KİM NEYİ DİNLİYOR?
Zin
Yezida Tamara
-Mota, mota... gli masi
-Bisekine kuro, hêê...
-Direnişleriyle düşmana bir darbe....
-Ya heval benim şansıma güneş de tam tepemde...
-14 Temmuz’da Diyarbakır zindanında kahraman....
-Arkadaşlar yapılan son düzenlemeyi duydunuz mu?....
-O önderleri bugün minnetle anıyor, anılarına sahip.....
Siyasi konuşmanın tamamlandığını, alkışlarla beraber halkın
ayağa kalkmasından anlıyorum. Herkes oturur oturmaz konuşmaya
başlıyor. Çocuklar kavga halinde, elindekileri satma peşinde,
bazıları da annelerinden para koparmanın peşinde. Oturduğum yer
tam sahnenin karşısı ve kumaş pazarı gibi bir sahne dekoru tüm
dikkatimi kendinde odaklaştırıyor. Müzik grubu sahnedeki yerini
almaya başlıyor ama sorumlu olan arkadaş, sahne üzerinde
düzenlemeyi tekrar yapmak zorunda kalıyor. Müzikteki ahenksizlik
kulakları tırmalayacak düzeyde. Koro üyelerinin bazıları
ellerindeki mikrofonu sadece kendi sesi duyulacak şekilde
tutuyor. Var gücüyle bağırıyor ve ergenlik yaşının o karmaşık
ses tonu, şarkı sözlerini anlaşılmaz kılıyor.
Evet! Bugün 14 Temmuz. Anma programı için geldiğimiz bu yerde
herşey karışık. Etrafımdaki insanlara bakıyorum. Dışarıdan gelen
davetliler, kamp halkından daha fazla. Onlar coşacak bir müzik
bekliyorlar. Bizler ise bugüne anlam verebilecek bir kaç
etkinliği arıyoruz. Konuşmalar hala birbirini takip peşinde. Sağ
tarafıma bakıyorum. Aaaa.. uzun zamandır görmediğim arkadaşlar.
Onlarla sarılıp, hal-hatır soruyoruz.
-Ne zaman kampa geldin...
-Heval... nasıl?
-Bir yıldır kamptayım ...vs ..vs... Konuşmalarımız uzuyor.
Sahnede bir arkadaş şiir okuyor. Bir dakika dikkatler ona doğru
kayıyor. Birden arkadan iki el gözlerimi kapatıyor.
-Bil bakalım ben kimim? Şimdi nerden çıktı bu? Düşünüyorum.
Bildiğim isimleri sıralıyorum. Hayır tutmadı. Bir aaa... daha.
Yine aynı sorular ve cevaplar. Çevremizde bulunan halka ayıp
olmasın diye tekrar dikkatim sahnede. Davulun sesi ile gençler
sahneye çıkıyor. İçimde geçmişe ait bazı kıpırtılar dolaşıyor.
Derken sırtımın tam ortasına bir yumruk yiyorum.
-Ay heval inlemesiyle arkama öfkeyle bakıyorum. Ama heval
sırtımda disk var. dikkatli davran. Tanrı saklasın. Her
neyse.....
-Aaa sen misin? Ya nerelerdesin uzun zamandır görünmüyorsun?
Sıralıyoruz teklif dolu konuşmaları. Ardından arkadaş yanımda
oturuyor. Çok cılız alkışlara ben de katılıyorum. Ayağımla tempo
tutuyorum. Beklediği ilgiyi göremeyen arkadaşım;
-Daha sonra görüşürüz diyerek yanımdan ayrılıyor. Bir mesaj
okunuyor ve ben anlamıyorum. Arapça olan mesajı dinleyen halk,
fazla anlamıyor ama sonunda yazılan sloganla coşuyor. Ben sadece
onları izliyorum. Sahnelerimizin değişmeyen aktörü, babê Elo da
bir tempo tutmuş, sandalyesinde keyifle oturuyor.
-Mota... gli masi.....
-Heval yarın akşam kuruma gel....
-Ka bisekinin lo...
Sıkılmaya başladım, ne yapsam acaba? Arkama bakıyorum. Bir kaç
baş işaretiyle bana selam verenlere ben de karşılık veriyorum.
Yerimden sıkılarak kalkıyorum. Birkaç küçük selam sonrasında
kalabalıktan uzaklaşıyorum. Bir 14 Temmuz anmasını geride
bırakıyorum. Hızlı ama buruk, mangamın yolunu tutuyorum.
|