HALKINI YÜREĞİNDE TAŞIYAN BİR GENÇ KIZ...
Sozdar
Avesta
Adı Soyadı: Behiye Yaşit
Kod Adı: Hacer
Mücadeleye katılış tarihi ve yeri: 1987- Almanya
Doğum yeri ve tarihi: Beşiri-Batman/
Şahadet tarihi ve yeri: 4 Aralık 1989/Dicle suyu
Unutmamak!
Nice sular akar gider sararmaya yüz tutmuş zozanlarında ülkemin.
Dönüp sormazlar geride bıraktıkları topraklardaki bedenlerin
ömrünü. Nasıl yaşadıklarını, nasıl savaştıklarını bilirler oysa…
Issız ve ayazlı gecelerde izlerini saklarken akışında, terli
bedenlerini kucaklamıştır serinliğiyle yorgun bir yürüyüşün
ardından. Bin yılların suskun mabetlerinde sunmuştur kokusunu
Kürdi bir kavalın, bir annenin gözyaşları kadar nemli hüznünü.
Yürekleri her kabardığında bir düşene, kelebek olup uçmuştu
ellerinden çocuk gülüşlerinden salkımlar taşıyan soylu
rüzgârlar. Dere boylarında bıraktıkları canlarından birer
parçayı saklamıştı söğütler, herkesten habersiz… Herkesten
habersiz seslerini ve umutlarını uçurumlarına bırakarak
toprağında Mezopotamya’nın, ayrıldılar kır atlarının
sırtlarında, bir yerlerde yeni doğan çocukların yüreğinde ve
adında yaşamaya… Genç bedenlerinde açılan yaralar, tarihinde
kutsanırken ülkesinin, Bedirxan ve Zarife’lerin diyarında hep
aynı zılgıtla uğurlanmışlardı kahramanları. Ve hep aynı sızıyı
bırakmıştı yüreklerinde yaverlerinin…
Unutmamak demiştim, kayaları bile aşındıran zaman, geçişinde
azaltamıyorsa geride kalanların kulaklarında uğuldayan kaval
sesini, o dem unutturamaz bizde kalan anılarını o yiğit
çocukların. Kanlarıyla suladıkları bu acılı coğrafyada, her
sıkılan kurşun, her tutulan halay, her edilen yeminde onlardı,
biriktirerek sakladığımız özlemlerimizin yanı başında. İşte bu
yüzden unutmaktan söz etmeyişim. Yaşamın bir diğer adı, hep
hatırlamaktır onları…
Bize gülüşlerini bırakarak gidenlerden bir tanesi de, güzel
yürekli ve yiğit bir Kürt kızı olan Behiye Yaşit (Hacer)
arkadaştır.
Hacer arkadaşın şahadeti uzun bir zaman oldu, neredeyse yirmi
ikinci yılına giriyor. Mücadelesiyle, kişiliğiyle, duruşuyla çok
fazla tanınmamış bir arkadaştır. Özgürlük mücadelesinde savaşın
en kızgın olduğu dönemlerde yaşanan yüzlerce şahadetten bir
tanesiydi yalnızca Hacer arkadaş… Belki de bundandır çok fazla
tanınmamış olması. Devrimci hareketlerde hep olduğu gibi bizim
hareketimizde de mücadelenin yoğunluğu arttıkça, ölümsüzler
diyarına uğurladığımız yoldaşlarımızın sayısı binlere ulaştı.
Binlerin kanı döküldü bu topraklara. Her biri yaşama âşık, en
değerli varlığı olan canını halkına ve toprağına adayan körpe
bedenler… Her biri, bir öncekinin izinde yürümenin onurunda,
özgür yaşamı ve mücadeleyi kutsayan bağlılıklarıyla dolu dolu
yaşadılar kısa ömürlerini.
Önderlik “Büyük Apo’cu ile küçük Apo’cu olamayacağı gibi
şehitlerimiz de ilkinden sonuncusuna kadar hep aynı
kutsanmışlıkla birer ibadetgah olarak, kıble misali bize öncülük
eden manevi komutanlarımızdır. Ve biz onların komutası altında,
birer savaşçı olarak mücadelemizi sürdürüyoruz” diyordu. Yaşı ne
olursa olsun, yüreğine bir halkın tüm acılarını, umutlarını,
beklentilerini alabilecek kadar yüceleştiler onlar. Başka
kuşaklara ve zamanlara bırakmadan, bu coğrafyada kaybolmuş bir
yaşamı yeniden yaratmak adına, ölümsüzler kervanına katılan
arkadaşlardan biridir Hacer arkadaş.
Hacer arkadaş, Beşiri bölgesinde dünyaya gelmiş. Çocukluğu
Beşiri bölgesinin Enabe köyünde geçiyor. Birçok Kürt ailesi gibi
kendi çabalarıyla yaşamlarını sürdüren orta halli bir ailedendi.
Yaşadıkları köy yezidi inancını taşıyan halkımızdan oluşuyordu.
Yezidi halkımız biliniyor. Sonuna kadar direnişçi, sonuna kadar
değerlerini koruyan ve bu uğurda tarih boyunca sayısız katliam
ve saldırılardan nasibini alan, açlığı, yoksulluğu ve yalnızlığı
en derin yaşayan bu halkımızın gerçeğini her ne kadar yetersiz
ve yer yer çarpıtılarak da olsa tarihsel akışkanlık içerisinde
biliyoruz. Trajik Yezidi tarihinde geçtiği gibi 72 ferman
yaşanmıştır. 72 katliam!... Bu katliamları resmi tarih
tarafından değil, sözlü edebiyattan öğreniriz. Esasta tam olarak
yaşananlar, çekilen acılar, dökülen kanlar ve göçler, tarihte
yerini almadığından bu katliamlara yönelik açıklayıcı çok fazla
materyal bulunmuyor. Ancak Önderliğimiz ve PKK Hareketi
öncülüğünde gelişen tarih sorgulaması ile Yezidi halkımız
karanlıkta kalmış tarihlerini güncelleştirerek yeniden
yorumlayabildiler. Direnişçi bir halk olan Yezidi halkı, tarihte
birçok katliamdan kıyımdan geçmiş, ancak geride kalanlar,
topraklarından, kültürlerinden, dillerinden, geleneklerinden
vazgeçmemişler. Hep aç kalmış, yoksul kalmış, dağlarda, kuytu,
gizli yerlerde kalmış. Bu yüzdende neolotiğin bozulmamış
sahipleri olarak kalmayı başarmışlar. Bu anlamda Ortadoğu’da en
kadim halklardan bir tanesi olan Yezidi halkı, kısmen yitirdiği
gelenekleri olsa da inadına ayakta kalmayı başarmıştır, inadına
direnişçi nesiller büyütmeye devam etmişler. İşte Hacer
arkadaşın yaşadığı köy de böyle bir bölgededir. Dışarıdan gelen
etkiler, katı İslamiyet, feodalizm ve toplum üzerinde hakim olan
komprador beyler ve egemenlere karşı her zaman direnişlerle
karşı durmuş ve kendi içinde bir muhafazakarlığı yaşamıştır.
Neolotik özün yaşandığı köylerde, kentlerden, onların
tekniğinden, sözde uygarlık adı altında kapitalizminden uzak
kalmayı başarmışlardır. Hacer arkadaşta Avrupa’ya geçene kadar
böyle bir ortamda yaşıyor. Özgürlük mücadelesinin geliştiği
dönemlerde, düşmanın baskılarının artmasıyla, Hacer arkadaşın
ailesi Avrupa’ya göç eder. Ailesiyle birlikte göçe zorlanan her
Kürt ailesi gibi koptukları kutsal toprakların derin boşluğunu
yüreklerinin en derininde hissederek ayrılıyorlar Kürdistan’dan.
Bu boşluğu en fazla yaşayan da Hacer arkadaştır. Çocukluğunun
çınlayan gülüşlerini bırakarak ayrıldığı Kürdistan’ı kendisiyle
birlikte gittiği yere taşır bu nedenle. Geldiği yeni ortama
alışması zor olacaktı. Avrupa’nın geleneklerine, yaşam tarzına
alışmadan, amcası ve abisi aracılığıyla özgürlük hareketiyle
tanışır. Ailenin güçlü yurtsever bağları onu erken bağlar
harekete. O dönem Avrupa’da özgürlük hareketinin gelişimiyle,
Hacer arkadaş ve ailesi çalışmalara güçlü katılarak
yurtseverliklerinin gereklerini hakkıyla yerine getirirler.
Avrupa’da olmasına rağmen Hacer arkadaş, oranın yaşam tarzıyla,
etkileriyle tanınmadı hiçbir zaman. Çünkü kendini Kürdi bir
ortamda buldu. Arayışlarının sonucu okuduğu kaynaklar,
derneklere gidip gelmesi, yürüyüşlere, gecelere ve çeşitli
etkinliklerde yer almasıyla, değişen ortam ve koşullar onu
Kürdistan’dan koparamadı.
1987 yılında Avrupa’ya ailesiyle geçen Hacer arkadaş, burada
çalışmalara katıldı. Aynı yılın sonunda özgürlük mücadelesine
katıldı. 1988 yılında kısa bir eğitim devresi gördükten sonra,
artık bir kadro olarak katılım sağladı. Katıldıktan sonra,
Almanya’da çalışırken belki fiziki olarak oradaydı ancak ülkeyi
ruhuyla, düşünceleriyle ve tüm özlemlerinin merkezine alarak
hissetmesi herkesin dikkatini çekmişti. Avrupa’nın beton yığını
kentleri onda ülke topraklarının kokusunu hissettirmiyordu. Bu
nedenle Önderlik sahasına geçip oradan ülkeye geçmek istiyordu.
Ancak Ş. Mizgin arkadaşın, Hacer arkadaşın kültür ve sanat
alanındaki yeteneklerini keşfetmesiyle (sesi çok güzeldi) ilk
dönemlerde kültür çalışmalarına geçti. “Hüner Kom” da bir süre
çalışmalara katıldı. Gecelere, yürüyüşlere katılıyor, sahnelere
çıkıyor, şiirler okuyordu. Biz bazen Mizgin arkadaşa “arkadaşı
çalışmalardan almışsın kültüre koymuşsun” diye takılıyorduk.
Mizgin arkadaşta “yedeğimi oluşturuyorum, ülkeye gidebilmek için
Hacer arkadaşı hazırlıyorum” diyordu. (O zaman Hacer arkadaşın
Avrupa’daki adı Berivan’dı. Biz ona “küçük Berivan” diyorduk.)
Hacer arkadaş gelişmeye açık, arayışları güçlü ve ülke sevdalısı
bir arkadaştı. Ve sevdasına kavuşmak için acele ediyordu.
Bırakıp geldiği Kürdistan sularıyla, kızgın güneşiyle,
rüzgarıyla ve dağlı çocuklarıyla onu bekliyordu. Ve gitme zamanı
gelip çattığında, yüreği setleri aşan sel misali coşkundu.
Yıllardır beklediği gün nihayet 1989 başında gelmişti. İlkin
Lübnan’a, daha sonra Önderlik sahasına geçti. Burada M. Korkmaz
Akademisinde eğitimini gördü. Bu akademide bizzat Önderliğin,
ideolojik, askeri, örgütsel ve felsefik eğitimlerinden geçiyor.
Eğitimini bitirdikten sonra, bir süre sahada kalıp kendini
gerillaya geçmek için hazırlıyor. Aralık 1989 yılında bir grup
arkadaşla yüklendikleri umut tazeliğindeki coşkularıyla ülkeye
geçiyorlar. Artık ne kentlerin taş beton yığınları ne de
ışıkları vardır. Var olan yalnızca, yıllardır özlemini çektiği
toprak kokusu, çağlayan sesleri ve serin yelleridir ülkesinin.
Kavuşmuştur artık kavgasına. Yüreği çarpa çarpa gittiği yer,
Bedirxan’nın yarım bıraktığı türküsünü tamamlayacağı yerdir. Ama
olmuyor, henüz yetişemeden, uçurumları delecek kahkahalar
uçurmadan gök boşluğuna 4 Aralık 1989’da Dicle suyunu geçerken
pusuya düşüyorlar o ve yoldaşları. Dicle suyunun üstünde bir
gün, bir gece çatışma sürüyor. Çatışmalar ovaya da yayılınca,
çevredeki güçlerde çatışmaya dahil oluyor. Bu çatışmada, Zınar,
Mıhyeddin, Sozdar ve bir grup arkadaşla birlikte Hacer arkadaşta
şehit düşüyor.
Her ölüm erken ölümdür derler ya! Hacer arkadaşın şahadeti de
çok erken oldu. Katılımı ile şahadeti iki yıla sığdı sadece.
Ancak ardında bir kahraman masalı bırakarak gitti, tıpkı
binlercesi gibi… Ki zaten yaşam bir göz açıp kapamak değildir
ki!
Özgürlük mücadelesinde önemli rol üsleneceği bir zamanda,
düşmanın hain, kalleşçe bir pususuyla şehit düştü Hacer arkadaş,
bize daimi bir selam bırakarak. Yaşamıyla, genç yaşına rağmen,
örnek bir duruş sergiledi. Gittiği her ortamda canlılığıyla,
coşkusuyla, bitmez enerjisiyle ve doğallığıyla umut aşılardı.
Mücadele bağlılığı, yoldaşlık sevgisiyle ve ideolojik bir
inançla çalışıyordu. Kendini adayarak, “ben”ini yenerek varlık
kazanıyordu. Bu nedenle benim yaşamımda etkisi büyük olan
arkadaşlardan biriydi. Yoldaş olmadan önce benim çocukluk
arkadaşımdı. Çocukluğumuzun geçtiği köyde ilkokulu birlikte
okumuştuk. Ve özgürlük mücadelesini de yine birlikte tanıdık.
Ancak katılımından kısa bir süre sonra, arayışlarıyla,
katılımıyla hepimizi ardında bırakmıştı. Avrupa’da, Önderlik
sahasında eğitimini aldıktan hemen sonra, ülkeye geçip,
gerillacılıkta gelişmek, büyük bir komutan olmak, ülkede nefes
almak istedi. Bu düzeyde gelişmeye açık, çelişkileriyle
savaşarak çıkması bir arkadaşın ne kadar yeni olursa olsun, eğer
istekli olursa kendini bu düzeyde güçlendirmesi, kişiliğinde
gerçek militanlığı yaratmasıyla başarabildiğini, Hacer arkadaş
şahsında görmek mümkündü… Bu anlamda mutlak başarıyı yakalamak
için onları unutmadan yol almaktır bize düşen…
Şahadetlerinin 22. yılında, Hacer, Sozdar, Mıhyettin, Zinar ve
onlarla şehit düşen grubun şahsında, tüm özgürlük mücadelesi
şehitlerini anıyor ve inanıyorum ki, onlar her zaman, bize
manevi öncülük eden gerçek komutanlardır. Bende onların bir
savaşçısı olarak, onlara layık olmaya ve bu mücadelede onların
takipçisi olacağımı belirtiyor, verdiğim sözümü bu temelde
tekrarlıyorum.
Geri Dön
|