SENİNLE PAYLAŞMAK TÜM ZAMANLARI
Zin
Yezida Tamara
Beş yıl öncesinin kaos dolu geçen günlerinde, kendime en çok
sorduğum soru “alışabilecek miyim, alışabilecek miyiz?” soruları
idi. Ama o zamanlar anladığım şey; Sensizliğe alışmak, Seni dört
duvar arasında tasavvur etmek, Senin esaretini kabullenmek
olacaktı. Kabulleniş de bitişimize davetiye çıkarmamız olacaktı.
Ben de alıştırmadım kendimi, alışamadım. Alışmak ihanet
olacaktı, kendimize, tarihimize, yaşadığımız onca gerçeğe.
Alışmak unutmak olacaktı, Seni, sevdaları, hayalleri. Alışmak,
esir etmek olacaktı tüm zamanları, baharları, umutları. Alışmak,
bizi biz yapan tüm değerleri yitirmek olacaktı.
*******
Karşımda duran resmine bakıp Seninle paylaştığım günleri
anımsıyorum. Her anı öğreten, her anı kazandıran ve her anı
yenilgiden uzak geçen yedi ayı. Bir türlü bakamadığım yüzüne
şimdi de cesaretle bakamadığımı söylersem yadırgama beni.
Biliyorum “başaramadın yine” diyeceksin. “Neden,verdiklerim
yetmedi mi” diye soracaksın ve benim verecek ne cevabım ne de
cesaretim olacak. Çünkü gereken cevapların tümünü yitik
zamanlarda bıraktım ve seninle paylaşmak için tüm zamanları
yeniden yola koyuldum.
*******
Sana şiirler, türküler yazmak isterdim. Belki o zaman
duygularımı daha rahat ifade edebilirdim. Körelmiş yanlarımı
aşabilir ve gerçek bir tanımlamaya ulaşabilirdim. Yapamıyorum,
çünkü gerçekliğin karşısında yetmiyor yanlarım, parçalanmış
kişiliğim gerçeklerle bütünleşmiyor ve cevap olamıyor
gerçekliğine. Bu nedenle kelimeleri, cümleleri yan yana
getirmenin zorluğunu yaşıyorum. Tıpkı parçalı yanlarımız gibi,
tıpkı dağılmış duygu ve düşüncelerimiz gibi. Bizi biz yapan
özden kopuşumuz gibi parçalı. Kaybedilmiş çağların, kaybedilmiş
halkları gibi tarumar. Ve dünyanın çirkinliklerinden bihaber
insanlar gibi zavallı, güzellik adına yaratılmış her şeye karşı
duran çirkin yüzler gibi çaresiz.
*******
Yanılgılarımız, yanılsamalarımız, yetmezliklerimiz günden güne
ortaya çıkıyor. Nasıl ki senin gerçekliğin karşısında tüm
çirkinliklerimiz anında açığa çıkıyordu; şimdi de Senden uzak
yaşadığımız anlarda kendini daha fazla dışa vuruyor. Çünkü
aldıklarımızı vermenin zamanındayız, kendi başımıza ayakta
durmamız gereken keskin bir yaşamdayız ve zaman acımadan
üzerimize geliyor. Ve güzellikler adına yakaladığımız her ne
varsa, zaman kesip alıyor bizlerden. Verdiklerini başkalarına
verememenin bedeli bu olsa gerek. İnsanlığın hakkı olanı
veremiyoruz ve bencilliğimizin bedeli olarak da seni
anlatmıyoruz, anlatamıyoruz. Bize derdin ya; “başınız
sıkıştığında beni hatırlayın” biz de söylediğini yaptık, ama
nasıl? Verdiklerinle yürüyebilecekken, bir bebek gibi hep
bekledik. Ağzımıza konulacak lokmayı bekledik. En küçük engelde
seni aradık yanımızda. Ama bir kez olsun biz kendimiz olamadık,
“başarabiliriz” ya da “ insanlığa bir tutam özgürlük de benden”
demedik. Nedenlerini çokça tartıştığımız, kendimizi sürekli
sorguladığımız ama cevaplarını hep başka yerde aradığımız birer
kaçamaktı hepsi.
*******
Yaşanmamış yaşamların, boşa harcanmış zamanların bizden
aldıklarını kazanmak için bir yolculuğa çıktık. Bu yolda açılmış
izler vardı ve güvenle yürüyebiliyorduk. Belli olmayan yolda
yürümenin zorluklarını, acılarını hep Sen çektin, kurşun gibi
ağır havaları Sen soludun. Hangi zamandan kalma insanlar
olduğunu bilmeyenlere Sen isim oldun. Yaşamışlara değil,
yaşamları gerçekler uğruna elinden alınmışlara arkadaş oldun.
Bunları yaparken yalnızdın ve iddialıydın. Kazanılan tüm
çağlarda senin damgan var ve bugün yine en ağır havayı Sen
soluyorsun, geçilmeye cesaret edilemeyen kuytulardan, yollardan,
açılmamış izlerden Sen geçiyorsun. Oysa bizler sonsuz bir
coğrafyanın, engin bir gökyüzünün, aşılamaz denilen dağların,
açılmış ayak izlerinin sahibiyken bunların anlamını
bilemeyenleriz. Anlam verecek gücü bulamayanlarız. Kısacası
Başkanım sana yoldaş olmakta hala zorlananlarız.
*******
Kendimizdeki zaafları, kaybedilmişlikleri sorgulamaya
çalışırken, hep Sana bakıyor, Senden bir şeyler kapmaya, Seni
uygulamaya ve Sana layık olmaya çalışıyoruz. Senin dünyanla
tanışmak ve içinde kendimize yer edinmek istiyoruz.
Çabalarımızın tümü Seni doğru anlamaya yönelik. Ama ne kadar da
zor bir mücadele bu. İçinde yok olup gidilecek ve yeniden var
olunabilecek bir derya. Gücü yetmeyenlerin bir an dayanamayacağı
derin bir derya.
*******
Evet! Özgürlüğü isteyenlerin herşeyi yapabileceklerini,
özgürlüğü yakalayabilmek için güç getirebileceklerini
belirtiyorsun. Her insan özgürlüğü ister ama bunu kendine göre
dillendirenlere ne demeli? Özgürlük sadece bir tercihin isteme
göre yapılması ise, özgürlük dediğimiz o kazanılmışlığa
haksızlık olacak ki, o insanlar için geri dönüş artık çok geç
kalınmış olacak. Özgürlük eğer karanlık kuytularda yaşamak olsa
da ve eğer özgürlük en uzağındaysa evrenin onu yakalamanın
hayali olmalı insanlarda. Ve eğer sevgi ile ölümü sevecek
cesaretimiz varsa, işte o an özgürlükten başka hiçbir şeye
ihtiyacımız olmayacaktır.
*******
Bugün üzerimize en acımasız silahlarıyla saldıran, göz kırpmadan
gencecik bedenleri yerlere seren, beyinleri felç eden olgu
karşısında Seni anlamak ve yaşamak dışında başka bir şansımız
yok. Kadın olmanın gururunu, bizi bize iade eden Seni, özde
yaşmanın tek yolu Sana olan bağlılığımızı tüm dünyaya
haykırmamız olacaktır. Bunun dışında başka kelimeleri
dillendirmek; tüm çağları yitirmek, yaşam diye sarıldığımız tüm
değerleri yitirmek olacak ki; benim başka yaşamları yaşamaya ne
cesaretim, ne zamanım, ne de hakkım var. Kazandıklarımı bir daha
yitirmeyi göze alacak gücüm de yok. Zaten kazandıklarından kim
vazgeçebilir ki? Hele de özgürlük şansından. Bana ve bize bu
şansı verdiğin için çok teşekkürler BAŞKANIM.
ZAĞROS'A BAHAR GELDİ BAŞKANIM!
Zin Yezida
TAMARA
Kardelenler
göz kırparken yeşile gebe topraktan tomurcuklar içinden
esneyerek çıkıyor badem çiçeği. Toprak ana uyanmanın
mahmurluğuyla kucaklıyor yağmuru. Coşkulu bir senfoni başlıyor
doğada. Serçe kuşu gagasından yemiyle daha yüksek söylüyor sabah
şarkısını. Bahar çeşmesinin şırıltısı derin vadilerden
yankılanıyor. Koca çınar köklerini salıyor dört bir yana, yeni
oğullar, kızlar, vermek üzere. Bir ana heyecanla bekliyor
bebesini, umudu var yarınlardan.
Ve bizler Başkanım, sizden uzak olmanın burukluğuyla
karşılıyoruz baharı. Mart ayı kadının özgürlük sesinin
yükseldiği, Newroz ateşinin harlandığı bir ay olmak kadar;
Halepçe'leri, Komutan Agit'leri de bağrında taşıyan bir aydır.
Hüzün ile sevincin, güzellikle çirkinliğin iç içe geçtiği
böylesi bir ayda sizinle buluşmanın umudunu canlı tutuyoruz
içimizde.
Yılların susamışlığına verdiğiniz suyla bin yılların gerisinden
çıkarıp getirdiniz kadını. Örtülü dilini, örtülü yüreğini
açtınız. Ve siz Başkanım, karanlıklara öfkeli bir kadın
yarattınız. kaybettiğiniz tarihin içinde kendimizi bulmaya
gönderdiniz bizi. modern çağa inat, en başından baktınız tarihe.
Yüzümü dönerken Zağros'ların doruğuna, hep hayal ediyorum sizi.
En önde yürüyen, en önde savaşan olarak, sizden aldığım coşkuyla
ben de atılıyorum kızgınlığına ateşin bir kelebek misali.
Avaşin'in çağlayan sularında, her bir köpüğün beyazında sizi
duyuyorum. Başkanım, beynimize işlediğiniz özgürlük nakışının
tamamlanmasını, her su damlası ile örüyorum tek tek. Govende'nin
çektiği dilanın başında sizi görüyorum Başkanım. Adımlarınızın
temposuna yetişmenin acelesiyle katıyorum kendimi ve bu dilan
dönüşüyor milyonların haykırışına. Ve ben İmralı'yı Zağrosların
yüreğine yerleştirdim, İmralı'lar bir daha olmasın diye.
Bir bahar tazeliğinde, her renkten çiçeklerle size ulaşıyorum.
Başkanım, her zaman içinde baharı yaşayacak bir kadın olarak
özgürlük ezgisiyle yürüyeceğim. İmralı'nın yalnızlığına son
verene dek.
Sizi bir bahar coşkunluğuyla selamlıyorum.
Mart 2001/Zağros
|