|
Çiğdem Doğu-KJB Basını
Yaşam akıp
gider. Hep bir koşturmaca hep bir yarış içindesindir yaşam ve
zamanla. Bazı anlar vardır ki sen istemesen de bu anları her an
yaşar ve o anların ruhu coşkusu ve özlemleri ile ruhunu
tazelersin. İşte PKK de bu realite oldukça söz konusu. Çünkü
hani yıl hangi ay olup olmayışın sorun değil. Sen hep varsındır.
Hepte yaşamsalsındır. Bu yaşamın her anında. Sen halkın şehidi
ve kahramanısın çünkü. Çünkü sen kadınlaşan halkının yiğidisin.
Kimi Zilan kimi Zekiye kimi Rahşan olur. Gencecik bedenlerini
ateşlere bombalara verdiklerinde dahi tek bir tereddüt
yaşamadılar halklarına karşı ve Önderlerinin sahip çıkışlarına
karşı. Onları kahraman kılan yiğitleştirende budur ya! Evet
çocukluk arkadaşları da vardır birçoğun bu yaşamda. Onların size
olan özlemi diğer mücadele arkadaşlarından daha bir, başka olur.
Çünkü onlar senden, sizlerden güç alarak geldiler bu özgür
dağlara. İşte yıllardan sonra sizleri her anışımızda
yaşamlarımızın ışığı ve örneği olursunuz her biriniz. Bu vesile
ile Rahşan Demirel Newroz da kendi bedenini ateşlere verdiğinde
yanında olup da en derinlerden yaşayanlardan dinledik
Rahşanları. KJB üyesi Adar Mardin anlattı Rahşanları ve
eylemlerini!
-Rahşan Demirel ile ne zaman tanıştınız? Onu bize biraz
anlatabilir misin?
Rahşan benim evden arkadaşımdır. Onun da benim de ailem düşman
baskılarından dolayı Türkiye metropollerine taşınmak zorunda
kalanlardandı. Biz İzmir de oturuyorduk. Ailelerimiz kapı
komşuydu. Türkiye metropollerinde yaşamak bize ağır geliyordu.
Ülkemizi özlüyorduk. Ama gidemiyorduk da. Bu acı birçok Kürt
çocuğunun yaşadığı zorlanmadır. Rahşan arkadaşta onlardan
biriydi. Fakat içsel olarak, örgüte ve Önderliğe karşı büyük bir
bağlılığı vardı, arayışları büyüktü. Onu o zamandan tanıyorum.
Bizim eve gidip geliyordu. O eylem yapmadan kısa bir süre önce
dağlara çıkmıştı. Ama yaşının küçük olmasından ve fiziki olarak
çelimsiz olduğundan kaynaklı eve geri yollamışlardı. Geldikten
sonra da daha bir yakın ve daha bir içten yaşıyordu. Kısa bir
süre kalışı dahi onu Önderlikle en üst düzeyde yoldaş olabilmeye
yetmişti. Arkadaşları ile hep bizim eve getiriyordu. Sürekli
Önderlik’ten bahsediyordu. Onu tanıdığımdan beri örgütü
tanıyorduk. Çünkü daha önceden de çözümlemeleri okuyordu sık,
sık bazı kadrolar geliyordu. Yine çıkış yapmak isteyen
arkadaşları getirip örgüte teslim ediyordu.
En çok dikkatimi çeken; çok örgütlü ve disiplinli biriydi.
Birçok çalışmayı o kadar sistemli ve kaliteli yapıyordu ki,
becerilerine herkes hayran kalıyordu. Çünkü özellikle Kürt halkı
üzerinde çok yoğun baskılar vardı. Kürtçe kasetler ya da
çözümleme bir evde görseler direkt eve baskın yapıyorlardı,
tutuklamalar çok oluyordu. Ama buna rağmen Rahşan “ben
tutuklanmaktan korkmuyorum. Kaybedeceğimiz bir şey yok,
yeterince kaybetmişiz. Dilimiz yok, hiçbir şeyimiz yok. Biz
burada oturmuşuz, neden köyümüze gitmiyoruz”, diye konuşurdu. Bu
konuşmaları her birimize büyük cesaret veriyordu. Kendisi de
Mardin iline bağlı Ömerliydi. Hep annesine diyordu “köyümüze
gidelim, biz burada ne yapıyoruz?” Annesi de “düşman baskısından
dolayı biz gidemeyiz” diyordu. Çünkü orada koruculuk için baskı
yapmışlardı ve ailesi kabul etmediği için İzmir’e göç
etmişlerdi.
Rahşan’ın bazen annesi mücadeleden soğuyordu, çünkü Rahşan
arkadaşın katılmasını istemiyordu. “Rahşan katılsa ben ne
yaparım? Ben kaldıramam” diyordu. Bu yüzden Rahşan arkadaşın
örgüt için çalışmasını fazla istemiyordu Rahşan arkadaş ise “hiç
kimse beni bu örgütten kopartamaz. Çünkü ben Önderliği okudukça
kendimi Önderlikte görüyorum. Ne kadar ezildiğimi hissediyorum”
diyordu. Annesi ise kızıyordu, ama içten içe de annesi de kabul
ediyordu. Haftada bir kere Rahşan arkadaş genç arkadaşlara
çözümlemeleri okuyordu. Birçoğumuz okuma-yazma bilmiyorduk ve
bize kişilik çözümlemelerini okuyordu. Bir de hep arkadaşlardan,
dağların güzelliğinden bahsediyordu.
-En büyük özlemi neydi?
Hep “benim en büyük umudum ve hasretim, birincisi, Önderliği
görmek. İkincisi ise, gerillayı, dağları yaşayabilmektir”
diyordu. Bir gün Önderliği görmek, onun gerçek yoldaşı olmak
istiyordu. Bir kere ben ona dedim “sanki sen gideceksin
buralardan”, oda “hayır, ben büyümeden gitmem” dedi. Ama
gerçekten bir hafta sonra onların evine gittim, amcasının oğlu
çok kızgındı, ağlıyordu. Rahşan’ı sorduğumda annesi kızdı
“Rahşan gitmiş. Siz ne istiyorsunuz bizden? Bir tek kızım vardı,
onu da götürdünüz. Ben şimdi ne yapacağım?” dedi ve ağladı. Bir
hafta geçmeden, Rahşan arkadaş geri döndü, hepimiz şaşırdık.
Yaşı küçük olduğu ve fiziki zorlandığı için geri göndermişlerdi
arkadaşlar. Kitle çalışmalarında daha iyi yapacağını düşünerek
geri yollamışlar. Yaşı küçük olduğu için düşmanın çok dikkatini
çekmiyordu. Ama Rahşan arkadaş geri döndükten sonra çok
üzülmüştü. Çünkü en büyük özlemi yarım kalmıştı. Bir gün yine
bize toplantı yaptı, nasıl çalışacaksınız, nasıl gizli hareket
edeceksiniz diye. Bir gün dedi “ben gitsem sizin gücünüz yeter
mi aktif çalışmaya? Kendinizi o düzeye getirmiş misiniz?”
Yanımdaki başka bir arkadaş “bizim okuma yazmamız yok” dedi,
Rahşan arkadaş ise “sorun okuma-yazma değil. Sen Önderliği
hissettiğinde ya da ben bu örgütün bir militanıyım dediğinde o
zaman başarabilirsin. Bilincin varsa ve sen onu kendin için
kullandıktan ya da başkalarına vermedikten sonra bunun bir
anlamı kalmaz. Öyle demeyin. Ama size inanıyorum başaracaksınız”
dedi. Biz o zaman çok anlamadık. Sonra bize dedi “şimdi gidin,
sonra görüşürüz”. Annesi sürekli ona “dikkat et. Bir gün sana
bir şey olursa, gitmişsin gelmişsin, tutuklanma ihtimalin var”
diyordu. O ise “Anne ben tutuklanmaktan korkmuyorum ki. O kadar
insan dağda aç-susuz kalıyorsa, ben de zindanda aç-susuz tek
başıma kalabilirim. Çünkü ben o gücü Önderlikten almışım,
kendime inanıyorum. Hatta ben biliyorum, bana bir şey olursa
arkamda kalanlar intikamımı alırlar”. O zaman ben hissettim,
sanki içimden bir şeyler koptu, söylemek istedim “sen bir şey mi
yapmak istiyorsun”, “hayır, sen gençsin daha bir şey
anlamıyorsun.” dedi.
Bazı milisler vardı, genç arkadaşları katıyorlardı. Rahşan
arkadaş buna karşıydı, kabul etmiyordu. Mesela ben o kadar
dayatmama rağmen bırakmıyordu beni, “büyü, tanı ve kendi
bilincinle katıl ki zorlanmayasın” diyordu. Kendisi de gidip
görmüştü. Çok küçük yaşta bizlerin zorlanabileceğini
hesaplıyordu. Ve kendisinin çıkış yaptıktan sonra geri dönmesi
onu zorlamıştı, bu nedenle bizlerin de zorlanmasını istemiyordu.
“Çektiğim bir acıyı başkalarının çekmesini istemiyorum” diyordu.
Genel ilişkileri ve ailesi ile ilişkileri nasıldı?
Newroz'a bir ay kalmıştı. Gidip gelip “bir şeyler yapmam lazım.
İzmir halkı çok asimile olmuş, kendi gerçeğini tanımıyor”
diyordu. Gerçekten öyleydi, bazıları Kürt’tü, ama Kürtlüklerini
inkar ediyorlardı. Rahşan arkadaş ise, pes etmiyordu, sonuna
kadar ısrar ediyordu. Bir gün bir eve gitti, evdekiler “bu
teröristler sizin aklınızı yemiş, siz de bizim aklımızı yemek
istiyorsunuz, gidin” vb. şeyler söyledi. Rahşan arkadaş ise
“gerekirse kapınızın önünde sabaha kadar oturacağız” dedi.
Gerçekten umutları, arayışları büyüktü.
Bir gün “ Önderliğin çözümlemelerini bizim evde okuyacağız,
annemde dinlesin, annem beni bireyselleştirmesin, ben annemi çok
seviyorum ama annemin beni bireyselleştirmesinden nefret
ediyorum. Ben sadece annemin kızı değilim, dağa çıkan bütün
insanların kızıyım” dedi. Bazı Yurtsever ailelerin kızı dağa
çıkmıştı. O anneler için ‘‘onlarda benim annemdir ’’ diyordu.
Annesine ”sadece sen benim annem değilsin” diyordu. Annesi
duygusallaşıyordu tabii “ben seni doğurdum, büyüttüm. Sen bana
nasıl dersin, sen tek benim annem değilsin, sen tüm
yoldaşlarımın annesisin. Niye öyle diyorsun. Ben de onları
seviyorum, ama sen benim kızımsın, sana bir şey olsa ben
kaldıramam” Rahşan arkadaş da diyordu ki “eğer beni seviyorsan,
o zaman mücadeleye olan bağlılığını güçlendir ve katılımını
göster bana ki, ben gurur duyayım. Ne güzel annem var, o kadar
aktiftir diyeyim.” O da “Rahşan ben seni çok seviyorum, ama seni
kaybetmekten korkuyorum. Çünkü sen bir kere gittin, bir daha
gitsen ben kaldıramam” diyordu.
Dağa gidemediği için çok üzülüyordu, hatta bazen ağlıyordu.
Önderliğe yazı yazıyordu, günlüğüne yazıyordu. “Başkanım senin
yoldaşın olmak istedim, ama fiziki sorunlarımdan dolayı beni
geri gönderdiler. Ama ben öyle yapacağım ki kendimde büyük bir
çıkış gerçekleştireceğim” diye yazmıştı. Zaman, zaman bize
okuyordu. Ona rağmen biz anlam veremiyorduk. “Size açık
anlatıyorum, ama neden beni anlamıyorsunuz, bir şeyler yapmam
gerekiyor” diyordu.
-Nasıl eylem yaptı ve eyleminden sonra ki etkiler nasıldı?
Newrozun birinci günüydü, biz onların evine gittik. Yeğeni
vardı, onunla evde birlikteydi. Biz kapıyı çaldık “Newroz
kutlamalarına gitmek istiyoruz, Rahşan gelmiyor mu?” dedik.
Annesi bağırdı “Kızım gelmeyecek. Ne istiyorsunuz?” dedi. Rahşan
başını pencereden çıkardı bize “Bugünkü Newroz soğuk geçecek,
ama yarınki Newroz öyle sıcak geçecek ki üç gün kutlanacak.
Bütün halk gelecek. Çünkü büyük bir şeyi duyacaklar. Ama
bugünküne ancak iki-üç ev gelir, çünkü halk kimliğine
yabancılaşmış. İşte annemi görüyorsunuz, beni koparmak için
elinden geleni yapıyor” dedi ve pencereyi kapattı.
Ondan sonra biz kutlamaya gittik, gerçekten de çok az kişi
katılmıştı. Biz kutlamayı yaptık geldik. Sabah saat tam dört’te
gerçekten söylediği gibi eylemini yaptı. Biz uykudan uyandık,
üvey annem “kalkın, sanki yanmış et kokusu geliyor, sanki
birileri bir şeyler yapmış, bir hayvanı yakıyorlar” dedi. Bizim
hiç aklımıza gelmiyordu, Rahşan arkadaşın eylem yapmış
olabileceği. Sonra Rahşan arkadaşın amcasının oğlu geldi, dedi
“Rahşan sizin evde değil mi?” biz “hayır” dedik. Direkt kaleye
koştu. Biz de hemen arkasından gitmeye çalıştık. Üvey annem o
anda izin vermedi, beni vurdu. Ama ben onun elinden kurtuldum ve
kaçarak kaleye doğru gittim. Amcasının oğlu ordaydı, Rahşan
arkadaş, yerdeydi, her şeyi yanmıştı, sadece işaret parmakları
ve ayağının topuğu yanmamıştı. Orda olan bekçi çok etkilenmişti.
Silahını yere vurup sürekli ağlıyordu. Hiç konuşamıyordu, o da
şok geçirmişti. Sonra annesi ve akrabaları geldi, birçok yerden
gelenler oldu. İkinci, gün de uzak yerlerden de gelenler oldu.
Rahşan arkadaşın cenazesi üç gün yerde kaldı. Babası yaşlıydı,
kendini tutamadı, ağladı. Annesi kızdı ona “yiğitler üzerinde
ağlanmaz, zılgıt çal. O bir yiğittir. Şehitler üzerinde niye
ağlıyorsun? Onlar ağlamayı hak etmiyor. Benim de yüreğim
yanıyor, ama ağlamayacağım. Kızıma söz verdim” dedi ve zılgıt
çaldı. O sırada polisler etrafımızı sarmıştı, tehdit
ediyorlardı.
Sonra düşmanın çirkin propagandaları oldu. Rahşan için bakire
olmadığı için, güzel olmadığı, kimse onu kabul etmediği,
teröristlere katıldığı için böyle bir şey yaptığını söylemeye
başladılar. Annesi o anda, Rahşan’ın şehit düşmeden önce
doldurduğu kaseti çıkardı ve “Hayır, benim kızım gençti,
güzeldi, herkes onu istiyordu. Ama o dağlarla evlenmişti,
örgütün geliniydi. Bir erkeğe ait olamaz. O sadece bir birey
değil, tüm insanlığın, Kürtlerin kızıdır. Siz öyle
söyleyemezsiniz” dedi ve kaseti dinlettirdi. Kaseti dinleyince
herkes çok etkilendi, Kürtlüğünü kabul etmeyenler de çok
etkilendi. Birçoğu ağladı, “biz neden ona böyle yaptık? Neden
onu kovduk? Onun kanı yerde kalmayacak, elimizden geldiği kadar
mücadele edeceğiz” dediler. Polisler yine etrafımızda
duruyorlardı. O bekçi ayağa kalktı, “Rahşan çok güzel bir kızdı.
Saat dörtte geldi, büyük bir ateş yaktı. Öyle slogan atıyordu ki
ben büyük bir kalabalık var sandım. Ben gelip baktım gaz bidonu
vardı, onu içiyordu. Ben müdahale ettim, “yapma kızım” dedim.
Gazın geri kalanını da kendi üzerine döktü ve ateşi tutuşturdu.
Ben söndürmek istedim, ama bana üç kere “gelme” dedi, “beni
seviyorsan ateşimi gürleştir. Bu eylemi benim yapmam gerekiyor.
Çünkü asimile olan bir gerçeklik var” dedi. Ateşin içinde
bunları bana söylüyordu.” dedi. Bekçi bir Türk tü, fakat çok
etkilenmişti. Bir Kürt kızının kendi halkı için böyle bir eylem
yapmasından çok etkilenmişti. “Neden mücadele etmiyorsunuz?
Neden bir olmuyorsunuz?” demeye başladı. Polisler bekçiyi
tutuklamak istediler, o da “beni susturamazsınız. O kadar yıl
sustum, artık susturamazsınız” dedi, Rahşan arkadaşın cenazesi
üzerine geldi ve Rahşan arkadaşın yüzünü öptü ve “Özür
diliyorum, ben kalede Newrozu kutlamamanız için size engel
oldum. Ama sen toprağa gittikten sonra senden özür diliyorum”
Annesi bekçinin yanına gidip “onu seviyorsan ağlama. Kalk halay
tutalım” dedi. Ama bekçi yerinden kalkamıyordu.
Kimse evine gitmedi, tam üç gün boyunca, Rahşan’ın cenazesi
etrafında halay çekildi, zılgıtlar atıldı. Rahşan arkadaş
kasetteki konuşmasında “ben şehit düşersem beni ülkeme gömün,
Nusaybin’de gömün. Bana yapacağınız en büyük iyilik bu olur. Ben
başkasının ülkesinde beni gömmenizi istemiyorum” demişti. Halk
“eğer bir insan bizim için kendini yakmışsa, ne olursa olsun biz
burada ölsek de onun cenazesini Mardin’e götürmemiz gerekiyor”
diyordu. Polisler cenazeyi vermiyordu. Ama halk çok kalabalıktı,
cenazeyi aldık.
Cenazeyi taşırken cesedi çok yandığı için bazı kemikleri düştü,
annesi de bayıldı. Kendine geldikten sonra ağladı tutamadı
kendini. “Rahşan beni affet, sana söz vermiştim ağlamayacağım
diye, ama sen benim kızımsın, yapamıyorum. Yüreğimden bir parça
koptu. Ağlamayı bana çok görme.” dedi. Sonra cenazeyi Mardin’e
doğru kalabalık bir konvoyla götürdüler, ama yolda arabaların
bir kısmı geçtikten sonra gerisini durdular. O sırada cenaze
geçen araba konvoyu içindeydi, onlar ortalarda olabileceğini
düşündükleri için ortadan durdurdular. Fakat cenazeyi durdurmayı
başaramadılar. Sonra cenazeyi Nusaybin’de gömdüler.
-Son olarak söylemek onun ile geçirdiğiniz bir anı var mı?
“Bir kere saklambaç oynuyorduk, ben onun gözlerini kapatmak
istedim. Oda “hayır gözlerimi kapatma. Karanlıktan nefret
ediyorum, aydınlığı çok seviyorum. Karanlığa girdiğimde sanki
birileri beni boğacakmış gibi oluyor. Ama aydınlığı gördüğümde o
kadar ferahlıyorum, hoşuma gidiyor” dedi. Bende “o zaman
saklambaç nasıl oynayacağız, sen beni görürsün” dedim. O da “O
zaman kapat gözlerimi, ama ben seni göreceğim” dedi. Bizim orada
bir cereyan direği vardı, Lokman da kendini bir direğin arkasına
koydu, bizi izliyordu. Hava kararmaya başlamıştı, ben de onun
arkasından gizlice gelerek onu korkuttum. Korktu “Allah belanı
vermesin, az daha bayılacaktım. Bayılsaydım ne yapardın?” dedi,
ben de “hiçbir şey. Seni bırakır giderdim” dedim. “Beni düşmanın
içinde mi bırakırdın. Nasıl böyle söylüyorsun?” Ben de “şaka
yaptım” dedim. Sonra güldü “biliyor musun bugün kim gelecek
sizin eve? Arkadaşları sizin eve getireceğim” Ben eve gittim,
sonra Rahşan arkadaş diğer arkadaşlarla birlikte bizim eve
geldiler. Babam Rahşan arkadaşı çok seviyordu. Arkadaşları
görmek istiyordu babam da. Oturmadan önce selamlaştılar. Bir
kadın arkadaş vardı biraz erkeğe benzediği için babam
karıştırdı. Normalde erkek arkadaşların yüzünü öperken, kadın
arkadaşlarla sadece tokalaştı. Kürtler’deki feodal kültürün
etkisi ile böyle oluyordu. Fakat o arkadaşı da erkek zannettiği
için onu da öptü. Rahşan arkadaş da babama takılmaya başladı,
“Sen nasıl bir kadını öptün” dedi. Babam “Gerçekten mi öyle”
dedi. Rahşan arkadaş da “tabii öyle sana ispat edebiliriz” Babam
da ona takıldı “sen ne diyorsun? Bu yaşınla, bu kadar küçüksün
ama o kadar düşünüyorsun. Ayıptır, bu kadar misafir var” dedi.
Rahşan arkadaş parmağını babama kaldırarak “Ben seni örgüte
söylemez miyim?” dedi. Babam da “gerçekten bilmiyordum. Özür
dilerim heval” dedi. Rahşan arkadaş da ona daha fazla takılmaya
başladı, “Hayır, ne olursa olsun, bir daha kız arkadaşları
getirir miyim bu eve?” dedi. Babam da “ne olur öyle yapma!”
dedi. Biz de o anda öyle gülüyoruz ki onların bu haline.
Sonra “bizim eve gidelim”dedi, evlerine gittik, annesine bunları
anlattı. “Mehmet amcanın ödü koptu, tam onun şahdamarına
bastım”. Annesi güldü “Rahşan babana da öyle yapmayasın, bak ben
kıskanırım” dedi. Rahşan arkadaş “Bana bir şey olursa benim
yerimi dolduran yüzlerce insan var. Bak bunlar da senin kızın”.
Annesi bana sarıldı “sen onun da aklını çelmişsin,
örgütlemişsin. O kalmaz artık” dedi. Rahşan arkadaş “Hayır, o
bana söz verdi, o benim yerimi tutar değil mi?” dedi. Bende
“Beni Rahşan’ın yerine koyabilir misin?” Annesi ağlayarak “sanki
bir şeyler olacak” dedi. Ama biz gerçekten de bilmiyorduk,
kendini yakacağını. Öyle geçti, o gün orada kaldım. Ertesi gün
eve gittim, üvey annem çok kızmıştı, babam evde yoktu. “Sen
onların evine mi gitmişsin? Niye onunla konuşuyorsun?” diye
bağırıp çağırdı. Sonra Rahşan arkadaş eve geldi ve üvey anneme
“Senin gibi bir Kürt kadını olmaz olsun. Sen nasıl diyorsun
kendine ‘ben Kürdüm’? Bir insan sana saygılı yaklaşıyorsa, sen
de o insana karşı saygılı ol. Üzülmeni istemiyorum. Bunları
söylerken seni suçlamıyorum. İçinde büyüdüğün sistem esas
suçludur. O yüzden sana kızamıyorum, öfke tutamıyorum. Özür
diliyorum” dedi. Üvey annem de ona sarıldı “ben senden özür
diliyorum” dedi, gerçekten etkilenmişti. Ondan sonra sanki biraz
yurtseverleşmeye başlamıştı. Zaten Rahşan arkadaşın şahadetinden
bir hafta sonra ben katılmak istedim, annesine söylediğimde
annesi ağladı, ben de söz verdim gitmeyeceğim diye annesine. Ama
sözümü tutmadım. Bir gün annesine(annemize) mektup yazıp
duygularımı söylemek isterdim. Gönderme imkanı olmadığı için
yazamadım bunca zamanda. Ama olursa yazacağım. Onları da tüm
Kürt annelerini de çok seviyorum. Hepsin Rahşan’ın anısına sahip
çıkmaya çağırıyorum.
|