ÖZGÜRLÜK ŞEHİTLERİ  

DENİZLERİN ARKADAŞI OLMAK…

Şerda Mazlum…
 

“Bir kıvılcım düşer önce
Büyür yavaş yavaş
Bir bakarsın volkan olmuş yanmışsın ARKADAŞ
Dolduramaz boşluğunu ne ana ne gardaş
Bu en büyük bu en güzel duygudur ARKADAŞ
Ortak olmak her sevince, her derde, kedere
Ve yürümek ömür boyu beraberce el ele
Olmasın o ta içten gülen gözlerde yaş
Bir gün gelir seninle ayrılsak bile ARKADAŞ…”

Yaşamla her birimiz arasında apayrı ilişkilenmeler söz konusudur. Yaşama yüklediğimiz en değerli anlam gerçek olana ulaşmaktır. Gerçek aşk, gerçek bağlılık ve gerçek arkadaşlık. Gerçek arkadaşlık gerçek aşk ve bağlılıkla kurulur ve sevgiyle ilmek ilmek örülür. Arkadaş olmak birbirine arka çıkmak, her koşul altında birbirini sevmek, emek harcamak ve mutlu günlerinde olduğu kadar zorlu günlerinde de yalnız bırakmamaktır. Arkadaşlık ana baba, kardeş, yar sevgisinden çok daha derin anlamlara sahiptir. Herkesin kendini yalnız ve yaralı hissettiği doğal akışından sapmış bir yaşam gerçekliği içerisinde ruhumun yarısı diyebileceği, yüreğinin yarısı olarak gördüğü ilişkileri, arkadaşlıkları yaratması ve bulması oldukça zordur. Bu tür arkadaşlıklar kolay kolay yaratılamaz. Böylesi arkadaşlıklar kolay kolay bulunamaz. O yüzden bulunduğu zamanda unutulmaz ve vazgeçilmez. Arkadaşlığın kitabında yalana, kaygıya, fesada, hesaba, kitaba yer yoktur. Arkadaşlığın kitabında herşey en güzelinden, doğalından ve sadesinden yaşanır. Öyle çok sözler söylemeniz, uzun uzadıya konuşmanızda gerekmez. Birbirini tanımanız, anlamanız ve hissetmeniz için sadece gözlerinize bakmanız yeter. Arkadaşlık şiir gibidir, akışkan duru bir su gibi. Arkadaşlık yaşam gibidir çelişkili ve kavgalı. Birbirini teslim alma, benzeşme ve mülk edinme yoktur arkadaşlık ilişkisinde.
Arkadaşını yaratmak ise dünyanın en zorlu ve en güzel uğraşıdır. Önderliğimizin çocukluğundan itibaren yapmaya çalıştığı kendi özgür toplumsallığını arkadaşlarıyla yaratma arayışıdır. Önderliğimizde varolan bu karakter özelliği daha sonrasında grup ilişkilerinden tutalım partileşme aşamasına ve günümüze kadar hareketin temel karakterini oluşturmuştur. Bu anlamıyla özgürlük hareketimizin en temel amacı kendi arkadaşını yaratmaktır. Kendi arkadaşını yaratmak ahlaki ilkeler doğrultusunda gerçekleştirilmekte ilkelere dayanmayan bir ilişki örgüsü arkadaşlık olarak görülmemektedir. Özgürlük hareketimizi bugün erkek egemen sistem karşısında bu kadar güçlü ayakta tutan grup döneminde Önderliğimizin yaratmak istediği arkadaşlık ilişkilerinin sonrasında hareket içerisinde yaygınlaştırılarak hareketin en temel ve yaşamsal ilkesi durumuna getirilmesidir. Mücadeleyle yaratılan arkadaşlıklar, kavga, dava, savaş, mevzi ve yol arkadaşlıkları dünyanın başka hiçbir yerinde hareketimizde yaşandığı gibi yaşanamaz. Yaşam kavgasında özgürlük savaşçılarını ayakta tutan en temel değer arkadaşlıklardır. Arkadaşlıkların güçlü olması kişide dağları devireceğine inancı geliştirir. Arkadaşlıklarla yaratılan sevgilerin gücü karşısında hiçbir iktidar duramaz. Tüm iktidarlar güvenle ve sevgiyle kurulu arkadaşlıklar karşısında yıkılmaya mahkûmdur. Büyük arkadaşlıklar kuranlar büyük yaşarlar. Bizi biz eden bazen bize bizden yakın olan ve en zorlu günlerimizde uçurumun kenarından düşmek üzereyken bizleri kanatlandırıp uçuran ya da kör kuyulardan günyüzüne çıkaran arkadaşlıklarımız en anlamlı ve değerli arkadaşlıklarımızdır. Arkadaşının gerçeği senin gerçeğindir aslında. “ Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” sözü yaşam deneyimlerinden süzülerek ulaşılmış bir gerçekliktir. Şeyh Bedrettin’le Torlak Kemal’in arkadaşlığı, İsa’yla havarilerinin yol arkadaşlığı, Marx ve Engels’in yoldaşlıkları, Önderliğimizle Hasan Bindal arkadaşın çocukluk arkadaşlığını dava arkadaşlığına dönüştürmeleri bu sözün gerçekliğini daha çarpıcı bir biçimde göstermektedir. Önderliğimiz tarihe canlı ve dinamik bir gerçeklik olarak yaklaştığından kendi arkadaşlıklarını tarih içerisinde de yaratmıştır. Bu arkadaşlıklarda tarihle günceli buluşturmuştur. Kimi zaman Spartaküs’le arenalarda kavgaya tutuşmuş, Sokrates’le Atina sokaklarında diyaloglar geliştirmiş, Zerdüşt’le Sebelan mağarasında inzivaya çekilmiş, Mani’yle ışık bahçelerinde dolaşmış, Hallac-ı Mansur’la, Bruno’yla, Nıetzsche’yle arkadaşlık yapmıştır. Bu arkadaşlıklarını Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Haki Karer ve Kemal Pir arkadaşlığıyla güncel ifadeye kavuşturmuştur.
“1970’ler Ankara’sında devrimci gençliğin sesi gür ve korkusuzdu. Tuzaklı bir sahada korkusuzluk olduğu hissediliyordu. Ama onlar benim soy varlığıma sahip çıkacak kadar cesur ve özverili idiyseler ve eğer bende sınırlı bir onur duygusu varsa, bu gençleri takip etmekten geri duramazdım. Mahir Çayan’ların Kızıldere’de şahadeti ve Deniz Gezmiş’lerin idamları, biz namuslu sempatizanlara anılarını takip etme görevi vermişti. Artık okul bir bahaneydi. Halk adına hareket edeceğim kesindi. Ama en başta idam sehpasında bile adı haykırılmış benim halkım, Kürt halkı nasıl bir halktı? Bunun bilinmesi gerekiyordu. Ulusal soruna böyle başladım.”
Türkiye sol hareketleri bu görkemli mirasın etkisine dayanarak adımlar atmışlar, bu yiğit kahramanların efsaneye dönüşen hikâyelerini anlatarak gençleri örgütlemişlerdir. Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve İbrahim Kaypakkaya’nın yaşam hikâyeleriyle gönlü fethedilen pırıl pırıl gençler bu efsaneleşen gençlerin arkadaşları olmak için ipi en önde göğüslemekten geri durmamışlardır. Tam da bu dönemde ömrünün baharındaki Apocu gençler Denizlerin arkadaşı olmak için geçmişi değerlendirerek, başarısızlıkların nedenlerini, ideolojik, siyasi ve pratiksel boyutta yaşanan eksiklik ve yetmezlikleri analize tabi tutarak ortak bir anlayış çerçevesinde Kürdistan ve Türkiye devrimciliğini geliştirmeyi hakiki arkadaşlık kurmanın en temel ilkesi olarak görmüşlerdir. Türkiye sol hareketliliğinin dünyadaki 1968 devrimci gençliğinin anaforuna kapılarak gerçekleştirdiği hamlesel süreç Kürdistan toplumunda halk olarak varolma bilincinin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu anlamıyla Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam sehpasında dahi Kürt-Türk halklarının özgürlüğü ve kardeşliğinden bahsetmesi ve cellâtlarının yüzüne bunları haykırmaları tarihi bir anlama sahiptir. Tarihi bir anlama ve içeriğe sahip olan bu özgürlük mesajı devrimci mücadele yürütenlerin sürekli bağlı kalması ve unutmaması gereken bir mesajdır. Kürdistan özgürlük hareketi bu mesajı doğru okumuş ve Denizlerin devrimci mirasını sahiplenerek bir anlamıyla da onların intikamını alma hareketi olarak kendisini örgütlemiştir. Kürdistanlı gençler arkadaşlıklarına ihanet etmemiş ve arkadaşlarını kaybetmenin acısını yüreklerinin derinliklerinde hissetmişlerdir. Aradan yıllar geçmesine rağmen bu hareketin mensupları Denizlerin arkadaşı olduklarını direnişleriyle, bağımsızlıkçı ruhlarıyla ve sistemi rededişleriyle herkese göstermişlerdir. Onların halkların özgürlüğü için giriştikleri yarım kalan yürüyüşü tamamlama iddiasıyla mücadeleye yaklaşmışlardır.
Bağımsız ve özgür ülke sevdalısı olan bu gençler 68 gençlik kuşağının liderleri ve antiemperyalist mücadelenin öncüleriydiler. Devrimci gençlik hareketinin öncülerinden olan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 6. Filoyu Dolmabahçe’de gerçekleştirilen protesto eylemleriyle ülkelerinden kovmuşlar ve 12 Haziran 1968’de İstanbul Üniversitesinin işgal edilmesine önderlik etmişlerdir. Bu gençler ülkelerini ve bağımsızlığı çok sevdikleri için Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Gemerek’te yakalanarak, 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece idam edilmişlerdir. O dönemlere tanıklık eden bazı arkadaşlarının görüşleri bu devrimci gençlik önderlerimizi tanımamız açısından oldukça önemli ipuçlarını içinde taşımaktadır. Deniz Gezmiş’in çocukluk arkadaşı Aydın Çubukçu Deniz Gezmiş’i şöyle anlatmıştır “Deniz’le ilk ve ortaokulu aynı okulda okuduk. Lisenin ilk sınıfındayken babasının tayininin çıkması ile ayrıldık ama 1968’de bu kez iki devrimci arkadaş olarak buluştuk. Deniz ilkokulda da bizim önderimizdi. Yedi Bela Çetesi adını verdiğimiz bir grubumuz vardı. Deniz zekasıyla, dövüşkenliğiyle ve önderlik yetenekleriyle bizim o zamanda elebaşımızdı. Yaşına göre çok bilgili ve okumaya meraklı bir çocuktu. Jules Verne’yi, Pardayanlar’ı Ondan öğrendim. Kitapçı vitrinlerinin önünde saatler geçirirdik. Sonunda en ucuzundan bir iki kitap alıp değiştirerek okurduk. Cep kitapları okumayı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın beyaz kitaplarını erken yaşta Onun ilgisi ve merakı sayesinde tanıdık. Deniz ele avuca sığmaz, öğretmenlerin haşarı dedikleri türden bir çocuktu. Ama aynı zamanda okulda da çok başarılı bir öğrenciydi. Kızılırmak kıyısına bisikletle şehir dışındaki çimento fabrikası banliyösüne gitmeyi severdik. Yol üzerinde Sivas-Kayseri karayolunda Kızılırmak üzerinde Kesik Köprü denilen taş köprüyü aşarak Kayseri’ye gitmeyi hayal ederdik. Yıllar sonra Deniz, Yusuf’la birlikte o köprüden motorsikletle geçerek Kayseri yolundan Gemerek’e gitti ve orada yakalandı. Denizler idam edildiğinde cezaevindeydim. Cezaevi yönetimi bizim ne yapacağımızı büyük bir merakla bekliyordu. Denizlerin kişiliklerine uygun bir uğurlama yapma düşüncesiyle neşe içinde top oynadık. Gözyaşımızı içimize akıttık, bizi ezilmiş ve üzgün görmek isteyenlere bu zevki tattırmadık. Yıllar geçtikçe ve ben yaşlandıkça 20-25 yaşındaki o çocukların nasıl olup da bütün bir toplumsal muhalefetin simgesi haline gelmiş olduklarını düşünüyorum. Buna cevap verebilmek için dünyanın ve Türkiye’nin o dönemdeki koşullarını Sinan’ın, Mahir’in, İbrahim Kaypakkaya’nın her birinin kişisel özelliklerini birlikte düşünmek gerekiyor. Büyük bir fırtınanın içinde yaşadık ama o fırtınaya kapılıp sürüklenenlerden değil, o fırtınayı yaratanlardan biri olmaya azmetmiş ve bunu başarmış çocuklar olmak istiyorduk. Onlar başardılar ve hep öyle anılacaklar”
Deniz Gezmiş’i bilinmeyen yönleriyle anlatan mücadele arkadaşı Mustafa Yalçıner “ elde ettiği başarılar üzerinden etrafına toplanan insanların ve örgütlerin büyümesi, genişlemesi ve sağlamlaşması daha sağlam örgütlerle, daha büyük kalabalıklarla işler yapmak Deniz’in en önemli özelliğiydi. Ya işte yapalım da ne gelirse başımıza, kendimizi vurduralım, dövdürelim, kırdıralım gibi bir yolu izlemezdi. Deniz’in bir başka özelliği ise çok yönlü olmasıydı. Deniz Gezmiş müzik ve edebiyata çok ilgiliydi. Ömer Hayyam’ın şiirlerini ezbere bilirdi. Ahmet Arif’i, Nazım’ı iyi bilirdi. Çok beğendiği bir diğer kişi ise Rodrigo’ydu. Gitar konçertosunu getirtir dinlerdik.” Deniz Gezmiş’in eylemlerde bütün kitleleri ayağa kaldıran karizmatik karakterini anlatan Yalçıner bir eylemde Deniz Gezmiş’in bir duvarın üzerine çıkarak “Akın var akın güneşe akın. Güneşi zapt edeceğiz yürüyün” diye bağırdığını dile getirmiştir. Deniz’in eylemci karakteriyle Hüseyin’in düşünce derinliğinin birbirini tamamladığını anlatmışlardır eski arkadaşları. Hüseyin İnan’ı dönemin beyni olarak tanımlayan arkadaşları, değişik özelliklere sahip örgütçü bir kişilik olduğunu dile getirmişlerdir. “Katiyen geniş kalabalıklar onun ne olduğunu kim olduğunu bilmezler. O da daha örgütçü bir kişiliktir. Her şeyin arkasında durur kendini belli etmez. Hüseyin kendini mahkemede belli etti. Mahkemede savunmanın asıl kısmını Hüseyin yaptı. Ona gelinceye kadar Deniz'le bir başka kişi daha yapmıştı, bunlar yazılı okuyorlardı. Hüseyin orada hâkimleri gerçekten ağzı açık bıraktıracak bir biçimde konuştu. O günkü fikirlerimizi özetledi. Ne için böyle bir harekete kalkıştığımızı anlattı. Bizi fikir olarak besleyen Hüseyin'di. Hüseyin'in orada kim olduğunu anladılar. Hüseyin böyle bir konuşmayı mahkeme karşısında yapmasaydı 3 kişi değil iki kişi asılabilirdi. Çok belli etti kendisini Hüseyin. 'Tamam' dediler, bu işleri bu yaptı. Çok netti kafası, yani sakınmadan çok açıktı. Belki içimizden en net olanımızdı.”
“ İki benzer özelliklere sahip iki arkadaşımızdan söz edeyim. Biri Yusuf Aslan diğeri Alparslan Özdoğan. Bunlar her devrimlerde, her devrimci hareketlerde olan, devrimin hamalı diye nitelendirebileceğimiz insanlar. Çok iş yaparlar, hiç kimsenin yapmak istemeyeceği türden ufak tefek ama önemli işleri sürekli onlar yaparlardı. Hem teknik işleri yapan bir kişidir, hem pratik zeka bakımından oldukça gelişkindir. Diğer bir özellikleri olağanüstü fedakârlıklarıdır. Yani herşeyin kötüsünü kendisine almak, her şeyin iyisini kendi arkadaşlarına sunmak türünden.”
Diğer dünya devrimci hareketleriyle benzeşen yanları kadar farklılaşan yanları da olan özgürlük hareketimizin ortaya çıkışında 68’li yılların anlamı oldukça önemlidir. O süreçte Türkiyeli genç ve aydın kesim arasında yerini alan Kürdistan gençliği kendi halk, tarih ve toplumsal gerçekliğini çözümleyip, irdeledikçe toplumsal ve ulusal özüne denk bir örgütlenmeye ihtiyaç duymuştur. Türkiyeli hareketleri ve dünyadaki ulusal kurtuluş mücadelelerini harekete geçiren nedenler derinliğine incelenerek, Kürdistan toplumsal dokusunda değişim yaratma ihtiyacından kaynaklı sosyalizme dayalı çözüm yoluna gidilmiş Kürdistanlı gençler kendi örgütlülüklerini oluşturmuşlardır. O süreçlerde Türkiye devrimci gençlik hareketi önderliksiz ve dağınıktır. Böylesi bir dönemde örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilmesinin gerekliliği kendini yakıcı bir biçimde dayatmıştır. Mahir Çayanların Kızıldere’de şahadetleri, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamları devrimciliğe yürekten inanan, özgürlüğe tutkuyla bağlı sempatizanlarda ve militan yapıda kin, öfke ve intikam duygularını güçlendirmiş anılarına mutlaka cevap verilmesi arayışı gelişmiştir. 1970’li yılların özüyle mayalanan hareket küçük bir grup biçiminde olan örgütlenmesini aşarak daha kapsamlı bir organizasyona kavuşturulmuş Mahirlerin, Denizlerin ve Kaypakkayaların arkadaşı olmanın gereklilikleri devrimci mücadeleyi yükselterek yerine getirilmiştir. Önderliğimiz kendisine Denizlerin arkadaşı olmayı temel bir ilke edindiğinden komplocu güçler oldukça bilinçli bir biçimde 1996 yılının 6 Mayıs’ında Önderliğimize yönelik geliştirdikleri komployla bu arkadaşlığı vurmak istemişler ancak Önderliğimizin arkadaşlığının ve sevgisinin gücü karşısında yenilmişlerdir. 6 Mayıs’ta Önderliğimize yönelen suikast girişimi ateşkesin sonlandırılması anlamında bir düşman adımı olmuş, Önderliğe yönelik saldırılar bu komplo girişimiyle bir üst aşamaya sıçramıştır. Uluslar arası ittifakın operasyonlarının 1995 yılında tüm zorlanmalara, zorluklara, acılara ve bedellere rağmen, atılım ruhuyla boşa çıkarılması ardından derinleşen emperyalist arayışın yeni dönem planlaması olarak gelişen 6 Mayıs komplosu özgürlük mücadelemizin kazandığı yeni boyuta paralel karşı devrim hareketinin de yeni bir boyut kazandığını göstermiştir. İçte gelişen yönelimlere paralel olmakla birlikte 6 Mayıs tarihinin seçilmesi de tesadüf değil oldukça bilinçlicedir. 6 Mayıs ölümü bedenlerinde, gülüşlerinde güzelleştiren, ölüme yürüyüşleriyle özgür yaşamı soluyan insanın yaşamını onure eden Anadolu halkının en değerli evlatlarının katlediliş günüdür. Ki o gün darağacına asılan sadece üç fidan değil bir halkın özgürlük umutlarıdır. Bu üç fidanın idamı mücadeleye derin bağlılıkları olmayan, devrimciliği bir yaşam tarzı olarak görmeyen, bireysel yaşam arayışlarından, alışkanlıklarından ve modernitenin etkilerinden kopamayan kişiliklerde tükenişe neden olmuştur. Bu tür kişilikler arkadaş gibi arkadaş olmayı başaramamışlar, arkadaşlıklarına ihanet etmişlerdir. Ancak arkadaşlıklarına ihanet etmeyen ve arkadaş olmanın ilkelerini unutmayan gençlerde çıkmıştır. Bu gençler Denizlerden öğrendikleri gibi yaşamaya çalışmışlar, her türlü tahakkümcü yaklaşım karşısında direnmişler ve arkadaşlıklarına arka çıkmışlar, Onları unutmamışlar ve ihanet etmemişlerdir. Deniz son sözlerinde halkların özgürlüğü için ölüme gittiğini belirtmiş ve düşmanın yüzüne “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği” diye haykırmıştır. Gerçeğin kendini ölümle en çarpıcı bir biçimde dayattığı zamanda başka bir halkın özgürlüğünü dillendirmek koca bir yürek ister. Ve kişilerin son anlarında söyledikleri sözler hiçbir hesap hiçbir kaygı taşımaz. Denizlerin Kürdistanlı arkadaşları Deniz’in bu sözlerinden alınması gereken mesajı almış ve devrimci mücadelede ısrarcı olmuşlar özgürlük mücadelesinde sürekliliği esas almışlardır.
Mücadele süreklilik kazandığından egemen güçler bu üç genci darağacına assalar da Onların inancını, özgürlük aşkını ve umutlarını yok edememişlerdir. Onların yarım kalan hayallerini gerçekleştirmek için birçok genç kavgaya atılmış adını Deniz, Yusuf, Hüseyin koymuştur. Artık sadece Deniz yoktur Denizler vardır. Birçoğumuzun çocukluğu ve gençliği onların efsanevi öykülerini dinleyerek geçmiştir. Deniz gibi eylemlerin ateşli bir öncüsü olmak, Yusuf gibi alınterimizle kazanmak ve Hüseyin gibi kavgaya bağlanmak istemişizdir. Mavi parkeli, keskin buğulu bakışlı fidan boylu efsanevi gençlik lideri Deniz’in, duru bir su güzelliğinde sakin ve güven veren duruşuyla Hüseyin’in, herşeyin en iyisini arkadaşları için isteyen emek kahramanı Yusuf’un soylu direnişleri asla unutulmayacak. Çünkü Onlar acımasız baskıların olduğu bir dönemde böylesi bir başkaldırının idamla karşılanacağını bildikleri halde korkusuzca ölümle alay etmişler, ölümleriyle ölümü yenmişler, idama gülerek gitmişler ve “Hadi eyvallah arkadaşlar” diyerek arkadaşlarına veda etmişlerdir. İnancı, sevgiyi, bağlılığı, temizliği, dürüstlüğü, kavgayı ve arkadaşlığı öğrendiğimiz bu üç efsanevi önderi asla unutmayacak ve Onların arkadaşı olduğumuzu özgürlük mücadelemizi Anadolu ve Kürdistan topraklarında yükselterek göstereceğiz. Onlar gibi ölümle alay edecek, cellâdın yüzüne güzellikleri, inancı ve umudu öldüremeyeceklerini haykıracağız. Denizlerin arkadaşı olmaktan vazgeçmeyeceğiz…

 

 Geri Dön

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır