VİCDAN...
Nesrin
Doğan Nucan
Şehitler mücadelemizin soylu direnişini gösteren yaşamlarıyla
örnek oldukları kadar şahadetleriyle de yaşamı sevmenin
abideleridirler. Onlar ki bu yaşamı özgürce ve doğru yaşanması
uğruna canlarını hiç tereddüt etmeden feda etmenin yolunu
kahramanlıklarıyla taçlandırdılar. Özgürlüğe ulaşmak uğruna
ölünmesi gerekiyorsa ölmek, yaşanması gerekiyorsa doğru
yaşamanın mesajını verenlerdir. En büyük vicdan devrimini
iliklerine kadar yaşadılar. Bizlere vicdanlı yaşamamız ve
sorgulayarak kendimizi onlara ve halka layık olmamızın en yakıcı
mesajını verdiler. Bundandır ki onları yazmamak, dillendirmemek
en önemlisi yaşamsallaştırmamak, onlardan bihaber yaşamak olur
ki, buda vicdana sığmaz. Bu yazımın adını vicdan koydum. Çünkü
bunu yazmakla bir nebze de olsa vicdanımızı sorgulamış, onlara
sahip çıkacağımızı düşünüyorum.
Nedir vicdan? Kişinin yargıcı mıdır? Doğrunun anahtarı mıdır?
Yoksa toplumun adaleti midir? Bir çağrıdır köhnemiş, buz tutmuş
kalplere. Daha da çoğaltılabilinir. Yaşamımızın felsefesini
oluşturan vicdandır. Bunun en güçlü muhasebesini yapan
şehitlerden biride Hevidar yoldaştır. Kadın özgürlük hareketinin
öncü kadrosuydu. Kaldığı tüm alanlarda mücadele tarzı, duruşuyla
sorgulayan, sorgulatan ve ölçüleriyle çizgiyi en derin anlayan
bir kişilik yapılanması vardı.
Bazen diyorum keşke geçmiş bu gün olsa bu günde geçmişten bir
anı olsaydı. Kadınca yaşamın saf, temiz, sadeliğini yüreğimizin
bir köşesinde taşıyor olsak da senin gibi anı anına yaşamakta
hep eksik, yetersiz kalıyoruz. Yaşadığın her anın anlamını
bilerek ve anlam katarak yaşadın. Zaten vicdanlı olanlar anlamı
yaşarlar. Kadın ordulaşmasının en çetin yılları olan 94-95’te
Zagroslar’da beraber kaldık. O yılların bin bir zorlukla
oluşturulan özgün kadın bölüğündeydik. Hem eğitmen hem
komutandı. Görevi eğitimdi. Ordulaşmayı bizler henüz anlamaya
çalışırken O kadının birbiriyle yapması gereken paylaşımcılığı,
adaleti, sevgiyi, anlamayı ve özgücüne dayanarak mücadelenin her
sahasında katacaklarını anlamış uyguluyordu. Bizim kendine
güvenmeyen, egemenlikli zihniyete dayanmaya çalışan
zihniyetimize çok kızdığı zaman bize güneşin altında eğitim
verirdi. Davranışlarıyla bir şeyler anlatmak ve doğru yere çekme
gayretini yılmadan ve usanmadan gösterirdi. Kadının en büyük
aşığının kadına güvenmekle olacağını her fırsata anlatırdı. Ne o
zamanın savaş koşulları ne de egemenlikli yaklaşımların
dayatmaları ona geri adım attıramazdı. Ruh birliğinin, beyin
birliği yaratacağının bilinciyle halaylar, moraller ve farklı
yollarla bütünlüklü durmanın çabacısıydı. Kimilerimiz kafamızı
çarpa çarpa çok sonra öğrenebildik anlattıklarını. Oysa sen acı
çekmeden de öğrenilebilineceğini daha o zaman söyledin.
Öğreterek yaşamayı bir felsefe yapmıştın kendine. Seni unutmamak
için yıldız saymaya gerek yok. Çünkü sen unutulamayacak o kadar
güzel yaşam anlayışlarını bıraktın ki her adımımızda bizimlesin.
Bu gün tüm insanlığın aradığı şey aynıdır. Her kes güzelliği,
temizliği, saflığı kısacası ahlaklı yaşamı, eski ruh, emekle
kurulan ilişkileri, dostça yardımı, paylaşımı arıyor. O yaşam ki
anaların vicdanıyla örülmüş, ak sütüyle büyütülmüştür. Hevidar
yoldaş bu geleneğin özüyle yaşayan, yaşatmaya çabalayan bir
yoldaş canlısıydı. Hani suya bakarsın ya kendini gördüğünü
sanırsın oysa iliklerine kadar ıslandığında ancak kendini o
vakit görmüş sayılırsın. Hevidar arkadaş iliklerine kadar his
eden, yaşayandı.
Gözlerinin kıyısında yeşeren nice fidanlar oldu. Seni görme,
kucaklama umuduyla. Bitimsiz özleminle büyüdüler. Özlem
özgürlüğün kırbacıdır bilirsin. Ondadır ki sesine kulak açan her
fidan da güzel yüzünün emareleri var.
Romanın yazılmadı belki ama sen zaten yaşayan geçmiş gelecek tüm
zamanların en canlı romanısın. Çünkü hiçbir kalp unutmadı seni
bildikten sonra. Hiçbir göz silemedi seni gördükten sonra.
Özgürlük sevdan seni her yüreğe taşımaya yetmiştir.
Hevidar saf bir Avaşindir Basyanın muğlâklığını kabullenmeyen,
Sümbül misali uzun bir soluktur, Çarçela gibi başı dik,
ihtişamıyla büyüler Ciloyu. Asidir kartal misali, kapsayıcıdır
Govende gibi kucaklar tüm güzellikleri. Zagros gibi çekicidir
tarihine layık yaşayan. Bitimsiz güzelliğini nasıl anlatayım
Zagros’ların Tanrıçası. Kimi zaman gözyaşı kadar yakın ama kimi
zaman uçurum kadar uzak kaldın. Ama papatyanın taneleri kadar
ayrılmaz bütünlülükte oldun.
Çoktan unuttum biriktirdiğim yıldızların isimlerini
Kaybettiklerimin ardından ağlamayı ve nedensiz gülmeyi çoktan
unuttum.
SENİNLE BAŞKA DÜNYADA
Seninle başka dünyada örneğin
Güllerin, kuşların ya da başka bitkilerin
Egemen olduğu bir dünyada karşılaşsaydım
O zaman ne sen beni ne de ben seni
Görmezdim.
Kadınlar tüm dünyanın sırdaşıdırlar
Ben daha yüce algılarım
Sakınırım seni her şeyden
Ve her kesten
Senin gelmenin umuduna bağladım
Tüm çıkmaz yolları
Söylesene nasıl rahat olsun
Bu gözler seni görmedikten sonra
Bak gene kapkara bulutlar geldi güneşi kapatmaya
Nasıl konuşsun bu dil seninle konuşmadıktan sonra
Satırlar arasında öyle kalakaldım.
Hangi satırla başlayıp hangi mürekeple yazayım
Nasıl yazılır böyle zamanlarda bilinmez ki.
Bir şey var ki yüreğimde adını özgürlük koyduğum.
Adını arkadaşlık koyduğum
O arkadaşlık ki
Damarlarıma işlemiş
Anlatılması mümkün olmayan
O hava ki beni sihir aleviyle
Uzak diyarlara, kuşlara, martılara
Nice baharlara savuran
Bak yine güz geldi
Seni sarı ayrılık evlerine götürmeye
Zaman geldi artık
Saatler çalıyor, saniyeler doluyor
Vaktin geldiğine işaret ediyor
Seninle devam ediyorum tüm patikaları
Bir senfoninin devamı gibi
Yüzümü okşuyor senden gelen rüzgar
O rüzgârlar ki Nergis, Nesrin, Papatya
Sen kokar Hevidar
Unutma yaşam seninle güzel, yaşamımıza ışık tutan güzel.
Gözlerinden öperim.
Geri Dön
|