VİYAN’IN HAKİKATİ : ATEŞTE ARINMAK...
Dilzar Dilok
mecnunun yası unutuldu leyla
sen çölde yeniden doğuyorsun,
her yüreğin doğusunda, çöl oluyorsun
içim leylaî bir sıcaklıktır şimdi
çöl bir leyla ışıması
bir leyl-i bahtiyar tutar beni
sarar ruhumu
Leyla Wali Hüseyin ya da Viyan Caf …
Heval Viyan çağın inançsızlaşan insan ve inançsızlığı bir kanser
mikrobu gibi her tarafa yayan sistem gerçeğinin tam karşısında
bir duruştur. Bu duruşunu Zerdüşt’ün üstinsanı yaratmaya yönelen
öğretisini kendi kişiliğinde yaratmaya çalışarak somutlaştırır.
Zerdüşt’ün kutsal ateşini yüreğinde yakarak kendini kutsal bir
ateşgâh haline getirmiştir. Mektubunda dile getirdiği Zerdüşt
öğretisini kendi kişiliğinde gerçekleştirerek geleneğe, tarihsel
ve ulusal mirasa, özgürlük ve cins değerlerine sahip çıkmanın,
bu değerleri yaşatmanın ve yüceltmenin kutsal bir örneğini
oluşturmuştur. Viyan arkadaşın Zerdüşt öğretisini öğrenme azmi
kadar ateşin yakıcılığını anlama çabası ve ateşin sırrını çözme
girişimleri, O’nun kendini gerçekleştirme isteminin tutku
düzeyinde olduğunu ve yakıcı olan bu tutkularını ancak ateşle
dile getirebildiğini göstermektedir. Ateş O’na dil olmuştur.
Ateşe olan ilgisi O’nu kendini yakan arkadaşların kişiliklerini
anlamaya, ateşle buluşma anının nasıl anlaşıldığını öğrenmeye ve
uygun anın geldiğinin nasıl anlaşıldığını kavramaya
yöneltmiştir. Tüm bu yönelimlerdeki amacı ateşin sırrını
çözmektir.
Aryen topluluklarda ateşin önemi toplumsallaşmanın ortaya
çıkması ve insan yaşamının yaratılması gerçeğiyle ilintilidir.
Ateş, Kürtlerin yaşamında apayrı bir yere sahiptir. İnsanın
suçsuzluğunu ateşe ispatlaması istenir. Ateş arındırır ve
arınmayanı yakar. Ateşgâhlar birleştirici rolü olan, özelde
öğretinin ve uygulama esaslarının öğretildiği kutsal mekândır.
Tarihte ilk kez Doğu Kürdistan’da kurulan ateşgâhlarda yakılan
ve insanların yüzünü dönüp yüreklerini arındırdıkları,
umutlarını alevlendirdikleri, dertlerini paylaştıkları ve her
gün güneş olup karşılarına çıkan ateş, bu dünyanın zalimlerinin
tüm zulümlerine, kirletme, çalma ve öldürme çabalarına rağmen
Kürtlerin yüreklerinde temiz kalmış, Kürdün belleğindeki
temizliğini korumuştur. Yıllarca tarihleri, köyleri, evleri,
çocukları ve kadınları yakılmış olmasına rağmen, Kürtler ateşin
kutsallığından vazgeçmemişlerdir. Ateş sabrıdır Kürdün. Ateş tüm
zamanlarda yüreğinin derinliklerinden kopup gelen çığlıkları
dinleyebilen koca yürekli bir arkadaştır.
Zerdüşt inancına göre karşıtların mücadelesi evrenin ilk
oluşumunda ortaya çıkan bir durumdur. Zerdüşt’ün ışık ve güneşi
incelemesi ateşin sırrını çözme arayışının göksel
yansımalarıdır. Çünkü ateş aydınlatan ve ısıtandır. Işık ve
sıcaklık verendir. Ateşin bu özellikleri güneşte vardır ve
Zerdüşt ateşle özdeşleştirilen güneşe kutsallık verir. Sudan
çıkıp toprağa karışarak şekillenen ve havayla nefes alan insan,
ateşle dayanıklılık kazanır. Ateşle yaşayabilecek kıvama gelir.
İnsan olarak doğa içerisinde yer alabilecek bir duruma ulaşır.
İnsanın pişmesi kelimesi de bu dayanıklılığı anlatmak içindir.
Ham olanın pişmesi, bu ateşgahlarda gerçekleşir.
İnsanlığın tarihinde kimi zaman felaket getiren bir fırtına
düşman olarak görülmüş ve rüzgârla savaşan yiğitlikler ortaya
çıkmıştır. Ehrimanların ortaya çıkması ise egemenlikli sistemin
icadıyla paraleldir ve karşılarında savaşanlar da ezilenlerin
temsilcileri olmuşlardır. Ateş,. Ahura Mazda insanların
yüreklerine vicdan diye yerleştirdiği ateş, tüm zamanlarda
dokunulmazlığını koruyacaktır. Buna inanırmış Zerdüşt öğretisini
benimseyenler ve bu inancı yaşatmaya çalışırlarmış. Bu sebeple
yüreği yanmayanın inanılmazmış adaletine. Yüreğinde yangını
başlatmayanların başka yürekleri yakacağına, aynı yangını
başkalarının yüreğinde yakacağına, başka insanlara zarar
vereceğine inanılırmış ki korkulurmuş yüreği yanmayandan.
Çekilen acıların insanı güzelleştirdiği gerçeği çekilen acıların
yürekte damıtılarak iyi düşünceyi, doğru dili ve güzel eylemi
yaratmasındanmış. İşte Viyan arkadaşın güzelleşmesi de bu
Zerdüşt ilkesini kendi şahsında gerçekleştirmesinden kaynağını
almaktadır.
Heval Viyan kendi yüreğine Ahura Mazda’nın büyük bir ateşini
koymuştu. Canlının bedenindeki ısıya dönüşmüş olan ateş ile
kutsal olan için yakılan ateş O’nun bedeninde birleşmiştir. Bu
ateş O’nun vicdan muhasebesinin, ahlak öğretisiyle
gerçekleştiğinin göstergesi olmuş ve en nihayetinde O’nun
kendisini kutsal bir ateşgâh haline getirmesinin yolunu
aydınlatmış, bu ateşli yolun ilk yangınını tutuşturmuştur. Viyan
arkadaş ateşiyle karanlığı, inançsızlığı, iddiasızlığı,
umutsuzluğu ve vicdansızlığı yakmıştır. Viyan arkadaş ateşiyle
küllerinden yeniden yaratılan özgür kadın gerçeğini
güzelleştirmiş, ilk toplumsallıktaki insan özünü yeniden
canlandırmış ve vicdanlardaki sessizliklere, gafleti yaşayan
ruhlara yüreğinin volkan patlamasıyla ses olmuştur.
Bir kelebeğe neden ateşin etrafında uçuyorsun diye kim sorabilir
ki? Kim ölüme neden koştuğunu sorgulayabilir ya da yaşamını bir
nefeslik ateşe neden feda ettiğini? Onun doğasıdır o. O, ışığa
âşıktır. Doğasıyla buluşturduğu aşkını canı pahasına yaşayan
âşık hiçbir şekilde yargılanamaz. O anlaşılmayı, anlaşılıp örnek
alınmayı gerektirir. Çünkü o köleliği aşmış, kendi özgür
varoluşunun en anlamlı ifadesine kavuşmuştur. Viyan arkadaşın
gerçeği de bu kelebeğinki gibidir. En nazik hisler kadar en
özgür kararların da sahibidir. Şehit Viyan muzaffer bir âşıktır,
dürüst bir nöbetçidir. Güneyden yola çıkan kervanın önderidir.
Önderliği kendi beyninin ve yüreğinin güneşi olarak algılayarak,
güneş ışınlarını hücre hücre bedeninde hissederek özgürlüğü
güzellikle tarif eder.
Heval Viyan, Mazlum, Zekiye, Ronahi, Berivan, Rahşan, Sema,
Fikri ve Serdar Arı arkadaşların ateşini yüreğinin ortasında
yaşayarak bugüne taşıyan ve durmak bilmeyen bir tarih
emekçisidir. Ruhun tüm kapılarını çalarak hakikatin çağrısını
yapar, özgürlük mesajı ve ışığın müjdesini verir. Karanlık
beyinlerde zihniyet devrimi için bir mum yakar. Donmuş
vicdanları ısıtıp, hiçbir karşılık istemeden yolunda ilerleyerek
hüzünlerimizi alıp götürür. O’nu Önderlik güzelliklerinin
dünyasına ulaştıracak yolu fark etmesi ve keskin bir yürüyüşü
gerçekleştirmesi Viyan arkadaşın olağanüstü kavrayışından
kaynaklanır. Anlamak uygulamaktır O’nda. Ve bu ilke, O’nu öyle
çok meşgul eder ki uygulamak için yolu Kaf Dağı’nın ardına da
gitse, O vazgeçmez. Yaşamda her zaman “Eğer istersek, kendimize
inanırsak, amaca ulaşmak zor değildir, Kaf Dağı’nı bile
aşabiliriz” diyordu. Mektuplarında belirttiği Apoizm okulunda
böyle öğrenmişti.
Viyan arkadaş Kürdistanlı kadınların acılı ve büyük bir
çığlığıydı. O bir ahlak sembolü, ahlak çığlığıydı. Değerlere
sahip çıkmak, O’nun için ahlaki bir konudur. Değerler üzerinden
tasarruf geliştirmek ya da boşa harcamak, bireysel tasarrufuna
almak gibi hırslar O’nda yoktur. O, değer yaratır ve sırtını
büyük değerlere vererek bu değerler üzerinden yaşamanın ahlak
kaybını yaşatacağını öğretir. Ve bunun en güçlü temsilciliğini
halkımızın en büyük değerinin hapsedilmesine, tecrit edilmesine
seyirci olmayı kabul etmeyerek göstermiştir. Tarihi emanetlere
sahip çıkmamayı gerçeğe ihanet sayar. Mücadelemizin bir
saniyelik acılarını bile başka yaşamların mutluluğuna değişmez.
Ateş olmayı gerektirse dahi bu yaşamdan vazgeçmeme kararlılığını
göstermiştir.
Viyan arkadaş, ülkemizdeki en canlı vicdandır. Kadınların
çığlığına kulak verir, kadınlara giydirilen modern giysiler O’nu
sağırlaştırmaz. Gülüşlerinin ardındaki gelecek korkularını okur.
Güzel görünümlü manzaralar ardındaki sistem tehditlerini görür.
Kadının düşünsel ve bedensel parçalanmasına karşı günün geçmişle
bağı kurulması gerektiğini ve özgürlüğe yürümek için tarih
bilincinin şart olduğunu önemle vurgular. Çağdaş kölelerin
karşısında cesurca özgürlük kılıcını çeker. Yılların
umutsuzlaştırdığı, acıların ve sancıların en yoğununu yaşayan
kadınların acılarına başkaldırısıyla umut oluyor ve özgürlük
umudunu onlara armağan ediyor. Eğer bir ülkede yenilgi yaşam
yemeği gibi olmuşsa ve tüm umutlar katledilmişse, Viyan gerçeği
bu katliamı durdurmanın, yeni yaşamı tüm yaşamsal ve insansal
olgularla yeniden diriltmenin adıdır. O, yenilgiyi kabul etmeyen
bir felsefedir. Ruhunu temiz tutan, inancını katlettirmeyen ve
zaferin yolunu aralayan bir felsefedir. Bireyin parçalanmış
gerçekliği karşısında kişiliğini bir bütün olarak yaratıyor.
Çünkü Viyan arkadaş ataerkil sistem karşısında en anlamlı ve
sonuç alıcı isyandır. Tüm coşkusuna rağmen gözleri hüzünlüdür
Viyan arkadaşın. Dudaklarında hep bir tebessüm vardır. Işıklı
bir geleceğe ulaşmanın sevincini tebessüm tadında taşımak O’nun
tüm hücrelerine yansımaktadır.
Büyük acıların büyük kişilikler yarattığı, Viyan arkadaş
somutunda yeniden görülür. Sürekli ve hiç durmadan tarih ile
bugün arasında gidip gelir. Tarihteki bir şeyi alıp günümüze
getirir, günümüzden bir şeyleri de alıp tarihe götürür.
Leylaların Kürt tarihinde her zaman varolduğunu ve bugün her
zamankinden daha büyük yaşayabileceğini bizlere söyler. Leyla,
gece anlamına gelir. Kürdistan tarihinde Leylalar, kendilerinde
aydınlığı yaratmanın sözü gibi ısrarla ve iddiayla yaşarlar ve
mücadele içinde Leylaları özgürlük nuruyla buluşturmanın
mücadelesini verirler. Tarihin salt geçmiş yaşantıdan ibaret
olmadığını, canlı olduğunu ve günümüzde yaşadığını öğretir.
Tarihi unutmayı tarihe ihanet saymaktadır. Bedenindeki ateşle
kendini bizimle tarih arasında bir köprü yaparak cins, ulus ve
insanlık hafızamızı yeniler. Bu eylemiyle kendisi sonsuzluğa
giderek bizlere yenilikleri taşır. Eylemiyle bir volkan etkisi
yaparak ataerkil sistem karşısında çaresiz kalmaya karşı koyar
ve bu sistemi kendi yangınında külleştirir.
Viyan arkadaş ülkemizde gerçekleşen en güzel oluşumdur. En
anlamlı özgürlük değeridir. O’nun yaşamı ölü kavramlarımıza can,
kavrayıştaki ruhsuzluklara yaşam ve mücadele ruhu vermiştir.
Söze anlam kazandırarak büyük yaşamasını bilenlerin
şahadetlerinde de büyük değerler yaratacaklarını ve büyük
ölümlerin yeni bir yaşam sayfası açacaklarını bizlere eylemiyle
öğretmiştir.
Eylem, öz anlamın ve özdinamiğin potansiyel olmaktan çıkarak
kendini deşifre etmesidir. Ateşle bütünleşen eylem, özdeki
özgürlük aşkının ve anlamın kabından taşmasıdır. Bu anlamda
Viyan arkadaş kabına sığmayan bir özgürlük ateşidir. O,
kişiliğiyle, duruşuyla, mücadeleciliğiyle yaşarken zaten bir
ateştir. Viyan eylemi, Önderliğimiz, özgürlük mücadelemiz ve
halkımız üzerinde yoğunlaşan tehlike çanlarına karşı bu ateşin
bir tavra dönüşmesidir. Kadın kahramanlığı O’nda sürecin tüm
tehlikelerini ve hassasiyetlerini büyük bir yürekle hisseden,
büyük bir beyinle yorumlayan ve ikisini bütünleştiren cesaret ve
kararlılıkta temsilini bulmuştur. Viyan arkadaşta temsilini
bulan kadın kahramanlığı, özgürlüğe, Önderliğe, halka, toprağa,
emeğe, insana, kadına ve çocuğa, bir bütün geleceğe duyulan
büyük bir aşkın eseridir. Ancak ateşten bir yürek ve ateşten bir
beyin, bu ateşten eylemi yaratabilir.
Viyan arkadaş egemenlerin halklar, kadınlar ve çocuklar
üzerindeki tahribatının yükünü çok genç yaşta fedakârca
omuzladı. Egemen tarihe karşı duyduğu öfke ve intikamla fedaice
savaştı ve şahadete giderken de fedai duruşunu esas aldı. Hiçbir
zaman yüzeysel, geçiştirmeci, hesapçı ve tereddütlü yaklaşmadı.
Tüm zaman ve mekânlarda, karşı karşıya olduğu her hangi bir
koşulda kendini yürekten adadı. O’nun güzelliği, zekâsında,
sadeliğinde, mütevazılığinde, mücadeleciliğinde, arayışçılığında
açığa çıkıyordu. Önderliğe, örgüte, halka ve kadına
bağlılığında, yürek büyüklüğünde güzelliği yoğunlaşıyordu.
Karşısındakinin yürek toprağına bir özgürlük ve sevgi tohumu
gibi düşen, yeşeren ve kök salan, O’nun dilinde sadeliğe ve
derinliğe dönüşen bir güzelliği vardı.
Viyan arkadaş tek kelimeyle adının anlamı gibidir. İradedir. En
onurlu zamanımız olarak tarihe yazılmıştır. Anlatımlar, ifadeler
ve sözler O’nun gerçeğinin gölgesinde kalsa da ve yeterli olmasa
da O’nu anlatabilmek, eylemine yoğunlaşmak her kadın militan
için kendini gerçekleştirmenin birinci şartıdır. O’nun ateş
sıcaklığında yürümek ve büyük yaşamak ancak büyük değerleri
yaratacaktır. O’nun eylem dilinde, tüm yaşamındaki gibi bir
partileşme, Apocu öğretiyle buluşma ve özgürleşme çağrısı
vardır. Cevap olmak, Önderlik düşüncesine sahip çıkmak, salt
sözle değil, bunun ruhsal coşkusunu yaşayarak, yaratıcılığını
açığa çıkararak bu ruhla pratikleştirmektir. Cevap olmak kadın
özüne ulaşmak ve yeni paradigmayla kendini yeniden yaratmaktır.
Önderlik paradigmasını anlayıp uygulayarak, kendini Önderlik
çizgisine Viyanca katarak ve yenileyerek cevap olunur. Bizlere
düşen görev de bu gerçeği doğru tanımlamanın ve uygulamanın
onuruna erişmek, Önderlikle ve özgürlükle yaşamaktır.
|