarak özgürlüğün
kendi öz dayanaklarının ortaya çıkarılması ve örgütlü sisteme
kavuşturulmasını ifade etmektedir. Bu elbette yalnızca günümüzün
değil, örgütlü komplo aracı olarak devletin çözümlenerek
insanlığın kendi gerçek tarihinin de savunulması anlamına
gelmektedir. Önderlik bu yaklaşımıyla neolitik devrim başta
olmak üzere tüm insanlık mücadelelerinin tarihte hak ettikleri
yeri geri almakla kadın şahsında insanlığın temel güç
dayanaklarını da bir daha karartılamayacak denli aydınlattı. Bu
anlamda savunmalar kadın özgürlüğü önündeki ataerkil-devletçi
zihniyetten kaynaklanan zihniyet ve toplum yapılarının da
çözümlenmesi ve aşılması perspektifini içermektedir. Cinsiyetçi
bakış açısının ve cins köleliğinin derinliğinden kaynaklı tüm
toplum için olduğundan daha fazla kadın özgürlüğü açısından
tarihsel gelişmeler yaratmıştır, tarihsel anlam taşımaktadır.
-Önderliğin çocukluğundan başlayan özgürlük arayışının
savunmaların temeli olduğunu belirttiniz. Bununla birlikte
Önderlik uluslar arası komplo karşısında içine girdiği mücadele
sürecini kendisi açısından bilinç patlamasını gerçekleştirdiği
bir süreç olarak tanımladı. Bu gerçekliği nasıl tanımlıyorsunuz?
Giderek derinleştirdiği özgürlük tanımı ve mücadele
perspektifleri açısından bu gelişmenin yarattığı sonuçları nasıl
değerlendiriyorsunuz? Özellikle kadın özgürlük mücadelesi
açısından ne tür sonuçlar ortaya çıkardı?
Emek Adır: Uluslar arası komplo kapitalist sistem
kaosunun içine girdiği kaos sürecinde egemen sistem güçlerinin
en kapsamlı örgütlü saldırısı olarak geliştirildi. Ancak elbette
komplonun bu düzeye gelmesinin oldukça derin tarihsel nedenleri
vardı. Egemen sistemin görünen yüzü dışında tarihten gelen,
değişmeyen karakteri vardı. Yine Önderliğimizin tüm
çözümlemelerine rağmen yeterli gelişimi açığa çıkaramayan kadro
gerçekliği ve bu kadro gerçekliğinin içinde şekillendiği
geri-geleneksel toplum yapısının dayandığı, tarihsel kökeni
oldukça derin bir sistem gerçekliği vardı. Önderliğimizin
komplonun en temel ayakları olarak ‘sahte dostluk ve yetersiz
yoldaşlık’ tanımı bu nedenlere vurgu yapmaktadır. Önderliğimizin
tüm özgürlük arayışlarına ve yoğun mücadelesine rağmen bu iki
etkenden kaynaklı ortaya çıkan engeller elbette ulaşılan
sonuçların çok yetersiz kalmasında en temel nedendir.
Önderliğimiz İmralı süreci ile birlikte geliştirdiği
savunmalarla komplonun temelinde yatan bu tarihsel nedenlerin
köklü çözümlenmesine ağırlık vermiş ve devleti, yol açtığı
toplum yapısını köklü tahlil etmiştir. Otuz yıllık çabalarının
daha kapsamlı sonuçlar ortaya çıkarması önündeki temel engelleri
insanlık tarihindeki kökenleri ile aydınlatmıştır. Örgütlü bir
sistem olarak devlet halinde varlığını sürdüren zorbalık ve
ikiyüzlülüğün köleleştirilmiş toplumun bağrında yerleştirilmiş
dayanaklarını çözümlemeye ve aşma perspektifini derinleştirmeye
ağırlık vermiştir. Devletin tarih boyunca ve günümüzde
insanlığın tüm özgürlük ütopyalarının ve mücadelelerinin
yutulmasındaki rolünü açığa çıkararak çağımızdaki toplumsal
hastalıkların kökeni olarak oynadığı rolü çözümlemiştir. İlk
zorbalık, yalancılık ve toplumsal ahlaktaki çöküntünün devlet
kaynaklı olduğunu, devletle temas etmenin, devlete bağlanmanın
toplumu zorbalık, yalancılık ve ahlaksızlığa sürüklemesinin
kaçınılmaz olduğunu ortaya çıkarmıştır.
İnsanlık nasıl oldu da bu kadar kendi türünü ve çevresini tehdit
eder hale geldi sorusunu Kürt kördüğümünü oluşturan Kürtler
nasıl oldu da bu denli kendini inkâr eder hale getirildi
sorusuyla birlikte yanıtlamıştır. Kapitalist sistemin nasıl olup
da bu denli insanlıkla çelişkili olduğu halde varlığını
sürdürebildiği sorusuna insanlığın nasıl olup da kendisini bu
denli tehdit eden bir sistemi adeta bir kader gibi kabul eder
hale getirildiği sorusundan başlayarak yani çözüm iradesini
açığa çıkaracak zihniyet ve vicdan yapısının nasıl
geliştirileceği, bizzat iradenin nasıl oluşturulacağını
çözümleyerek yanıt aramıştır. Bu sorgulama ve mücadele tarzı
Önderliğin özgürlük iradesinin sürekli gelişiminin de temelidir
elbette. Bu komplo karşısında yalnızca direnişi değil, aşmayı da
ifade eden, çözüm yollarını sistemleştiren bir yaklaşımdır.
Devletle temas halinde olan toplumun ikiyüzlülük ve
ahlaksızlığının kaçınılmazlaşacağı, kendini bilmekten
uzaklaştırılmış, kendi farkında olmayan bu nedenle kendisini
yaratma iradesini yitirmiş bir toplum haline gelerek sürekli
kölelik sınırlarında kaldığını, kalacağını kanıtlayan bir
yaklaşımdır. Önderlik bu yaklaşımıyla özgürlüğü kölelikten
kaynaklı mücadelenin zorunluluğunun bilincine varma sorunu
olmanın çok ötesinde köleliğin aşılması, köleliğin
zorunluluğunun aşılması olarak tanımlamıştır. Bu elbette bakış
açısında çok köklü bir yeniliği ifade eder. Toplumu sürekli
devletle çatışan, güç dengesizliği nedeniyle ezilmeye mahkûm
eden kurtuluş programlarındaki temel yanılgının aydınlatılmasını
ifade eder. Toplumun kendi toplumsallığını sürdürme iradesini
yitirmiş halde tutularak her yönüyle devletle ilişkilenmek
zorunda bırakılmış olmasının yarattığı sürekli zorbalık,
yalancılık ve ahlaksızlığın hakim sistemin temel besin kaynağı
olduğunu bilerek öncelikle bu gerçekliğe karşı mücadele etmeyi
içerir. Önderlik bu yaklaşımı mücadelenin merkezi haline
getirerek, kadrolar şahsında kişilik çözümlemeleri ile
yansıttığı özgürlük anlayışını ve yaklaşımını tüm toplumu
kapsamına alarak genişletti. Kurtuluş vaatleriyle toplumu
özgürlüğü sürekli dışarıdan bekleyen bir pozisyonda tutup adeta
uyutan ve bu nedenle sürekli özgürlük ütopyalarının eritilmesine
zemin olan yaklaşımları eleştiriye tabi tutarak aşılmasının
gerekliliğini ve yollarını ortaya koydu. Devletin bizzat
yarattığı ve bu tür yaklaşımların objektif olarak beslediği
köleleştirilmiş toplum gerçekliğine karşı toplumsal özgürlüğü
kendi gelişim zeminine çekti. Toplumun kendi yaşam sahasında
kendi toplumsallığını sürekli geliştirerek, temelinde hakikat ve
adaletin yattığı, ahlaka dayalı özgür toplum halinde yeniden
kendi kökleri üzerinde kendini var etmesi, her türlü köleliği bu
yolla reddederek aşmasına dayalı mücadele perspektifini
geliştirdi. Sorunların yalnızca güncel görünen yönlerine karşı
mücadeleyle sınırlı olmayı aşan, baskıcı ve sömürücü düzenlerin
kaynağını kurutacak bir mücadele perspektifi olarak elbette
savunmalar toplum üzerindeki her türlü istismar ve saptırmanın
önünü alarak mücadeleyi kendi gerçek mecrasına akıtmakta, bu
anlamda her yönüyle özgürlük mücadelesinde bir bilinç
patlamasını ifade etmektedir.
Kadın özgürlük mücadelesi de elbette bu yaklaşımla kendi gerçek
tanımına daha da fazla kavuşturulmuştur. Nasıl ki sürekli devlet
zemini içinde kalınarak mücadele eden toplumların kaybetmeye
mahkûm oldukları açıklık kazandıysa kadın açısından bu gerçeklik
çok daha fazla geçerlidir. Bir yandan devlet olarak örgütlü
yapısıyla bir yandan sürekli toplum içinde ataerkilliği üreterek
ayakta kalan hâkim sistem karşısında, onun zemini içinde
mücadeleden sonuç alınması elbette beklenemez. Çünkü hem sorunun
üzerini örten, baskılayan çok kapsamlı bir mekanizma ve güç
dengesizliğinin varlığını sürdürmesi hem de kadının sürekli
yenilgiye mahkûm kılınması demektir bu durum. Ancak toplumun
kendi zemininde kendi komünal-demokratik sistemini kurmaya
yönelmesi halinde kadın özgürlük sorunu hem belirginlik kazanır
hem de egemen erkek sorununun açıklık kazanmasını sağlar.
Bununla birlikte genel demokrasi mücadelesi ile kadın özgürlük
mücadelesi arasında Reel sosyalizm ve ulusal kurtuluş
mücadelelerinde adeta bir kader gibi tekrarlanan birbirinin
karşıtı olarak görülme ve bertaraf edilme riski aşılmış olur.
Cinsler arası ilişkilerin sömürü değil uyum temelinde
düzenlenmesi de ancak böyle bir zeminde gerçekleşebilir. Bu
nedenle Önderliğimizin savunmalarla geliştirdiği ve bilinç
patlaması olarak nitelendirdiği zihniyet devrimi ve buna dayalı
geliştirdiği çözüm perspektifi bizzat kadın özgürlük
mücadelesinin zeminini genişlettiği gibi erkek egemenliğinin
kendisini yarattığı mekanizmayı işlevsiz hale getirmektedir.
Doğaya bakış açısından toplum algılanışına, özgürlük anlayışına
kadar insanlığın temel var oluş yasalarını anlamlı kılmakla
kalmayıp bizzat anlamın yaratılacağı zemini de oluşturmaktadır.
-Önderlik karşısında Kemalizm, devlet ve kadın konusu başta
olmak üzere ideolojik saldırıların sürekli geliştirildiği ve
bunun hala sürdürüldüğü biliniyor. Hem devletin bizzat fiziki
şiddet, zehirleme, hücre cezaları ile geliştirdiği saldırılar
hem de bazı kesimlerin ideolojik saldırılarını bu kadar
yoğunlaştırmalarının temel nedeni nedir? Bu saldırılara karşı
nasıl yaklaşım göstermeliyiz?
Emek Adır: İmralı sistemi yeryüzündeki en örgütlü baskı
ve işkence sistemi olduğu halde bu sistemi Önderliğimize karşı
ABD’si, İsrail’i, İngiltere’si, Türk Devleti, ilkel-milliyetçi
işbirlikçi Kürt’üyle sürekli yeni saldırılarla besleyerek İmralı
işkence sistemini derinleştirdikleri hepimizin bildiği bir
gerçeklik. Başta da belirttiğimiz, Önderliğimize karşı uluslar
arası komplonun geliştirilmesinde rol oynayan temel nedenler
burada da geçerliliğini sürdürüyor. Komplo sürüyor. Bu baskı ve
saldırılar öncelikle komplonun sürdürüldüğünün göstergesidir.
Devletçi sistemin kendisi insanlık gerçeği karşısında bir
sapmayı ifade ettiğinden ve kapitalist biçimi onun en sınır
tanımaz halini ifade ettiğinden nasıl olup da bu denli
alçaldıkları elbette Önderliğimizin devlet çözümlemeleri ile
anlaşılır kılınmıştır. İnsanlığa dayatılan tüm anlamsızlıklar
karşısında en küçük bir gerçeğin dile getirilmesini bile
kaldıramayacak denli tıkanmış bir sistemin varlığı bu
saldırıların elbette en temel nedenidir. Bu nedenle egemen
güçler açısından bu saldırılarının nedeni elbette anlaşılırdır.
Sol adına hareket ettiğini söyleyip de özgürlüğü halklar
üzerinde devlet yerine kendi tahakkümlerinin aracı olmak dışında
bir bakış açısıyla değerlendiremeyenlerin saldırıları da aynı
nedene dayanmaktadır. Devleti özgürlükle maskeleyip halklara
yedirmeye çalışmaktan başka bir ufka sahip olmadıkları için
insanlık karşısındaki suçları bizzat devlet güçlerini kat be kat
aşan İsmail Beşikçi gibileri şahsında temsil edilen kesimin
saldırıları bu nedenle bizzat egemen sistem güçlerinin
saldırılarından daha büyük bir alçaklığı ve tehlikeyi ifade
etmektedir. Özgürlük kendi gerçek tanımına kavuşturuldukça
yitirecekleri bireysel çıkarları vardır. Toplumsal özgürlük
ancak bireysel çıkarlarına hizmet ettiği oranda onlar için anlam
ifade eder. Bu nedenle ağızlarından çıkan her söz sistemin
değirmenine su taşımaktadır. Kendi değirmenini döndürecek sudan
yoksun sistemin her zaman böyle su taşıyıcılarına ihtiyacı
vardır. Bu nedenle varlıklarını egemen sistem güçlerine karşı
mücadeleden çok bu taşıyıcılık rollerini tehdit eden gerçek
özgürlük savaşçılarına karşı saldırıya bağlarlar. Önderliğimizin
en küçük söz söyleme hakkı engellenirken böylelerinin konuşma
özgürlüklerinin giderek genişlemesi bu diyalektiği yeterince
kanıtlıyor. Devlet tüm ütopyasızlıklarını kuşatan ve gizleyen
zırh olduğundan ve bu zırhın çözülmesi kendi gerçekliklerini
deşifre ettiğinden halkları da kendi ütopyasızlıklarına dahil
edip hakim sistem değirmeninde öğütmeden rahat edemezler.
İhanetçinin ihanetini meşrulaştırmak için tüm toplumu lanete
ortak etmeye çalışmasına benzer davranışları sürekli
sergilerler. Bu rolü oynamasalar bu kadar konuşturulmazlardı.
İdeolojik saldırılarını özellikle gerek Önderliğimizin Mustafa
Kemal ve Kemalizm gibi Kürt sorununun demokratik çözümünde kilit
önem taşıyan konularda gerekse özgür toplumun vazgeçilmez
ilkelerini dayandırdığı devlet dışı olma, kadın özgürlüğüne
dayanma gibi konularda yoğunlaştırmaları da bu nedenledir.
Örneğin Önderliğimizin Mustafa Kemal kişiliğinin en temel
karakteri olarak değerlendirdiği ve açıklık kazandırdığı
tarihsel gerçeklik anti-emperyalist karakteridir. Bu gibi
kişiliklerin Önderliğimizin bu konudaki değerlendirmelerini
çarpıtmaları anti-emperyalist duruş göstermeye yüreklerinin
olması bir yana bizzat emperyalist olmalarından
kaynaklanmaktadır. Demokrasi yoksunluğu gibi çok temel sorunlar
bu tür kişiliklerin işine gelir. Çünkü demokratik ortam bu tür
kişiliklerin gerçekliklerini açığa çıkarır. Bu nedenle çokça
yakındıkları demokrasi yoksunluğu aslında en temel maskeleme
araçlarıdır. Önderliğimizin bu konudaki değerlendirmelerinden
rahatsızlık duymalarının ve bu denli saldırmalarının altında bu
gerçeklikleri yatmaktadır. Elbette bu gerçeklikleri kapitalist
sistemin hakim güçlerinin de çıkarlarını ifade ettiğinden sonsuz
konuşma özgürlüğü kazandırılmışlardır. Hayatlarının en çok
konuşma özgürlüğünü bu sıkı çıkar birliği sayesinde
edinmişlerdir. Devletten ayrı varlık göstermeyi düşünemezler
bile. Gerçeklikleri devlet gerçekliğinin toplum içindeki kanser
hücreleri olmaya dayanır. Tüm bu saldırıları bu kesim açısından
da belirttiğimiz gerçeklik nedeniyle anlaşılırdır.
Ama asıl üzerinde durmamız gereken konu Önderliğimize
saldıranların nasıl olup da saldırdıkları değildir. Çözümü bu
güçlerde arayamayız. Saldırının nedenini çözümlemek bizler
açısından önemlidir. Ancak bu çözümlemeyi nasıl aşabiliriz
sorusu ile birlikte yanıtlamadan tüm bunlar hiçbir anlam ifade
etmez. Çünkü bu saldırılarla amaçlanan tam da bu konuda kayıtsız
kılınmış, toplumsal vicdanı ve ahlakı yaralanmış bir toplum
yaratmaktır. Önderliğimize karşı geliştirilen fiziki işkence
yaşamımıza karşı işkencedir, zehirlenme yaşamımızın
zehirlenmesidir, hücre cezası, yaşamımızın hücre içinde
tutulmasıdır. En büyük zararı bu gerçekliğin üzerini örtbas
ederek yaratmayı hedefliyorlar. Önderliğimiz karşısında
tırmandırılan saldırıların tüm toplumsal varlığımıza, tüm
insanlığa karşı tırmandırıldığını unutturarak zihniyet ve vicdan
körelmesine yol açmak ve bu yolla toplumu her türlü katliama
açık hale getirmek saldırıların altındaki asıl hedeftir. Bu
nedenle Önderliğimize karşı geliştirilen saldırıların öncelikle
kendi varlığımıza karşı yapıldığı bilincini sürekli
derinleştirerek Önderliğimiz etrafında mücadeleyi yükseltmek her
şeyden önce kendi zihnimizi ve vicdanımızı korumamızın tek
geçerli yoludur. Mücadeleyi Önderlik dışında hiçbir ölçü
tanımadan yükseltmek kendi bilincimizi, vicdanımızı ve
ahlakımızı savunmak anlamına gelmektedir. Çünkü Önderlik tek
kişilikte gerçekleştirilebilecek mücadele duruşunu daha
çocukluğundan başlayarak fazlasıyla yürütmüştür. Eksik kalan
bizim mücadele düzeyimizdir. Devletçi sistemin toplum zihninde
ve vicdanında yarattığı yaralanmayı aşma düzeyimizdir. Bu duruşa
artık yeter demek, Önderliğimizin tek başına bu kadar ağır
bedeller ödemek, ağır yük omuzlamak durumunda kalmasına yol açan
yetersiz duruşumuzu aşarak tüm gücümüzle mücadeleyi yükseltmek
özgür toplum olmanın, insanlığımızın tek geçerli ölçüsü haline
gelmiştir. Halk olarak da kadın olarak da bundan başka bir
duruşu tanıyamaz, Önderliğimize yönelik saldırıların
tırmandırılması karşısında başka türlü yaklaşım gösteremeyiz.
|