Ana Sayfa

SEMA YÜCE
Mektupları
Annesiyle Röportaj

Sema ark'a Mektuplar

Anısına Yazılar
Şehitleri Albümü
 Önderlik Albümü

KJB DOSYASI Yeni Bir Oluşum

KJB
PAJK
YJA
YJA-Star
GENÇLİK
 
İletişim

 Site hakkında Görüş ve Önerileriniz İçin

  Geri Dön

ÖZGÜRLÜK ŞEHİTLERİ  

SEMA YÜCE'NİN ANNESİYLE YAPILAN RÖPORTAJ

"Sema, Direnişi Emrediyor"

Newroz Ateşini bedeniyle tutuşturarak; Çağdaş Kawa Mazlum Doğan ve onun ardılları, Zekiye, Rahşan, Ronahi ve Berivan'lardan aldığı özgürlük meşalesini, zindanlarda, bir özgürlük çığlığına dönüştüren Sema Yüce'nin Annesiyle, Sema ve yaptığı eylem üzerine yaptığımız röportajı yayınlıyoruz.

Jina Serbilind: Öncelikle sizden şunu öğrenmek istiyoruz: Sizin şeyhlik geleneğinden bir aile yapınızın olduğunu biliyoruz. Şeyhlik ilişkisinin hakim olduğu bir ailede kadın olmak nedir?

Zennure Yüce: Bizim ailemiz, doğrudur bir şeyh ailesidir. Şeyh ailelerinde, toplumumuzda, kadının özellikle özgür olmadığını biliyorum. Örneğin kadınlar dışarı çıkmaz, hatta evin içinde kocanın, kardeşinin ya da başkalarının karşısında çıkıp konuşmaz. Aynı yerde oturmazlar. Dışarı çıktıklarında çarşaflı ve peçeli çıkarlar. Ama bizim ailemizde, erkek
kadın ilişkisi böyle değildi. Diyebilirim ki, erkekler kadar bizim de söz hakkımız vardı.
Örneğin; baba ve abilerimizle aynı odada oturur, yemek yer, tartışırdık. Gerek içerde, gerek dışarda, diğer şeyh aileleri gibi toplumun diğer kesimlerinden farklı bir özelliğimiz yoktu. Ancak, bizde de feodal bağlar, örneğin evlilik açısından vardı. Ben de, şeyh ailemizden bir akrabamla evlendim.
Bizde tarikat ilişkileri de vardı doğal olarak. Burada önemli bir nokta var. Bizim ailede erkeğin egemenliğinden dolayı kadın ezilmiyordu. Ailemizden aldığımız terbiye doğrultusunda büyüğümüze karşı her zaman saygı, hürmet, gönüllülük temelinde hizmet etme, sürekli çalışma vardı.
Bizim bu hizmetimiz bilinçli idi. Biz bunun bilincindeydik.

Jina Serbilind: Sizde erkek evde olmayınca, evin idaresini kadınlar mı ele alıyordu? Bunu şunun için soruyoruz: Kürt toplumunda özellikle elit olan ailelerde erkek egemenliğinin daha fazla olduğu biliniyor. Siz de bu ailelerden biri olduğunuza göre, sizde ilişkiler nasıldı?

Zennure Yüce: Bizde aile ortamında kuşkusuz feodal ilişkiler egemendir. Eskiden siyasetle, toplumsal olaylarla ilgilenmek yoktu. Aşiretler arası, aileler arası çelişkiler vardı. Bunların çözümü aşiret büyüklerine, aile büyüklerine havale edilirdi. Erkek olduğu zaman, onun söyledikleri belirleyici; ama olmadığı zaman, kadın evin reisi olurdu. İster erkek, ister kız olsun, bütün çocuklar buna saygı duyarlardı. Çünkü evin büyüğü; o an kadındı. Bütün sorumluluğu o üstlenirdi.
Ailemiz köklü bir geleneğe sahiptir. Oldukça geniş bir ailedir. Yörede büyük bir saygınlık gördüğünü söyleyebilirim. Bunun nedeni de Kürt kültürüne, geleneklerine ve değerlerine yatkın olmasıdır. Kürtlük bilinci oldukça gelişmiştir. Örneğin kendini inkar yoktu. Ülkenin neresinde bir isyan varsa; ona büyük ilgi duyulurdu. Bunu eskiden beri hatırlıyorum. Şunu anlatmaya çalışıyorum; çocuklarımızın ülke devrimi ile, yine bir bütün olarak ailenin mücadeleyle erkenden tanışması bu nedenledir.

Jina Serbilind: Zennure Ana, anlatımlarınızdan şunu çıkarıyoruz, Sema arkadaş da ailenin bu yurtseverlik gerçeğinden etkilenmiştir, değil mi? Burada mücadelede ailenin rolüne değinmek mümkün mü?

Zennure Yüce:
Tabii ki, belirttiğim gibi önceden kimliğimizi tanıyorduk. En azından ruhta bunu yaşıyorduk. Bu anlamda Sema'nın aileden belli bir bilinç aldığını söyleyebilirim. Çünkü biz, çocuklarımızı, en temiz şekilde yetiştirmeye çalıştık. İstediği her şeye sahip olması için ne gerekiyorsa onu yaparak çocuklarımızı yetiştirdik. Bir saksıdaki çiçeğin, bakımı kadar, çocuklarımızın yetiştirilmesi üzerinde de titizlikle duruyorduk. Yani Sema'nın, ev ortamında Kürt kültürünü belli oranda aldığını söyleyebilirim. Başta Sema olmak üzere, çocuklarımız, bizim gibi ev hanımı olsun diye yetiştirmedik. Biz önümüzü görüyorduk. Bir savaşın, bir kızıl kıyametin kopacağını biliyorduk.

Jina Serbilind: Aileniz, konum itibariyle, diğer sosyal kesimlerle herhalde farklı ilişkilere sahipti. Bildiğimiz kadarıyla eskiden medreselerin, Şeyh çevreleri ile ilişkileri var.

Zennure Yüce: Aslında Sema'nın babası da aydın bir insandı. Aramızda bir çelişki yoktu. Demek istediğim birbirimizi tanıyorduk. Çok titiz biridir. Kimliğine, değerlerine bilinçli olarak bağlı olan birisidir. Sorunuza gelince; 1960 darbesini hatırlıyorum. Ben o zaman çocuktum. Melle Abdurrahman Dürre o zaman şeyh ve ağa ailelerine ilişkin kitaplar yazmıştı. Bizim ailenin bir Türk gelini vardı. O bu kitapları okuyordu. Ben Türkçe bilmiyordum ama o okuduğunda, ben çok dikkatli dinleyip anlıyordum. Özelde bizim aileyi, genelde şeyhlik ve ağalık kurumunu daha o zaman tanımaya başladım. Bu kitaplarda yazılanlar beni müthiş etkilemişti. Deniz Gezmiş'lerin eylemleri de gençlik yıllarımda beni etkilemişti. Kendi gerçekliğimize, kendimizi tanımamıza biraz daha bizi yakınlaştırmıştı. Bu süreci Özgürlük Hareketi'nin doğuşu izledi. Ona yakınlaşmak, gün geçtikçe hızlandı. Sonuçta, artık halk gerçekliğimizi tam anlamıyla anlamaya başladık. Artık eski şeyhlik gelenekleri, Türk soluna sempati kültürü, yerini özgürlük savaşımına bırakmıştı. Ben o zamanlar artık evlenmiştim.

Jina Serbilind: Kaç çocuğunuz var? Sema'nın küçüklüğünden biraz bahseder misiniz?

Zennure Yüce: Altı çocuğum var. Dördü kız, ikisi erkek. Sema, benim üçüncü çocuğum oluyor. Sema kötü şeyleri sevmezdi. Çok akıllı idi, çok derinlikli düşünürdü. Hep güzellikleri düşünürdü, birlik beraberliği severdi. Dostluk ilişkilerini çok severdi. Bütün komşuların yardımına koşar, zayıf insanları kollar, savunurdu.
Okul arkadaşlarının ihtiyaçlarını bana anlatırdı ve onları alıp mutlaka karşılardı. Sema'nın küçüklüğünü böyle özetleyebilirim.

Jina Serbilind: Ailenizde Sema'nın dışında tutsaklarınız var mı? Ya da şehtileriniz var mı?

Zennure Yüce: Bir Sema, bir de amcasının oğlu vardı. İkisi de gerillaydı, esir düştüler. Amcasının oğlu Erzurum cezaevinde kalıyor.

Jina Serbilind: Sema'nın üniversite yıllarına dönersek, Ankara'da okuduğu dönemi biraz anlatabilir misiniz?

Zennure Yüce: Sema 1989 yılında ODTÜ'ye kayıt yaptı. İlk aylarda yurtta kalıyordu. Okula başlaması ile siyasal mücadeleye aktif olarak başlaması aynı zamana denk geliyor. Ancak yurtlarda bu nedenle rahat edemiyordu. Bunun üzerine bizden, Ankara'ya evimizi taşımamızı istedi. Biz de birkaç yıllığına bazı eşyalarımızı alarak Ağrı'dan Ankara'ya geldik. Ev kiraladık ve Sema bizimle beraber kalmaya başladı. İlk dönemlerde, Ağrı'daki gibi, aile ilişkimiz oldukça sıcaktı. Ancak, Sema'nın bir dönem sonra bizimle ilişkileri resmileştirdiğini gördük. Biz bunu başta fazla anlamamıştık. "Hem beraber kalalım diye bizi buraya getirdi hem de eve artık pek uğramaz oldu. Madem ki böyle olacaktı, neden bizi çağırdı" diye düşündük. Fakat bir süre sonra, Sema artık okulu da boş vermişti. Kendisini mücadeleye hazırladığını düşünüyorduk. Biz, en azından okulunu bitirmesini istiyorduk. Fakat O, Yeni Ülke Gazetesi'nde çalışmaya başladı. O'nun, okulu bırakması, bende bir duygusal tepki yarattı. Hatta ben, bir gün gittim ve İsmail Beşikçi Hoca'yı gördüm. "Siz bırakmıyorsunuz bir kişi okusun, herkesi alıp şuraya-buraya yerleştiriyorsunuz" şeklinde ağır bir hakarette bulundum. Sema bunu duyup eve geldiğinde, Hoca'yı bize anlattı. Çok değerli biri olduğunu söyledi. Daha sonra Hoca'yı tanıdıkça O'na söylediklerime çok üzüldüm. Sema, benim tepkim üzerine gazeteden ayrıldı. Ama bir süre sonra, Yurt Yayınları'nda çalışmaya başladı. Bu arada gönlümü almak için de yeniden sınavlara hazırlandığını söylüyordu. Sanırım ikinci sınıfta ODTÜ'yü bırakmıştı.

Jina Serbilind: Sema arkadaş okulu bıraktıktan sonra saflara katılıyor. Bu sizi nasıl etkiledi. Çevrenizin tepkisi nasıl oldu?

Zennure Yüce: Sema, 7 Nisan 1990 günü eve gelmeyince; sabaha kadar bekledik. Acaba bir kaza mı oldu ya da gözaltına mı alındı gibi kaygılara kapıldık. Ancak üç gün sonra bir telefon geldi ve kendisini merak etmememizi söyleyip, saflarda olduğunu belirtti. Tabii ki, bütün anne ve babalar çocuklarını severler. Onlardan ayrılmak istemezler. İlk günlerde bunun burukluğunu yaşadık. Ancak bir yandan da onur duyuyorduk. Tepkilerimiz kısa sürede yerini gerçeği kabul etmeye bıraktı. Zaten biz bir süre sonra Ağrı'ya; köye döndük. Artık daha fazla bir bağlanma, mücadelemizi savunma bilinci gelişti bizde. Çevremizde saflara o döneme kadar kadınların katılımı yok denecek kadar azdı. Bu nedenle kimileri devletin propagandalarından etkilenerek karalamaya çalışıyorlardı. Kimileri de olumlu karşılıyordu. Biz sürekli olarak, Sema ve onun gibi binlerce arkadaşın daha iyi, daha güzel bir gelecek, halkımız için mücadeleye katıldığını anlatıyorduk.

Jina Serbilind: Sema'nın bir de tutsak düşmesi var...

Zennure Yüce: 1992'de Ağrı İl Merkezinde cephe faaliyetlerini yürütüyordu. Bir ihbar üzerine aynı yıl gözaltına alındı. 18 gün sonra Nevşehir Cezaevi'ne, daha sonra Çanakkale Cezaevi'ne konuldu. En son kendisini yakmadan 2 yıl önce Sağmacılar'da tedavi olurken görmüştüm. Ama babası birkaç kez ziyaretine gelip gitmişti. Hem uzak olması hem de ekonomik nedenlerle, ben sürekli ziyaretine gidemiyordum.

Jina Serbilind: Sonuç olarak Sema'nın kendisini Newroz'laştırmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Eylemi ne zaman duydunuz?

Zennure Yüce: Ben Med TV'de Sema'nın eylemini duydum. O anda eğer başka bir arkadaş olsaydı, belki avazım çıktığı kadar isyanımı haykıracaktım. Belki de üzülecektim. Ama, gerçekten de O'nu 8 yıl önce devrime armağan etmiştim ve eylemini duyduğumda müthiş gururlandım. Çünkü halkın, devrimin ondan beklediği bir görevi yerine getirmişti.
Benim başım, bu nedenle bir anne olarak diktir. O, bu eylemiyle Kürtlerin tarihinde Newroz'laşarak adını yazdırdı.
Ben, Sema neden böyle yaptı demiyorum. Çünkü; fedai canlara söylenecek bir söz kalmamıştır. Ben Sema'nın yoluna baş koyacak on tane çocuğum olsun isterim. Sema'nın eylemi; bize ülkemizin topraklarına daha fazla bağlanmamızı emrediyor. Kanımızın son damlasına kadar uğrunda kendisini yaktığı ülkemizde halkımızla birlikte direneceğiz.
Jina Serbilind: Son olarak halkımıza bir mesajınız var mı?

Zennure Yüce: Sema arkadaşın bütün aile fertleri olarak; rejimin halkımız üzerinde estirdiği terörü, tırmandırdığı kirli savaşı protesto eden Sema'nın eylemini selamlıyoruz.
O'nunla gurur duyuyoruz. Eşim ve çocuklarım, bir anne olarak bana moral veriyorlar. Teselli ediyorlar. Halkımıza da aynı morali taşımak istiyoruz ve diyoruz ki; Sema ve Fikri arkadaşların kendilerini Newroz'laştırmaları; bizi güçlendirmiştir. Kendilerini halka ve devrime adamışlardır.
Ben diyorum ki; Kürt halkı ve dostları sağolsun, gerilla sağolsun.
Yine Ulusal Önderliği ve zindan direnişçilerini selamlıyor, mücadelerinde zafer dolu yıllar diliyorum.

Geri Dön

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006. Tüm hakları saklıdır