|
Kadın Ordulaşması Bizim Mücadelemiz De En Radikal
Özgürlük Eylemidir...
|
15 Ağustos Atılımının 27. Yıldönümü vesilesiyle Elif
Ronahi Arkadaş ile yapılan röportaj
Tanrıça Zilan: 15 Ağustos Atılımının Kürt Halkı ve Kürt
Kadını açısından nasıl bir anlam ifade ediyor?
Başta 15 Ağustos Atılımının 26. Yıllını Önderliğe, Kürt
Halkına ve Kürt Kadınına kutluyorum. 15 Ağustos
Atılımında rol oynayan ve şehit düşen arkadaşları saygı
ve minnetle anıyorum. Agit, Mustafa Yöndem ve diğer
birçok arkadaşların emekleri, çabaları ile gerçekleşen
bir Atılım olduğu için, özelde de Agit ve Mustafa Yöndem
arkadaşı saygıyla anıyorum. 15 Ağustos Atılımına
damgasını vuran Agit Arkadaşa kadınlar olarak bir çok
şey borçlu olduğumuzu vurgulamak gerekiyor. Bu borcumuzu
doğru bir ordulaşma, doğru bir meşru savunma anlayışı
ile, kendimizi geliştirmek, komutanlaştırmak, taktiğe
hakim olmakla, halkımızı özgürlüğe ulaştırmakla, doğru
bir yoldaşlık ve doğru bir cevap oluşturacağımızı
düşünüyoruz. Onun için tarihsel olarak böyle bir
borcumuz var. Biz kadınlar olarak Agit ve Mustafa Yöndem
Arkadaşlara layık olmanın mücadelesini verdik ve bundan
sonra da vereceğiz. Ancak bunu yaptığımız oranda bu
arkadaşlarla doğru bir yoldaşlık yapabileceğimizi ve
onların sözcülüğünü hak edeceğimizi düşünüyorum.
15 Ağustos Atılımının Kürt Halkı ve Kürt Kadını
açısından tarihi bir anlamı vardır. Kürt halkının kendi
gerçekliğinden tamamen uzaklaştırıldığı, kendi kimliğine
tümüyle yabancılaştırıldığı, Kürtlere ait ne kadar değer
varsa tümünün sömürgeciler tarafından denetimlerine
alındığı, yok edildiği, Kürtlük adına ne varsa
bitirilmek istendiği ve bitirildiği, Kürtlerin kendi
adına bir şey yapamayacağı, iki Kürt bir araya
geldiğinde ancak birbirleriyle kavga eder, çatışırlar,
biçiminde ele alınıyordu. Yine Kürtler her zaman
kendileri için, kendi halkı için mücadele etmemiş,
savaşmamış, hep başka güçler için mücadele etmiş,
savaşmış ve bu Kürtlere çok reva da görülmüş. Yani
Kürtlerin kalkıp, örgütlenip kendi halkı için mücadele
edeceği, kendi varlık mücadelesini, kendi toplumsal
mücadelesini yürüteceğini ne Ortadoğu’nun, ne de
uluslararası egemen güçleri beklemiyorlardı. Çünkü Kürt
Halkı öyle bir hale getirilmiş ki ne zaman Kürtlük adına
hareket edilmişse, ne zaman bir isyan başlatılmışsa hep
kanla bastırılmış, yok edilmiş. Dolayısıyla Kürtler
adına kim cesaret edip böyle bir mücadeleye
başlayabilir. Yaklaşım buydu. Ortadoğu egemen güçleri
açısından da böyleydi, uluslar arası egemen güçleri
açısından da böyleydi. Yapılan anlaşmalar da böyledir.
Böl, parçala, yönet politikasının amacı da buydu. Yani
Kürtlerin kendi gerçekliğine, kendi varlığını sahip
çıkmasını engellemekti. Fakat Önderliğimizin mücadeleye
başlaması ve bununla birlikte Önderlik etrafında oluşan
grup, bu grubun gittikçe kendisini örgütlemesi gündeme
geliyor. Bu grup kendisini örgütlediğinde aslında çok da
güncel olarak arkasına alacağı tarihsel ve toplumsal bir
gerçeklik ortada yoktur. Kürt Toplumunun çok güçlü bir
tarihi var ama bu yok edilmek istenmiş. Onun için ilk
grubun Önderlik etrafında çıkışı ve daha sonra 15
Ağustos Atılımının bunun üzerinden gelişmesi şuna bir
cevaptı: dünya insanlığı içerisinde biz de varız. Kürt
Halkı ne kadar insanlık aleminin dışına çıkarılmak
istenmişse de, insanlık aleminden sayılmamışsa da ama
biz de bir halkız, biz de varız eylemidir. Çıkışıdır.
Atılımıdır. Var olmanın mücadelesini başlatmadır. İnkar
ve imha politikasına karşı beni yok edemezsiniz, ben de
varım ve insanlık aleminin içerisinde ben de kendi
gerçekliğimle yaşamak istiyorum demiştir. 15 Ağustos
Atılımı özünde bunu ifade ediyor. Var olmanın
atılımıdır, eylemidir. Var olmanın ilk mermisini
sıkmadır. Tabii bu Kürt Halkı açısından büyük bir anlamı
ifade ediyor. O döneme kadar Kürtler bu düzeyde kendi
mücadelesini yürütmemiş, örgütlenmemiş, kim baş
kaldırdıysa yok edilmiş. Kürtlük adına ne söylenmişse
suç olarak sayılmış, böyle Kürt Halkının üzerine
yürünmüştür. İşte 15 Ağustos atılımı bu tarihi tersine
çevirmenin adımıdır. Kendini var etmenin, kendi
kimliğine sahip çıkmanın adıdır.
Kürt Halkı açısından bunları ifade ederken, Kürt Kadını
açısından da aynı anlamı ifade ediyor. Hatta daha derin
anlamları ifade ediyor. Kürt Halkı, Kürdistan nasıl ki
yok edilmek isteniyorsa Kürt Kadını da bunun dışında
değildir. Tam tersine Kürdistan da yürütülen savaşların
sonunda kadını hep savaş ganimeti olarak ele alınmıştır.
Dünyada da bu böyledir. Bütün yürütülen savaşlarda kadın
ganimet olarak ele alınmıştır. Kürdistan coğrafyasında
da yürütülen savaşlarda en büyük acıyı, en büyük
saldırıyı kadın yaşamıştır. En büyük hakaretlere maruz
kalan, tecavüze uğrayan kadın olmuştur. Kürdistan da
yürütülen savaşlarda elde ettiklerinin başında hep kadın
gelmiştir. Kürt Kadını bunu yaşamamak için kendisini
yıllarca uçurumlardan atmıştır. Kendisini paramparça
etmiştir. Kürdistan da yürütülen savaşlarda kadının
üzerinde oyunların oynanmaması için, taciz, tecavüzün
olmaması için, düşmanın denetimine girmemek için Kürt
kadını kendisini uçurumlardan atmıştır. Düşman
karşısında hep bir mücadele de yürütmüştür. Her ne kadar
bu mücadele çok örgütlü olmasa da, aşiretsel düzeyde,
bölgesel düzeyde de olsa, yürütülen savaşlarda kadın hep
kendi ülkesini koruma, kendi onurunu koruma, Kürdistan’a
ait değerleri koruma, kendi kişiliğinde yaşatma
mücadelesi ve çabası hep olmuştur. Ne zaman ki düşman
buna el atma çabasına girmişse Kürt Kadınında bir isyan
bir karşı koyma gelişmiştir. Ele geçmemek için kendisini
uçurumlardan atmıştır. Dolayısıyla 15 Ağustos Atılımın
Kürt Halkı açısından olduğu kadar hatta ondan daha
ileri, daha da öte çok farklı bir düzeyde anlam ifade
ediyor. Kürt kadını açısından da bu taciz, tecavüz
tarihini redetmedir.
Tanrıça Zilan: 15 Ağustos Atılımın da yer alan kadın
arkadaşlar varmı?
Evet. 15 Ağustos Atılımında iki kadın arkadaş yer
almıştır. Hatice ve Havva isminde iki arkadaş yer
almıştır ve bu da çok anlamlıdır. Kürt Halkı açısından
var olmanın ilk adımıdır ve kadın bu adımda yer
almıştır. Buradan da baktığımızda kadın açısından çok
anlamlıdır. Aynı zamanda 15 Ağustos Atılımı Kürdistan
coğrafyasında kadının arayışlarını da birlikte
getirmiştir. Ben de bu mücadelede varım, ben de katılmak
istiyorum, kendi özgürlüğümü bu mücadelede görüyorum, bu
mücadelede yaratacağım demiştir. Bu atılımla birlikte
başta kuzeyde daha sonra her dört parçada kendisini
örgütleyerek görkemli bir direniş mücadelesine
kavuşmuştur. Bu bir yönüyle 15 Ağustos Atılımına katılma
ve cevap oluşturmadır. Kendi geleceğini bu mücadelede
görmedir. Yani 15 Ağustos Atılımı Kürt Kadını açısından
böylesi bir tarihi anlama sahiptir.
Tanrıça Zilan: 15 Ağustos Atılımının kadın ordulaşması
açısından yarattığı zemin nedir? İkisi arasında nasıl
bir bağlantı kurulabilir?
Elbette ki çok önemli bir zemin hazırlamıştır. İkisi
arasında direk bir bağlantı vardır. Sayısal olarak bile
ele aldığımızda kadının gerilla saflarına akın etmesi bu
süreçten sonradır. Zaten kadın ordulaşması dünya da bir
ilktir. Diğer mücadelelerde elbette kadınlar hep yer
almıştır ancak ordulaşma düzeyi ilktir. Dolayısıyla 15
Ağustos Atılımı olmamış olsaydı, bunun üzerinden bir
gerilla ordusu gelişmemiş olsaydı kadın ordulaşması da
gelişmezdi. Atılımla birlikte yoğun katılımların olması,
mücadelemizin yükselmesi hem partileşmenin güçlü bir
zemini hem de kadın ordulaşmasının zemini olmuştur.
Diğer bir boyutu ise dünyanın birçok yerinde farklı
mücadelelerle kadınlar varlıklarına sahip çıkabiliyorlar
ama Kürdistan gerçekliği açısından bu mümkün değildi.
Tamamen yok sayılan bir gerçeklik, inkar edilen bir
gerçeklikte savaşmaktan başka bir alternatif yoktu.
Dolayısıyla ordulaşma bir zorunluluktu. Ve bu kadın
açısından da böyle idi. Bunun için iki kadın arkadaşın
fiili olarak atılıma katılması bunun ön zeminini
yaratmadır. Zaten kadın mücadelesi aynı paralelde
yürütülmemiş olsaydı, kadın ordulaşması aynı paralelde
yürütülmemiş olsaydı mücadelemiz açısından çok büyük bir
eksiklik olurdu. Yoksa yaşanmış diğer mücadeleler gibi
kadın sorununu devrim sonrasına erteleme olurdu bu da
başarmamak anlamına gelirdi. Nitekim örneklerini
görebiliyoruz. Kürt Kadını da zamanla bunu çok iyi fark
etti. Ordulaşma olmadan özgürleşemeyeceğini, halkını
özgürleştiremeyeceğini anladı ve bunu bize hissettiren
15 Ağustos Atılımıdır. 15 Ağustos Atılımına katılan iki
kadın arkadaşımız ve gittikçe birçok kadının katılması,
ordunun, savaşın ya da gerillacılığın sadece erkeğe ait
olmadığını, kadının da bunu yapabileceğini gösterdi.
Nasıl ki ezenlerin orduları varsa ve bu orduları
aracılığıyla ezilenleri eziyorsa, ezilenlerin de
kendilerini savunmaları için orduları olmak zorundadır.
İşte kadın ordulaşmasının da böylesi bir anlamı vardır.
Bir gerillacılık olacaksa bunun içinde kadın ordusunun,
kadın gerillanın olmaması mümkün değil. O güne kadar
ordular hep erkeklerden oluşur. Damgasını vuran erkek
karekteridir. Bu anlamıyla da bizim ordumuz bir ilktir.
Kadın ve erkek eşitliğine dayalı bir ordulaşma oluyor.
Kadının gerillaya yoğun ve aktif katılımı ve zamanla
kendisini ordu biçiminde örgütlemesi erkek karekterli
ordulara bir alternatiftir.
Tanrıça Zilan: Kadın ordulaşması nasıl bir kadın
gerçeği yarattı? Bu gerçeklik Kürdistan’ı ve Bölgeyi
nasıl etkiliyor?
Şüphesiz ilk kadın ordulaşması, mücadelesi öyle kolay
olmadı. Çok yoğun çaba ve mücadele sonucu oluştu. Onun
için ilk katılan kadın arkadaşların katılımları çok
anlamlıdır. Çünkü bizim için ilkleri yaratanlardır.
Gerillacılığın da ilklerini yaratan, kadın
ordulaşmasının da ilklerini yaratan, temellerini
atanlardır. Başta erkekte, kadın da gerillacılığı,
savaşı, orduyu erkek işi olarak görüyordu. Bu kavramlar
erkeğe has olarak görülen kavramlardı. Özellikle erkek
bunu öyle kolay kabul etmedi, kolay hazmetmedi. Kadın
katıldıktan sonra, pratiği ile kanıtladıktan sonra bu
düşünce yıkıldı. Birçok kadın arkadaş eyleme katılırken,
savaşa katılırken, bir mevzilenmeye katılırken, taktiği
belirlemede aktif rol oynarken, bir mangayı yapmaktan
tutalım birçok boyuta kadar erkek güvensizdi. Fakat
kadın bunu pratiği ile kanıtladıkça, kendisine ait yaşam
alanları yarattığı oranda erkekte de bu güvensizliği
aştırdı. Ve bu biçimiyle gerilla da erkek karekterli
olan yönleri ortadan kaldırdı. Bunun üzerinden gelişen
bir kadın ordulaşması vardır. Dediğim gibi öyle kolay
gelişmedi. Onun için kadın ordulaşması bizim mücadelemiz
de en radikal özgürlük eylemidir. En radikal özgürlük
çıkışıdır. Böyle bir anlamı vardır. Bir yerde egemen
erkek ve köle kadın gerçekliği varsa bunun aşılması için
çok keskin bir özgürlük mücadelesinin yürütülmesi
gerekir ki bu ikilem aşılabilsin. Kadın ordulaşması bir
anlamıyla da bu ikileme karşı tarihsel bir çıkıştır.
Bunun için çok radikal özgürlük çıkışıdır. Kadın
ordulaşması olmasaydı mücadelemizin bu düzeye gelmesi
mümkün değildi. Diğer devrimlerden temel bir fark
noktamızdır.
Kadın ordulaşması ilk geliştiğinde Kürt Halkının
temkinli, anlamaya çalışan bir yaklaşımı vardı. Ama
kadın arkadaşlar katıldıkça, bir gerilla olarak halkın
içerisine girdikçe, halkta müthiş bir hayranlık gelişti.
Yani savaşan kadını müthiş karşılama düzeyi gelişti
halkta. Büyük bir özveriyle, bağrına basarak coşkuyla
karşıladı. Erkek arkadaşların giremediği birçok yere
kadın arkadaşlar girebiliyordu, giriyordu. Ve toplumda
şunu geliştirdi; eğer bu gün kadın kendi ülkesi için
dağlara çıkıp savaşıyorsa, mücadele ediyorsa, erkek bunu
daha çok yapabilmelidir. Yani şunu belirtmek istiyorum;
kadının mücadeleye katılımı birçok insanın mücadeleye
katılımını beraberinde getirmiştir. Önemli bir
tetikleyici güç olmuştur. Hem erkeğin katılmasında hem
de doğru ölçüler temelinde katılmasında etkileyici oldu.
Kadın ordulaşması genel ordulaşma ile paralel olarak
gelişen, alttan tutalım en üste kadar kendi içerisinde
özgün örgütlenmesi olan ordudur. Takımdan tabura kadar
kendi örgütlenmesini oluşturdu.
Tanrıça Zilan:İlk kadın ordulaşmasını kadın nasıl
karşıladı?
İlk ordulaşmada kadının da zorlayıcı yaklaşımları oldu.
Kendisine güvenmeme durumu gelişti. Sürekli erkeğin
yanında sadece yemeğini yapmış olan kadının da başta
bunu içselleştirmesi kolay olmadı. Erkeğin de bunu
içselleştirmesi kolay olmadı. Fakat savaşa, eylemlere
birebir katılan kadın kendi gücünü gördü. Açığa çıkmamış
iradesini, gücünü ve özgürlük bilincini açığa çıkardı.
Bunu adım adım geliştirdi. Hem toplumsal, siyasal ve hem
de askeri anlamda bir kadın ordulaşması gelişti. Ve şu
an kadın partisi varsa ve kadın hareketi olarak bu
düzeye gelmişsek bunun temeli kadın ordulaşması ile
bağlantılıdır. Kadın ordulaşması sayesindedir. Kadın
ordulaşmasının çok güçlü geliştirilmiş olmasıyla
bağlantılıdır. Bunun emeğini veren, bunun çabasını
geliştiren, kadın buna hazır olmadığı halde geliştiren
Önderliğimiz olmuştur. Kadının kendisine güvenmesini
sağlayan, kadının öz iradesini açığa çıkaran
Önderliğimiz olmuştur. Biz hazır olmadığımız halde
Önderlik bunu geliştirerek bizi bunun içerisine çekti.
Önderlik bizi içerisine çektikçe biz kendi gücümüzü
gördük ve bu mücadelede varız dedik. Böylelikle var
olmanın, özgürlüğün mücadelesini yürüttük.
Bu düzeyde bir kadın ordulaşmasının gelişmesi Kürt
Halkını müthiş etkilemiştir. Kadına güvensiz olan, kadın
ancak ev işi yapar, evinin dışına çıkamaz, evin dışına
çıktığında skandal olan, namus sorunu olan olarak
yaklaşılırken kadın ordulaşması bunların hepsini yerle
bir etti. Kadına güvensizliği yerle bir etti.
Kadın arkadaşlarımızın arkasında yürüyen, onları
kendisine komutan olarak kabul eden yüzlerce arkadaşımız
çıktı. Bir Fikri Baygeldi Arkadaşımız Sema Arkadaş
açısından dedi; O benim komutanındır, ben onun emir
eriyim, komutanın talimatı yerine getirilir, dedi ve
eylemini gerçekleştirdi. Yine kadın ordulaşmasında rol
sahibi olan Beritan Arkadaş oldu. Bunun çizgisi oldu.
Beritan Arkadaşın bir kadın olarak mücadelesi ihanet ve
direnişin yan yana olduğu bir dönemde bunun ikisinin
beraber olamayacağını keskin bir şekilde eylemiyle
ortaya koymuştur. Bu eylem komutanlaşmanın da ölçülerini
açığa çıkarmıştır. Özgür kadın direnişini de açığa
çıkarmıştır. Savaşarak kendisini yaratmak ve kadın
özgürlüğünü açığa çıkarmak, kadın ordulaşması açısından
önemlidir. Öndeliğimiz şunu belirtiyordu; savaşan kadın
güzelleşir, güzelleşen kadın özgürleşir, özgürleşen
kadın sevilir. Ve gerçekten de böyle oldu. Kadın
ordulaşması ile Kürt Kadını bunu yarattı. Kürt Halkı da
bölge halkları da bunu gördüler. Ve şu anki düzeyiyle
saygı uyandıran, herkesin tanımak istediği bir kadın
ordulaşması söz konusudur. Yetersizliklerimiz olmakla
birlikte bunu kesintisiz süreklileştirdik. Kapsamlı bir
özgürlük mücadelesi geliştirildi. Bu anlamıyla bu düzey
Orta doğuyu etkilediği kadar evrensel olarak da bir
etkilemesi vardır, yeter ki biz bunu taşırmasını
bilelim. Bu taşırmayı başarırsak çok güçlü bir kadın
ortaklaşması ve buna katılım gelişecektir. Kendisi için
bir miras olarak görüp kendi özgürlüğünü bunun üzerinden
geliştirmesi daha güçlü olacaktır.
İlk kadın ordulaşmasının gelişimine dönük birkaç şey
daha belirteyim. İlk kadın ordulaşması geliştirilmek
istendiğinde Önderlik bütün eyaletlere gelişsin mi
gelişmesin mi diye bir soru sordu. Birçok eyaletin
verdiği cevap, kadın orduda yer almasın, toplumsal alan,
siyasal alan çalışmalarına katılsın biçimindeydi. Sadece
Botan yüzde on-on beş gerillada kadın olmalıdır demişti.
Ama Önderlik 1 Aralık 1993’te kadın ordulaşmasının
ilanını yaptı. Ve diyordu her alanda kadın temsili yer
alacak. Kadın ordulaşması genel ordu ile paraleldir
diyordu. Birbirinin içerisinde erimeden bir birine güç
vererek, ortaklaştırarak, kendi özgünlüğünü koruyarak
geliştireceklerdir. Kendi birlik örgütlenmelerini
sağlayarak bunu yapacaklar diyordu. Ve bu biçimiyle
gelişti.
Bir de erkek arkadaşlarda kadını namus olarak görme
mantığı vardı. Bu yüzden şahadete gitmişlerdir erkek
arkadaşlar. Bu düşünce de daha sonra değişti. Bunu da
kadın yine pratiğiyle değiştirdi. Bir zamanlar hiç
güvenilmezken sonradan kadın arkadaşların eyleme
katılımı o eylemi başarmanın ölçüsü haline geldi. Birçok
arkadaşta böylesi bir düşünce gelişti. Birebir şunun
tanığıyım; bayan arkadaşların olmadığı eylemlere erkek
arkadaşlar katılmak istemiyorlardı. Önderlik başlangıçta
gelişebilecek yanılgılı yaklaşımların önünü almak için
eşitlik ve özgürlük komitelerini kurdu. Burada amaç
kadının haklarını savunmak ve kadının kendi cinsinin
temsilini her alanda yapmasını sağlamaktı. Bu bir
tedbirdi. Ve bunun da önemli bir rolü vardı kadın
ordulaşmasında. Daha sonra 1995’te Önderlik kadının
erkekten fiziki olarak kopuşunu gündeme getirdi.
Tanrıça Zilan: Yeni paradigmada kadın ordulaşma
perspektifi nedir? Dördüncü dönemle bağlantılı olarak
nasıl değerlendirebilirsiniz?
Eski stratejimiz uzun süreli halk savaşı idi ve taktikte
buna göre belirleniyordu. Fakat yeni paradigmayla
birlikte meşru savunma stratejisidir. Demokratik
mücadele ve siyasetinin geliştirilmesinin hizmetinde
olmasını ifade ediyor. Rolü siyasetin önünü açmadır. Bu
paradigmasal değişimle bağlantılı olarak böyle gelişti.
Bu hem HPG hem de YJA(Star) açısından böyledir.
Yaşadığımız değişime denk bir yeniden yapılanma sürecini
önemli oranda yaşadık. Dördüncü dönemle beraber aktif
savunma rolünü YJA(Star) çok güçlü oynayabilecek
düzeydedir. Bu anlamda hem halkımızın özgürlüğünü
sağlamada hem de kadının meşru savunma gücü olma
anlamında YJA(Star)’ın misyonu devam etmektedir. Ve bu
gün bunu gerçekleştirme gücü her zamankinden daha
fazladır.
Tanrıça Zilan: Son olarak belirtmek istediğiniz bir şey
varmı?
Son olarak bir kez daha 15 Ağustos Atılımını
Önderliğimize, halkımıza ve kadınlara kutluyorum. 15
Ağustos ruhu ile mücadele ettiğimiz oranda
başaracağımıza dair olan inancımı ifade etmek istiyorum.