Geri Dön

ÖZGÜRLÜK ŞEHİTLERİ  

NEWROZ GELENEĞİNDE BİR SIÇRAMA: ZEKİYE ALKAN

Pelşin Tolhıldan

‘Newroz, Newroz ateşi yakılarak kutlanır’’ demeden önceki bir Newroz’da Trafik Parkında arkadaşlarıyla masada oturduğu bir anda cebindeki tüm paraları çıkarıp yakar. ‘Ne yapıyorsun’ diye şaşkınlıkla soranlara ‘Newrozumu kutluyorum’ diye cevap verir. Eyleminin ardından Türk gazeteleri ‘bir elinde şarap şişesi ama kendini yaktı, ilginç bir kadın’ diyerek haber geçtiler. 90’lı yılların mücadele atmosferinde öğrenci gençlik içinde duruşunun fazla anlaşılmadığını aynı dönemde birlikte okuduğu bir arkadaşından dinlemiştim. Eylemini ilk duyduğum andan, daha sonra hakkında dinlediğim, duyduğum her ayrıntıda ruhumu biraz daha saran bir kadın oldu hep Zekiye. Her Newroz’da O’na dair bir eksiklik duygusu kaplar içimi. Elbette ki 2000li yıllarla birlikte Amed’de yüz binlerle, milyona varan kalabalıklarla Newroz’un kutlanması onu en güzel yaşatma biçimidir, biliyorum. Bir zamanlar sokaklarında yaşadığı Amed’in her görkemli Newroz’unda öyle hayal ediyorum ki o burçlarda alevler içindeki Zekiye yeniden doğuyor. Gülümseyerek şehre bakıp, derin bir nefes çekiyor. Belki de O’nun eyleminden sonraki her Newroz’da geleneksel olarak gençlerin ilk ateşi onun kendini yaktığı burçta yakmasını coşkuyla izliyor. Ama yine de O aklıma her geldiğinde bir şeyler eksikmiş gibi hissediyorum. Hani zorlu bir yolu kat edersiniz, o yolda herkes kendi gücüne göre bir emek harcar. Ama içlerinde bazıları vardır ki, adını anmazsanız, teşekkür etmezseniz o yol sürecini tanımlayamazsınız. Eksik, huzursuz, vicdanı sızlatan bir tanımlama olur. İşte her Newroz geldiğinde böyle bir his kaplıyor içimi O’na karşı. Mazlum arkadaşın eyleminden sonra ve yine Diyarbakır’da bir de 1990’lı yıllarda kadın bilinci, örgütlenmesi bu denli derinleşmemişken bir kadının böyle bir çıkışı planlı, örgütlü ve bu denli çarpıcı yapması çok anlamlı. İnsanın içini titreten, sarıp sarmalayan, ruhunu kuşatan öyküler, kahramanlar vardır. Gerçekten eşsiz olan, biricik olan öykülerdir, kahramanlardır. Taklidi mümkün değildir. Romain Roland’ın Jean.Jaures için söylediği sözleri düşünüyorum: ‘‘Öğeleri ve güçleri düzenleyen o esrarlı rastlantı acaba bir daha böyle bir iyi deha yaratabilecek mi?’’
1990 yılında Ankara’da öğrenciyken duydum eylemini. Kürtlüğümle Ankara’da yeni yeni tanışıp yüzleştiğim bir süreçti. Üniversite öğrencisi genç bir Kürt kadın kendisini Amed surlarında yakarak Newroz eylemi yapmış, şehit düşmüş. Tüylerim diken diken oldu! Bir insan neden kendini yakar? Nasıl bir güç bu? Nasıl bir öfke? Nasıl bir mesaj bu? Tabii ki ilk çağrışım, Mazlum Doğan ve Diyarbakır’daki insanlık dışı uygulamalara karşı kendilerini yakan dörtler (Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Nemci Öner ve Mahmut Zengin). Onlardan sonra ilk ateş eylemi ve bir kadın! Algılamakta gerçekten zorlanıyordum. O’nu kendisini yakmaya karar vermiş o keskin haliyle gözlerimin önünde canlandırmaya çalıştım. Duygularını, ruhunu hissetmeyi ne kadar çok isterdim! Sonra resmini gördüm. Ne kadar da güzel! Ne kadar asi! Ve ne kadar kendinden emin! Nasıl bir kadındı acaba? Neler yaşadı? Kürdistan’ın kalbinde okuyordu ve bir zulmün her anına tanıklık ediyordu. Bu şehrin sokaklarında herhalde tarih her gün konuşurdu insanlarla, her gün sorular sorardı. Her gün bir sayfasındaki büyüklüğü ve küçüklüğü okutuyor olmalıydı ders diye… Örneğin şu esnaflar çarşısında oturmuş yaşlı bir Ermeni, bir iki kuşak önce nenesinin memelerinin kesildiğini, tüm akrabalarının kılıçtan geçirildiğini ve bir tesadüf sonucu hayatta kaldığını hala hatırlıyor mu acaba? Bir zamanlar kültürlerin kardeşliğinin, mozaiğinin kalesi olan bu yaşlı şehre tek tip elbise giydirilmesinin ayıbını insanlar taşıyorlar mı acaba? Ve daha birçok soru sorardı belki de tarih. Tabii ki yüreği ve ruhu kulaklarından daha güçlü duyanlar içindi soruları ve her koşulda çınlayan sesi. Zekiye Alkan’ın asi, bağımsız ruhu Amed’in sokaklarında gezerken hangi soruları dinledi? Yüreği tarihle neler konuştu? Demirci Kawa’ların isyan ateşi, ilk kıvılcımını hangi soruyla, hangi çelişkiyle tutuşturdu ruhunda? Bilmeyi ne çok isterdim!
Binlerce yıllık bir gelenek Newroz! Ortadoğu halklarının ortak bir geleneği. Hem bir kültürel sembol hem de bir direniş geleneği olarak yaşayan, yaşatılan. Türk devleti hala ve ısrarla ‘w’ takıntısını devam ettirse ve Newroz’u bilerek Nevruz yapmak istese de Newroz kendi yasalarının hükmünden taviz vermeden yaşıyor. Ateşten mesajlarını nerede ve ne zaman kiminle ileteceğini kendisi belirliyor. Genç beyinlerin bir kralın omuz başındaki yarasını iyileştirmek için yenilmesine karşı yakılan isyan ateşiyle 1990 yılında Amed’in kadim surlarında bu genç kadının kendi bedeninde yaktığı Newroz ateşi aynı mesajı mı taşıyordu? 20. yüzyılın genç beyinleri hangi kralın hangi yaralarına derman diye kurban seçiliyordu? Binlerce yıl önce günlük olarak iki genç beyinle doyan zorba krallık 2000’lere gelinceye kadar günlük ne kadar kurban istiyordu? Bir genç kadının ruhu bunca acıya ateşten bir bedenle tarih kalesinin hangi burcunda bir isyan bayrağı olmak istedi? Bir zamanlar Dehak’a isyan ateşi yakan bir kahramanın torunları, tarihin kuşatması altında, onurunu çiğneyen zulüm karşısında üşürken Zekiye hangi ateşle ısındı, ısıtmak istedi? Zindanda 1982’de yakılan ateş dağlara akarken bir şehrin zindanına ateş düşürmek hangi asil ruhun, dişil duygunun nadasında büyüyordu? Zindan mı şehrin içindeydi şehir mi zindan içindeydi? Kale mi şehri kuşatıyordu şehir mi kaleyi? Tarih mi bugüne uzanıyordu bugün mü tarihe? Bir kadın mı şehri yaktı ateşiyle, bir şehir mi yaktı bir kadının yüreğini?
İlginçtir Newrozların Kürt halkı tarafından özgürlük serhıldanları olarak karşılanmaya başlandığı 1990 yılı aynı zamanda kadının da kendi kölelik tarihine ateşle isyan geleneğini başlattığı yıl oluyor. Newroz tarihten gelen bir miras olsa da kadın eliyle kadın bedenlerinde yakılan ateşlerle ve halkın büyük bir cesaretle ayağa kalkışıyla yeniden yeni gün yapılıyor. Bir halk kadın renginde, kadın ruhuyla baharını yeniden müjdeliyor tüm dünyaya. Ve bu baharı ilk müjdeleyen Amed surlarında kendini Newroz yapan Zekiye Alkan oluyor.
Eyleminin üzerinden 19 yıl geçti. Hala çelişkilerini yaşatıyor bize ve sorularını sorduruyor. Böyle olduğu sürece bize kader olarak dayatılan zulme karşı mücadelenin sonsuz çeşitlilikte yürütülebileceği gerçeğini öğretiyor. Sessizce inandığı, tercih ettiği eylemi insani duyguların zulüm karşısındaki zaferi yaratabileceği iddiasını Amed burçlarına kazımış. Her Newroz’da Amed surları yeniden Zekiyece tutuşuyor. Burçlarda alev olup ışıldayan bir Kürt kadını, Süleymaniye şehrinde bir heykel olup konuşurken Amed’de her yıl Newroz olup haykırıyor. Burçlardan bir kadın şehrin içindeki zindandan aldığı ateşle şehri zindandan kurtardığı için gururla gülümsüyor çocuklara ve kadınlara… 

 

Geri Dön

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır