Ş. SEMA
YÜCE'YE YAZILAN MEKTUPLAR
MERHABA SEMA YOLDAŞ
Öğrencin, yoldaşın
Feride
Bu defa ki mektubum vurgun olduğun, vurgun
olduğumuz diyarlardan. Ne zaman eline geçer
bilemiyorum. Düşman engellemez, senin hastalığın
tutmaz ve İstanbul’a götürülmezsen eğer, eline
geçer elbet. Gerçi sana yazmak bile yeterli
oluyor benim için. Çünkü yazarken adeta seninle
tartışıyor, paylaşıyorum. Kısa bir cevapla
yetinip, “ben İstanbul’dan –hastaneden-
dönünceye kadar uzun bir cevap isterim” deme ne
olur. Aradan yıllar geçti, çok şey değişti ve
seninle paylaşacak o kadar çok şey var ki...
Birlikte olabilseydik... Vurgun olduğun bu
mekanlarda baharın, özgürlüğün havasını birlikte
soluyabilseydik.
Duvarların ardındaki özgür tutsaklıkta yüreğim.
Haykırışlar kulaklarımda. Sana olan tüm
kızgınlığımla geçiyor Mart’larım ve tabii ki
hayranlığım, sevgim, tutkumla.Kızgınım, tarihe
en soylu adımı sen attın diye. Maraton koşusunda
aramızda çok büyük mesafelerle finale ulaştın
diye. Yani kızgınlığım kendime, seni zorlayan
ger-çekliğimize. Nedenisin ya açığa çıkan
kızgınlığımın, ondandır sana sitemim, minnetim,
sevgim. İnan seni özle-mek yüceltiyor
duygularımı, seni özlemek büyütüyor
hayallerimi...Seni düşünmek tarihe döndürüyor
yüzümü.
Özgürleşme, alevleşme gerekçen olan “bir
merkezde iki Güneş olmaz” tarihi belirlemenin
üzerine yoğun-laşıyorum sık sık. Ve tabii ki
“düşleri büyük, kendisi küçük insan” gerçekliği
üzerine... Sisteme alternatif güneş dayatma
çabaları, güneşi karartma, sistemi güneşsiz
bırakma faaliyetleri o kadar çok yoğunlaştı ki
senin yolcu-luğundan sonra... Şimdi Güneşimiz,
senin yanarak terk ettiğin mekanlarda. Seni andı
kaç görüşmede. Yüreğinin seninle olduğu
kuşkusuz...
Bir şey daha. Rahat ol, çünkü tarih herkesi
hakettiği yere mutlaka oturtuyor. Protesto
ettiğin karşı devrimciler, bütün
gerçeklikleriyle açığa çıkıp lanetlendiler. İnan
sen ne kadar soyluysan, onlar o kadar soysuz;
sen ne kadar yüceysen, onlar o kadar alçak ve
sen ne kadar özgürsen, onlar o kadar
köle...Dedim ya, çok şey değişti senden sonra.
Gururla belirteyim ki, bu değişimde senin payın
çok fazla. Değişim, Güneşimizin ışığında
insanlık lehine ilerliyor. Göreceli olarak tersi
öne çıksa da tarih bu topraklarda görkemli,
soylu yazıldı, yazılacak...
Sema Yoldaş, dolaysız belirteyim ki, kişiliğinin
de düşlerin kadar büyük olduğunu gösterdin bize.
Kişilikteki büyüklüğün düşlerdeki büyüklüğe
ulaştığı, denkleştiği anın adı değil midir
eylemin? Öyle olmasa mümkün müdür yaptığın?
Elbette değil. Bize bir manifesto çizdi
yazdıkların.Ve tabii ki yazdıklarını tartışılmaz
doğru kılan eylemin.
Sahi hastalığın nasıl oldu? Sara nöbetlerin
tutuyor mu hala? Diyorlar ki, tüm zekilerin,
dahilerin buna benzer bir durumları oluyormuş.
Herkesin görmediğini görmek, bilmediğini bilmek
özgünlüğün böyle de açıklanabilir mi? Ciddiyet
payı olan ufak bir espri... Yoksa bilinmez mi
Güneş’i en iyi anlayan, ideolojiyi en iyi
kavrayan derin-liğin. Su kadar berrak zihnin ve
ateş yakıcılığında yüreğin bilinmez mi.
Yaşamı düşündüğüm her an seni imgeliyor beynim
ve yaşam belirtisi olan her dalda, çiçekte,
kelebekte, kuşta seni görüyor gözlerim. Hayata
bu kadar bağlıyken ölmek, ölümü tercih etmek;
çok büyük, soylu gerekçeler ge-rektirir elbet.
Ve tabii ki yaşamı özgürlük tadında sevmeyi...
Görüşüne gelip, ağız dolusu gülüşlerinden,
coş-kundan, heyecanından etkilenmeyen kim var
ki? Bundan değil midir bulunduğun yerin
ziyaretgah yapılması, seni bir görenin, sürekli
görüşmecilerin haline gelmesi?
Eyleminden sonra hastanede seninle ilgilenme
şansına kavuşan bir doktor konuşuyordu TV
kanallarına. Büyü-lemişsin adeta. “neden kendini
yaktın, yazık değil mi, değer miydi?” sorusuna,
onu büyüleyen “sen yanmazsan, ben yanmazsam
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” cevabını
vermişsin...
Kendini adadığın Özgür Kadın Hareketi gelişiyor.
Seni öncü kabul ediyor ve Semalaşmada özgürlüğü
arıyor. Ben Özgür Kadın Akademisi’nde hayatımın
en güzel, en anlamlı, en geliştirici dönemini
yaşıyorum.... 8 Mart’tan 21 Mart’a köprü oluşun,
Mazlumların, Zekiyelerin öğrencisi olmak
isteyişinin mesajını Özgür Kadın Hareketi olarak
aldık. Bu yıl 8 Mart’tan 21 Mart’a, 4 Nisan’a, 1
Mayıs’a giden yolda görkemli serhıldanlar
yapacak, seni anacağız.
Seni özlüyor, arıyor, seviyoruz. Ama yoldaş
yanlış anlama, özlemek seni buralara getirmek,
burada aramak anlamında değil; senin yanında
olmak için. En soylu, en kutsal yolun senin
geçtiğin yol olduğu açık. Çanakka-le’yi seninle
anacağım yoldaş. İhanetin kalesi yapılsa da
“hiçbir ihanetin-düzeyi ne kadar büyük olursa
olsun- bağlılıklar, direnişler kadar etkili
olamayacağını” bilerek, Çanakkale’yi seninle
anacağım. Duvarlara inat özgür-lüğünü, gülüşünü
taşıracağız 8 Mart- 21 Mart baharlarına. Ve
tabii ki özgürlüğe “merhaba” dediğin, Zilan’la
el ele tutuştuğun Haziran’da buluşacağız.
Kendine iyi bak. Bizleri merak etme. Özgür Kadın
Hareketi büyüyor, halkın inançla zafere koşuyor.
Ve mer-kezimizdeki Güneşimiz dünyayı günlük
olarak sarsmaya, insanlığın gelecek umudu, yaşam
kaynağı, ışığı olmaya devam ediyor.
Sevgiyle, Güneşle kal
ZAMANIN SIRRINA
ERENLERE
Rojinda Aysu
Size yazarken çok karmaşık ve uzun cümleler
kurmak istemiyorum. Soyut ve hayallerden ibaret
olan sözcükle-rin beni gerçeklerden ne kadar
uzaklaştırdığını gördüm. Gerçeklerden uzaklık,
kişiyi insanlığın bin yıllardır yaşadığı
kandırılmadan kurtarıp özgürleştirmiyor. Sizleri
anlamayı da zorlaştırıyor. Çünkü sizler de bir
gerçek olarak sade ve seçkinsiniz. Bu yüzden
size sade ve seçkin sözcüklerle, böylesi bir
yaşam pratiğiyle cevap ver-mek isterim.
Günlük yaşamın basit sorunlarıyla uğraşıp
duruyoruz. Ve buna devrimcilik, militanlık
diyoruz. Zaman akıp giderken biz yerine
getiremediğimiz görevlerle, sıradanlığımızla,
kendi hesabını yapan bencilliklerimizle
yaşı-yoruz. Ve buna devrimcilik diyoruz. Yoldaş
olduğumuzu söylüyoruz ya da yoldaş olmak
istediğimizi, fakat yolun neresinde olduğumuzu
ve hangi zamanlara takılıp kaldığımızı
sorgulamıyoruz. Peki yoldaş kalabiliyor muyuz?
Sizin gibi yüceliklere, bizi yaratan ve bizlere
özgür yaşamın yolunu açan Önderliğimize cevap
olabili-yor muyuz?
Hangi zamanlara takılıp kaldım? Eskimiş
zamanlar, geç kalmış zamanlar... Aslında bizleri
küçülten şeyin çoğu zaman kendimizi yaşamamız
olduğunu görüyorum. Ülkemizi, halkımızı, hatta
Önderliğimizi ve onun yolundaki kahramanları
yaşamadan, yaşam diyoruz yaşadığımıza.
Basitliğin, sıradanlığın ölüme götürdüğünü,
ölümü ya-şattığını bilmiyoruz.
Yaşamı yaratanlarla buluşmak zamanı yakalamakla
mümkün. Sizler zamanı yakalayıp, o zamanda
yaşadınız. Zamanın sırrına erdiniz. Bir anla
koca bir tarihin ihanetlerine, komplolarına
insan olmanın erdemi ve onuruyla cevap verdiniz.
Tanrıçalarla Buluşma deniliyor. Ben bir kadın
olarak tanrıçalarla buluşmanın, neolitikten beri
koruduğum, içimde saklı kalan ve bana kadınlığın
en kutsal duygularını yaşatan eşitlik, adalet ve
özgürlükten yana olan o özümle buluşmak olduğunu
anlıyorum. Özgürlük mücadelesine gelmiş her
erkeğin de kendindeki köleliği, sah-teliği,
sevgisizliği aşarak, gün be gün bu
kandırılmışlığı yakarak, Tanrıçalarla
buluşacağına inanıyorum.
Geleceğe ertelenmemiş sözlerle buluşmak
üzere....
ZAMANIN SIRRINA
ERENLERE17 HAZİRAN'DA 30 HAZİRAN'A BİRLEŞEN BİR
KÖPRÜ OLDU!
ŞAYAN
Ben derin bir kuyudayken hep sizin varlığınızla
yaşıyordum oysa hiç sizi de tanımıyordum ve ben
çok yaşamsız bir yerdeydim. Fakat sizi yaratan
insanın ideolojisiyle ve sizin
kahramanlılığınızla bu düzeye kadar gelebildik.
Güzel insanların yaşamını okumak ve tanımak o
kadar istiyordum ki nasıl anlatacağımı
bilemiyorum çünkü sizin o düşünce ve varlığınızı
gördüğüm zaman düşüncem ve varlığım olmamaktan
daha beter görüyo-rum. Çünkü herkes sizin gibi
muazzam böyle büyük bir varlığın sahibi olmaz.
Biliyor musun herkes sizi ken-dinle dans eden
yalnız çocuk olarak tanıyor ve gerçekten de
öyledir. Çünkü her çocuk yalnız kendisiyle dans
edemez; oysa siz bunu, çok kolayca da
yapabildiniz Kutsal İnsan. İnsanın kahramanı
olmak kolay değildir. Fa-kat sizin gibi
güzelliğe göğüs açan tabi hem insan olur hem de
insanlığın kahramanı da oluyor. 17 Hazirandan 30
Hazirana kadar çok büyük heyecan içinde geçti
oysa herkes bu heyecanı tanımak ve onunla
bütünleşmek istedi. Zilan ve Sema bir yürek ve
bir ses oldu onlar hiçbir zaman basit bir yaşam
kendin için kabul etmedi ve hiçbir zamanda basit
bir ölüme de gitmek istemedi. Her zaman en zor
koşullarda da olsa en güzel yaşamı ya-ratmak
istediler ve bunu en büyük coşku ve en büyük bir
moralle yarattılar.
ZİLAN VE SEMALAR
Rojin Roni
Tarihin başlangıcında insanlığın oluşumundan ta
günümüze kadar gelen tanrıçalarımız insanlık
bilincinin temelinde rol oynayan insanları
yabanilikten kurtaran, hayvanları evcilleştiren,
toprağı işleyen insanlığa ses, renk, bereket
veren; tanrıçaların soylarını devam ettiren
Zilan, Sema, Dilan yoldaşlar, daha bir çok kadın
yol-daşlarımız ana tanrıça kültürüne sahip
çıktılar.
Haziranın eşsiz sıcağında tanrıçalaştılar ve yüz
yıllar sonra kölelik zincirleri olan
Mezopotamya’dan ve soykırımların, isyanların,
tarihin memleketi olan Dersim’den bir ses geldi.
Bu ses katliamlara yenik düşmeme-sinin sesiydi.
Bir bomba ateşten çember olup özgürlük
çığlıklarını duyurdu. Duyulan çığlıkta “ keşke
camından başka verebilecek bir şeyim olsaydı”
deniliyordu. Günler gittikçe bu çığlık
yüreklerde yankı uyandırıyordu.
Dersim’den Urfa’ya çağdaş İbrahim gür bir sesle
“Zilan benim tanrıçamdır” özgürleşen tanrıça
İştarın, Kibelanın, İnananın, günümüzün
temsilcileridirler. İnsanların bin yıllarca
özlemleri olan özgür geleceği yaratan Sema
yoldaş hesapsız yaşayıp, çılgınlaşan tanrılardan
“hesap sormanın anı geldi” diyerek hesap sordu.
Yanan ateş kıvılcımların içerisinde bir tanrıça
edasıyla dansa kalktı, beyniyle, yüreğiyle,
bedeniyle aydınlık ateşinden bir köprü oluşturdu
şöyle haykırdı “kadınlar küllenen Kürt ateşinin
kıvılcımlarıdırlar, bu küllerden yeniden doğmayı
başaran her Kürt kadını özgür Kürdistan
dokuyucusu olacaktır, kendisi basit, düşleri
büyük insanın erdemli olduğu” belirlemelerinden
de anlaşıldığı gibi erdemli olduğunu, ana
tanrıça kültürüne sahip çıktığını gösterir.
Evet sizler bizim yol göstericilerimizsiniz,
sizlerin ardında erdemli bir kişiliğe ulaşmak
tek hedef ve amacımdır.
YENİDEN DOĞUŞUN
AHİTLERİ...
“Yalnızım
yalnızlaştım
Ama korkmadım
Muhteşem yalnızlık dedim buna
O yitik ülkenin yalnızlığı
Kendini unutan halkın yalnızlığı
Ne güzel
Halkım kadar yalnız ve
Ülkem kadar kimsesizim”
Bir çift göz, bizleri izliyor, sorguluyor.
“Şimdiye kadar hep verdim artık almak,
sonuçlarını görmek istiyorum” der gibi... O
simsiyah, derin gözlerin içinde o kadar çok
anlam, o kadar çok duygu var ki... Uygarlığın,
insanlı-ğın bugün geldiği düzeyi lanetliyor;
tarihin derinliklerinden bugüne derin bir çığlık
kulaklarımızda yankılanı-yor, geleceğe
sesleniyor. Duyun diyor artık sesimi,
yankılanmasını, uğuldamasını istemiyorum; duyun
bu çığlı-ğı...Yalnızlığı geliyor aklıma,
gözlerinin içinde kayboluyorum. Belki bir
çoğumuzun en çok korktuğu, korktuğu için de
belki de çoğu zaman ondan kurtulmak için birçok
yolu denediğimiz duygu yalnızlık. Uygarlığın
nere-deyse tüm aşamalarının lanetlediği bir cins
olarak kadının yalnızlığını paylaşan bu ilahi
gücün yalnızlığı...
Ve bugün özgürlük yoldaşımızın, yaratıcımızın
tüm insanlığa armağan ettiği hayallerimizi
yeniden dirilten, can-landıran, zenginleştiren
vahiylerini hep birlikte dinliyoruz,
tartışıyoruz, anlamaya çalışıyoruz. Her
satırında bir özgürlük umudu, arayışı var;
insanlığın nasıl düşürüldüğü, nasıl
yüceltileceği var. belki de en anlamlısı Beritan
yoldaş var, Zilan yoldaş, Sema yoldaş ve daha
nice isimsiz yoldaş var. Bunlar kafamdan
geçerken Zilan yolda-şın Sema yoldaşın sesini
duyuyorum, irkiliyorum birden. Gülümsüyor Sema
yoldaş o melek kadar güzel ve ma-sum yüzünde tüm
yoldaşları görüyorum, en güzel, kutsal aşkın
verdiği heyecanı, coşkuyu görüyorum. Duyun
artık, duyun çağdaş mücadeleler öğretisinin
yaratıcısı özgürlük yoldaşımızın sesini, bak
diyor o resmi görüyor musun? Bir dünya var orada
sen varsın, ben varım, tüm özgürlük
yıldızlarımız var; dur diyor sonra... Peki bu
ses ne? Hiç duydun mu benim duyduğum o sesi?
Zilan’ın, Beritan’ın, Zekiye’nin duyduğu o sesi,
hani kendimi-zi ateşle arıtıp berraklaştırarak
hücrelerimize kadar işlediğimiz o sesi?
Zorlanıyorum cevap vermekte, ateş diyo-rum acaba
ateş gibi öğretinin bilgisine nasıl ulaşır, onun
yalnızlığını nasıl paylaşabiliriz? Birden o
derin, berrak, çocuk saflığındaki gözlerle
tekrar karşılıyorum, kendimi bir ayinin
ortasında hissediyorum, kulağımda her ge-çen
saniye yeni bir vahiy daha geliyor ama bu ne
İsa’nınkine, ne Muhammed’inkine benzemiyor
kesinlikle. Çünkü bunda benim yeniden doğuşum
var; işte o çocuk temizliğindeki gözler
doğruluyor sanki beni “bu senin yeniden
doğuşundur, size hediye ediyorum, eğer
anlarsanız en büyük bulaşmamızdır” diyor.
Kafamda her şey yavaş yavaş netleşmeye başlıyor,
içimden bir şeyler beni zorluyor; çünkü tek
gerçek yoldaşım, sürüklüyor, bü-yülüyor tüm
yoldaşları ve “size güveniyorum, ben bu
mücadelede kadının büyüklüğünü, kendimin
küçüklüğünü gördüm” derken bir kez daha
buluşturuyor, bu hem sınırsız, hem de bir o
kadar da temkinli güveniyle Sema ve Zilan
yoldaşın ardılı olma iddiasındaki tüm
yoldaşları...
Sonra birden teker teker tüm gözler susuyor
sanki. Önce Sema yoldaş ardından Zilan ve
ardından O... Durun diyorum, bağırıyorum, daha
bitmedi diyorum bana yöntemini anlat yoldaşım
diyorum; insanlığa bu paylaştıkla-rımızı nasıl
anlatırız, nasıl dünyanın her tarafında bunun
havarileri oluruz diyorum, anlat gitme ve
tarihin derin-liklerinden bir ses sadece şunu
söylüyor;
“Kadının amacı güneş kadar net ise yöntemini
bulur.”
|