SEMA YÜCE'NİN
ANNESİYLE YAPILAN RÖPORTAJ
"Sema, Direnişi Emrediyor"
Newroz Ateşini bedeniyle tutuşturarak; Çağdaş
Kawa Mazlum Doğan ve onun ardılları, Zekiye,
Rahşan, Ronahi ve Berivan'lardan aldığı özgürlük
meşalesini, zindanlarda, bir özgürlük çığlığına
dönüştüren Sema Yüce'nin Annesiyle, Sema ve
yaptığı eylem üzerine yaptığımız röportajı
yayınlıyoruz.
Jina Serbilind: Öncelikle sizden
şunu öğrenmek istiyoruz: Sizin şeyhlik
geleneğinden bir aile yapınızın olduğunu
biliyoruz. Şeyhlik ilişkisinin hakim olduğu bir
ailede kadın olmak nedir?
Zennure Yüce: Bizim ailemiz, doğrudur bir
şeyh ailesidir. Şeyh ailelerinde, toplumumuzda,
kadının özellikle özgür olmadığını biliyorum.
Örneğin kadınlar dışarı çıkmaz, hatta evin
içinde kocanın, kardeşinin ya da başkalarının
karşısında çıkıp konuşmaz. Aynı yerde
oturmazlar. Dışarı çıktıklarında çarşaflı ve
peçeli çıkarlar. Ama bizim ailemizde, erkek
kadın ilişkisi böyle değildi. Diyebilirim ki,
erkekler kadar bizim de söz hakkımız vardı.
Örneğin; baba ve abilerimizle aynı odada oturur,
yemek yer, tartışırdık. Gerek içerde, gerek
dışarda, diğer şeyh aileleri gibi toplumun diğer
kesimlerinden farklı bir özelliğimiz yoktu.
Ancak, bizde de feodal bağlar, örneğin evlilik
açısından vardı. Ben de, şeyh ailemizden bir
akrabamla evlendim.
Bizde tarikat ilişkileri de vardı doğal olarak.
Burada önemli bir nokta var. Bizim ailede
erkeğin egemenliğinden dolayı kadın ezilmiyordu.
Ailemizden aldığımız terbiye doğrultusunda
büyüğümüze karşı her zaman saygı, hürmet,
gönüllülük temelinde hizmet etme, sürekli
çalışma vardı.
Bizim bu hizmetimiz bilinçli idi. Biz bunun
bilincindeydik.
Jina Serbilind: Sizde erkek evde olmayınca, evin
idaresini kadınlar mı ele alıyordu? Bunu şunun için soruyoruz:
Kürt toplumunda özellikle elit olan ailelerde erkek
egemenliğinin daha fazla olduğu biliniyor. Siz de bu ailelerden
biri olduğunuza göre, sizde ilişkiler nasıldı?
Zennure Yüce: Bizde aile ortamında kuşkusuz feodal ilişkiler
egemendir. Eskiden siyasetle, toplumsal olaylarla ilgilenmek
yoktu. Aşiretler arası, aileler arası çelişkiler vardı. Bunların
çözümü aşiret büyüklerine, aile büyüklerine havale edilirdi.
Erkek olduğu zaman, onun söyledikleri belirleyici; ama olmadığı
zaman, kadın evin reisi olurdu. İster erkek, ister kız olsun,
bütün çocuklar buna saygı duyarlardı. Çünkü evin büyüğü; o an
kadındı. Bütün sorumluluğu o üstlenirdi.
Ailemiz köklü bir geleneğe sahiptir. Oldukça geniş bir ailedir.
Yörede büyük bir saygınlık gördüğünü söyleyebilirim. Bunun
nedeni de Kürt kültürüne, geleneklerine ve değerlerine yatkın
olmasıdır. Kürtlük bilinci oldukça gelişmiştir. Örneğin kendini
inkar yoktu. Ülkenin neresinde bir isyan varsa; ona büyük ilgi
duyulurdu. Bunu eskiden beri hatırlıyorum. Şunu anlatmaya
çalışıyorum; çocuklarımızın ülke devrimi ile, yine bir bütün
olarak ailenin mücadeleyle erkenden tanışması bu nedenledir.
Jina Serbilind: Zennure Ana, anlatımlarınızdan şunu çıkarıyoruz,
Sema arkadaş da ailenin bu yurtseverlik gerçeğinden
etkilenmiştir, değil mi? Burada mücadelede ailenin rolüne
değinmek mümkün mü?
Zennure Yüce: Tabii ki, belirttiğim gibi önceden kimliğimizi
tanıyorduk. En azından ruhta bunu yaşıyorduk. Bu anlamda
Sema'nın aileden belli bir bilinç aldığını söyleyebilirim. Çünkü
biz, çocuklarımızı, en temiz şekilde yetiştirmeye çalıştık.
İstediği her şeye sahip olması için ne gerekiyorsa onu yaparak
çocuklarımızı yetiştirdik. Bir saksıdaki çiçeğin, bakımı kadar,
çocuklarımızın yetiştirilmesi üzerinde de titizlikle duruyorduk.
Yani Sema'nın, ev ortamında Kürt kültürünü belli oranda aldığını
söyleyebilirim. Başta Sema olmak üzere, çocuklarımız, bizim gibi
ev hanımı olsun diye yetiştirmedik. Biz önümüzü görüyorduk. Bir
savaşın, bir kızıl kıyametin kopacağını biliyorduk.
Jina Serbilind: Aileniz, konum itibariyle, diğer sosyal
kesimlerle herhalde farklı ilişkilere sahipti. Bildiğimiz
kadarıyla eskiden medreselerin, Şeyh çevreleri ile ilişkileri
var.
Zennure Yüce: Aslında Sema'nın babası da aydın bir insandı.
Aramızda bir çelişki yoktu. Demek istediğim birbirimizi
tanıyorduk. Çok titiz biridir. Kimliğine, değerlerine bilinçli
olarak bağlı olan birisidir. Sorunuza gelince; 1960 darbesini
hatırlıyorum. Ben o zaman çocuktum. Melle Abdurrahman Dürre o
zaman şeyh ve ağa ailelerine ilişkin kitaplar yazmıştı. Bizim
ailenin bir Türk gelini vardı. O bu kitapları okuyordu. Ben
Türkçe bilmiyordum ama o okuduğunda, ben çok dikkatli dinleyip
anlıyordum. Özelde bizim aileyi, genelde şeyhlik ve ağalık
kurumunu daha o zaman tanımaya başladım. Bu kitaplarda
yazılanlar beni müthiş etkilemişti. Deniz Gezmiş'lerin eylemleri
de gençlik yıllarımda beni etkilemişti. Kendi gerçekliğimize,
kendimizi tanımamıza biraz daha bizi yakınlaştırmıştı. Bu süreci
Özgürlük Hareketi'nin doğuşu izledi. Ona yakınlaşmak, gün
geçtikçe hızlandı. Sonuçta, artık halk gerçekliğimizi tam
anlamıyla anlamaya başladık. Artık eski şeyhlik gelenekleri,
Türk soluna sempati kültürü, yerini özgürlük savaşımına
bırakmıştı. Ben o zamanlar artık evlenmiştim.
Jina Serbilind: Kaç çocuğunuz var? Sema'nın küçüklüğünden biraz
bahseder misiniz?
Zennure Yüce: Altı çocuğum var. Dördü kız, ikisi erkek. Sema,
benim üçüncü çocuğum oluyor. Sema kötü şeyleri sevmezdi. Çok
akıllı idi, çok derinlikli düşünürdü. Hep güzellikleri
düşünürdü, birlik beraberliği severdi. Dostluk ilişkilerini çok
severdi. Bütün komşuların yardımına koşar, zayıf insanları
kollar, savunurdu.
Okul arkadaşlarının ihtiyaçlarını bana anlatırdı ve onları alıp
mutlaka karşılardı. Sema'nın küçüklüğünü böyle özetleyebilirim.
Jina Serbilind: Ailenizde Sema'nın dışında tutsaklarınız var mı?
Ya da şehtileriniz var mı?
Zennure Yüce: Bir Sema, bir de amcasının oğlu vardı. İkisi de
gerillaydı, esir düştüler. Amcasının oğlu Erzurum cezaevinde
kalıyor.
Jina Serbilind: Sema'nın üniversite yıllarına dönersek,
Ankara'da okuduğu dönemi biraz anlatabilir misiniz?
Zennure Yüce: Sema 1989 yılında ODTÜ'ye kayıt yaptı. İlk aylarda
yurtta kalıyordu. Okula başlaması ile siyasal mücadeleye aktif
olarak başlaması aynı zamana denk geliyor. Ancak yurtlarda bu
nedenle rahat edemiyordu. Bunun üzerine bizden, Ankara'ya
evimizi taşımamızı istedi. Biz de birkaç yıllığına bazı
eşyalarımızı alarak Ağrı'dan Ankara'ya geldik. Ev kiraladık ve
Sema bizimle beraber kalmaya başladı. İlk dönemlerde, Ağrı'daki
gibi, aile ilişkimiz oldukça sıcaktı. Ancak, Sema'nın bir dönem
sonra bizimle ilişkileri resmileştirdiğini gördük. Biz bunu
başta fazla anlamamıştık. "Hem beraber kalalım diye bizi buraya
getirdi hem de eve artık pek uğramaz oldu. Madem ki böyle
olacaktı, neden bizi çağırdı" diye düşündük. Fakat bir süre
sonra, Sema artık okulu da boş vermişti. Kendisini mücadeleye
hazırladığını düşünüyorduk. Biz, en azından okulunu bitirmesini
istiyorduk. Fakat O, Yeni Ülke Gazetesi'nde çalışmaya başladı.
O'nun, okulu bırakması, bende bir duygusal tepki yarattı. Hatta
ben, bir gün gittim ve İsmail Beşikçi Hoca'yı gördüm. "Siz
bırakmıyorsunuz bir kişi okusun, herkesi alıp şuraya-buraya
yerleştiriyorsunuz" şeklinde ağır bir hakarette bulundum. Sema
bunu duyup eve geldiğinde, Hoca'yı bize anlattı. Çok değerli
biri olduğunu söyledi. Daha sonra Hoca'yı tanıdıkça O'na
söylediklerime çok üzüldüm. Sema, benim tepkim üzerine gazeteden
ayrıldı. Ama bir süre sonra, Yurt Yayınları'nda çalışmaya
başladı. Bu arada gönlümü almak için de yeniden sınavlara
hazırlandığını söylüyordu. Sanırım ikinci sınıfta ODTÜ'yü
bırakmıştı.
Jina Serbilind: Sema arkadaş okulu bıraktıktan sonra saflara
katılıyor. Bu sizi nasıl etkiledi. Çevrenizin tepkisi nasıl
oldu?
Zennure Yüce: Sema, 7 Nisan 1990 günü eve gelmeyince; sabaha
kadar bekledik. Acaba bir kaza mı oldu ya da gözaltına mı alındı
gibi kaygılara kapıldık. Ancak üç gün sonra bir telefon geldi ve
kendisini merak etmememizi söyleyip, saflarda olduğunu belirtti.
Tabii ki, bütün anne ve babalar çocuklarını severler. Onlardan
ayrılmak istemezler. İlk günlerde bunun burukluğunu yaşadık.
Ancak bir yandan da onur duyuyorduk. Tepkilerimiz kısa sürede
yerini gerçeği kabul etmeye bıraktı. Zaten biz bir süre sonra
Ağrı'ya; köye döndük. Artık daha fazla bir bağlanma,
mücadelemizi savunma bilinci gelişti bizde. Çevremizde saflara o
döneme kadar kadınların katılımı yok denecek kadar azdı. Bu
nedenle kimileri devletin propagandalarından etkilenerek
karalamaya çalışıyorlardı. Kimileri de olumlu karşılıyordu. Biz
sürekli olarak, Sema ve onun gibi binlerce arkadaşın daha iyi,
daha güzel bir gelecek, halkımız için mücadeleye katıldığını
anlatıyorduk.
Jina Serbilind: Sema'nın bir de tutsak düşmesi var...
Zennure Yüce: 1992'de Ağrı İl Merkezinde cephe faaliyetlerini
yürütüyordu. Bir ihbar üzerine aynı yıl gözaltına alındı. 18 gün
sonra Nevşehir Cezaevi'ne, daha sonra Çanakkale Cezaevi'ne
konuldu. En son kendisini yakmadan 2 yıl önce Sağmacılar'da
tedavi olurken görmüştüm. Ama babası birkaç kez ziyaretine gelip
gitmişti. Hem uzak olması hem de ekonomik nedenlerle, ben
sürekli ziyaretine gidemiyordum.
Jina Serbilind: Sonuç olarak Sema'nın kendisini Newroz'laştırmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Eylemi ne zaman
duydunuz?
Zennure Yüce: Ben Med TV'de Sema'nın eylemini duydum. O anda
eğer başka bir arkadaş olsaydı, belki avazım çıktığı kadar
isyanımı haykıracaktım. Belki de üzülecektim. Ama, gerçekten de
O'nu 8 yıl önce devrime armağan etmiştim ve eylemini duyduğumda
müthiş gururlandım. Çünkü halkın, devrimin ondan beklediği bir
görevi yerine getirmişti.
Benim başım, bu nedenle bir anne olarak diktir. O, bu eylemiyle
Kürtlerin tarihinde Newroz'laşarak adını yazdırdı.
Ben, Sema neden böyle yaptı demiyorum. Çünkü; fedai canlara
söylenecek bir söz kalmamıştır. Ben Sema'nın yoluna baş koyacak
on tane çocuğum olsun isterim. Sema'nın eylemi; bize ülkemizin
topraklarına daha fazla bağlanmamızı emrediyor. Kanımızın son
damlasına kadar uğrunda kendisini yaktığı ülkemizde halkımızla
birlikte direneceğiz.
Jina Serbilind: Son olarak halkımıza bir mesajınız var mı?
Zennure Yüce: Sema arkadaşın bütün aile fertleri olarak; rejimin
halkımız üzerinde estirdiği terörü, tırmandırdığı kirli savaşı
protesto eden Sema'nın eylemini selamlıyoruz.
O'nunla gurur duyuyoruz. Eşim ve çocuklarım, bir anne olarak
bana moral veriyorlar. Teselli ediyorlar. Halkımıza da aynı
morali taşımak istiyoruz ve diyoruz ki; Sema ve Fikri
arkadaşların kendilerini Newroz'laştırmaları; bizi
güçlendirmiştir. Kendilerini halka ve devrime adamışlardır.
Ben diyorum ki; Kürt halkı ve dostları sağolsun, gerilla
sağolsun.
Yine Ulusal Önderliği ve zindan direnişçilerini selamlıyor,
mücadelerinde zafer dolu yıllar diliyorum.
|