Ş.
VİYAN YOLDAŞIN MEKTUPLARI
SEVGİLİ
YOLDAŞLARA!
Önderliğin esaret altına alınışının yedinci yılından sekizinci
yılına girişi olan 15 Şubat’a bir ay kalırken, şimdiden yüreğim
bir volkan gibi kaynamakta ve patlamak için bir fırsat aramakta.
Doğada da bir sürü olay volkan gibi patlamak için hep uygun
zamana ihtiyaç duyarlar. Tıpkı bir meyve ağacı gibi… Bir meyve
olgunlaşana kadar dalından kopmamak için zamanla yarışa girer ve
vakti gelene kadar bekler. Böyle olmazsa meyve, meyve olmaz.
Varlığında ki inceliği, nazikliği ve canlılığı ispat edemez.
Volkan da böyledir. Meyve ağacı güzelliğini, renkliliğini bir
elmada, narda ve birçok meyvede ürün olarak emek vermiş
yetiştiricisine sunar. Yine Volkan da nerede, ne zaman ve nasıl
patlayıp öfkesini göstereceğini, Ehrimanlar ve vefasız
insanların cezasını nasıl vereceğini bilir.
YOLDAŞLAR, DOSTLAR VE ACI ÇEKEN KADINLAR!
Sizler için de birkaç değerlendirme yapmak istiyorum. Üzülmeyin,
halay çekin! Biliyorsunuz ki ben halay çekmeyi çok seviyorum.
Halay çektiğim zaman kanatlanıp uçtuğumu hissediyorum.
Ben doğanın bir çocuğu ve evrenin küçük bir parçası olarak
söylüyorum ki; kutsal bir yaşamın kanun ve ölçülerini yerine
getirmek ve yaşamıma anlam vermek istiyorum. Bende bir meyve
ağacı gibi acı çeken halkıma ürün verme zamanına geldiğime
inanıyorum. Elleri havada kalmış çocuklara ve boğulmuş hayallere
bir umut olmak istiyorum. Az da olsa acı çeken kadınların
özgürlük molekülünü geliştirmek için bir atom olmak istiyorum.
En önemlisi de İmralı Adası etrafındaki mumlar içinde bir mum
olmak istiyorum. Size şunu belirtmek istiyorum ki artık egemen
devlete, yalancı ve zalim erkeğe bir cevap vermenin zamanı
gelmiştir. Bunun için 15 Şubat gecesini içimdeki kin ve nefreti
bir volkan gibi patlatarak bunların cezalandırılacağı bir geceye
dönüştürmek istiyorum.
15 Şubat gecesi Mazlum DOĞAN, Zekiye ALKAN, Berivan, Ronahi,
Rahşan, Sema, Fikri BAYGELDİ ve zincirin son halkası olan Serdar
ARI’nın bedenindeki ateşi yüreğimde hissetmekteyim. “Ya özgür
bir yaşam ya da onurlu bir ölüm!” “Bijî Rêber Apo” sloganları
kulaklarımda çınlıyor, beynimde üst üste yankılanan ses dünyaya
sesleniyor. Bu ses amaca kilitlenişimin sesi olup eylemdeki
amacımın başarısını yüzde yüz garantiliyor. İçimde Sema ve
Serdar’ın alevleri gürleşirken hiçbir zaman Başkan Apo’nun
etrafındaki ateşin soğumasına izin vermeyeceğim. Çok zorlu geçen
bir kış içinden bedenimdeki ateşin acısıyla mesaj vermek ve
çağrıda bulunmak istiyorum. Bu mesajım özgürlük mesajıdır.
Hepinizi Başkan Apo’yu korumaya, başarıya ulaşmak için eylem ve
mücadeleyi yükseltemeye çağırıyorum.
Selam ve
saygılar
15. 01. 2006
Başkan Apo’ya hücre cezasının verildiği gün
TÜM DEĞERLİ YOLDAŞLARA!
PKK’de en
büyük eylem, sözüne sahip çıkmaktır. Bilin ki bir yerde söz
anlamını yitiriyorsa orada gaflet, vicdansızlık ve ahlaki
çöküntü vardır. Böyle bir durumun sonucu da kesinlikle
ihanettir. Kürt halkı, kadın, PKK ve Başkan Apo sürekli
sırtlarından hançerlenmişlerdir. Tüm fikir, duygu, şiir, şarkı
ve tartışmalarda büyük bir acıyla bunlardan bahsedilir. Her
zaman direniş iradesi, mücadele ve ihanet yan yana
yürümüşlerdir. Tıpkı Ehriman ve Ahura Mazda arasındaki savaş
gibi sürekli bir çatışma içinde olmuşlardır. Zerdüşt diyor ki; “
Bu savaşta her ne kadar zorlu da olsa başaran Ahura Mazda’nın
ışığıdır, şu şartla; iyi düşün, güzel konuş ve doğru yap.” Ta ki
çağdaş Ahura Mazda’nın fikirleri başarıyı elde edene kadar.
Daha önceki yazımda belirttiğim gibi uzun süren bir
yoğunlaşmanın sonucunda eylemimi 15 Şubat gecesi yapmayı
kararlaştırmıştım. Bir kadın ya da bir Kürt olarak, Başkan
Apo’nun esaret altına alınışının 8. yıldönümüne bir kez daha
böyle girmek ve çarmıhı bir kez daha görmek istemiyordum. Kış
koşullarında partinin Ehrimanların hedef ve mevzilerine
ulaşmasının biraz zor olduğunu biliyorum. Ehrimanlar da gün
geçtikçe gözümüzün önünde halkımın yüreğini, beynini ve bedenini
yiyor ve bu tehlikeli bir durumdur. Bu da bir eylem yapmamı şart
kılıyor. Canımı vermeden bir eylem gerçekleştirmeyi isterdim ama
şuna inanıyorum ki, insan gerektiği kadar yaşamalıdır. Aynı
zamanda söz anlamını yitirdiğinde sıra eyleme gelir, her eylem
de sözün yeniden anlam bulması ve özgürlük umudunun
güçlendirilmesi içindir. Bu sürekli beynimde yankılanan bir
gerçektir. İçinden geçtiğimiz sürecin kaderi belirlenirken bir
yandan Kürt özgürlük sorununun çözümüne yönelik imkanlar ortaya
çıkartıyor ama diğer yandan da bir o kadar Önderlik ve halk
üzerindeki tehlikeleri artırıyor. Bu kadar imkan ve fırsat
varken umutsuzluk ve karamsarlığın ihanet düzeyine ulaşması her
geçen gün böylesi bir eylem gerçekleştirme ısrarımı
arttırmıştır.
Değerli yoldaşlar!
Bu kararım yeni değil. Temmuz ayında PKK ve YJA-STAR’a yazdığım
raporlarda dile getirmiştim. Bu yeni bir karar olmayıp uzun
süreye dayanmaktadır. 1999 yılından itibaren böyle bir karara
ulaşmıştım. Bir yandan 1999’dan sonraki yılda hareketimizin
içinde kaldığı sorunlu durumda kadın hareketinin ve örgütün
yönetimine katılım gerekliliği vardı, diğer yandan ise siyasi ve
teknik koşullar böyle bir eylemi yapmama imkan vermiyordu. Ama 1
Haziran hamlesinden sonra böyle bir fırsat elime geçti. İç ve
dıştaki komplolara karşı ateşten bir çember yaparak buz tutmuş
yürek, beyin ve vicdanları eritmek için kadın hareketinin
1996-98 yıllarındaki gibi militanlara ihtiyacı olduğunu
düşünüyorum. Yani sahte dostluğa ve yetersiz yoldaşlığa karşı
yaşamda ve eylemde Zilan, Sema ve Serdar gibi cevap olmak
gerekir.
“Neden böyle bir eylem yaptın?” diye beni eleştirebilirsiniz, ya
da Rêber Apo böyle bir eylemi kabul etmeyebilir. Ancak anladığım
kadarıyla Kürdistan özgürlük mücadelesinin gelişiminde çözüm
yolu ve gelişme bedelsiz olmamıştır ve olmaz. Bu, Apocu hareket
ve kadın özgürlüğünde vazgeçilmez bir yöntem olmaktadır. Ben de
bir kadın militan olarak, bu yöntemi devam ettirmek istiyorum.
HPG ve YJA-STAR’a gelişimle birlikte büyük bir aşk ve moralle
böyle bir eylemi planlıyordum. İki ayrı yerde ya da iki ayrı
hedefte eylem yapmak istiyordum. Birincisi; Kürdistan’da
fahişeliğin ve köleliğin merkezinde, ikincisi; çeteleşmiş savaş
devletinin yönetim merkezinde kendime zarar vermeden, Zilan ve
Sema gibi eylemimle devleti sarsmak istiyordum. Bir yandan
içinden geçtiğimiz kış koşulları, diğer yandan da arkadaşlarla
yeteri kadar tartışma geliştirmeyişimden kaynaklı onları ikna
edememiştim. YJA-STAR Konferansından sonra dağda da olsa böyle
bir eylem yapma kararlılığına ulaştım. Bu yılki 15 Şubatı
ağlama, çaresizlik ve umutsuzluk içerisinde değil aşkla,
coşkuyla ve büyük bir inançla karşılamak istiyorum. Ancak burada
üç noktadaki özlemimi dile getirmek ve sizinle bunu paylaşmak
istiyorum. Birincisi; bu temelde kendime belirlediğim plana ve
esas aldığım hedefe ulaşamadım ve istediğim gibi intikamımı
alamadım. İkincisi; Kuzey Kürdistan halkını yakından göremedim
ve doğasının güzelliğini görme özlemi içimde kaldı. Üçüncüsü;
sadece bir anlığına bile olsa başımı Başkan Apo’nun omzuna
dayayıp derin bir nefes çekmek isterdim. Her ne kadar bu
yüreğimde bir hasret olarak kalsa da, buna rağmen sevinçliyim.
Çünkü arkadaşlarımın benim yerime, hatta benden daha fazla bu
günden sonra bunu gerçekleştireceğine inanıyorum.
Şüphesiz ki bir yönetici olarak yoğunlaşmak, kendini hazırlamak
bu şekilde bir eylemi planlamak ve gerçekleştirmek zordur. Çünkü
günlük olarak güçlü bir katılımı gerektiriyor. Ben, son güne
kadar da çalışmalardan uzaklaşmadan katılma çabası
içerisindeydim. Yalnız şunu kesinlikle biliyorum ki, son aylarda
gerekli olduğu kadar arkadaşlara yardımcı olamadım. Bu nedenle
arkadaşlardan özür diliyorum.
Selam ve
saygılarımla
23.01.2006
HAFTANİN’İN ALANININ TÜM SAVAŞÇI VE
KOMUTANLARINA!
Bu alana
gelişim uzun bir zaman olmadı. Burayı çok sevdim. Burada doğa
sanki her zaman benimle konuşuyor gibi. Bu bana çok güzel ve
çekici geliyordu. Bunlardan daha önemlisi fedakarlık ruhu,
arkadaşların dürüstlüğü bana daha büyük bir huzur veriyordu.
Burada ölümle her zaman alay eden bayan erkek tüm arkadaşları
çok sevdim. Buna rağmen nefret ettiğim, eleştirdiğim ve hep
eleştirmeye devam edeceğim birçok şey var. Özellikle bazı
kişilerdeki tereddüt, inançsızlık, şikâyetçilik, aşkın ve
sevginin kirletilmesi, yani genelde geri kadın kişiliğinin
tavırları, kendini beğenmiş feodal erkeklik, burada bir kez daha
beni içten yaraladı. Bazen kendimi ifade etme yöntemim ve
üslubum sizi incitmiş olabilir, bu yüzden sizden özür diliyorum.
Ama yine de geliştirici eleştirilerimin arkasında duruyorum.
Eksik kalan eleştiri ve özeleştiri yaklaşımlarımıza yönelik
eleştiriler, dedikodu kültürü, açık olmayan mücadele tarzı örgüt
için bir dinamit gibidir. İnanıyorum ki her biriniz, her PKK’li
kadro inançsızlık, kararsızlık ve ihanete karşı örgütsel yaşamın
geliştirilmesi, korunması, yine insanın geliştirilmesi ve
korunmasından kendini sorumlu görür. Eğer yerinde ve zamanında
yaşamsal ve düşünsel bir emek verirsek başaramayacağımız ve
sonuç alamayacağımız hiçbir şey yoktur. Çünkü tekrarlanan ve
çözülemeyen örgüt yaşamının sorunlarının kaynağı, yine genelde
Başkan Apo’nun özgürlüğüne ve Kürt sorununun çözümüne yönelik
siyasi ve taktiksel eylemlerin tümden başarılamamasının
temelinde, kadronun kendini sorumlu görmemesi ve partileşmemesi
vardır. Yani hiyerarşik mantığımız örgütü koruma ve geliştirmeyi
sadece küçük bir sınıfın ya da elit bir kesimin (yönetimin)
görevi olarak görmektedir. Bunu söylediğim zaman sadece tek
taraflı kadroyu ya da bireyi suçladığım anlamı çıkarılmasın.
Çünkü kadro kadar örgütün de eksiklikleri ve zayıflıkları
görülmektedir. Zaten her zaman temel formül (kişiliğin gelişimi
örgütün gelişimidir tersi de doğru olmakla birlikte) ortaya
çıkan sorunların, olay ve olguların ele alınmasında esas aldığım
bir görüştür.
Bu temelde partileşmenin sırrı, kadronun başarısı sadece tek bir
şeydir; o da örgütün tüm eksiklik ve yetmezliklerine rağmen
örgüte karşı kendini sorumlu görmek ve kendini onun temel bir
parçası olarak ele almak aynı zamanda da onu eleştirebilmek ve
gelişimi için canı gönülden çalışma yapmaktır. Onun için her ne
kadar zorlanma ve kırılmalar yaşasak da bu yaşamı ve örgütü
kendi gözümüzden daha iyi korumalıyız. Çünkü bu örgüt,
devletlerin ya da egemen sınıfın bir örgütü olmadığı gibi maddi
ve manevi gücünü başka bir yerden alan bir örgüt de değildir. Bu
örgüt, emekçi halkın alın terinden, binlerce yürekli ve sevdalı
kız ve erkeklerin tatlı ve berrak kanından yaratılmıştır. Bu
nedenle örgüte sahip çıkmak, halka ve şehitlere sahip çıkmaktır.
Bu yaklaşıma sahip olan kişiler ahlâklı ve onurlu insanlardır.
Bunun tersi ise ahlaksal bir çöküş ve büyük bir vicdansızlıktır.
Bunun sonucu da Rezan ve Nujin gibi ihanete gidiyor.
Değerli yoldaşlar!
Bu eylemim sizi etkileyebilir ama sizden ricam duygusal bir
temelde yaklaşmamanızdır. Benim için üzülmeyin. Çünkü 2006 yılı
hamlesi hepimizden güçlü ve olağan üstü bir katılım
istemektedir. Ben de bir kadro ve kadın militan olarak bu
şekilde katılım göstermek ve hem dıştaki hem de içteki
komplolara mesajımı vererek sesimi halkın eylemleriyle
birleştirmek istiyorum. Derler ki “zaman keskin bir hançer
gibidir. Sen onu kesmezsen o seni keser.” Hazırlık ve eğitim
için bahara kadar fırsatınız var. Benden dolayı tek bir gün bile
program ve çalışmalarınızı durdurmayın. Çünkü her biriniz
kendinizi fedailik çizgisinde bahara hazırlıyorsunuz. Ben de
sizden biriyim ve eğer şimdiden başarabilirsem doğal militanlık
görevimi yerine getirmiş olurum. Bu dönemin eylemi çok yönlüdür.
Fedailik sadece Zilan ve Sema yöntemiyle değildir, yaşam,
kararlılık, öncü olmak, savaş taktiklerini uygulamak, ideolojik
ve felsefik anlamak, dürüst yoldaşlık ilişkisi, tereddütsüz
hedefe yönelmek, yaratıcılık ve kesin başarıya kilitlenmektir.
Şunun inancındayım ki yoldaşlarım nasıl geçmiş süreçte bu
gerçeğe sahip çıkmışlarsa şimdi de bütün yetersizliklerine
rağmen bu gerçeğe sahip çıkacaklardır. Ama şu da bir gerçek ki;
biz kadro olarak geçmişte görevlerimizi tam olarak yerine
getiremedik ve orta yolcu duruşumuzu aşamadık. Bundan dolayı bu
eylemi gerçekleştirme kararlılığımdaki amaç, söylediklerimize
yeniden anlam kazandırmak ve kendini tekrarlayan sorunlardan
kurtulmaktır. Elbette hiç yetersizlik olmasın demiyorum ama
tekrarlanması bir tehlikedir. Bu da kaynağını söylediklerimize
inanmamak ve ikna olmamaktan almaktadır.
Eylemim her şeyden önce Başkan Apo ile yetersiz yoldaşlığımdan
dolayı bir özeleştiridir. Apocu hareket içinde ve özelliklede
kadın hareketi içinde zihin, vicdan ve ahlak devriminin
geliştirilmesinde az da olsa rolümü oynamak istiyorum. Bu
eylemimin güç kaynağını Başkan Apo’nun savunması ve PKK ruhunun
yeniden doğuşundaki ilhamdan alıyorum. Aynı zamanda bu eylemim
Başkan Apo’ya, halka ve harekete yönelik topyekun saldırı ve
komploya karşıdır. PKK’nin marjinalleştirilmesi siyaseti ve
Başkan Apo’suz Kürt sorununa çözüm yaklaşımının kabul
edilmemesine dönük bir refleks olup, örgüt kadrosu ve Kürt
militan kadınının direniş kültürünü yeniden göstermesidir.
Her arkadaş bu doğruları iyi bildiği için çok fazla uzatmak
istemiyorum. Yalnız eksik kalan, bilinçle her zaman
hissetmektir. Yani bildiğimiz ve yaptıklarımız arasındaki his
köprüsünü güçlü kuramamaktır. Bunun için bildiğimiz şeyleri iyi
uygulamıyoruz. Sonuç olarak son zamanlarda gerektiği kadar
çalışma ve eğitimlere katılamadığım için özeleştirimi veriyor,
sizlerden özür diliyorum. Yine hepinizi yürekten selamlıyor, tek
tek kucaklıyorum. Unutmadan, özellikle aynı komisyonda
bulunduğumuz arkadaşlardan da özrümü istiyorum. Ama onların da
iyi bir şekilde çalışmalarında rollerini oynayacaklarına
inanıyorum.
Selam ve
saygılar
26.01.2006
HAFTANİN’DE Kİ YJA-STAR GÜCÜ ŞAHSINDA TÜM YJA-STAR
GÜÇLERİNE!
Genelde Kürt
halkı, özelde de Kürt kadını özgür ve iradeli kimliğin
yaratılmasında çok büyük bedeller ödemiştir ve hala veriyor.
Bundan sonra da bir kültür gibi tarihin günlerini nakşediyor..
YJA-STAR Hareketine üye olmak, benim için büyük bir gurur, azim
ve onurdur. Çünkü her gün, içinde kutsal ruhlu insanlar kendini
feda ediyor. Yaşayan arkadaşlarsa köleliğe karşı kendilerini
güçlendirme çabasındalar. YJA-STAR Örgütü binlerce güzel kızın
kanlarıyla sulanmıştır. Kadının öz hareketidir, bu nedenle acı
çeken kadınların umudu, kadın cesaretinin öncüsü olmaktadır. YJA-STAR
kadının cesaret tanrıçası ve yalancı, zalim erkeğin
cezalandırılmasıdır. YJA-STAR, özgürlük ve bağımsızlığını arayan
kadının mekanıdır. Bu nedenle ister YJA-STAR içerisinde, ister
başka bir kadın örgütlenmesi içerisinde olsun, her kadro kendini
bu onurdan yoksun bırakmamalı, bunu hiçbir zaman inkâr etmemeli
ve değersiz görmemelidir. Bu zeminden kaçanlar ya da anlam
vermeyenler özgürlükten kaçtıklarını ve özgürlük mücadelesine
anlam vermediklerini bilmelidirler. Çünkü biz Kürt kadını olarak
gerilla saflarında inanç, irade ve kadının öz gücünü ortaya
çıkardık. Bugün de bütün diğer kadın örgütleri tanrıça Star
ananın kucağında dünyaya geldi ve büyüdü. Hepimiz özgürlüğümüzün
doğruluğunu arıyorsak Başkan Apo’nun perspektiflerini
anlamalıyız ki şöyle diyor; “Herkes dağdan inse bile, kadın
direnmeli ve özgürlüğünü aramalıdır.” Bu hepimiz için uzun ve
kısa zamanlı kendini örgütlemenin temel ilkesidir. Sırtımızı
günlük yaşam tarzına, genel hareketin taktik ve üstlenmesine
dayamadan ya da ulusal sorunun çözümü ve sistemin içine girmeyi
beklemeden bizim kadın özünü savunma konusunda şehirlerde de
kadını geliştirmemiz ve onların savunma gücü olmamız gerekir.
Dağda yerleşmeyi temel bir çalışma olarak ele almalı ve bütün
boyutlarıyla kendimizi hazırlamalıyız. Bununla da dağlar nasıl
ki Kürt halkı için kendini savunmanın ve işgalcilere teslim
olmamanın mekanı olmuşsa biz de aynı zamanda Kürt kadınları
olarak dağları, kadının savunma kalesi yapabilmeliyiz. Aynı
zamanda dağlar Rönesans ve bir grup öncü kadronun aydınlanma
mekanı olurken bu kadrolar örgütün ve toplum içerisinde
örgütlendirilen kurumların doğrultusunu özgürlük ve bağımsızlık
çizgisinde belirlemelidir. Yani YJA STAR ve içten gerçek
özgürlüğü arayan kadınlar uzun süreli kadın özgürlük
ideolojisinin savunma teminatı olmalı ve erkek egemenlikli
sistemin bir mezhebi haline gelmemelidirler. Eğer böyle olmazsa
kendimizi kesinlikle erkeğin zalim ve yalancı sisteminin
kapanından kurtaramayız ki zaten bu sistemde kadının yararına
olan hiçbir şey yoktur. Yani dağlar kadının sadece kendini kaba
silahla savunduğu bir yer anlamına gelmiyor ve amacı da yalnızca
ulusal sorunun çözümü değildir. Aynı zamanda dağlar kimlik
sahibi kadroların ve kadın iradesinin geliştirildiği, kadın
zihniyetinin aydınlatıldığı mekanlardır. Her birimiz dağlara
böylesi bir anlam ve misyonu yüklemez, yaşamda kişiliğimizi buna
göre büyük bir coşku, iddia ve bilinçli bir kararlılıkla
donatmaz aynı şekilde kölelik ve geriliklerimize ve yine erkeğin
yalancı, kurnaz, ikiyüzlü egemenliğine karşı mücadele etmezsek,
ulusal sorunumuzun çözülmesi mümkün olmayacaktır. Bakın,
2003-2004’te bölgedeki siyasi ortamdan faydalanmak ve çözüme
adım atmak için elimize önemli imkânlar geçti. Fakat örgütün
içindeki çete ve ihanet grubu buna engel oldu. Ve hareket olarak
büyük bir tehlike ile yüz yüze kaldık.
Bu ihanetçi grup içinde bir grup kadın da vardı. Eğer bunlar
özgürlük arayışçıları olup biraz vicdanlı ve ahlaklı hareket
etselerdi, etkilerini onlar üzerinde kullanıp böylesi bir
ihanetin önünü alabilirlerdi. Ama tersine içteki ihanet için
büyük bir güç olup ihaneti ileri bir düzeye ulaştırdılar. APO’cu
hareket içinde gerek direnişte gerekse de ihanette kadının
rolüne ilişkin birçok örnek var. En son örnek de Rezan ve Nujin
olmuştur. Demek ki bu gösteriyor ki, böylesi durumlarda rolümüz
ve misyonumuz belirleyicidir. Bunu kulağımıza küpe yapmalı,
yüzeysel yaklaşmamalı ve unutmamalıyız. Çünkü ‘unutmak
ihanettir.’
Çok uzun yazmak istemiyorum. Çünkü Şubat ayında her bölgede
kadro konferansları gerçekleşecek ve inanıyorum ki, bu konular
üzerinde benim söyleyeceklerimden daha derin tartışacak, karar
ve projeler çıkartacaklardır. Ama bu konferanslar için vasiyetim
şu ki; kendimizi kandırmayalım ve yeni kararlar peşinde
koşmayalım. Almamız gereken bir karar var. O da şudur: acaba
özgürlüğün amaçlarına göre yaşıyor muyuz, yaşamıyor muyuz? Ya da
Önder APO’nun sorduğu gibi “Özgür kadın kimdir ve nasıl yaşar?”
sorularına cevap vermemiz yürekten, bilinçli ve vicdanlı bir
katılım göstermemiz yeterli olacaktır. Ondan sonra zaten
amacında kararlı ve net olan nasıl mücadele edeceğini, nasıl
savaşacağını, nasıl örgütleneceğini bilir ve kendi sistemini
yaratabilir. Bu çerçevede komuta, savaşçı -ister yeni ister eski
olsun- bütün arkadaşların bu konferansı yüreklerini ve
beyinlerini temizlemenin bir vesilesi yapacaklarını ümit
ediyorum. aynı zamanda iş başına gitmenin ve özgürlükten başka
hiçbir şey düşünmeyeceklerini, şikayet etmeyeceklerini,
cesaretlice başarı kararını alacaklarını umut ediyorum.
Çaba ve tecrübe sahibi olan eski arkadaşlar kendilerini
nihilizmden kurtararak değer olduklarının bilinciyle hareket
etmeli ve özgürlük ve örgütle sözleşmelerini yenilemeliler. Yeni
arkadaşlar da kendilerini çaresiz görmemeliler. Çünkü Özgürlüğün
imkânları çok fazladır; yeter ki karamsarlık, gevşeklik ve
duyarsızlığa düşmesinler, anlamak ve geleceğin kadroları olmak
için Önder APO ve kadından öğrenmelidirler. Kadını bir güç
olarak görmeli, çabuk kırılmamalı ve geri adım atmamalıdırlar.
Biz kadınların her biri toplumdan çıkarak dağa gelmiş ve yaşamda
özgürlüğü arıyoruz. Toplum içerisinde fahişelik, evlilik,
intihar, okuma ve birçok farklı yol vardı, ama biz bilinçli ya
da bilinçsiz bu yolları seçmedik ve bu yaşama katıldık. İşte bu
noktada çok önemli bir çelişki var ki, çözülmesi gerekmektedir.
Bu çelişkinin temelinde kaçış ve ihanet gerçekliği ya da yaşam
içerisinde aşk ve sevgi adına kendini bir erkeğe ait kılarken
erkeği de kendine mal etmek vardır. Bazı arkadaşlar da sevgi
nedir ve nasıldır diye bir arayışa girmiş olabilirler. Bazıları
diyor ki “bu yasak bir şeydir ve kendime bastırırsam iyidir,
örgüt için çalışayım.” Bu kişilik devamında bu çelişkiden
kaçmaktadır. Bazıları da diyor ki; “bir düzeyim var. Bir erkekle
yaşayabilir, yüreğimde ve beynimde ona bir yer açabilirim, hem
de Başkan APO, halk ve kadın için çalışabilirim.” Birçok yönüyle
herkes böyle bir çelişkiyi yaşıyor. Başkan Apo’nun bu konuda
görüşleri belli olmasına rağmen herkes kendine göre bir yöntemi
esas almaktadır. Ben bunu temel ve önemli bir sorun olarak
görüyorum. Bazı arkadaşların “bu sorun sosyal reformdan sonra
ortaya çıktı” biçimindeki değerlendirmelerine katılmıyorum.
Çünkü bu toplumun ve insanlığın bir sorunudur. Bu nedenle bizim
içimizde ideolojik bir sorundur. Eğer geçmişte kişilik çözülmüş
olsaydı, sosyal reform etkili olmazdı. Böyle bir sorun
olduğundan dolayı tasfiyeci ve ihanetçi grup bu konuyu
kendilerine çalışma ve güç için kaynak haline getirdiler. Bu
nedenle öncelikle Başkan Apo’nun ideolojisini ve felsefesini iyi
anlayın. Çünkü bu felsefe aşkın ve sevginin kendisidir. Bu
felsefede ait olmak, mal olmak, tapulamak yoktur. Bu nedenle bu
konularda iyi tartışın ve özlü kararlar alın, tercih edin. Eğer
bu noktada Başkan Apo’ya katılarak ideolojisini özümsersek, o
zaman bütün diğer konularda kesin katılırız ve önümüzde herhangi
bir engel kalmaz. Çünkü Başkan Apo’da “Savaşımızın özü, aşkın ve
sevginin savaşıdır” diyor. Eğer bu gün kadın ve erkek kadrolar
olarak çalışmalarımız yarı yarıya sonuç alıyorsa yada hiç sonuç
almıyorsa kaynağını bu sorunlardan alıyor. Bu nedenle biz aşk ve
sevgiyle mücadele etmiyor ve gücümüzü amacın hizmetine
koymuyoruz. Hala içimizde aşk ve sevgi bir tabu gibidir ve biz
ona yabancıyız. Ya bir yasaklama ya da devrimden sonra yaşanacak
bir konu olarak anlamışızdır. Tüm bu görüşlerin hepsi yarım ve
yanlıştır. Bana göre de aşk ve sevgi bu yaşamda saklıdır. Bu da
mücadele ve emekle görülebilir. Aşk ve sevgiyle yaşamamız için
kendimize bir erkek bulmak ya da bir kadın bularak özelleştirmek
şart değildir. Çünkü bir insan olarak da sevebilirsin. Çünkü biz
kadın ve erkek olmadan önce insanız ya da çocuğuz. Aşkımız ve
sevgimiz insan ve çocuk gibi temiz olsun. Hiçbirimiz aşk, sevgi
ve duygularımızı bir kişiyle sınırlamalı ve esir düşürmemeli.
Zaten benim için böyle bir süreçte bir bir erkek ya da kadın
aramak, onu sevmekten bahsetmek bir gaflettir. Çünkü hâlâ
zihniyet devrimi, özelde de sevgi devrimi tamamlanmamıştır. Bu
nedenledir ki, iki kişi arasındaki dar ilişki sonuçta aşkı
köleliğe götürmektir. Burada aşkın ve sevginin olmadığını
söylemiyorum. Var ama insanda genel olmalıdır. Her kadın ve
erkek için kabul ettiğim ölçüler var. Bundan dolayı herkesi
sevememezlik edemem. Ama başka bir şey daha var, erkeği sevmek
için koyduğum ölçüleri tümünü bir erkekte bulmam mümkün değil.
Çünkü herkeste teslimiyet ve ihanete gitmek için zemin vardır.
Bu nedenle diyorum ki, ne şekilde olursa olsun bir kişinin
arayışında olmak gaflettir, kendini oyalamak ve zaman
geçirmekten başka bir şey değildir. Bundan dolayı diyorum ki,
bir erkeğe aşık olmadan önce, insanlığın, doğanın ve yaşamın
aşığı olmalıyız.
Artık karar almanın, Başkan Apo’nun ideolojisini özümsemenin
zamanı gelmiştir. Yüreğinde sadece bir erkeğin ya da bir kadının
yeri olan birisinin bir halkın ve Önderinin yaşamasına yol
vermesi mümkün değildir. Eğer yer verse bile bu güçlü olmayacak
ve gün gelecek kopacaktır. Doğrudur, insan karşısındakinden
etkilenir ve etkiler. Bu inkâr edilemez. Burada önemli olan
savaşma sanatıdır. Duygularından kaçmama fakat ona karşı da
yenilmeme ve teslim olmamaktır. Öyle olursa karar sahibi ve
istikrarlı bir kişilik çıkar. Bu da her gün kendini yenileyerek
gelişir. Bu yönüyle beni yanlış anlamayın. Ve “Viyan arkadaş
kişilik sorununu çözerek özgür bir kadın olmuştu.” İstemiyorum.
Şu bir gerçek ki, insan yaşadığı sürece mücadele etmeli,
kişiliğini küçülmesine ve köleliğe doğru gitmesine izin
vermemelidir. Benimde bir kadın olarak geleneksel yanlarım var.
Ancak duygularımdan kaçmamayı kendime her zaman esas aldım ve
onlara hiçbir zaman yenilmedim, teslim olmadım. Aynı şekilde
mücadele içerisinde bir erkek arkadaşın benden etkilendiğini ve
bunun onun mücadelesinde zayıflamasına neden olmuşsa kendime çok
öfkelenmiş ve kendime karşı bir sorgulama içine girmişimdir.
Çünkü bir Kürt, bir kadın olarak bir devrimciyi geliştirebilirim
ama bir insanı mücadeleden uzaklaştırma hakkına sahip değilim.
Sonuç olarak bir kadın olarak Başkan Apo’nun gerçekliğine,
halka, tüm özgürlükçü kadınlara ve siz sevgili yoldaşlara,
Haftanin’deki kadın gücüne, YJA-STAR güçlerine ve bütün mücadele
eden yoldaşlarıma özeleştirimi veriyor, eğer bir eksikliğim
olmuşsa ya da sizi üzmüşsem hepinizden özrümü istiyorum. Burada
mektubumun bu bölümüne son veriyorum. Kadro konferansının ve
bütün mücadelenin başarıya ulaşacağına olan inancımla, hepinizi
kadın duygularımla içten selamlıyor ve sizi tek tek öpüyorum.
27.01.2006
KARANLIK GECELERİN AYDINLIĞI BAŞKAN APO’YA!
Senin ismini
duyduğum ve tanıdığım günden beri yaşamı hissediyor, kim
olduğumu ve nasıl yaşamam gerektiğini biliyorum. Yani fikirlerin
beni bana tanıttı ve anlamlı yaşamayı öğretti. Özgürlüğün
alfabesini bana öğrettin. Senin okulunda zorlanmalar yaşamışsam
da hiçbir gün ikirciklik yaşamadım ve pişman olmadım. Çünkü ben
okulunda anlamın, düşüncenin ve insanın gücünü keşfettim. Çok az
da anladım ki, mümkün olmayan hiçbir şey yoktur. Ama insanın
amacında ciddi olması, ona inanması ve ona ulaşması şartıyla.
Bir kadın ve bir Kürt olarak özgürlük bana amaç oldu ve bu amaca
yürekten inandım. Bunun için hasretle bir anlığına da olsa seni
yakından görmek, kucaklamak, omzunda nefes almak sonra da
özgürlük, kadın ve halkıma ilişkin yüreğimdekileri seninle
tartışmayı isterdim.
Ancak 1998’deki içten ve dıştan geliştirilen kirli uluslar arası
komplo senin ve benim aramda bir ayrılık yarattı ve bu komplo
benim gibi seni görmek isteyen binlerce arkadaşımın da umudunun
arasına girdi. Esir alınışından sonra bende daha güçlü bir
sarsılma gelişti ve yüreğimde karar ve özgürlük gücü daha da
gürleşti. Seni görmenin özlemini ve umudunu hiçbir zaman
yitirmedim. Seni her zaman yakından hissetmenin çabası içinde
oldum. Bundan dolayı içimde her zaman seninle diyaloglar yaptım.
İçimi bir enerji ve ses gibi içime dolduğunu hissettim. Ve
bundan ilham aldım. Birçok kez de rüyalarımın misafiri oldun ve
bundan çok büyük bir mutluluk duydum. Ama gerçek şu ki sana
yönelik tüm duygu ve düşüncelerimi dile getiremiyorum. Ancak
1999 yılından sonra her zaman bir gerçek beynimde
yankılanıyordu. O da şudur; senin gibi büyük bir insanın esir
alınışını kabullenemiyordum ve o insan orayı hak etmiyor
diyordum. Şüphesiz bu esaretin, bir halkın Önderinin ve insanlık
rehberinin tecride alınışının sorumlusu olarak yalnızca komplo
içinde yer alan sahtekâr devletleri görmüyorum. Sahtekâr,
ikiyüzlü, ihanetçi devletlerin ihaneti kadar benim ve diğer
arkadaşlarımın zayıf ve yetersiz yoldaşlığını da bu komplo da
sorunlu görüyorum. Bu yüzden halk ve özgürlük umutlarını size
bağlayan kadınlar her zamanlar kendilerinden utandılar.
Bu gün de 15 Şubat 2006’da Reber Apo’nun esaret altına alışının
8.yılına giriyoruz. Bununla birlikte uluslar arası komplo İmralı
ve Kürt halkı üzerinde yeni ve tehlikeli bir süreç başlatmıştır.
Reber APO ve Kürt halkının barış ve demokrasi çabalarını boşa
çıkarmak istiyorlar. Çok açık teslim olma ve Başkan Apo’dan
vazgeçme çağrısı yapıyorlar. Bizi ehlileştirmek, Başkan Apo’suz,
ideolojisiz, iradesiz bir yaşama alıştırmak istiyorlar. Bu
nedenle bu gün Kürt halkı dünyanın dört bir yanında Başkan
Apo’ya yönelik imha ve inkar siyasetine karşı tepkilerini
haykırıyor. Bende sizin bir öğrenciniz olarak, meşru olmayan
saldırılar karşısında bu yılın 15 Şubat’ında halkımın içinde
size olan bağlılığımı yenilemek istiyor ve halkımın direniş
eylemlerini gürleştirmek istiyorum. Bedenimin ateşiyle sınıflı
toplum uygarlığının buz tutmuş yürek ve beyinlerine bir mesaj
vermek, batının İnsan Hakları Mahkemesinin yalancılığını ve
sahtekârlığını ortaya çıkarmak için tarihin adaleti önünde
birçok insan gibi bir şahit olmak istiyorum.
Başkanım! Gerçekleştirdiğim eylemin nedeni senin ve Kürt
halkının üzerindeki komployu kabul etmemek ve egemen devletler
tarafından size ve Kürt halkına karşı uygulanan haksızlığa karşı
başkaldırmak içindir. Aynı zamanda yetersiz yoldaşlığımın bir
özeleştirisi, halk ve tarih karşısında utanç duygusundan
kurtulmak içindir. Bir tek kişi kalsak bile senin ideolojik
çizginin ve felsefenin başarıya ulaşacağına dair iddialı ve
inançlıyım. Birçok kişi senin şahsında ideolojik hattı yok
edeceklerini düşünüp, söylemektedirler. Ancak ben bunu çok
ciddiye almıyor boş bir iddia olarak görüyorum. Çünkü sen artık
milyonlarca insanın ve özelliklede kadınların yüreğinde,
beyninde ve tüm hücrelerinde yer edinmişsin.. Sen tarihe ve
topluma mal oldun. Sen her zaman kadınının bağlılığını ve dürüst
oluşunu bize tanıttın. Bugün tüm yetersizliklerim ve
zayıflıklarımıza rağmen özeleştirimi vermek, demokratik ve
bilimsel sosyalizme ve yeni paradigmaya yönelik kararlılığımı
göstermek istiyorum. Azda olsa iç gericilik ve dış saldırılar
bir mesaj vermek istiyorum. Çoğu zaman şehit arkadaşlar gibi
keşke canımdan daha değerli bir şey olsaydı ve Başkan Apo’nun,
halkımın ve ezilen kadınların yoluna feda edebilseydim diyordum.
Sizin 1999 yılında esaret altına alınışınızdan sonra her zaman
böyle bir eylem gerçekleştirme kararı beynimde vardı. Ancak
koşul ve şartların uygun olmayışı ve özellikle sizin böyle bir
eylemi kabul etmeyeceğinizi düşündüğümden ben de yaşam
içerisinde dürüstlük ve bağlılığımı size ifade etmek için
mücadele ettim. Bu gün de biliyorum ki, bu eylemimi kabul
etmeyip eleştireceksiniz. Ama ben ne yapayım Başkanım? Bazıları
aşık olup el ele verip kaçıyorlar. Benimde aşık olmam bu
şekildedir. Yüreğim siz olmadan, ülkemin çocuklarının yüzünde
gülücükler olmadan huzur bulmuyor. Bu kararımı böyle bir süreç
ve zamanda sizden ayrı ve uzak geçen 8 yıl geciktirmiş olmamdan
dolayı sizden özür diliyorum.
Çok inançlı ve umutlu olduğumu da söylemek istiyorum. Özellikle
de PKK’nin Yeniden İnşa Komitesine seçilmek için adımı dile
getirdiğinizde ve beni sorduğunuzda, bana dünyanın en büyük onur
ve armağanını verdiğinizi hissettim. Bunu büyük bir onur olarak
görüyorum. Devamla perspektiflerinizde Güney devrimini kadın
devrimi olarak adlandırmanız bende mücadeleye olan inancı
geliştirdi. Şimdi de Güneyin içinde var olan bu ölüm
sessizliğine karşı bir güney kadını olarak yarattığınız çaba ve
değerlerinize azda olsa bir cevap olmak istiyorum. Başarılı bir
sonuç elde edeceğimden dolayı çok mutluyum.
Son olarak görüşme hasretimi, sevgilerimi ve selamlarımı siz
emsalsiz insana sunuyorum. Başkanım bunu hiç unutmayın, sizi çok
özlüyoruz, sizi çok özlüyoruz.
Selam,
saygı ve hasretimle
21. 01.2006
YURTSEVER VE DİRENİŞÇİ KÜRT HALKINA!
Tarih Kürt
halkının kahraman ve fedai bir halk olduğunu ispatlamıştır. Tüm
inkâr siyaseti, Araplaştırma, Türkleştirme ve Farslaştırmaya
karşı tüm yetersizlikleriyle birlikte halkımız kendini korumayı
bilmiş ve tarihten silinmemiştir. İşgalci devletler her zaman
“eğer siz Türkleşir, Farslaşır ve Araplaşırsanız, yurttaşlık ve
bir yaşama hakkınız olur.” demişlerdir. Emperyalist devletler
Kürtleri siyasi çıkarları için nasıl, ne zaman ve nerede bir
maşa gibi kullanacakların ve oyunu başarıya götüreceklerini
sürekli düşünüyorlar. Kürt egemen sınıfları ya da işbirlikçi
kürtler de kendi dar parti, aile ve bireysel çıkarları için her
zaman emekçi kür halkını satmak ve bunun üzerinden ticaret
yapmak istemişlerdir. Kürt halkı öyle bir duruma gelmiştir ki,
dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir tarihte onun gibi bir örnek
görülmemiştir. Tecrit edilen ve yalnızlaştırılan bir halk olup,
suçlu ve bozguncu bir kesim olarak görülmüştür. Bu durum 5000
yıldır yaşanmakta, bu duruma karşı da Kürt halkı binlerce savaş,
kılıçtan geçirilme, ölme, kesilme, göç ettirilmeyle karşı ancak
kendilerini koruyabilmiş ve 21.yy’a gelebilmişlerdir.
Başkan Apo, Kürdistan ulusal kurtuluş hareketi 30 yıldır bu
duruma müdahale etmiş ve Kürt halkını mücadele edecek bir düzeye
ulaştırmış ve yalnızca kendini savunma, öldürme ve kırdırılmayı
bir kader olmaktan çıkarmıştır. Şimdi de tüm dünyaya çağrı
yaparak bu trajedisine son vermek istemektedir. Kendine çözüm,
barış ve demokrasi elinin uzatılmasını istemektedir. Ama ne
insan haklarını koruma adına hareket ettiğini söyleyen güçler,
ne de Kürdistan’ı işgal eden devletler barış eline cevap
vermemekle kalmayıp sonuna kadar büyük bir vahşet, savaş ve
baskıyla cevap vermekte, teslimiyet ve köleliği
dayatmaktadırlar. Bu da uluslar arası komploya dahil olarak yeni
bir konsept şeklinde sürmektedir. Bu yeni konseptin adı da
bağımsız Kürt’ün iradesini kırma ve onursuzlaştırmadır. Kürt
halkını inkar etmediklerini söylüyorlar, ama Başkan Apo’suz ve
PKK’siz bir çözümü esas alıyorlar. Bir taraftan Başkan Apo’ya,
gerillaya ve direnen halka saldırmakta, diğer yandan da kendine
bağlı Kürtleri Ortadoğu projesinin merkezine koyarak kendilerine
bağlı, devlet ve statülerin garantisi haline getirmek
isteyişleri normal bir durum değildir.
Öyle görünüyor ki 2006 yılı çok sıcak geçecek. Düşman topyekûn
bir savaş ilan etmiş ve bunu şimdiden uygulamaya koymuştur. Bu
temelde biz de Kürt halkı olarak her yönüyle çok yönlü ve güçlü
bir mücadele yürütmeliyiz. 2006 yılı sadece kendini koruma yılı
değil, Kürt sorununda çözümü geliştirecek bir yıl olacaktır.
Herkesin kendisini ve halkını koruma ve onur savaşında yer
alması ve iş başına gitmesi şartıyla başarının teminatı
elimizdedir. Bunun için her Kürt insanı, her aydın, her örgüt,
bütün toplumsal sınıflar, bütün şehirler, köyler, kendine
insanım ve kürdüm diyen herkes bu yılda eylem haritasına sahip
olmalıdır. Bu haritanın yalnız ve yalnız amacı özgürlük ve
başarı olmalıdır. Artık çaresizlik ve yenilgi değil, 21.yy.da öz
mücadelemizle kaderimizi belirlemeliyiz. Uzak ve yakın zamanda
üç temel noktayı eylem haritamızın dayanağı yapmalı ve bütün güç
ve yeteneğimizi bu yolda harekete geçirmeliyiz.
Birincisi; Kürt halkı ve Kürt kadınları olarak Başkan Apo’nun
özgürlüğü için “Başkan Apo’suz yaşam olmaz!” şiarı ile adım
atmalı ve bu gerçeği bu slogan olmaktan çıkartılmalıdır. Bu
nedenle her günümüz 15 Şubat 1999’daki gibi cesaretli ve anlamlı
geçmeli, ama bilinçli ve örgütlenmiş olmalıdır. Çünkü gerçekten
de 15 Şubat 1999’da Kürt halkının serhıldanları çok sıcaktı ve
Kürt insanı şunu ispatladı ki Reber APO onları için vazgeçilmez
bir gerçek, savaş ve barışın temel gerekçesidir. O yılın
iradesinin Başkan Apo’ya yönelik komploya karşı bir kez daha
yüreğimizde kendini yenileyeceğine, Önder Apo’nun koşullarını
düzeltmede ciddi gelişmeler yaratacağına, çok yakın bir zamanda
Reber APO’nun özgürlüğünün zeminini garantileyeceğine
inanıyorum. Çünkü 15 Şubat 1999’da ki direniş ruhu tüm dünyayı
sarsmıştır. Bu nedenle dünyanın dört bir yanındaki Kürtleri bu
yılın 15 Şubatını da özgürlük mücadelesinin bir başlangıcı
haline getirmeye çağırıyorum.
İkincisi; meşru savunma çizgisinde halkların birliğine zarar
verilmemesi, kan dökülmemesinin hedeflenmesi için demokratik
eylemler ve halk direnişiyle bir olarak tüm gençler -ister
kadın, ister erkek olsun- hepsi birer gerilla gibi yönünü
dağlara çevirmeli ve Şehirlerdeki misilleme hakkını sadece
HPG’den beklememelidirler. Düşmanın, savaş isteyen ve Kürtlerin
yok edilmesinde başrolde olan güçlerin maddi ve manevi
kaynakları hedef alınmalıdır. Çünkü bunlar Kürtlerin
katledilmesinde ve yok edilmesinde rol sahibidirler. Kürt
gençleri ve kadınları nasıl ki, dün rollerini oynadıysalar bu
gün de pasif eylem tarzını aşarak birer gerilla gibi şehirlerde
büyük eylemler yapmanın fırsatını yaratıp, gerçekleştirmeleri
gerekir. Çünkü bugün mücadele ve kararlılık günüdür. Yetersiz
eylemler büyük bedeller ve hak etmediğimiz sonuçları kendisiyle
getirecektir. Bunun için imkân var devlet bir sarsılma içindedir
ve o kadar da güçlü değil. Eğer öz savunma temelinde eylem
gerçekleştirirsek devlet çaresiz kalacak ve İmralı’yı çözüm
muhatabı yapmak ve Kürtlere barış eline uzatmak zorunda
kalacaktır. Eğer bu gerçekleşirse Kürt kadının ve gençlerinin
barışa dair istemleri anlam bulacaktır. Çünkü barış ve çözüm
büyük bedeller ister.
Halkın eylem haritasında üçüncü dayanak da; Kürdistan
Konfederalizm sisteminin örgütlendirilip, geliştirilmesidir. Bu
yönlü Başkan Apo sürekli sorumlu kurum ve kuruluşların ağır
hareket etmesini eleştirmektedir. Şehitlere cevap vermenin,
halkın yıllarca yürüttüğü mücadele emek ve değerlerine aynı
zamanda Başkan Apo’ya bağlılığın temel ölçüsü Konfederalizm
sisteminin kurulmasıdır. Çünkü Demokratik Konfederalizm
demokratik çözüm yolu olup, Kürt halkının kendi öz yönetiminin
sistemidir. Eğer bu sistemi iyi anlayıp alttan üste doğru
örgütlenmesini sağlarsak o zaman hiçbir zaman devletleşmeye
ihtiyaç duymayacağız. Dil, kültür ve kimlik haklarımızı elde
etmeyi devletten değil, kendimizden bekleyeceğiz. Bu çerçevede
askeri, siyasi ve örgütsel olarak büyük bir katılım
gerekmektedir. Çok yakın bir zamanda Kürt halkının özgürlüğünün
doğuşunun gerçekleşeceğine inanıyorum. Nasıl ki ulusal diriliş
devrimi süreci başarıldıysa, bugünde çaba ve irademizle
demokratik çözüm süreciyle başarı elde edilerek ulusal trajediye
son verilecektir. Bende sizin bir çocuğunuz olarak eylemlerinize
katılmak ve siz değerli ve fedakâr halkıma borcumu ödemek
istiyorum. Kürdistan kutsal dağlarında düşmanın halk ve gerilla
arasında yarattığı zorlukları aşarak kışın soğuğunu yenerek
ateşli bir eylemle gerilla dürüstlük ve bağlılığını göstermek
istiyorum. Aynı zamanda bu müjdeyi ve mesajı vermek istiyorum
ki, tüm eksikliklerimize rağmen içimde zerre kadar PKK ve
Kürtlük ruhu, fikri bende olana dek Sema ve Serdar ARI gibi
irade ve inançla kendimizi feda etmeye hazırız. Barış ve
özgürlük dolu bir yaşam için zaferin çok uzak olmadığını
düşünüyorum. Eğer uzak da olsa zaman, hiçbir şekilde mücadele
inanç ve irademizi kıramaz. Son olarak da sizin gibi bir halkın
çocuğu olmaktan mutluluk duyduğumu belirtiyorum.
KUZEY KÜRDİSTAN’DAKİ KÜRT HALKINA!
Kuzey
Kürdistan dağlarından serhıldanlarınızın sıcaklığına doğru
yürümenin özlemini hep duydum. Bütün umut ve amaçlarım odur ki,
herkes gibi sizin de, barışçıl ve özgür bir ortamda diliniz,
kültürünüz ve ulusal kimliğinizle yaşamanızdır. Ben bir birey
olarak bunu görmeyebilirim. Ancak şimdiden bu gerçekliği
hissediyor ve buna inanıyorum. Zaten bunu bizim görmemiz de çok
önemli değil. Ama sadece yaşamlarını kâbusa dönüştüren,
geleceklerini ve güneşlerin karartanlara küçük elleriyle taş
atan çocukları görmek yeterli.
Başkan Apo size yakındır. Bu nedenle siz çok şanslısınız. Ama
sizin omuzlarınızdaki yükün çok ağır olduğunu iyi biliyorum.
Çünkü o sadece bir halkın önderi değildir, o tarihin ve
insanlığın emanetidir. Bu nedenle özgürleştirilmesi ve korunması
çok zordur. Durmaksızın ve yorulmaksızın yürüttüğünüz mücadele
bu yüzden çok kutsaldır. Ben de özeleştirimle sizi kutluyorum.
Bundan sonrada Kürt halkının demokratik referandum için
topladığı imza kampanyası ve diğer tüm demokratik eylemlerin
demokratik barış sürecini yapılandıracağını umut ediyorum. Sonuç
olarak tüm sevgili halkımızı Başkan Apo’nun ve onun örgütleri
etrafında toplanmaya çağırıyorum. Hiçbir grup, topluluk ve
umutsuz kesimleri önünüzde engel yapmayın ve yalnız ve yalnız
gözünüz başarıda olsun!
Selam ve
saygılarımla
GÜNEY KÜRDİSTAN’DAKİ KÜRT HALKINA!
Başta
Kürdistan’ın görkemli dağlarından bir kadın gerilla olarak
selam, saygılarımı ve bağlılığımı size sunuyorum. Bu gün güney
Kürdistan’da ortaya çıkan tarihi kazanım ve başarılar için
mutluyum ve bu başarılardan dolayı sizi kutluyorum. Bu başarı
binlerce şehidin kanı ve yüzyıllarca süren halkımızın emek
mücadelesiyle oluşmuştur. Kürdistan’da bugün yaşanan ve siz
yurtseverleri sevindiren gelişmeler Halepçe, Enfal, göç, ölüm ve
talan gibi büyük bedel ve kurbanlarla elde edildi. Bu nedenle
Kürt halkının iradesini koruma, geliştirme ve Irak’ın
demokratikleşme meselesi ve demokratik sistemin
geliştirilmesinde onurlu ve şerefli olan her Kürt üzerine düşen
görevi yerine getirmelidir. Tersi bir duruş içinde olmak
talihsizlik olur. Burada en önemli nokta halkımızın bu
kazanımlarını büyük bir duyarlılıkla koruması ve onların
geliştirilmesi için çalışmasıdır. Çünkü şu iyi bilinmelidir ki,
hâlâ bölge ve Kürdistan’da Kürt halkı üzerindeki tehlike ve
savaş çanları ortadan kalkmış değildir ve buna karşı genel bir
tutuma ihtiyaç var.
Tarihte batılı devletler, özellikle de Amerika’nın kendisi Kürt
sorununun oluşumunda bir sebep olmuştur. Buna rağmen utanmadan
halkın emeği ve şehitlerimizin kanı üzerinde büyüklük
taslamaktadırlar. Kendilerini tarihte Kürdistan’da yaratılan
kazanımların sahibi olarak görüp Güney Kürdistan’ı Ortadoğu’daki
siyasetlerinin ve çıkarlarının önüne bir savunma kalesi gibi
koymak istiyorlar. Bir yandan kirli planları içerisinde
Güneydeki Kürtleri Türkiye, Suriye ve İran’a karşı ne zaman ve
nerede kullanacaklarının hesabını yaparken, diğer yandan da
Kürtlerin sınırı aşmaması için hep kontrol altında
tutacaklardır. Güney Kürdistan’ı diğer parçalardaki Kürtler için
bir tuzak haline getirerek Kürtleri birbirine kırdırtmak
istiyorlar. Bir taraftan PKK’yi terör listesine koyup, Başkan
Apo’yu yakalatmaları diğer yandan da Güneydeki liderlere ve Kürt
federasyonuna evet demeleri tesadüfü bir şey değildir. Bunu iyi
görmeli ve Güney halkı olarak da onaylamamalısınız. Suriye, İran
ve Türkiye Güney Kürdistan’daki kazanımları yok etme çabasına
devam ederek düşmanlık ve karşıt siyasetlerinden geri adım
atmamaktadırlar. Kürt egemen sınıfları ve çıkarcıları özellikle
hizip, aile ve partilerden oluşan güçler Kürtlük siyaseti adı
altında yüzlerini maskelemiş ve halkın kanı üzerinde pazarlık
yapıyorlar. Bu kadar nazik ve hassas bir süreçte Kürdistan’ın
dört parçasında ve Kuzey Kürdistan’da özellikle siyasi çözüm
diyalogu ve Kürt sorununun çözümü tartışılırken, Mam Celal’in
Türkiye ve Amerika’ya söylediği “Apo’yu susturun!” sözü büyük
bir utanç olup, onaylanmamalıdır. Artık Kürtler için birbirine
karşı plan yapmak, savaşmak utanç vericidir. Çünkü bütün
parçalardaki Kürtlerin sorunu tüm Kürdistan’ın sorunu
olmaktadır. Kürdistan’ın her dört parçasının kaderi et ve tırnak
gibi birbirine bağlıdır. Özelliklede Kürdistan’ın en büyük
parçası olan Kuzey Kürdistan Kürtlerinin sorunu çözülmeden
Kürdistan’ın diğer parçalarının şerefli ve özgür yaşamaları
mümkün değildir. Bu temelde Güney Kürdistan’daki tüm Kürtlere
Kuzey Kürdistan devrimine yönelik sessizliği ve sorumsuzluğu
onaylamamaları çağrısında bulunuyorum. Çünkü sessizlik ölüm
anlamına gelmektedir ki, Güney Kürdistan’da yeni kazanımların ve
gelişmelerin ölü doğmasına neden olacaktır. Dolayısıyla kadın,
çocuk, genç, yaşlı ve aydın hep birlikte demokratik referandum
ve Başkan Apo’yu korumaya ve onu Kürtlerin siyasi iradesi olarak
kabul etmede oyunuzu kullanın. Bütün imkan ve kazanımlarınızı
Kürdistan’ın diğer parçalarındaki eylemlerle dayanışma için
kullanmalısınız. Bu konuda halkımızın direniş iradesine inancım
vardır. Çünkü Güney halkı fedai bir halk olup, Halepçe,
başkaldırı ve özgürlük serhıldanın halkıdır.
Bende sizin bir kızınız olarak on yıldır sizden aldığım direniş
kültürü, PKK ve Başkan Apo’dan, özgür kadın hareketinden aldığım
irade ve bilinç ile Kürdistan dağlarında Kürt halkı ve Kürt
kadınının özgürlüğü için çaba ve mücadele veren bir kadınım.
Bütün amaç, umut ve çabam dört parçadaki Kürtlerin özgürlüğüdür.
Güney Kürdistan’ın demokratizasyonu ve zihniyet özgürlüğü,
intiharların, çaresizliğin, kadın köleliğinin, gençlerin
kaçışının ve diğer tüm toplumsal sorunların sona erişi
olacaktır. Bu temelde eylemimle bu amaca olan bağlılığımı
göstermek için kendimi feda ediyor ve siz değerli insanlara bir
mesaj vermek istiyorum. Bu eylemim çaresizlikten ve acıdan
kaynağını alarak intihar eden kadınlarınki gibi değildir. Ama bu
eylem yaşam aşkının, zihniyet gelişimi ve özgürlüğün eylemidir.
Aynı zamanda Leyla KASIM, Zilan ve Semaların direniş
çizgilerinin bir devamıdır. Bu mesaj ve eylemimi tüm halkımızın
ve bütün Kürt kadınlarının kulaklarının duymasından dolayı çok
mutluyum. Güney Kürdistan’daki halkın içinde gelişen mücadeleye
ve yeni örgütlülüğe az da olsa güc katacaktır. Sonuç olarak da
Güney Kürdistanlı bir kadro olarak özeleştirimi veriyorum.
Yeteri kadar güçlü bir öncülüğü yerine getiremedim. Başkan
Apo’nun kadın özgürlüğünü Güneyin toplumsal devrimi olarak
gördüğü ideolojisini yeteri kadar tanıtamadım.
-YAŞASIN
BAŞKAN APO!
-YAŞASIN PKK VE PAJK!
-YAŞASIN KJB VE KKK!
-BİJİ HPG VE YJA-STAR!
-YAŞASIN ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜN YOLU OLAN TÜM ŞEHİTLERİMİZ!
-KAHROLSUN İHANET VE ULUSLAR ARASI KOMPLO!
-KAHROLSUN HER TÜRDEN GERİCİLİK VE EGEMENLİK!
Selam ve
saygılarımla
01 Şubat 2006
SEVGİLİ AİLEME!
Başta selam
ve saygılarımı anne, baba, kız kardeşlerim, erkek kardeşlerim ve
tüm akraba ve dostlara gönderiyorum. Sağlıklı olmalarını diliyor
tek tek gözlerinden öpüyorum.
Sevgili ailem,
Yaklaşık on yıldır mücadelenin imkân ve koşullarından dolayı ve
biraz da size olan kızgınlığımdan size mektup göndermedim. Başta
Başkan Apo ve PKK öncülüğündeki Kürt özgürlük hareketine ve
kadın özgürlük hareketine katılışım konusunda birbirimizi
anlamayışımız sıkıntılara sebep oldu. Ama on yıldan sonra
Kürdistan’ın dört parçasından binlerce genç kadın ve erkeğin
tercih ettiği bu yolu ve mücadeleyi anlayacağınızı umut
ediyorum. İsteseniz de istemeseniz de siz bu devrimin bir
ailesisiniz. Kapınızı, yüreğinizi arkadaşlara ve milyonlarca
insanın ve kızınızın sevdalısı olduğu bu fikir ve amaçlara
kapatmak size yakışmaz! Sizler toplumda saygın ve değerli bir
yere sahipsiniz ve siz o Kürtlersiniz ki, tarihinizde Halepçe,
Enfal, kurban ve sürgünler yurtseverliklerinize şahitlik
etmiştir. Siz “Aslan aslandır, ha erkek ha dişi!” doğrusu
temelinde bir mücadele felsefesine sahip bir halktansınız. Bu
nedenle ulusal sorunun çözümüne katılan bir kadının katılımını
ve iradi varlığını bir utanç ve namus konusu olarak ele
almamalısınız. Artık toplumun geri ve geleneksel yanlarının
peşine düşmemeli ve kadının toplumsal bir varlık olduğunu
kendinize itiraf etmelisiniz. Çünkü kadının bir insan olarak
kabul edilmesi toplumun ve halkın iradesinin onaylanmasıdır.
Eğer böyle olmazsa yaşam eksik kalır. Artık sizin de karar verme
vaktiniz gelmiştir. Halkın ve insanlığın tarihine, direnişine,
kahramanlığına sahip çıkmalı ve siz de şerefli ve namuslu her
Kürt gibi biz de varız ve kendi gücümüz oranında hizmet edeceğiz
diyebilmelisiniz.
Sizden ayrıldığım zaman 15 yaşındaydım, şimdi 24 yaşındayım.
Sizden rica ediyorum, biraz objektif düşünün ve kendinize “bu
kızımız ne yapıyor ve ne için ve nasıl mücadele ediyor. O da
Awaz, Xalıt ve bazıları gibi geri dönüp kendisi için yaşayamaz
mıydı?” diye bir sorun!
Bundan böyle arkadaşlar evinize gelip size uğrasınlar. Siz de
onlara uğrayın. Mektuplarımı okuyup benim ve arkadaşların
yaşamlarını sorun. Sürekli ROJ TV izleyin ve Mezopotamya’nın
Sesini dinleyin. Başkan Apo’nun kitaplarını okuyun. O zaman
kızınızın neden böyle bir yola başvurduğunu anlayacak ve bu
yaşamda kalmama anlam vereceksiniz. Şöyle ya da böyle yapın
demiyorum ama siz elinizi vicdanınıza koyun ve kendiniz
kararınızı verin.
Bu yönüyle kendime yönelik sadece bir şey söyleyeceğim. Yaklaşık
9 yıldır hiçbir gün ihanet ve pişmanlık fikrini yaşamadım.
PKK’de çok şey anladım ve bundan dolayı çok onurluyum. Anladığım
en temel doğrulardan biri de anne, baba, kız ve erkek
kardeşlerimi ve tüm insanlığı sevmek oldu. bir dönem size çok
öfkelendim ve “neden beni yanlış anlıyorlar ve kendilerini PKK
dışında görüyorlar!” diyordum. Zamanla sadece sizin suçlu
olmadığını anladım, çünkü sizin tavrınız yüzyıllarca süre gelen
siyasi ve zihniyet sorunlarından ve geriliklerden kaynağını
alıyordu. Sizinle tartışma konusunda fırsat yaratmadığım için
benim de yetersizliklerim oldu. Bu açıdan da sizden özrümü
istiyor, sizin de hem bir aile ve hem de her Kürt insanı gibi
yüreğimde ve beynimde yer edindiğinizi belirtmek istiyorum.
Mutlu bir yaşamın yaratılmasının yolunda yaşamımı feda etmeye
hazırım. Bana sarf ettiğiniz emeğe cevabım şehitlerin kanına
ihanet değil, onlara sahip çıkmak ve kendini feda etmektir.
Bu eylemim Kürt halkının inkâr siyasetine ve Başkan Apo’nun
üzerindeki tecrit siyasetine bir cevaptır. Kürt halkının ve
kadınının özgürlük yolunda zulüm ve baskılara karşı canımdan
başka vereceğim daha değerli bir şeyim olsaydı onu da verirdim.
Ama Kürt halkının her gün ayakta olduğu ve başarıya doğru
gittiği böylesi bir dönemde benim gibi bir kadının kendini feda
etmesini çok yetersiz görüyorum. Ben de birçok arkadaş gibi
kendimi halka ve acı çeken kadına borçlu görüyorum.
Hepiniz için çok şey yazmak ve hepinize tek tek bir şeyler
söylemek isterdim, ama eylemi gerçekleştirmeye birkaç saat
kaldı. Zamanın kısıtlığından dolayı size bundan fazla
yazamıyorum. Çünkü sizin kadar ve sizden daha fazla söz vermem
gereken kız ve erkek kardeşlerim ve insanlarım var. Son olarak
bir şey söylemek istiyorum. Eğer siz birbirinize karşı doğru bir
sevgiye sahipseniz sizden ricam amaç ve yöntemimi doğru anlayın
ve yanlış değerlendirmeyin. Çünkü ben bunun için yaşadım ve
bunun için kendi elimle şahadet planımı belirledim. Awaz’ın
tekrar gerilla saflarına katılmasını, silahımı kaldırıp
Kürdistan özgür dağlarının kucağına geri dönmesini vasiyet
ediyorum. Çünkü ben onu çok seviyorum. Çünkü o yoldaşları içinde
olmayı hak ediyor.
Aynı şekilde diğer erkek ve kızlarında kendilerini ve
geleceklerini tanımaları ve irade kazanmalarına engel olmayın.
Son olarak selam, sevgi ve saygılarımı size sunarken,
mutluluğunuzu ve onurlu olmanızı umut ediyorum.
SELAM VE
SAYGILARIMLAGERİLLA KIZINIZ
LEYLA WALİ
HÜSEYİN- VİYAN SORAN
01 ŞUBAT
2006
EYLEMİN
GERÇEKLEŞECEĞİ GECE
|