ŞEHİDİN MEKTUBUNA CEVAP!
MERHABA, YOLDAŞLIĞIN ÖZ SUYU OLAN EKİN YOLDAŞ,
Evindar Ararat
Her bahara büyük umutlarla giriyoruz. Her bahar yeni
başlangıçları getirir. Çünkü bahar doğanın, umutların,
hayallerin yeşermesidir aynı zamanda. Sonbaharın veya kışın
kendine has özellikleri olsa da bu aylarda hep baharın gelişi
beklenir. Yeniden yaşama döner her şey baharla birlikte. Gerilla
için de öyledir. Özellikle kış ayları doğa için de gerilla için
de durgun, hareketsiz aylar gibidir biraz. Doğanın döngüsü
içerisinde sonbaharla birlikte doğa kendini yenilemek için adeta
dinlenmeye çeker bu mevsimlerde. Tabiat ana yeniden dirilmek,
canlanmak, yaşamı daha güzel kılmak, kendini yenilemek için
kışın hazırlığını yapar. Gerilla da biraz öyle geçirir kış
aylarını. Kendini eğitmek, yenilemek, bahara hazırlanmak için
kış aylarını değerlendirir. Her kış yeni başlangıçların
hazırlığını ifade eder. Bahara umutla yüklenerek hazırlanır kış
aylarında gerilla. Doğanın baharda kendisini olanca güzelliği ve
nimetleriyle kucaklayacağını, bir ananın bağrını çocuklarına
açması gibi doğanın baharda gerillaya bağrını açacağını bilir.
Gerilla, doğanın kanunlarını kendinde yaşamsal kılarak doğa ile
bütünlüğü sağlar çünkü. Bunun için gerilla ve doğa birbirini
tamamlayan bütünün parçaları gibidir.
Baharın diğer bir güzelliği ise yoldaşların birbirine
kavuşmasını daha bir kolaylaştırmasındandır. Her bahar uzun
süredir görmediğimiz arkadaşlarla yeniden buluşmanın,
birbirinden haber almanın sevincini yaşarız. Yeni alanlara doğru
yol alıp yeni arkadaşlar tanır, yeni başlangıçlar yaparız. Bunun
için baharın anlamı bizler için ayrı bir anlama, öneme sahiptir.
Umudumuzu her bahar yeniden tazeler, yeni güzelliklerle,
yoldaşlıklarımızı daha da derinleştirerek, yeni yoldaşlarla
buluşarak umuda, özgürlüğe yolculukta daha bir çoğalırız. Bu
baharı da öyle karşılamak istedik. Uzaktaki yoldaşlardan umut
dolu haberler almanın heyecanıyla bahara giriş yaptık. Ancak
yaşanan şahadetler, yoldaşları kaybetmenin acısı bu bahara
burukluk kattı. Bu baharda şehitler karşısında kendimizi yeniden
tanımladık. Onların anılarında kendimizi kirlerimizden
arındırarak kişiliğimizi yeniledik. Onların yarım
bıraktıklarını, tamamlanmayan hayallerini tamamlama göreviyle
yüklendik. Baharın coşkusunu ve geleceğe yürümenin umudunu daha
bir bileyerek ama şehitlerin yükünün ağırlığıyla daha olgun,
onurlu ve dirençli bir duruş ve mücadele içerisinde olarak yılı
karşıladık, karşılıyoruz.
Bu yıl sorumluluklarımız daha da fazlalaştı. Çünkü her şehit
bizlere sorumluluklar yükledi. Kendimizi aşarak halka ve
şehitlerin anılarına cevap olmak en büyük görev olarak
karşımızda duruyor. Şehitler gerçeği ciddiyeti, iradeyi,
özgürlük bilincini ve özgür yaşam tutkusunu önümüze tüm
çıplaklığıyla bir kez daha koyuyor. Şehitler yalın
gerçeklikleriyle bizlerden bunu bekliyor. Acıyı güce, yoldaşa
bağlılığı mücadele kararlılığına, anıları bilince ve özgür yaşam
tutkusuna dönüştürmek şehitlerin bir emri gibi karşımızda
duruyor. Onu yerine getirmemek yoldaşlığa, sevgiye, özgür yaşama
ve bunların toplamı olan şehitlere ihanet olacaktır. Bundan
dolayı bu bahar görevlerimiz ve yükümüz çok daha ağır. Duygusal
değil, duygu yüklü ama bir o kadar da bilinçli bir duruş,
mücadele kararlılığı ve kendini militanlıkta yeniden var etmek
şehitlere cevabı ve baharı yaşamın başlangıcı anlamına layık
karşılama olacaktır. Baharı öyle karşılıyoruz bu sene.
Sen de bir bahar günü, 4 Nisan 2007 tarihinde bizlere yazdığın
notta bu umutlarla baharı karşılıyordun. Botan’a yürüyüşte
yaşadığın duygu yoğunluğunu ve nasıl bir iddia ile umuda
yolculuğa çıktığını ifade ediyordun. Notta dediğin gibi, not
elimize ulaştığında sen yıllardır özlemini çektiğin Botan’a
ulaşmıştın. Halkımızın ve gerillanın kalbi Botan’a gidiş
özlemini nihayet gerçekleştirdin. Botan seninle, sen Botan’la
daha güzelleştiniz. Yıllardır birbirine kavuşmayı bekleyen iki
ırmak gibi buluşup coşkun dalgalar halinde yüreğimize, beynimize
aktınız. Yılların özlemi sevgiye, güce, güzelliğe dönüştü ve tüm
berraklığıyla hayatın öz suyu gibi bizlere akıyor, yaşamımıza
anlam katıyor şimdi. Sizlerin kanlarınızla yarattığınız özgür
yaşam ırmağında yıkanıyor ve kendi kirlerimizden arınıyoruz. Bu
ırmak, özgür yaşama olan inancımızı biliyor, bunun için bedel
ödemeye hazır fedai kişiliklere ulaşmamızın gerektiği bilincini
bizlere kazandırıyor ve yoldaşlık bağlarımızın daha köklü
olmasını sağlıyor. Çünkü bu ırmak; direnişin, fedailiğin,
sevginin, yoldaşlığın, yaşam tutkusunun ifadesidir.
Seni hep berrak, tatlı, coşkun akan ve etrafına yaşam kaynağı
olan bir ırmak gibi üretken, katan, çoğaltan olarak gördüm,
tanıdım. Hayatın, yoldaşlığın bir öz suyu gibi hep sevgiyi,
yoldaşlığı, değerleri, mücadeleyi çoğalttın. Yaşamın her anında
hiçbir şeyi kendine engel olarak ele almadın. Senin için
zorluklarla, sorunlarla mücadele etmek ve bunları aşmak bir
yaşam tarzıydı. Soğukkanlı, kendinden emin, güvenli duruşun
etrafına hep güç verdi. Belki zorlandığın anlar oldu ama hiçbir
zaman bunları etrafına yansıtmadın, hep bunları aşan bir
yaklaşım içerisinde oldun. Paylaşmaya hazır, kaygısız, hesapsız,
derin sevgi dolu yüreğin senin büyüklüğünü, kişilikteki
olgunluğunu yansıtıyordu. Bunun için seninle birlikte çalışırken
hep etrafındakiler güven duydu. Bir çalışmayı üstlendiğinde
mutlaka başaracağına olan inanç sürekli tamdı. Hiçbir görevi,
çalışmayı reddetmeden, gönüllüce üstlenmen hepimiz için bir
örnek durumundaydı. Pratikçiliğin, emekçiliğin, kolektifliğin,
mütevazılığın seni sen yapan temel özelliklerdendi. Doğayla ne
kadar uyumluydun hatırlıyorsun değil mi? Kış hazırlığı için
kuruttuğun meyveler, otlar, papatyalar için ne kadar büyük bir
sevgi, emek harcardın. Çiçek ekerken ne kadar doğayla, toprakla
barışık, sanki iki arkadaşın paylaşımı gibi bir sessiz diyalog
ve paylaşım içindeydin. Sabırla, emekle kurulan bir yoldaşlıktı
sanki sen ve toprağın paylaşımı. Çıkarsız, birbirinin dilinden
konuşmadan da anlayan, sevgi ve emek paylaşımıyla yaratılan bir
arkadaşlık bağını ifade ediyordunuz. Aynı yaklaşımı arkadaşlarla
yakalamıştın. Sabırla, inatla, sevgiyle, emekle yoldaşlıklarını
kuruyor, kendinden kattıkça yoldaşlığının derinliğine
ulaşılacağını herkese gösteriyordun. Seninle yoldaşlığımı hep
böyle tanımladım. Sen kattıkça, karşılıklı uyumu, ortak
paylaşımları yakaladıkça birbirimizi daha fazla anlıyor, bazen
yansıtamadığım, yansıtamadığımız sıkıntılarımızı bakışlarımızda
yakalıyor ve dilimizi çözüyor, paylaşıyor, paylaştıkça
sıkıntılarımızı aşmamızı sağlıyordun. Duygu yüklü yüreğin,
paylaşımların, güvenli duruşun her birimize güç katıyor,
paylaşmaya yanaşmayanları yoldaşça paylaşmaya sürüklüyordun
adeta. Yoldaşlığın öz suyu gibi hepimize yoldaşlığın derin
anlamını ve paylaşımını verdin. Yoldaşlık ve yüklediği
sorumluluklar seninle anlam buldu hep.
Her şahadetle derin duygu sarsıntıları yaşar ve kendini
suçlardın ‘ben niye basındayım, niye askeri çalışmalarda
değilim, mutlaka ben de oralara gitmeliyim’ diye ısrar ederdin.
Seni bir türlü ikna edemezdik, ‘bu da önemli bir çalışma, ilerde
gidersin, duygusal yaklaşma derdik’ ama yine de için içini
yerdi. Sanki her şehit senden bir parça alıp götürürdü. Onları
bize anlatarak, yazarak acını hafifletmeye çalışırdın. Yine
vazgeçmez HPG’ ye gitmek için öneri üstüne öneri yapardın.
Sonunda bu istemini gerçekleştirdin ve yıllardır özlemini
taşıdığın Botan’a gittin. Şimdi ise bu kez sen bizden bir parça
alıp götürdün. Mektubunda da diyorsun ya, ‘sizlerden birer parça
götürüyorum’. Evet, oraya giderken ve şahadetinle her birimizden
birer parça alıp götürdün. Ama bir o kadar da içimizde,
yüreğimizde, düşüncelerimizde, pratiğimizde yaşıyorsun.
Arkadaşlarla hep sanki sen yaşıyorsun gibi seni konuşuyoruz.
Çünkü sen yaptıklarınla, kişiliğinle yaşıyorsun, yaşayacaksın
tüm şehitlerimiz gibi. Bıraktığın mektup seni, Botan’a giderken
neler yapmak istediğini ne kadar yalın anlatıyor. Her zamanki
gibi, o duygu yüceliğinle bizlerle o kadar iyi bir empati
kurmuşsun ki, bizim hissettiklerimizi, söylemek istediklerimizi
de ifade ediyorsun.
Bunun için seni senin kaleminden, dilinden anlatmak belki daha
anlamlı olur. Çünkü senin de dediğin gibi, bazen kelimler
kifayetsiz kalıyor, ne yazsan da sanki bir şeyler hep eksik
kalıyor gibi geliyor insana. Bundan dolayı mektubunla senin son
duygularını, bizlerden beklentilerini direkt senin dilinden
vermek daha anlamlı olacak. İşte Botan’a geçmeden yani
şahadetinden tam bir yıl önce bizlere yazdıkların:
Merhaba,
Aslında yazıp yazmamakta kararsız kaldım. Son anda yazılması
gerekenleri çok fazla beceremem doğrusu. Şu an Haftan in’deyim.
Belki de bu not elinize ulaştığında buradan çıkmış olurum. Her
hangi bir sorun olmazsa Botan’a da geçmiş olurum. Oralara gitme
istemimi biliyorsunuz. Çoktandır Güney’de miladımın dolduğuna
karar vermiştim, fakat bu zamana kadar kaldı. ‘Zararın
neresinden dönersen kardır’ derler ya, benimkisi de biraz öyle…
Sizlerin durumunu merak etmiyor değilim. En son ayrıntılı
bilgiyi Kasım arkadaştan aldım. Zaten selamlarınızı sürekli
alıyordum. Gönderdiğiniz not ve eşyalar elime ulaştı, işime de
yaradı hani. Benim sizlere koşullardan kaynaklı yazma imkânım
olmadı. Çalışmalar sanırsam daha çok toparlanmış, dışa yansıyan
öyle (tv, radyo vb). Buna sevindim gerçekten. Onca uğraştan
sonra sonuç almak gerçekten önemli. Böylesi bir zaman diliminde
başarıya ait olmayan bir sonucu yaşamak gibi bir lüksümüz yok.
Aynı ortamlarda olmasak bile aynı duyguları, düşünceleri
paylaştığımızı biliyorum. Bizi biz yapanlardan, farklı
kılanlardan bir yanımız bu oluyor. Şahsen bana güç veriyor.
Önderlikle daha fazla kilitlenmemiz, başarıya ivme
kazandırmamız, mücadeleyi keskinleştirmemiz gereken bir süreçte
her militana düşen görevler var. Ben de benden beklenen ve
kendime biçtiğim misyona denk bir şeyler yapmak ve hakkını
vererek yaşamak gibi bir iddiayla yola koyuldum. Atacağım
adımlarda belirleyen olacağımdan başarıya yürüme iddiasındayım.
Bunu bilmenizi isterim. Zorlukları olacak muhakkak, o da çok
fazla belirleyen değil. Çok fazla abartmak istemiyorum ama elini
taşın altına koyma zamanı, sorumluluklarına sahip çıkma zamanı.
Geçmişte bunu pek yapmadım. Mücadele içerisinde ayrıksı otlar
gibi kaldım birçok defa. Bundan dolayı geçmişin bir özeleştirisi
mahiyetinde bir yürüyüş olacak benimkisi. Gidişim konusunda
farklı kaygılara girmenizi istemem. Böyle bir zamanda bireysel
şeyler hiç önemli değil. Önemli olan kişinin güç getirebileceği
ve yapabileceğini yapması değil midir?
Yazmak istediğim çok şey var ama duyguların, düşüncelerin
yanında yazılar hep kifayetsiz kalıyor. Ama sizlere şunun sözünü
verebilirim; Kuzey’de yazacağım, yılların birikmişliğini
oralarda yazıya dökmek daha anlamlı geliyor bana. Sizler de o
yazıların içinde olacaksınız.
Oralarda tanıdıklara selamlarımı iletirseniz sevinirim. Raperin
Amed ve Saliha arkadaşlar not göndermişlerdi, hayırsız
diyorlardı ama inansınlar ki kimseyi unutmadım fakat iletişim
kurma imkânım yoktu. Her ikisine de çok selamlarımı ve
sevgilerimi iletirsiniz. Yine Bese Hozat, Çiğdem Doğu ( Türk),
Şemal, Aygün, Siphan, Hüseyin, Derya Koçgiri, Elif Pazarcık,
Roni, Hivda ve Zılar arkadaşlara da ayriyeten selamlarımı
iletirseniz sevinirim. Basın camiasından tanıdık arkadaşlara da
tek tek selamlarımı söylüyorum. Sizlerle geçirdiğim süreci
güzellikleriyle de, zorluklarıyla da hep andım, tartıştım,
rüyalarıma bile girdiniz –maviş de dahil- . Unuttuğumun
sanılmasını istemem. Giderken sizlerden de birer parça
götürüyorum. Bundan emin olabilirsiniz.
Vereceğimiz sözlerin, söylemlerimizin suya yazılan sözlerden
ibaret olmaması dileğiyle, Amed’de Önderlikle buluşmak umuduyla
hepinizi kucaklıyor ve öpüyorum.
En içten sevgi ve selamlarımla.
Ekin Cumali
04.04.07 (Haftanin)
Evet, senden bize bir veda mektubu olan, ama aynı zamanda
görevlerimizi ve bu sürece nasıl yaklaşmamızı hatırlatan,
emreden mektubunu tekrar tekrar okuyarak kendimizi gözden
geçiriyor ve layık olmaya çalışıyoruz. Kuzeyde yazacağını ve
bizlerin de o yazılarda olacağını belirtmişsin. Bunu yaptığına
inanıyoruz. Şimdi ise sen bizim yazılarımızdasın. Şimdi biz
dilimiz döndükçe, kalemimizin gücü yettikçe seni yazmaya ve
anlatmaya çalışıyoruz. Sadece yazılarımızda değil yüreğimizde,
yaşamımızın içinde bizimle birliktesin. Yoldaşlığının tüm
güzelliğini bizlerle paylaşmaya ve bizlere güç vermeye devam
ediyorsun. Bir öz su gibi özgür yaşam tutkumuzu besliyorsun.
Seninle mücadeleye daha bir kök salıyoruz, çoğalıyor, büyüyor,
güçleniyoruz. Senden yana hiçbir zaman hiçbir kaygımız olmadı.
Tek kaygımız sağlık sorunların oldu ama bunu hiçbir yerde,
hiçbir zaman engel yapmadığın gibi, Botan yürüyüşünde de engel
yapmadın. Gelen arkadaşlardan, orada buluştuğun arkadaşlardan
çalışmalara ne kadar güçlü katıldığını, Botan’ın güzellikleriyle
ne kadar bütünleştiğini öğrendik. Kararlılığın, başarmadaki
ısrarın, Önderlikle bütünleşme, O’na cevap olma istemin temel
kılavuzun oldu hep. Ve başardın. Dediğin gibi, elini taşın
altına koyarak her zorluğu aşmasını bildin ve yapılacaklarda
belirleyen olduğun için başarıyı yakaladın. Bizi biz yapan temel
özelliği ve farkı aynı ortamlarda olmasak bile aynı duyguları,
düşünceleri paylaşmak olarak tanımlıyorsun ya, işte bu
gerçekliği biz sen oralardayken çok derinliğine yaşadık. Seninle
birlikte Botan’daydık, oralarda birlikte gezdik, yürüdük,
havasını birlikte soluduk. Botan’ın zorluklarını,
güzelliklerini, senin hissettiklerini birlikte paylaştık. Sen de
bizlerin buralarda yaşadıklarını hissettin ve bizlerle uzaktan
da olsa paylaştın.
Bu yaşamın hakkını her açıdan verdiğinden emin olabilirsin.
Örgütsel duruşun, fedaice yaşam ve eylem tarzın, yoldaşlıktaki
derinliğin, özgürlük iddiasındaki ısrarın ve mücadeleci
kişiliğinle bu yaşamın hakkını eksiksiz verdin. Yanlışlara,
örgüt dışılıklara karşı her zaman radikal bir mücadeleyi
yürüttün. Emeğinle var olmayı esas aldın. Kendine değil örgüte
ait olmayı, Önderlik, örgüt, halk ve yoldaşlar için var olmayı,
mutlaka başarmayı, bu temelde Apo’cu militan olmayı, özgür kadın
kişiliğine ulaşmayı temel aldın ve bunu kendi kişiliğin,
pratiğinde gerçekleştirdin.
Ailenin yurtsever olmaması, babanın ve bazı aile bireylerinin
faşist olması sana hep acı verdi ama bir o kadar da mücadeleye
katılmanda ısrarını geliştirdi, düşman karşısındaki kinini,
öfkeni biledi. Kürt kimliğini çok geç tanımana rağmen, Kürt halk
gerçekliğiyle çok kısa zamanda buluştun, bütünleştin. Bir yanın
Kürt, bir yanın Türk olarak aslında kendi şahsında halkların
buluşmasını gerçekleştirdin. Ama en çok da Kürtlük yanın
baskındı. Bir Kürt kadınının hem ulusal hem cins açısından
yaşadıklarını en derinden hissettin ve bunu kendi şahsında
özgürlük yürüyüşüne yürüyerek gösterdin. İnkârı, köleliği,
ezilmişliği aşmak, özgür kadın kişiliğine ulaşmak için sürekli
bir mücadele ve kendini yeniden tanımlamanın çabası içerisinde
oldun. Bunda da başarılı oldun. Bir kadın olarak kendi kendine
yeten, tarihsel, ideolojik, toplumsal bilinci özgür kadın
bilinciyle yoğurarak özgür kadın duruşunu ve kişiliğini en güçlü
yakalayan oldun. Bir kadın olarak bin yılların kadına reva
gördüğü köleliği, ezilmişliği, gelenekselliği asla kabul
etmedin. Bunu aşmak ve Zilan gerçeğine ulaşmak için fedailiği
sadece eylemde değil kişiliğin her zerresinde ve yaşamın her
anında pratikleştirerek yaşadın. Yoldaş oldun, komutan oldun,
ideolojik mücadelenin amansız savaşçısı, özgür yaşamın yılmaz
takipçisi oldun. Unutulan bir halkın, yazısız kadın tarihinin
onurlu bir savaşçısı yaptın kendini ve bir Kürt kadını olarak
adını tarihe altın harflerle yazarak bir halkın ve özgür kadının
kimliği oldun binlerce yoldaşın yaptığı gibi. Kendi pratiğinle
kadının tarihine altın bir sayfa kazandırdın. Önderliğimizin
belirttiği gibi, ‘Şehitlerimiz, İnsanlığın En Unutulan Halkını,
En Onurlu Bir Biçimde Çağa Yaklaştırma Değerleridir.’ Senin
pratiğin, yaşamın ve kişiliğin bu tanıma ve pratiğe denk bir
yürüyüşü ifade ediyor.
Şimdi yüzlerce çocuk adını alarak seni geleceğe taşıyacak.
Özgürlük mücadelemize katılan gençler senin adını alarak
silahını yerde bırakmayacak, bıraktığın yerden mücadeleni devam
ettirecekler. Yoldaşların olarak bizler seni ve tüm
şehitlerimizi Önderliğimize, halkımıza bağlılığımızı daha da
güçlendirerek, mücadelemizi mutlaka başarıya ulaştırarak ve
kadın kurtuluş ideolojisinde derinleşip özgür kadın kimliği,
yaşamı ve mücadele gerçeğini yakalayarak yaşatacak ve sizlere
layık olmaya çalışacağız.
Önderliğimizin ‘Unutulmazlar unutulursa, en büyük alçaklık
yapılmış olur. Ama unutulmazsa, o zaman en temel görev,
unutulmazlığın yaşandığı anın yüklediği görevleri yerine
getirmek, büyük zaafı ortadan kaldırmaktır’ sözünü temel alarak
siz unutulmayanlara, unutulmaması gerekenlere layık olmanın
çabası, emeği ve bağlılığı içerisinde olacağımıza emin
olmalısın. Her bahar seninle tekrar buluşacağız ve Amed’de özgür
topraklarda olmanın tarifsiz güzelliğini birlikte yaşayacağız.
Gözün arkada kalmasın, sizlerin yolunda her gün çoğalarak ve
sizleri kendimize rehber alarak Başkan APO’nun öğretisiyle
mutlaka başarma ısrarıyla yürüyecek ve dediğin gibi, ‘Önderlik
ile Armed’de buluşma’ gününde bir araya geleceğiz. Bunu
gerçekleştirmenin sözünü veriyor, seni ve tüm unutulmayanları
sevgi, özlem ve saygıyla kucaklıyoruz, selamlıyoruz.
|