|
|
Adı Soyadı: Sema YÜCE
Kod Adı: Serhıldan
Doğum Yeri: Tutak-Aşağı Kargalık köyü/ Ağrı
Doğum Tarihi: 1971
Partiye Katılışı: 1991/ Mardin
Yakalanma Tarihi: 1992
Şahedet Tarihi: 17 Haziran 1998 |
SEMA gerçeği; büyük özgürlük savaşçısı, erkeğe,
aşksızlığa teslim olmamış kadın anlamına geliyor.
SEMA
gerçeği: Zafere, aşka, güzelliğe iddialı kimlik sahibi
anlamına geliyor.
Kadın kişiliğinde köleliği yıkma, yaşamda zaferi arama.
Yazabilmek için büyük duymak düşünmek, disiplin kişiliği
gerekiyor.
Özgürlük Önderliği
SEMA YÜCE'NİN MEKTUPLARI
ÇAĞIMIZIN SOSYAL
MÜCADELELER ÖĞRETİSİNİN YARATICISI PARTİ GENEL
BAŞKANIMIZ, ULUSAL ÖNDERİMİZ BAŞKAN APO'YA!
1971 Ağrı doğumluyum. Parti içinde Leyla ve
Serhıldan kod isimlerini kullandım. Geçmişte Kürt feodalitesi
içinde belli bir yeri olan, ancak TC tarihi boyunca ne tam
anlamda rejimle buluşan, ne de Kürt kimliğini korumaya dönük
ciddi bir öncülük yaratan, giderek sistem içinde eriyen, maddi
olduğu kadar, manevi olarak da zayıf düşen bir ailenin
çocuğuyum. Ailem, belli bir bölge insanları içinde dini
vasıfları nedeniyle ve şeyhlik kurumuna dayanarak moral merkez
rolünü oynamışsa da, günümüzde toplumsal bir iddiaya sahip
olmayan, vasatlaşan bir ailedir. Bu aile içinde yetişen altı
çocuktan biriyim. Ailemde belli bir yurtseverliğin olması,
medrese eğitiminin aile içindeki uzantıları, aile içinde büyük
amcamın bana Leyla Qasım diye hitap edişi, '70'li yılların
belleğimde sınırlı kalan, ancak derin izleri beni mücadeleyle,
'90'lı yılların kitleselliğiyle buluşturdu.
Küçüklüğümden bugüne kadar ailemin şahsında şahit olduğum Kürt
gerçekliğinin tüm çatışmalarını, çelişkilerini yaşadım. Son
olarak Kemalizm'in eğitim kurumlarında gördüğüm eğitim ile bu
daha da boyutlandı. Özellikle de üniversitede emperyalist kültür
ve onun kadına sunduğu seçeneklerin üzerimdeki etkileri sonucu,
çocukluk hayallerime karşıt yaşam arayışının içine girdim.
Kendimi doğru temellerde örgütlemediğim, Önderlik kavrayış
düzeyimi zamana ve mekana uyarlamadığım için kişiliğimdeki
gerilikleri aşamadım. Aynı zamanda toplumda, mücadele saflarında
köleliğe karşı büyük öfkeme, inadıma rağmen, erkek egemen
toplumun dayatmalarına karşı güçlü bir duruşu sergileyemedim.
İsyan adına attığım her adımda bağımlılık duruşuna yol açtım.
Bir anlamda bu toplumla bütünleşen ve onun üreticisi olan bir
konuma geldim.Devamı...
Ş. SEMA
YÜCE'YE YAZILAN MEKTUPLAR
MERHABA SEMA YOLDAŞ
Öğrencin, yoldaşın
Feride
Bu defa ki mektubum vurgun olduğun, vurgun
olduğumuz diyarlardan. Ne zaman eline geçer
bilemiyorum. Düşman engellemez, senin hastalığın
tutmaz ve İstanbul’a götürülmezsen eğer, eline
geçer elbet. Gerçi sana yazmak bile yeterli
oluyor benim için. Çünkü yazarken adeta seninle
tartışıyor, paylaşıyorum. Kısa bir cevapla
yetinip, “ben İstanbul’dan –hastaneden-
dönünceye kadar uzun bir cevap isterim” deme ne
olur. Aradan yıllar geçti, çok şey değişti ve
seninle paylaşacak o kadar çok şey var ki...
Birlikte olabilseydik... Vurgun olduğun bu
mekanlarda baharın, özgürlüğün havasını birlikte
soluyabilseydik.
Duvarların ardındaki özgür tutsaklıkta yüreğim.
Haykırışlar kulaklarımda. Sana olan tüm
kızgınlığımla geçiyor Mart’larım ve tabii ki
hayranlığım, sevgim, tutkumla.Kızgınım, tarihe
en soylu adımı sen attın diye. Maraton koşusunda
aramızda çok büyük mesafelerle finale ulaştın
diye. Yani kızgınlığım kendime, seni zorlayan
ger-çekliğimize. Nedenisin ya açığa çıkan
kızgınlığımın, ondandır sana sitemim, minnetim,
sevgim. İnan seni özle-mek yüceltiyor
duygularımı, seni özlemek büyütüyor
hayallerimi...Seni düşünmek tarihe döndürüyor
yüzümü.
Özgürleşme, alevleşme gerekçen olan “bir
merkezde iki Güneş olmaz” tarihi belirlemenin
üzerine yoğun-laşıyorum sık sık. Ve tabii ki
“düşleri büyük, kendisi küçük insan” gerçekliği
üzerine... Sisteme alternatif güneş dayatma
çabaları, güneşi karartma, sistemi güneşsiz
bırakma faaliyetleri o kadar çok yoğunlaştı ki
senin yolcu-luğundan sonra... Şimdi Güneşimiz,
senin yanarak terk ettiğin mekanlarda. Seni andı
kaç görüşmede. Yüreğinin seninle olduğu
kuşkusuz...Devamı...
SEMA YÜCE'NİN
ANNESİYLE YAPILAN RÖPORTAJ
"Sema, Direnişi Emrediyor"
Newroz Ateşini bedeniyle tutuşturarak; Çağdaş
Kawa Mazlum Doğan ve onun ardılları, Zekiye,
Rahşan, Ronahi ve Berivan'lardan aldığı özgürlük
meşalesini, zindanlarda, bir özgürlük çığlığına
dönüştüren Sema Yüce'nin Annesiyle, Sema ve
yaptığı eylem üzerine yaptığımız röportajı
yayınlıyoruz.
Jina Serbilind: Öncelikle sizden
şunu öğrenmek istiyoruz: Sizin şeyhlik
geleneğinden bir aile yapınızın olduğunu
biliyoruz. Şeyhlik ilişkisinin hakim olduğu bir
ailede kadın olmak nedir?
Zennure Yüce: Bizim ailemiz, doğrudur bir
şeyh ailesidir. Şeyh ailelerinde, toplumumuzda,
kadının özellikle özgür olmadığını biliyorum.
Örneğin kadınlar dışarı çıkmaz, hatta evin
içinde kocanın, kardeşinin ya da başkalarının
karşısında çıkıp konuşmaz. Aynı yerde
oturmazlar. Dışarı çıktıklarında çarşaflı ve
peçeli çıkarlar. Ama bizim ailemizde, erkek
kadın ilişkisi böyle değildi. Diyebilirim ki,
erkekler kadar bizim de söz hakkımız vardı.
Örneğin; baba ve abilerimizle aynı odada oturur,
yemek yer, tartışırdık. Gerek içerde, gerek
dışarda, diğer şeyh aileleri gibi toplumun diğer
kesimlerinden farklı bir özelliğimiz yoktu.
Ancak, bizde de feodal bağlar, örneğin evlilik
açısından vardı. Ben de, şeyh ailemizden bir
akrabamla evlendim.
Bizde tarikat ilişkileri de vardı doğal olarak.
Burada önemli bir nokta var. Bizim ailede
erkeğin egemenliğinden dolayı kadın ezilmiyordu.
Ailemizden aldığımız terbiye doğrultusunda
büyüğümüze karşı her zaman saygı, hürmet,
gönüllülük temelinde hizmet etme, sürekli
çalışma vardı.
Bizim bu hizmetimiz bilinçli idi. Biz bunun
bilincindeydik.Devamı...
SEMA YÜCE
ANISINA
ARARAT'IN SEMALARINDA YÜCE BİR ATEŞİN SEVDASI
Tarih: Ne Nemrut'un, ne Hz. İbrahim'in ve ne de
Neron'un Roma'yı yakıp küle çeviren ateşi ve
devridir.
Tarih; onlardan çok sonradır.
Tarihin adı; ateş ile insan bedeninin buluştuğu
an'dır. İnsanın ateşle halaya tutuştuğu an. Üç
kıvılcımla. Beton duvarlar arasında çakan üç
şimşek kıvılcımı. Ve bir uçtan bir uca isyana
duran ülkenin yüreğinde. Dört bir yana savrulan,
ateş toplarından isyan türküsü.
Ateş; isyana durmuş çocukların ellerinde vuruşan
yürekleridir artık; sokak başlarında panzerlere
ve karanlıklar dünyasını aydınlatmak için
fırlattıkları. İsyana çağrıdır ateş; kadınların
zılgıtlarıyla, Amed'de, Cizre'de, Nusaybin'de...
Ve Yetmişlik dedeleri gençleştiren yaşam
kıvılcımıdır ateş. Adı Newroz olan.
Karanlık hücrelerde dört yemindir; dört özge
candan. Dört ateş topu. Dört hawar; yeni yaşamın
adıdır Medyalılar'a. Dörtler'den miras kalan;
ateşin adı.
Tarihten bir tarihtir an'ın adı:
Ve Kızıl Adar'da bir sevdadır.
Medya'lı bir dilberin yüreğini yakıp tutuşturan
bir sevda. Dicle'nin kıyısında, tarihe uzanan
surlarda halaya tutuşan volkan yüklü bir sevda;
için için kaynamakta. Siyah saçlarla kızıl
alevlerin dansı; yeni yaşamın adıdır artık
Medyalı genç kızların. Ateş topundan bir yaşam.
Tarihten tarihe savrulan sevda yüklü bir ateş
topu.
Ateşin yıldönümüdür an'ın adı.
Beton katmerleri arasında filizlenen güllerin
adıdır artık. Yüreğinde hasret tutuşan Medya'lı
ve Medya'dan çok uzaklarda, fidan dalında üç
gülün. Ateş topunun yüreklerine düşmesi;
hasretlerin bitimidir onlar için. Onlar için;
yarım kalan sevdaların doruğudur artık.
Ve sen SEMA,
Nice zaman sonra; Ararat'ın bin yıllardan bu
yana suskun volkanından kopan bir ateş topu
oldun; tarihten tarihe savrulan. 21 Mart'tan
Haziran'a uzanan. Sabırdan, bağlılıktan,
inançtan, inattan bir yaşam köprüsü:
Amed'den tarihin derinliklere uzanan surlar
kadar uzun, ince, yaşam dolu bir sabır. Bir
çınarın, kökleriyle toprağa derinden bağlılından
daha derin bağlarla ördün köprüyü.
Ne Lud Kavmi'nin tufanı durur karşısında, ne
İsrafil'in "sür üfürüğü." Ne de bilim çağının
korkunç teknolojisi, silahları... Öylesine
yürekten, emekten, inançtan ve... Ve ateşten bir
köprü işte...
Ve isyandan bir yaşam köprüsü.
Mazlum'dan Zilan'a uzanan bir direniş abidesi.
Temel taşları Haki'den Mazlum'a, Agit'ten
Zilan'a ve Zilan'dan Fikri'ye ulaşan şehitlerden
ördün direniş köprüsünü.
Harcı; inançtır, isyandır, ölüme karşı yaşam
inadındır, nakış nakış, yürek yürek ördüğün
direniş köprüsünün.
FİKRİ'n; ateşle insanın halayına katılmak,
sevdasına sevda olmaktı.
Ve gün geldi! Geçilmez denilen bir boğazda,
tarihten gelen haşmetinle tüm bendleri yıkıp;
Ararat'ın SEMA'larında YÜCE sevdalara
kavuştun...
Arat'ın ateş yüzlü, asi yürekli güzel kızı; seni
kelimelerle anlatmak o kadar zor ki; seni
anlatmak: Ancak komuta erin olmakla,
Fikrileşmek'le mümkündür.
Biliyor musun?..
Ararat'a gelin olmadan önce en son resmini
gördük; beyaz gelinlik içinde. Yüzünde ağlamaklı
bir gülüş vardı, ateş rengindeki gül yüzünde.
Kimbilir; Ararat'a kavuşacağın için
gülüyorsundur! Ya da komuta erin Fikri'yi yalnız
bırakmayışının sevinci olmalı mutlaka!
Ya ağlamaklı halin? Yoldaşlarını Sema'sız
bırakmandır mutlaka. Onlarsız Ararat'tan seyrana
durmak. Bir baştan bir başa tüm güzel Ülkemiz'i,
Ararat'ın en YÜCE'liklerinde.
Ama üzülme; onların da sözü var sana:
Bir gün mutlaka, ama mutlaka gelecekler
ziyaretine. Ya senin gibi bir ateş topu olarak
tüm bendleri yıkıp, ya da ihtişamlı tören ve
düğünlerle ziyaretine gelecekler. Ve işte o gün;
geride kalan acı-tatlı anılarla hep birlikte
yürüyeceğiz enginliklere. Omuz omuza, yürek
yüreğe ve nefes nefese tırmanacağız
enginliklere. Kadınlar, erkekler, genç kızlar ve
delikanlılar. Ülkenin al yazmalı gelinleri ve
ihtiyar delikanlıları. Vurulanlar omuzlarda. Ve
çocuklar emekleyerek. Yürüyeceğiz enginliklere.
Ve GÜNEŞ'e selam duracağız o gün. Ardından
seyrana dalacağız ülkemizin güzelliklerini;
Ararat'ın YÜCE SEMA'larından.
Haberin olsun SEMA:
Ararat'a gelin gittiğin gün; Ararat'ın yıllarca
hasretinden uğulduyan homurtusu dinmiş.
Enginliklerinden gözyaşı olarak akan çağlayan
sular, sevinç gözyaşlarına dönüşmüş. Melodili
çağlayışına kuşlar SEMA'larında halaya
tutuşmuşlar; Senin için. Solgun güller baharla
birlikte yeniden yeşermeye, canlanmaya başlamış.
Bülbül artık inlemez olmuş ve al kanlarla kına
yakmış yüreğine; gül tekrar yeşerdi diye.
YÜCE Ararat; berbularına, bir de xelat vermiş.
Bereketli Ararat... Seni ona kavuşturdukları
için. Güzel mi güzel bir xelat: Ateş topundan
bir çocuk. Berbuların; onu alıp kaldırmışlar;
SEMA'ya doğru. Ve GÜNEŞ'e kutsamışlar, adını
SEMA koymuşlar. SEMA... Yani sen.
Senin anlayacağın; yürekler SEMA'sız kalmayacak;
bereketli Ararat var oldukça, tüm haşmetiyle dim-dik
ayakta kalıncaya dek...
ZİLAN'IN
DİLİNDE BİR SÖZ OLDUM...
Sema Yoldaş'ın Anısına
Sema yoldaş, 1971 yılında Ağrı'nın Tutak/ Aşağı
Kargalık köyünde dünyaya gelir.
İlkokulu kendi köyü de, ortaokulu Tutak'ta,
Liseyi Ağrı'da büyük bir başarıyla tamamlar.
Üniversiteyi de Ankara'da okur. İlkokuldan
üniversiteyi bitirinceye üstün bir başarı
temposu göstermiştir.
Sema yoldaş, Kürdistan'nın şeyhlik kurumunun
hakim olduğu geniş bir ailendendir. Ailede
yurtseverlik deden kalma kuşaktan kuşağa
geçmiştir. Köy ve akraba çevresin den bir çok
kişinin Partiye katılmış olması Partiye ve
Kürdistan sorununa karşı Sema yoldaşı duyarlı
kılmış ve ilgisini çekmiştir.
1991 yılında Ankara'da üniversiteyi okumaya
başladığı sırada fiili olarak parti ile tanışır.
Kısa sürede Partiye katılmaya karar verir. Sema
yoldaşı o dönemki yurtsever gençlik içerisinde
böylesi bir seçime gider iken oldukça bilinçli
ve mantıklı hareket etmiştir. Ülkede yaşanan
savaş koşulları bunu gerekli kılmıştır. Bundan
ötürü, hiçbir dış faktör kendisini etkileyemez.
Yani anlaşılan Sema yoldaş, yönünü kabeye,
Kürdistan'a vermiş. Özgürlüğün, özgürce
solunduğu dağlara yönelir. Bunu 1991 yılında
Mardin'de partiye katılarak gerçekleştirir.
Sema yoldaş devrimci olmadan önce, hem aile
içinde, hem de tanındığı çevrede büyük bir saygı
ve değer görür. Çünkü edinmiş olduğu terbiye
ölçüleri herkesi etkiler, O'nu saygın bir insan
durumuna getirir. Kürdistan ve PKK O'nu bir
hayli etkilediği gibi, O'nu etkileyen diğer
önemli bir husus ise, Kürt kadının Kürdistan
dağlarında savaşması olur. O, buna özlem duyar
ve gerçekçi bulur.
Sema yoldaş, artık gerillayla birliktedir.
Bir-iki ay Mardin eyaletinde kaldıktan sonra,
eğitim görmek için Önderlik sahasına gelir.
Önderlikle tanışır. Burada bütün insani ve
sosyal yeteneğini seferber ederek, önderliği,
süreci ve dönemin ihtiyaçları üzerinde
yoğunlaşır, her şeyi anlamaya ve kavramaya
çalışır. Sema yoldaş zeki ve çalışkan biri.
Hemen hemen her konuda olduğu gibi, Önderliğin
kadına verdiği özgün yaklaşımını kişiliğine
indirgeyerek bilince çıkarmaya çalışır. Daha
doğrusu Kürt kadını kimdir, kadın nedir, kadının
rolü nedir, kadın Kürdistan devriminde nasıl bir
rol oynayabilir vb. tüm konular üzerinde özel
olarak durur ve kendini yetkinleştirmeye
çalışır.
Sema yoldaş Önderlik sahasındayken okulun en
gözde öğrencilerinden biridir. Yani eğitime
katılımı, sosyal yaşamdaki olgun ve
mütevazi
kişiliği Önderliğin dikkatini çeker. Çünkü Parti
Önderliği'nin; "Kendini örgütleyen insan en iyi
militandır..." belirlemesi Sema yoldaş için
yaşamın en belirgin ilkesi olur. İlkeli yaşamak,
ölçülü davranmak, yaşamın bir gereği olur O'nun
için. O'nun "Yüce" soyadından da görüldüğü gibi,
gözü ve amacı zirvelerdedir. O, kendisi ilkokula
başladığı günden günümüze kadar, "Bir insan
herhangi bir olaya girecekse, en önde olmalı, en
iyisini yapmalı ve en onurlusunu
gerçekleştirmelidir" der gibi bir yaşam
felsefesine sahip. Yani O'nun amaç ve
düşüncelerinde başarmamak, önde olmamak ve
yetkinleşmemek kesinlikle yoktur. "Yok" denilen
olgu, O'nun yaşam felsefesinde de yoktur.
Sözün kendi içindeki gerçekliğine bakılırsa,
O'nun için onursal bir büyüklük vardır. Çünkü, O
Parti Önderliği'ne "Başaracağım!" diye söz
vermiştir. İşte bu sözün yaşama yakışır bir bir
sorumluluğunu yerine getirmek, Sema yoldaş için
ne ise, kendisine olan güveni de odur.
Sema yoldaş, Önderlik sahasında eğitimini büyük
bir kararlılık içerisinde tamamlar. Tepeden
tırnağa kadar kendini yenileyerek, sözünü bir
kez daha yeniler. Ve ayrıca her yönüyle kendini
yenilenmiş, yoğunlaşmış ve her türlü görevi
almaya hazır hale getirmiştir. Yani görev almaya
hazırdır, 1992 Mayıs-Haziran aylarında bir grup
arkadaşla, Serhat Eyaletine gider. Burada da
kısa bir süre faaliyetlerde yerini alır. Resmi
olarak Partiden ilk kez görev almış oluyor.
Görevde başarılıdır. Halka yaklaşımı olumlu ve
geliştiricidir. Diğer önemli bir şey ise ikna
yeteneği oldukça güçlüdür. Örgütlü yanı ön plana
çıkmıştır. Yönetim tarzında büyük bir gelişme
var. Burada da kısa bir süre kaldıktan sonra,
örgüt kararıyla kitle faaliyetlerini sürdürmek
için, Ağrı şehir merkezine gider. İki-üç ay
çalıştıktan sonra, görev başındayken, bir ihbar
sonucu şehir merkezinde yakalanır. Üzerinde
silah yoktur, bu durum onu çok üzer.
Düşman Sema yoldaş'ı kısa sürede çözmeye
çalışır. Ama düşmanın uğraşıları boşunadır.
Çünkü Sema yoldaş Parti'nin terbiye ve direnme
ölçülerini almış, bunun APO'cu ruhuyla
bütünleşmiştir. İşte bundan ötürü üzerinde
yakalanan bazı notları dışında, hiçbir şey kabul
etmez. Yani "Ser verip sır vermeyen" ilkesinden
hareketle, direnmeyi esas alır. Düşman var
gücüyle yüklenir her türlü işkenceyi
uygulamasına karşın çözülmez, çözemezler. Eğer
üzeride belgeli notlar yakalanmasaydı, Sema
yoldaştan tek bir söz almaları mümkün
olmayacaktır. Nitekim tek bir söz de vermez
düşmana.
Uzun bir sorgulamadan sonra savcılığa çıkarılır,
tutuklanıp cezaevine gönderilir. Hiçbir şey Sema
yoldaşın umrunda değildir. Çünkü düşman O'nu
çözememiştir. O da bunun gururu içindedir.
Düşman karşısında direnmenin ne olduğu neyi
ifade ettiğini yaşayanlar bilir ancak. Çünkü bir
kelime veya bir söz temelinde de olsa, düşmana
bilgi vermemek insan gururunun yücelmesine neden
olur. Evet, Sema yoldaş da bu yüceliğin ismi
olur.
Sema yoldaş cezaevindedir . Yani barbar düşmanın
elinde tutsaktır. İçerideki arkadaşlar O'nu
büyük bir içtenlikle karşılarlar. Erzurum
cezaevi karışık bir cezaevi. 1980'de Amed
cezaevi devlet için neyi ifade etmişse, son
dönemin Erzurum cezaevisi de aynı şeyi ifade
ettiğini söyleyebiliriz. Sema yoldaş cezaevine
girer girmez içerideki Parti yapısına tabi
olarak, direnmeyi esas alır. Arkadaş sorguda
direndiği için, cezaevi idaresi-ki hepsi faşist
kadrolardır, O'na ilişkin kimi özel program ve
uygulamalar tezgahlasa da, Sema yoldaş hiçbir
oyuna gelmeyerek "Ben Partiliyim" diyerek tavır
takınır.
Mahkemede de Partiyi ve ulusal kurtuluş
mücadelemizin haklılığını savunarak, siyasi
savunma yapar. Bunun üzerine mahkeme Sema
yoldaşa 22 yıl ağır hapis cezası verir. Çünkü O,
dışarda da olsa, içerde de olsa özgürlüğe aşık
olmuştur bir kere. Bu bakımdan O, duygularında,
düşüncelerinde bir an olsun bile Önderliği,
Partiyi, gerillayı ve şehitleri hiç mi hiç
aklında çıkarmaz, onlarla beraber olur, onlarla
yaşar hep. Sema yoldaş günlük ve sosyal
yaşamında çok ölçülü ve programlıdır. Aynı
ölçüleri, aynı duyarlılığı birlikte kaldığı
arkadaş topluluğuna da benimsetir. Sema yoldaş,
hangi cezaevinde olursa olsun, orada Parti
yapılarımızın güç birliktenliğinin varolması
demektir. Yani yetenek ve birikimlerini
arkadaşların gelişmeleri için kullanır. Bu
konuda gönülü bir derya gibidir adeta...
Sema yoldaş DGM'de 22 yıl ağır hapis cezası alır
almaz devlet O'nu Nevşehir cezaevine nakleder.
Daha önceden de belirttiğimiz gibi Sema arkadaş
hangi cezaevine giderse gitsin veya nerede
bulunursa bulunsun, mevcut olan Parti
yönetimlerimizde yerini alır görev üstlenir.
O'nun bu konumunda hareketle, Nevşehir cezaevi
idaresi O'nu Çanakkale cezaevine sürgün eder. Bu
sürgünler Sema arkadaş için şaşırtıcı olmaz.
Çünkü devletin cezaevi politikası PKK
tutsaklarını psikolojik baskından tutalım, fiili
işkenceden, rehabilitasyon uygulamalarına kadar
insanı insanlığa karşı suçlu bir duruma getirmek
istediklerini bilir. İşte bunun için Sema
arkadaş Parti değerlerini korumak, Partiyi
ideolojik olarak temsil etmek, güçlü tutmak,
bunu daha derinleştirmek için kendisine verilen
hiçbir görevden kaçınmaz. Bu görevi canla-başla
yerine getirir. Yani hiçbir etkinlik veya hiçbir
eylem tarzından geri kalmaz. Ona göre, Partiyi
güçlendirebilmek dönemin ihtiyaçlarına karşılık
verebilecek her türlü eylem tarzı doğrudur,
gerçekleştirmek gerekir.
Sema yoldaş, bu son eylemi gerçekleştirmeden
önce, kendi kendisiyle büyük bir hesaplaşya
girer. Yani Önderliği düşünür, Partiyi,
mücadeleyi ve süreci düşünür. 21 Mart'ı Çağdaş
Kawa Mazlum Doğan'ı; Dörtler'i, 14 Temmuz Büyük
Ölüm Orucu Şehitlerini, Ali Erek'i, Cemal Arat'ı
ve Orhan Keskin'i düşünür; tabii bunun yanında
Zekiye'yi, Rahşan'ı, Ronahi ve Berivan'ı
düşünür. Herbirisi bir parça vatandır O'nun
için. Ama herşeyi ve tüm bir yaşamı düşünürken,
Agit'i ve bedenlerinde bombayı patlatan yüzlerce
gerillayı düşünür; herşeye karşın tarihin
derinliklerine dalar, Roza Lüksembur'u, Clara
Zetkin'i, Papaz Bruno'yu ve ateşin en güzel
insanı olan Premethus'u düşünür... Yıldızlarla
birlikte olur, gökyüzünde bulutların kanadına
tutunur; annesinin yanına gider, onunla olur;
küçük kardeşlerinin gözlerinde yağmur olur;
Ağrı'da bin yılların hasretini çeken kardelen
çiceği olur; Ağrı'nın bir kanadı, Cudi'nin bir
gözü, Munzur ve Peri nehrinin asi suyu olur; en
nihayetinde yine Mazlum ve Zilan'ı düşünür.
Zilan, sözcüğü beyninden geçerek dilden ifade
bulunca "Ax! Ben yanayım, ben atom parçaları
olayım, ben özgürlük ve inancın bilinci olayım;
ben saçlarında tel tel olmuş güneş ışınları
olayım Zilan'ın; ben, bütün bir ülkemin nefes
alış-verişi olan Başkan APO olayım ve ben Zilan,
Zilan'ın omuzlarıma bıraktığı bir çift göz
olayım..." derken günler öncesinde hazırlamış
olduğu kolonyayı zülüfleri hiç bozulmamış o
kutsal bedeninin üzerine döküp, ateşe verirken
tarih 21 Mart 1998'i gösteriyordu o gün. O,
ilahi yaşamın tüm ihtişamına kavuştuğu için
ateşle saçlarını tarıyor, kıvılcım parçalarıyla
gözlerine sürme çekerken; "Ben Zilan, ben Mazlum
olacağım..." diyordu mırıldanmaları arasında...
Mektubunun bir yerinde bütün şehitleri ve
Önderliği selamlarken, düşmana ilişkin de
"...Artık bu zulüm ve katliama son verin...
Sizin bu vahşet ve katliam politikanızı protesto
ediyorum... Siz bu halkı yenemeyeceksiniz... Bu
eylemimi sizin bu vahşet politikanızı protesto
etmek için gerçekleştiriyorum... Ve 21 Mart'lar
daha çok gürlenecek ve daha çok kutlanır
olacaktır Kürdistan'da..." diye yazar.
Sema yoldaş, bu soylu eylemde şehadete kavuşmaz.
Yaralı olarak hastaneye kaldırılır. Kendisi
üzgündür. Çünkü O'nun amacı ve isteği Zilan'ın
güneşi ile kendini yıkamaktı. Yaralı haliyle tam
üç ay milimi milimine, saati saatine, günü
günlere katarak yaşam mücadelesini verir. Güçlü
ve inançlıdır. Her nefes alış verişinde, "Zinê'den
miras kalma, Zilan'ın gerçekleştirdiği ve
yarattığı "Cennet Bahçe'sine gitmek
istiyorum..." diyordu annesine... Diğer önemli
bir vasiyeti ise "Eğer bir gün ölürsem beni ya
köyüme dedemin yanına, ya da şehit yoldaşlarımın
yanına gömün" olmuştu.
Sema yoldaş, 17 Haziran 1998'de gözlerini yaşama
kapatırken bile bir melek kadar güzeldi, bu
güzelliğinden hiçbirşey kaybetmemişti halen.
Biraz gecikmeli de olsa, isteği yerine gelmişti
Sema yoldaş'ın. Yani Zilan yoldaş'ına
kavuşmuştu. Hatta son nefesinde; "Zilan...!
Zilan...! Tut elimden..." dediğinde bütün bir
Kürdistan "Ax...! Sema" demişti o gün. Çünkü
Sema, yeni bir yaşam olmuştu...
|