Geri Dön

ÖZGÜRLÜK ŞEHİTLERİ  

‘‘BİZİM YAŞAMIMIZ BİR ROMAN GİBİDİR,ROMAN GİBİ YAŞAMALIYIZ’’

Pelşin Tolhıldan


Bir yeraltı ırmağı gibi, derinlerde hep akar büyük insanların öyküsü. Kesintisiz ve engel tanımazdır onların yürüyüşü. Önemli olan görünür olup olmamaları değildir. Önemli olan yaşamın özgürlük akışına etkileridir, kattıklarıdır. Yerüstündeki sular kurur gibi olduğunda bir pınar olup fışkırır büyük insanların öyküsü. Kaynaktırlar her an her yerde. Yaşamın özsuyuna halel getirmezler. Vicdanın-ahlakın çölleştiği ıssızlıkta bir vaha olur kuşatır sizi onların öyküsü. Unutulmuş sandığınız anlarda derin bir sarsıntıyla yanı başınızda bir duru su olup konuşurlar sizinle: ‘‘İç beni, iç öykümü. Bir damla ya da bir yudum. İç bu öyküden ve ahlakın çölleşen ıssızlığında vahanın kıymetini anla. Yer üstünde de aktık yeraltına da çekildik. Gözler önünde ve gönüllerde taht da olduk gözlerden ve gönüllerden ırak da düştük. Ama aktık, İnadımız akıştan yanaydı sevdamız barıştan. Yatağımız belli, binlerce yıllık Mezopotamya tarihi. Yeryüzünde akarken de buluştuk bu tarihin kollarıyla, yeraltına çekildikten sonra da karıştık birbirimize. Ama akıştan, barıştan, aşktan ve özgürlükten yana bir şüphe ekmedik gönüllerimize. Hep sizinleydik ve şimdi de bir pınar olup çağladık başucunuzda. Kolay yaşamadık, kolay akmadık. Ellerinize, yüreğinize ve dilinize bir özgürlük türküsü armağan bıraktık. Hadi eğilip bir bakın bize, yeraltı sularından fışkıran bu pınar suyuna.’’
Bazı sözler aynadır, bir yanımızı gösterir. Bazı hikâyeler boy aynasıdır, her yanımızı gösterir. Bazı hayatlar vicdandır, ruhumuzu gösterir. Evet, aylardan Ekim. Bize ruhumuzu tanıtacak nice hayat son buldu bu ayda. Öyküleri kaldı bize, her sonbahar rüzgârında esen. Her esişte bir ismi yüreğimizin eşiğine bırakan. Gurbetelli, Meryem, Mizgin, Azime… İşte ruhumuzu tanıyacağımız Ekim’deki hayatlardan bir kadın hayatı: Mihriban Sayın (Azime)
Mezopatamya topraklarının özgürlük geleneğinin bir halkası olarak doğan PKK’yle ilk yıllarında tanışır. Bu uzun özgürlük akışında hep tarihin yatağından ilerler. Yüreğindeki özgürlük akışını 1970’lerin sonlarında Kürdistan özgürlük ırmağının yatağına kanalize eder. Bu yürek yirmi yıla yakın bu tarihi yatağın tanıdığı en güçlü akışlardan biri olur. Aynı nehrin ana yatağından akan değişik ırmaklar buluştu bu Ekim’de, Azime arkadaşın öyküsünü dillendirmeye:
Bir çok arkadaş O’nu görmeden adını duymuştur: Bir efsane gibidir.
Sozdar Avesta: 1988-1989 yıllarında Türk basını manşentten Azime arkadaşı işliyordu: ‘‘PKK’li Azime Uludere’nin falan köyüne baskın yaptı. Dükkana girdi. Yükünü sırtına vurup dağa çıktı. PKK’li Azime falan köye baskın yaptı gençleri dağa çıkardı’’ Gazeteler O’nun ata binmiş haliyle fotoğraflarını yayınlıyordu. Bir efsane gibiydi. 1991 yılında o Kamışlı’da kitle çalışmalarındayken ben Akademi’deydim. Önderlik ‘‘Azime çok cesur bir kadındır. Güzel bir arkadaştır. Kadın çalışmasında da eski ve derin bir arkadaştır. Gidip onunla tanış’’ dedi. O’nu ilk halkın içinde tanıdım…
Dilan Cudî: İlk Cudi alanına katıldım. Orada adını duydum. Savaşta çok güçlü bir arkadaştan bahsediliyordu: Azime arkadaş. O kadar büyük bir hayranlıkla anlatılıyordu ki, ben de merak olmuştu O’nu görmek. Sonra Hiror kampı oluştu, kış kampımız. Otuza yakın kadın arkadaştık. O da buraya geldi. İlk orada gördüm.
Hêvî Derîk: Mahsum Korkmaz Akademisinde 1992 yılında Serkeftın devresinde birlikte kaldık. Arkadaşlığı ve pratiği ile hareket içinde tanınan bir arkadaştı. Meraklıydım, tanımak için arayıştaydım. İlk karşılaşmamızı hayal ediyordum. O’nun Akademiye geleceğini duyduğumuzda heyecanlandık. Hazırlandık. Kadınlar olarak tören yapıp onu karşıladık. Beklediğimden daha mütevazıydi. Bizimle hemen kaynaştı, O’na nasıl yakınlaşacağımız kaygısını ortadan kaldırdı.
İnsanı kazanmak ve eğitmek Heval Azime’de esastı.
Azime arkadaş birçok kadın ve erkek gerillayı dağ yaşamının ilk günlerinde bir öğretmen ve ana şefkatiyle sarar. Zorluklar, toplumsal gerilikler yüreklerinde filizlenen özgürlük arayışını çabuk ezmesin diye siper olur onlara. Özellikle genç kadınların binlerce kuşatılmışlık içinden nasıl kurtulup geldiklerini derinden hissettiği için onlara yaşam deneyimlerini sürekli anlatır ki tuzaklara düşmesinler…
Dilan Cudî: Bir ananın çocuğunu koruması gibi bizi, kadını, erkeği korumak isterdi geri toplumsal özelliklerden. Her sorun karşısında perspektifi çözümseldi. Kadın arkadaşlarda Heval Azime’yi esas alarak gelişme istemi çok yoğundu. Bir kadın arkadaş genel ortamda ifade zorluğu yaşadı mı, o arkadaşı alıp saatlerce tartışırdı. Çok geniş bir sabrı vardı. İnsanı kazanmak ve eğitmek Heval Azime’de esastı. Bunun için insanlar O’nun etrafında toplanırdı.
Tekoşin: İlk katıldığımda O’nunla kaldım. Yeni savaşçıydım ama zorlukları hissetmedim. O’nun duruşu benim için başlı başına bir eğitimdi. Hep derdi ‘‘düşmanınızı ne küçük ne de büyük görün.’’ Heyecan moral deposuydu. ‘‘Kadın tarihini tanımalıyım ve kadın özgürlüğü için çalışmalıyım’’derdi hep. Bütün arkadaşlarla alıp verirdi. Ayrım yapmazdı.
Serhıldan Mardîn: O’nu 1992 Güney Savaşında tanıdım, yeni savaşçıydım. Önümüzde yürüyordu. Savaştan sonra geri çekilme yaptık. Askeri duruşu çok etkiliydi. Canlıydı-coşkuluydu. Kadın arkadaşları yürüyüşte öne alıyordu. Kadın psikolojisini anlıyordu. Taburunda kaldım. Okuma-yazması olmayan arkadaşlara okuma-yazma öğretiyordu. Kadınları geliştirmek istiyordu, cesaret veriyordu kadına. ‘‘Kör cesaret değil, bilinçli bir cesaretle kadın sorunların üstüne gitmelidir. Korkmamalıdır. Zamanla tecrübe kazanılır’’derdi. Kadınların askeri duruş kazanmasına çok önem veriyordu. Önderlik sahasında aldığı eğitimi kadınlarla paylaşıyordu.
Hêvî Derîk: Temel özelliği mütevazilikti. Kadında özgürleşme arayışını geliştirirdi. Sorunları güvenli, tereddütsüz dile getirirdi. ‘‘Kaybettiğim özelliklerim vardı. Bunları aşmak istiyorum. Kadınlar birbirini sevmeli’’ derdi. Duruşu kendisine sevgiyi yaratırdı. Kadınlara destek vermeye hazırdı. Sıcak bir arkadaştı. Yaşanan tecrübeleri, yaşam deneyimlerini paylaşarak kadınları eğitiyordu. Biz dağı, gerillayı merak ediyorduk. Yaşamdaki sohbetlerinde eğiticiydi, yaşamın ciddiyetini hissettirirdi. ‘‘Önderliğin verdiği emeğe cevaben biz de kadınların katılımını sağlamalıyız. Öyle kolay değil savaşı öğrenmek. Savaşta bir kadın komutan olarak erkek arkadaşlar tarafından kabul edilinceye kadar çok sancı çektim. Çok zor. Belki diğer çalışmaları yürütmede sorun çıkmaz ama savaşta böyle değil. Halk gerçekliğinin yansımaları var. Hisler farklı. Kaygılar farklı. Her şeyden önce öğrenin, katılın. Korkmayın. Ben şunu yapamam demeyin tereddüt etmeyin. Kendine güvenmeyen insanı sevmiyorum’’ derdi. Devrede Önderliğe gazeteciler savaşı sorular sordu. Önderlik ‘‘savaşı ben değil, buradaki bazı komutanlarımız yürütüyorlar. Onlara sorun’’ dedi. Biri de Azime Arkadaştı. O kalkıp çok derin, sistematik cevaplar verince; ‘biz ne zaman bu arkadaş gibi kendimiz eğiteceğiz?’’ diyorduk.
Düşmanın çepeçevre sardığı anda bile o soğukkanlı cesaretiyle hayat kurtarır. Bir kadının eril bir ordu gücü karşısında bacakları titremeden komutası altındaki erkek ve kadın yoldaşlarını mevzilendirmesi, savaştırması ve kayıpsız çıkarması; onlarca kez doğum sancısı çekip çocuk doğurmak kadar zordur. Ölüp ölüp dirilmektir. Ölümün elinden, düşmanın enselere kadar ulaşan soluğundan yaşamı çekip kurtarmaktır. Yaşamın anlamsız kılınmak istendiği kadın dünyasının, bunu başarması tanrıçaların elinde tuttuğu ölüm-yaşam sihri gibi bir mucizedir:
Kerim:1987 baharı Beytüşebap-Lewini’de Geliya Zap alanına yakın bir yerdeydik. Sabah erkenden düşman operasyona çıktı ve görüntü aldı. Heval Azime hemen iki-üç arkadaşı yüksek bir tepeye gönderdi. Akşama kadar çatışma oldu. Aziz Arap arkadaş şehit düştü. Askerle iç içe girdik. Çatıştık. Akşam da uzaklaştık. Çok soğukkanlıydı. Çok tehlikeli bir andı. ‘‘Biz savaşacağız. Bir şey yok. Sonuna kadar direneceğiz, akşama kadar bir çözüm buluruz’’ diyordu. Çatıştık ve çıkıp gittik. İnisiyatifli davrandı. Arkadaşların farklı bir psikolojiye kapılmasına izin vermedi. O anda komutanlık ancak bu kadar olabilirdi. Çözümsüz kalmadı, aceleci davranmadı.
Düşman, savaş, ölüm, zorluk Heval Azime’nin yanında küçülür, gülünç duruma düşer. O’nun için esas güç kaynağı insandır. İnsanın gücüne inanır. Aşılmaz, yapılmaz, başarılamaz denilenleri kendisinin en zor koşullardayken ve birçok zaman tek kadın olarak yaşarken gerçekleştirmiştir. O kendine, kendisindeki insana, insanlığa inanır. Azmine, hırsına, iradesine ve kadınlığın sırlı, gizemli, çocuksu dünyasına sığınır. O dünyada değiştirir mücadelenin onda yarattığı kabukları. Tıpkı bir yılan gibi sancı çekerek. Kadınlığın o sırlı dünyasından çıktığında kabuk atmıştır, yenilenmiştir ve sonsuz bir enerji yüklüdür. Kimseler anlamaz Heval Azime’de ki bu sınırsız coşkun enerjiyi. O kadınlık tarihinin ırmağında yıkanır. Merakıyla, arayışıyla, deneyimiyle hep kadınadır akışı.
O operasyonda kaldıramayacağını düşündüğün anda çantana uzanıp yükünü sırtlayan bir omuz, operasyonların-kışların soğuğuna inat yakılan bir ateş, takatsiz kaldığında seni yürüten bir enerji kaynağı olurdu:
Tekoşin: Operasyon ortamında en zorlandığımız anlarda bakardık Azime Arkadaş ateş yakmış, bizi ısınmaya çağırıyor. Erzak kaldırırdı yanında, en zorlandığımız anlarda çıkarıp verirdi. Zorlandığımızda çantamızı kaldırırdı. Yapıyla çok ilgilenirdi. Zele’de zorlanmıştı ama zorlukları gelişme gerekçesi yapıyordu.
Moralimi Önderlik ideolojisinden alıyorum
Bir kadının yüreği yeraltı suları gibidir. Asıl acısını da gücünü de oradan akıtır. Yüzüne, mimiklerine yaşamın ihtiyaçlarına, koşulların zalimliğine göre yansıtır hislerini. Ama asıl yeraltı sularını besleyen tüm irili ufaklı kaynaklar gibi, yaşamdaki acıları ve güzellikleri yüreğine damıtır. Onun zenginliğini görecek göz, duyacak kulak, dokunacak el en az onun kadar acılardan ve güzelliklerden süzülmüş olmalı. Yoksa goncalarla dolu bir gül bahçesine basıp geçen bir kör bahçıvan olunur. Susuzluktan kavrulduğu halde yanı başındaki pınarın şırıltısını ve buz gibi suyunu içemeyen bir zavallı olunur. Büyük bir iradeyi tanımak için kendini bilmek lazım. Heval Azime o kadar zengin ve çok yönlü bir yaşam deneyiminin sahibi ki, tüm bunlardan yüreğine damıttıklarına ancak onun çocuk ve sırlı kadın dünyasına girebilenler dokunabilmiş:
Tekoşin: Çılgındı. Doğaldı. ‘İnsan doğallığı ile yaşamalıdır’ derdi. Bir kez depoya gitmişti. Ayı depomuzu açmış etrafında dans ediyor. O da ayının karşısında dans ediyor. Öyle doğaldı. Arkadaşlığında dürüsttü. ‘Moralini nereden alıyorsun’ dedim bir kez, ‘Önderlik ideolojisinden alıyorum. Önderlik kadın için çok emek veriyor ondan alıyorum’ dedi. Kadın tarihini, gerçeğini sürekli araştırmak istiyordu. Hep diyordu ‘‘bizim yaşamımız bir roman gibidir, roman gibi yaşamalıyız.’’ Kadına güvensizliği fazla önemsemiyordu. Anlayışı, ‘biz bize kendi kendimize moral vereceğiz.’’di. Hep iddialı ve hırslıydı. Önderlik sahasına gidip geldikten sonra çok moralliydi.
Dilan Cudî: O’nun olmadığı zaman yaşam durgundu. Sanki mutluluk yoktu. Ama O olduğunda gerçekten coşku, heyecan ve yaşam sevinci vardı. Yaşamla bağı çok güçlüydü. Ay ışığında yürümeyi, yazı yazmayı çok severdi. Bu sevgisini ifade ederdi. ‘Bir ağaç, bir taş bile bizi düşmandan koruyor. Onlara yaklaşımınız doğru olmalı’ derdi. Bir arkadaş bir ağaca yanlış yaklaşsa onu eleştirirdi. Halkın değerlerine, malına yaklaşımda çok hassastı. Halkın ve doğanın değerlerini korurdu. Derdi ‘‘bir ağacın sana faydası varsa sen de o temelde yaklaşacaksın.’’ Bir ana gibi yaklaşırdı doğaya. Hümanistti. İkinci kez 1993 yılında gördüm. Hem onda hem de ben de mutluluk yarattı. İlk komutanımı gördüğümde; ‘‘Bakın biz bir zamanlar bir takımdık. Otuz kişiydik şimdi ise bir orduyu tartışıyoruz. Önderlik tüm kadınları dağlara çekti. Bu Önderliğin gücüdür. Artık çocuk gibi yaklaşmayın. Kadınlar olarak gücümüzü kendimiz yaratmalıyız’’ dedi.
Kaynağını ve buluşacağı denizi unutmayan bir ırmaktı O! Nereden geldiğini ve nereye aktığını bilen bir ırmak çıkmaz yatağından. Güçlü çağlar; ister yeraltından ister yerüstünden aksın, çağlar. O halkın içinde olduğunda kaynağına ve hedefine ulaşmış bir ırmağın akışına, diline sahipti:
‘Savaşta en güzel şey bir halkın senin arkanda olduğunu bilmektir.’
Hêvî Derîk: Pratikte en fazla sekiz kadın arkadaş birlikte kaldıklarını ve Akademide bu kadar kadını görünce çok sevindiğini belirtiyordu. ‘‘Bu yüzden söyleyin, neyi merak ediyorsunuz’’ O’na sordum, ‘Heval Azime savaşta en güzel şey nedir?’, cevabı: ‘‘Bir halkın senin arkanda olduğunu bilmektir. Halk ayağa kalktığında ben diyordum gerçekten de biz varız.’’ oldu.
Kerim: Çalışmasında sonuç alıcıydı. İkna ediciydi. Hem halk içinde hem de arkadaş yapısında iknacıydı, çekiciydi. Seviliyordu. Kendisini kabul ettiriyordu. Halk içinde seviliyordu.
Sozdar Avesta: Hitabı çok netti. Halk onu çok seviyordu. İçeri girer girmez yaşlı-genç etrafına toplanırdı. Gelişmeleri sorarlardı. O da çok sade bir üslupla anlatırdı. Kürtçesi de iyiydi.
İnsanın esas gücü kendisidir
Dilan Cudî: Farklı bir heybeti vardı yaşamda. Yaklaşımları başlı başına bir eğitimdi. Ondan büyük bir güç cesaret alıyordum. Bizimle tartıştığında sordu: ‘‘Nasıl neyden etkilenerek katıldınız’’ Bizi anlamak istiyordu. Biz ‘‘Alanımızda savaş yürütülüyordu, etkilendik katıldık’’ dedik. O zaman dedi ‘‘sadece savaşla değil yaşamla da yoğunlaşın. Tek yanlı ele almayın.’’ O kampta otuz kadın arkadaşın olması Heval Azime’de farklı bir heyecan yaratıyordu: ‘‘Ben çok zorlu süreçlerde kaldım. Tek başıma erkek arkadaşların içinde kaldığım zamanlar oldu. Bu süreç bizim için bir fırsattır. İlk defa bu kadar kadın gücü bir arada iyi değerlendirmeliyiz.’’Derdi. Üç manga kadın arkadaştık. Sürekli gelirdi ve tartışıma yürütürdü. Tartışmalara kadın arkadaşların katılımını teşvik ederdi ki kadınlar kendilerindeki gücü görsünler. Bireysel eğitime çok önem verirdi. Okuma-yazma bilmeyen arkadaşlara okuma-yazma öğretecek bir sistem kurdu. ‘‘İnsanın esas gücü kendisidir’ derdi. Bunu esas aldırmak için uğraşırdı. ‘Bizi dağlara çeken, bir araya getiren şeylerin kıymetini bilmek lazım’ derdi. Önderliği esas alırdı. ‘‘Gittiğiniz her yerde varlığınızı hissettirin, kendinize güvenin. Çözemeyeceğiniz sorun olmadığına inanın’’ yaklaşımını aşılardı. Geleceğe yönelik perspektifi vardı. Öngörülüydü.‘‘Serhıldanlar gelişiyor ve katılımlarda patlama olacak, binlerce kadın katılacak. Siz onlara nasıl öncülük edeceksiniz? Onları nasıl eğiteceksiniz?’’ diye sorardı, bizi psikolojik olarak hazırlardı.
Kerim: Kadın-erkek arasında fark koymuyordu. Ayrımcı değildi. Erkek arkadaşların sorunlarıyla da çok ilgiliydi. Bu konuda duyarlıydı. Bizde de ağırlık yaratıyordu. Kadın arkadaşların yapacağına dair kafamızdaki önyargıları yıkıyordu. Çalışmalara gönüllü-istekli yaklaşıyordu. Sorumluluktan kaçmıyordu. Pes etmiyordu.
Gözlerinin aydınlığında her zaman inanç vardı.
Sozdar Avesta: Yaşadığı süreçte de Heval Azime’nin kadın açısından manevi etkisi çok güçlüydü. Yaşamın inceliklerinde, ayrıntılarında çok güçlüydü. Derinlikliydi. Kürt kişiliğini iyi tanıyordu. İnsan Heval Azimeyle çok rahat diyalog kurabilirdi. Doğal komutandı. Mütevaziydi, çok moralliydi. Kadın hislerinin tercümanı olabiliyordu. Çok sert bir insan olarak tanınırdı ama tam tersi çok hümanist, duygusal bir insandı. Bir çimene basmak istemezdi. Çok titiz bir arkadaştı. Gülüşü, morali, özellikle bakışındaki inanç, derinlik ve etkileyicilik insanın hafzasından silinmiyor. Gözlerinin aydınlığında her zaman inanç vardı. Netti. Insan O’na baktığında onun hiçbir şeyden korkmadığını hissediyordu. Bakışları çok derin, etkileyiciydi. Tüm Botan yapısı tarafından seviliyordu. Odun toplardı, depo yapardı. arkadaşlarla mutfağa girerdi. Katılımda sınır tanımaz. İdeolojik katılım gösterirdi. İlkelerinden taviz vermezdi. Emekçiydi ve emekçiye saygılıydı. Kendi emeği ile saygı yarattı, sevildi ve gelişti. Gülnaz Karataş’ın şahadeti onu çok etkilemişti.
Yeniden Botan: ‘‘meskenime döndüm!’’
Serhıldan Mardin: Zele’deyken en temel şiyarı ‘‘biz tekrar Botan’a döneceğiz ve savaşacağız’’ dı.
Sozdar Avesta: 1993 Kasımında Sara arkadaşla birlikte Botan’ın Besta alanına geçti.
Kerim: Heval Azime tekrar Botan’a geçti. 1993 yılında Botan’a geçerken gördüm. Bir daha görmedim. 1992 savaşında sınırdaydı. Dedim ‘hala ayakta mısın’, ‘ben asla düşmem. Yine meskenime, Botan’a gidiyorum’’ dedi.
Heval Azime gibi kadınlar ispatladılar ki dağlara çıkan kadınlar kahraman oluyor.
Akışının zirvesinde kıskandı O’nu, karakışı ruhuna giyinen erkek akıllı savaş tanrısı. Bir hafta yatağında savaştılar bir adım çekip alamadılar O’nu. O yatağında aktı. Akışının zirvesindeyken vurdu onları, bir kadın nehri vardı karşılarında, saçlarını salmıştı Mezopotamya tarihinin ince beline. Hiçbir kılıç kesmiyordu, hiçbir uçak yakamıyordu. Çaresiz kaldı eril silahlar, ırmağı yatağında bırakıp geri gittiler. Kandırdılar aslında, biraz uzaklaştılar. Ve O’na akışı ulaşılmaz, durdurulamaz olana çevirdiler havan topunu. Irmak yeraltına çekildi:
Xebat Derik: 1994 yılının ağır operasyon sürecinde eyalet yönetimindeydi. Ekim ayı başında Herekolda kapsamlı bir operasyon gelişti. Bir hafta boyunca Heval Azime ve Heval Xelil’ in komutanlığında Herekol gücü düşmanı araziye çekip çatıştı. Tüm kapıları tutmuştu arkadaşlar, düşmanı Herekol’e bırakmadılar, düşmanın kaybı çoktu. Yoğun hava-kara saldırısı vardı. Heval Azime havan atışıyla şehit düştü. Tüm güç üzerinde çok ağır bir etkisi oldu. Kadın çalışmalarında önemli bir etkinliği vardı. Azime arkadaşın olduğu yerde sorunlar çözülürdü. Erkek arkadaşlar için de böyleydi. Şahadetini karşılamak çok zordu, ağırdı.
Serhıldan Mardin: Azime denilince aklıma ilk gelen, bir kadının heybetli duruşudur. Şahadetini duyunca özellikle Botan alanındaki savaş açısından ve kadın ordulaşması açısından büyük bir kayıp olarak gördüm.
Sozdar Avesta: Heval Azime ile Xelil ark birlikte Garısa alan yönetimindeydiler. Heval Xelil her zaman söylerdi. ‘ben gücümün çok büyük kısmını Heval Azime’den alıyordum.’ O gücü eğitiyor, savaşa hazırlıyordu. Düşman Herekola giremeden geri döndü. Çatışmalar bittikten sonra Azime arkadaş dinlenmek, temizlik ve lojistik için zozanlardan aşağıya inme talimatı veriyor. Herkesin morali çok yüksek. Arazide kalan düşman güçlerinin attığı havanla Azime arkadaş şehit düşüyor. Azime arkadaşa her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olacak bir sürece girdiğimizde O’nu kaybettik. Şahadeti büyük bir hüzün yarattı. Büyük bir boşluk oluştu.
Kerim: Bu büyük şahadetler olmazsa bu mücadele olmazdı. Onlar için ölüm önemli değildi. Azime arkadaş pratiğiyle ispatladı ki kadın özgürlüğü olur. Korkusuzca gitti çalışmaların üstüne. Bana göre efsane onlar, çünkü onlar temelini attılar. Heval Azime gibi kadınlar dosta düşmana kabul ettirdiler ki; dağlara çıkan kadınlar kahraman oluyorlar. Bu arkadaşlar toplum için yeni- temiz ahlakı yarattılar. Gerilladaki, toplumdaki tüm kadınlar bu arkadaşları takip etmeli.
Dilan: Heval Azime bizim için önemli bir mevziiydi. Keşke şimdi bizimle olsalardı. Şehit düştüğünde şunu iliklerime kadar hissettim ki, kadın ordulaşması için büyük bir kayıptı. Bizim hatamız, onu koruyamamaktı. Kadın özgürlük mücadelesinde O’nu nasıl yaşatabiliriz? Sorusu önemli şimdi...
Kelimeler her zaman su gibi akmaz. Özgürlük yatağından akmaya sevdalı bir yürek kolay dile dökülmez. Yaşamın ruhu kendi özgün zamanında canlıdır. Anılardan, sözlerden çok o zamanları anlatmaya çalışan insanların mimikleri yakındır o ruha. Ama bir nebze de olsa bu coşkun, çılgın ve güçlü ırmağın özgürlük akışını yansıtabildiyse kelimeler, çölleşen vicdanlara bir vaha ufku doğmuştur. Bir damla ya da bir yudum içebildiysek bu öyküden yaşamın özsuyu akmıştır yüreğimize. ‘‘Esas gücün insanın kendisi olduğu’’nu fısıldadıysa bize kelimelerin arkasındaki dil, çaresizliği kader yapmak isteyenlere bir direnç gülümsemiştir. Yaşamı bu öykünün rüzgârıyla; Azime’nin azmiyle, sevgisiyle, çılgınlığı ve doğallığıyla kucaklamak Ekim şehitlerine bir selamımız olsun.


 

Geri Dön

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır