|
“İNSAN OLDUĞUNUZU HATIRLAYIN, GERİYE KALAN HER
ŞEYİ UNUTSANIZ DA"…
|
Beri Dersimi, yaptığımız röportajda son siyasal
gelişmelerle birlikte Van depremini değerlendirdi.
Gulan Botan: Son siyasal-sosyal gelişmeleri nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Beri Dersimi: Genelde Ortadoğu özelde de Kürt halkı
olarak içinde bulunduğumuz dünya konjönktürü nedeniyle
çok yoğun bir süreçten geçmekteyiz ki bu sürecin en açık
ve net olan yanı şu anda en yakıcı biçimde gündeme
oturan insanlık dramının olduğunu söylemek yerinde
olacaktır. Van depremiyle başlamak istiyorum. Çünkü
olayın yaşandığı andan itibaren müthiş bir
spekülasyon-manipülasyon yürütülmekte müthiş
çarpıtmalara aynı zamanda insanlığa sığmayan tablolara
rastlamaktayız. Yaşananlar düşünülmeden, duygusal direk
reflekslerle söylenen sözler, sarf edilen
değerlendirmeler Türkiye’nin bölgeye olan bakış açısını,
zihniyetini ortaya koyuyor.
İnsanlığı insanlık yapan ya da insanlığı bir araya
getirip toplumsal şekillenmeyi ortaya koyan nedir?
İnsanların ilk etapta zihinsel dönüşümleri ve beyinsel
gelişmeleriyle diğer canlılardan ayrım sağlamasının en
temel farklardan bir tanesi de birliktelikler, toplumsal
varoluşlardır. Toplumsal varoluş da neyin üzerinden
gelişir? İlk toplumsallaşma sürecine baktığımızda doğaya
karşı yani kendini doğada var edebilmek için,
çoğalabilmek için en önemlisi de yaşayabilmek için
insanlar birbirleriyle yaşamaya ihtiyaç duymuşlardır.
İnsanlar yaşamsal ihtiyaçları çerçevesinde bir araya
gelmiş ve bu birliktelikler süresince çeşitli devinimsel
aşamalar geçirerek günümüze kadar gelmişlerdir.
Kapitalist modernite ve demokratik modernite biçiminde
kendini devam ettiren bir geçiş süreci halen devam
etmektedir. İşte bu tarihsel bakış açısıyla Van’a bakmak
gerekiyor.
Doğal bir afet yaşandı ve buna karşılık oradaki
yaklaşımlara bakıyorsun! Eğer insanlığı bir araya
getiren ve toplumsallığı yaratan değerlere bir saldırı
varsa her şeyden önce insan olarak varlığımızı korumak,
varlığımızı doğanın afetlerine rağmen korumak gerekmez
mi? Doğal afetler yaşandığında destek için her şeyi bir
kenara bırakmak gerekmez mi? Çünkü biz insanız ve insan
olmak akla gelir, insanın. Şu sözü tekrarlama
gereksinimi duyuyorum, tarih gerçeğinden günümüze akan
bir sözdür. Bir filozof 1955’lerde yazdığı manifestonun
başlığı böyle “insan olduğunuzu hatırlayın, geriye kalan
her şeyi unutsanız da. “Ne zaman ne olacağı belli olmaz;
belki yaşanan doğal afet bugün burada olabilir ama yarın
başka bir yerde de olabilir. Yani insan olma olgusu en
temel erdemlerin başında geliyor. Biz şunu söylüyoruz
kayıp bir de olsa binlerce de olsa, kayıp kayıptır.
En çok göze çarpan depremle ilgili ilk haber
verildiğinde spikerlerin değerlendirmeleri oldu, onlar
neticede bir zihniyetin yansımalarıydı. Yani faşist,
ırkçı, dinci ya da milliyetçi her şeyi içinde barındıran
bir egemen zihniyet; onun bakış açısının yarattığı bir
kalıp ve o kalıbın dışa yansımalarıydı tüm bunlar. Çünkü
Van Kürdistan’ın özellikle bu son bir yıllık süreç
içerisinde eylemsel olarak en aktif alanlardan bir
tanesiydi bir de halk olarak iradesini ispatlamış bir
yer; seçimlerde de seçimlerden önce de özellikle seçime
vurduğu damga ve ondan sonraki bu olaya kadarki süreçte
susmayan kendi haklarına, değerlerine, diline sahip
çıkan, örgütlü; yine her an dayanışma içerisinde olan,
bunun moral ve motivasyonunu yaratan bölgede merkez
boyutta bir üst rol oynadı. Bu yüzden bu bölgede yaşanan
deprem, bir nevi Türkiye’deki faşist egemen hükümet
tarafından bu afet işte oh oldu, iyi oldu, zaten hak
ediyorlardı, görsünler gibi had safhada faşist
milliyetçi değerlendirmeler gelişti. İnsan düşünüyor bir
boyutuyla neden bu kadar reaksiyon neden bu kadar tepki?
Karşımıza onu sistemce yapılandıran zihniyet çıkıyor.
- Yani diyorsunuz ki depremden sonra Van’a karşı böyle
bir tepkinin gösterilmesi özellikle spikerlerce faşist
bir tepkinin gösterilmesi, sizce halkın kendi iradesini
göstermesine karşılık mı gelişti? Ki doğal afetlere
rağmen insanlaşma unutulabiliniyor!
Beri…: Tabi ki bununla bağlantıları var. Neticede başka
bir yer olsaydı, bu şekilde bir yaklaşım sergilenmezdi.
Çünkü kullanılan üslup ve değerlendirmelerde o yaklaşım
var. Diyorlar ki ‘her ne kadar ülkemizin doğusunda
Van’da da olsa’ diye bir üslup ya da’ hem karşı
çıkacaksınız, bölücülük yapacaksınız hem de yardım
isteyeceksiniz’ Buna benzer bir sürü yorum ve
değerlendirme gelişti. Bir hükümet başkanı devlet
başkanı kullandığı üslupla da bunu destekliyorsa
yaşananlardan başka bir sonuç çıkaramıyor insan.
- Bir yandan Van’a gidecek yardımları engellemeye
çalışırken, bir yandan da işte ben yardım ediyorum
gösterişi var. Biz şunu yaptık biz bunu yaptık diyorlar.
Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz? Bu yapılanların AKP
politikalarıyla bağlantıları var mı? Sonuçta yaşanan
doğal bir afet var ve bunun karşısında soğuk-açlık ve
ölümle yüz yüze kalan bir halk gerçekliği var.
Beri...: Sırrı Süreya Önder bir belirlemesi vardı ‘
Van’da insanlar ölüyor ama Batıda ya da Türkiye’de
insanlık öldü ya da sınıfta kaldı’. Bu noktada herkes
kendisini sorgulamalıdır. Biz Kürt halkı olarak
özellikle son süreçlerde baskı ve saldırılarla yüz yüze
kaldık, neden? Çünkü örgütsel anlamda yine demokratik
özerklik alanında bir çalışma ve motivasyon geliştirip
demokratik özerklik temelinde konumlandırması, yerel
yönetimlerde onun alt yapısını oluşturması, yine yerel
yönetimlerini hakim kılması ve kendi kendini yerelden
yönetmesidir, kendi sorunlarına kendi içerisinde cevap
aramasıdır. Bütün bunların hepsi Türk devletini ve
mevcut var olan hükümet ve muhalefet açısından bu büyük
bir darbeydi. Van daha önce AKP’nin kalesi gibi
görünüyordu ya da öyle ele alınıyordu. Halk duruşuyla
şunu anlattı ona ‘benim senin kömürüne ihtiyacım yok’
dedi. Kısaca halk hükümete şunu söyledi ‘kendi toprağımı
kendi öz irademle işleyebildiğimde kendi kendime
yetebilirim’. Bu cevap hem Erdoğan’nın hem de hükümetin
yüreğine taş gibi oturdu. O yüzden nerede bir fırsatını
bulsalar ne olduğuna bakmadan darbeleme ve vurma
girişiminde bulunuyorlar. Yani olaylara bakmaktan öte
sürekli kendi zihniyet yapılanmasındaki koşullanmanın
peşine düşüyor.
Depremle birlikte siyasal gündemin de çok farklılaştığı
söylendi fakat özünde politikaların çok değişmediğini
görüyoruz. Hava ve kara harekâtıyla yapılmaya çalışılan,
sivil alanda halka uygulanıyor. Bu anlamda gündem
farklılaşmak yerine Türkiye’nin gerçek yüzünü daha da
bir çıplak ortaya koydu. Bir yandan diyorsun ki süreç
savaşla yürümez ama diğer yandan savaşın alt kanallarını
örüyorsun, sürekli önümüze operasyonları koyuyorsun;
işte Çukurca operasyonu. Bunların üzerinden yenilen
darbe onlara ağır geldi. Çünkü bu onların yaptığı kirli
oyunlara karşı bir cevaptı. O nedenle böyle ırkçılığı
geliştirdiler, öfkelerini kontrol edemediler. Hem
faşizmi öne sürmeye çalışıyor hem de Van depremiyle
birlikte halkımızı kendisince hizaya getirmeye
çalışıyor. Şimdi AKP’nin uygulamaya çalıştığı biraz odur
yani hizaya getirme çabalarıdır. Şeker kamış
politikasını da elden bırakmadan bunu yapmaya çalışıyor
ki her şey gittikçe daha aleni bir hal alıyor. Yani bir
yandan birilerini ölüme terk edeceksin diğer yandan
kahramanlık rolüne soyunacaksın artık kimse bu
numaralara kanmıyor. Bir yandan Yunusun bakışları öyle
kalacak toprağa gömülecek bir yandan da yardım ediyorum
diye helikopterler kaldıracaksın yaptığın yardımdan kaç
kişi yararlanabiliyor ve kaç can kurtuluyor? Kendini
demokrat ve eşitlikçi göstermeye çalıştıkça gerçek
zihniyetin daha fazla ortaya çıkıyor. Kürt halkı artık o
eski Kürt değildir. Kürt halkı yaşadığı olaylardan hem
kendisine hem de çevresinden ders çıkarmasını bilen bir
halktır. Van halkı bence Türk halkına neyi unutursan
unut ama insan olduğunu unutma diyor.
Hz. Ali diyor ya ‘Düşene sevinme zamanın sana da ne
sakladığını bilemezsin’. Yani diyor ki düşene
sevinmeyecek, onun acıları üzerinden oyun
geliştirmeyeceksin, zamanın sana da ne getireceğini
bilemezsin. Sonuçta insanız onun için de sürekli bir
empatiyle kendimizi karşımızdakinin yerine koyarak
yaşama bakabilmeyi, öğrenmek ve bilmek gerekiyor.
Kendi Öz Varlığımıza, İnsanlığımıza Sahip Çıkalım
- Tüm siyasi ve sosyal saldırılara, sömürü
politikalarına rağmen iradesini ortaya koyan ve doğal
afetler karşısında bile direnmeye devam eden bir halk
gerçekliği var. Bu konuda sizin halka ve kamuoyuna bir
çağrınız var mı? Yine ikili rol oynayan bir AKP hükümeti
var siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Beri Dersimi: Biz burada olay ve olguları tek başına ele
alamıyoruz; çünkü toplumsal yaşamın kendisi çok yönlü ve
çok boyutludur. İç içe olan bir yapılanmada Kürt halkı
olarak da dediğimiz gibi bir yandan doğal afetlerle
uğraşıyoruz, bir yandan var olma savaşını yürütüyoruz.
Kürt halkı açısından otuz yıldır süren bir savaş var.
Haksızlıklarla süren bu savaşa dur deme zamanı gelmiş ve
bunun içinde sıra nokta koymaya gelmiş, ya bizi toptan
yok edeceksiniz ya da biz artık geriye dönmeyeceğiz.
Sonuna kadar gitmeye de gücümüz var. Halk olarak da biz
kendimizi artık sosyal-siyasal toplumsal alanda var
etmiş bir halkız. Ayrıca bu halkı bu güne getiren, bu
halkın tarihinden süzülerek ve günümüze kadar tüm
toplumsal değerleri toplayarak gelen bir öncüsü var;
Önderliği, güneşi var. Çünkü onunla, aydınlanıyor,
onunla ısınıyor yani kendimizi onunla var ediyoruz.
Bizimde özgürlük anlamında sadece Kürt halkının
özgürlüğü değil, ezilen tüm insanlık için yani insanca
toplumsal bir gerçekliği birlikte yaşayabilmek için bir
mücadele veriyoruz. Biz böyle bir yaşam ve felsefeye
sahibiz. Bunu yaratmak için önce varlık savaşı
yürütmemiz gerekiyor.
Uluslar arası bir komplo çerçevesinde bir yaklaşım ve
saldırı önderliğimize karşı devam ettiriliyor. Bu gün
bunun kirli oyunları Van’daki halkımıza, Önderliğimize
ve tüm dünya insanlığına karşı bir yaklaşım olarak
sergileniyor. Dünya halklarına karşı böyle hakaret yüklü
bir yaklaşım elbette ki kabul edilemez. Kürt halkı
olarak bu uyanışımızla artık ne olursa olsun geri adım
atmayacağımızın kararlılığını anlatmak istiyoruz. Bir
deprem karşısında yine yaşanan şahadetlere rağmen
halkımızla birlikte cenazelerimize sahip çıkıyoruz. Aynı
değerlerle birlikte önderliğimize de sahip çıkma
mücadelesini yürütüyoruz. Çünkü en temel yaşam değerimiz
şah damarımız bizi yaşatan ve halk olarak ayakta tutan
önderliğimizdir. Çağrımızın temeli şudur: kendi öz
varlığımıza, insanlığımıza sahip çıkalım. Bütün bu
yaşananların ve bunlara rağmen devam eden yaşam
umudumuzun tek bileşkesi var o da önderliğimizdir.
Önderliğimiz bunun öncülüğünü sürekli olarak halkın
değerleriyle bütünleşerek büyütmüştür. Burada bize
düşen; ne olursa olsun önderliğimize ve irademize sahip
çıkmaktır. Bunun için Kürt halkı neredeyse bulunduğu her
alanda varlığını ve irade mücadelesini güçlendirmelidir.
Burada özellikle Kürt kadını tüm acılara sinesini açmış
tüm acılara göğüs germiş Kürt kadını bu acılarının, bu
emeğinin, bu çabasının sahibi olmalı ve bunu
taçlandırabilmelidir. Eğer bunu taçlandıracaksak,
önderliğimizi o koşullardan kurtarıp, kendi
alanlarımızda kendi analarımızın, atalarımızın
topraklarında ancak onu karşıladığımızda ortak yaşamı bu
temelde kurduğumuzda bunu başarabileceğiz.
Tüm halkın eskiye oranla daha duyarlı olması gerekir,
çünkü biz yaşanan tüm kör saldırılara, tüm kaza ve doğal
afetlere, tüm baskılara rağmen varlığımızı ispatladık.
Onun için de kendimizi sürekli hep bir adım daha öteye
taşımalıyız. Yine tüm halkları kucaklayan bir çatı
partisi kuruluyor, acılar ortaktır, empati boyutu
halklar düzeyinde gelişiyor. Bu ülkeyi, bu toprakları
zenginleştirerek kardeşliğimizi güçlendirmeliyiz.