ÖZGÜRLÜK ŞEHİTLERİ  

FEDAİLEŞEN KADININ ADI: GULAN...

Jinda Ronahi Dersim

Alınan kararların sahibi olunan tutumların, zamana anında cevap olacak keskin bir zekânın, ince bir duyarlılığın, yerinde inisiyatifin sürekli olarak tarihsel bir önemde olduğu devrim dediğimiz tarihi dönemlerde, bunu gerçekleştirebilecek kadro, militan öncülüğü hep vazgeçilmezdir. Ve devrimimizin hemen hemen her döneminde girişim, inisiyatif, sürükleyicilik, kararlılık ve moraliyle doğru duruşuyla sürece öcülük yapacak arkadaşlar aranır, onlara bakılır. Anlatmaya çalışacağım Gulan arkadaş (Filiz Yerlikaya) bu arkadaşlardan biridir. Doğruyu ve yanlışı ayırt etmemiz gereken her kritik anda, birilerinin öne çıkıp ne yapmamız gerektiğini göstermesini beklediğimiz her anda, cesaretle atılım yapmamız gereken her anda aklımıza ilk gelen Gulan arkadaştı. Bu girişi okurken eminim her arkadaş bütün şehitlerimiz böyledir diye düşünmüştür. Bence de böyledir. Her zorlu ve sancılı dönemde ilk olarak akla şehitlerimiz gelir ve bu temsil bazen bir arkadaşın anlatımın da kendini bulur. Bu anlamda şehitler tekil olanın evrensel olanla bütünleşmesinin de güzel bir örneğini ifade ederler. Bir şehit şahsında o kadar anlatılmamış şehit dile gelir ki bazen. Bazen de bu şehide dizilen ağıtlar, özlemler tüm yaşayanları kapsar. Bazen yaşayanların tutkuları, öfkeleri, umutları, sevinçleri onları can’a getirir. Yanı başında yaşıyorlarmış gibi dile gelirler söylenen türkülerde, namussuza sıkılan mermide, çekilen halayda, her yerdedirler ve hep yaşarlar. Bir soluk olmuşlardır özgürlük peşinde koşanların bedenlerinde, bir nefes bitimsiz bu coğrafya da. İnsan elinin yüreğinin nakşettiği bu coğrafya da bitmeyen bir nefes, ölü toprağına üflenmiş bir nefes…
İşte Gulan arkadaşı anlatabilmek bu nefesi, özgür havayı anlatmaya çalışanın bir nevi ifadesi olabilir. Ve doğal olarak eksik kalacaktır. Ama yine de anlatmak, hiç yetmese de anlatmaya çalışmak, bir kadın devrimciye uzanmak gönül borcumuzdur. Ve asıl borcumuz tabi ki onu katleden hain, yalancı, istismar güçlerini hayatın tüm kademelerinden söküp atıncaya kadar yılmadan mücadele etmektir.
Ahmet Telli kimin için yazmış o mısrayı bilmiyorum ama ben her okuduğumda aklıma ilkin Gulan arkadaş gelir ve devamında bir çok şehit arkadaş. Mısra ‘konuşunca sımsıcak konuşurdun’ der ve devam eder. Heval Gulan konuşunca sımsıcak konuşurdu. Öylesine içten öylesine canlı hemen kapılıverirdiniz anlattıklarına ve derin bir güven kaplardı benliğinizi. Güven veren onun ne söylediği değildi güven veren konuşurkenki samimiyeti, inançlılığı, kararlılığı, sevgisiydi ve tabi ki tüm bunların gözlerine, gözlerinin içine, gözbebeklerine dek yansımasıydı. Onunla konuşurken gözlerine bakmadan dinleyemezdiniz onu. Çünkü karşısındakini içine çekiveren çocuk masumiyetinde gözleri vardı. Diri ve canlı, coşkulu, heyecanlı sanki her an bir şeyler keşfedecekmiş gibi yerinde duramayan meraklı, heyecanlı gözleri. Dış görünümü ilk etapta bakanlarda sert, katı rahat yaklaşılamayacakmış gibi bir izlenim verse de bazen gözleriyle karşılaşır karşılaşmaz tüm o saçma kaygılarınız silinip giderdi ve gözlerinin size anlattıklarının sizi yanıltmadığını onunla yaşamaya başladıktan sonra her gün fark edersiniz. O çocuksu, masum, samimi, güven veren gözler ve o ciddi iddialı kendinden emin bakış, özgür bir ruhun nüveleriyle karşı karşıya olduğunuzu düşündürürdü size ve yanılmamıştım. Gulan arkadaşın konuşması ve gözlerinden başlayarak anlatmamın nedeni var. Çünkü onunla tanıştığım dönem onunla ilgili pek de olumlu şeylerin anlatılmadığı zamanlardı. Bir nevi karalama kampanyası denilebilecek bir atmosfer vardı. Herkes onu karalama temelinde yaklaşmıyorsa bile insanların nazarında oluşturulmuş bir olumsuz imaj vardı ve önyargı dediğimiz o melun mahkeme insanların heval Gulan’la ilgili izlenimlerini etkiliyordu. Bende daha çok ona dair olumsuz anlatımlara tanık olmuştum. Ama olumsuz anlatımlarla da olsa artık ilgi ve merak alanıma girmişti. Bir yandan da anlatan kişinin pek de güven verici duruşlarının ve pratiklerini olmayışı (daha sonra zaten hemen hemen hepsi işbirlikçi, teslimiyetçi eğilimle bütünleşip partiye ihanet ettiler)içimden bir sesin hemen karar verme demesine de yol açıyordu. Ve gerçekten de ilk tanıştığımız andan itibaren gözleri ve insanlarla kurduğu ilişki ve ilgisi, duyarlılığı beni hemen etkilemiş, içimdeki sese daha çok hak vermem gerektiğini düşündürmüştü. Daha sonra ilk defa tabur komutanı olmasından kısa bir süre sonra taburunda kaldığımda daha fazla tanıma imkanım olmuştu ve halen onu tanıma, onunla kalma ve ruhumun ondan beslenme fırsatına kavuşmuş olması şansı tanıdığı için zamana teşekkür ediyorum. Çok kısa ama öğrendiklerim açısından dolu dolu bir zaman dilimiydi. Heval Gulan’dan ilk öğrendiğimiz ders(çoğul kullanıyorum artık çünkü taburundaki arkadaşlar olarak bir araya her gelişimizde ondan bahsederdik aynı etkiyi yaptığını sevinerek fark ederdim. Tabi ki kendisinin bundan haberi yoktu) bir kadın komutan, bir kadın militan eğer bazı doğruların savaşımını, mücadelesini vermek istiyorsa öncelikle bunu kendisinde başarmaya çalışmalı ve bunu giderek çevresine taşırmalıdır. Heval Gulan bu anlamda çok tutarlıydı. Söylediklerini yapmaya ve yaşatmaya çalışan bir ciddiyete sahipti. Bize müthiş güven veriyordu bu nedenle. Çünkü karşımızda ilkeli yaşamakta ve yaşatmakta oldukça ciddi bir kadın vardı ve hepimiz gerçekten onunla beraber olmak istiyorduk. Ardımdan gelin demesine ya da beni örnek alın demesine hiç gerek yoktu. Duruşuyla, tarzıyla, temposuyla zaten her an çağrı yapıyordu. Çok adil ve eşitlikçiydi ilişkilerinde ve aldığı kararlarda. Bazen bir arkadaşla gece yarılarına kadar ilgilenir tartışırdı ama sabahleyin hepimizle beraber güne başlamaktan hiç taviz vermezdi. Zamanla yarışırdı. Her arkadaşla ilgilenmeye, her arkadaşın gelişimine destek sunmaya müthiş çaba gösterir ve taburunda böylece manevi bir bütünleşmeyi adeta ilmik ilmik dokurdu. Önderliğin ‘ herkesin sevgilisi olabilmeli’ dediği kadın gerçekliğini hep hatırlarım onun taburundaki günlerimizi düşündüğümde. Gerçekten de herkesin sevgilisiydi. Gulan arkadaşın karşısında kimsenin birbiriyle rekabet etme gibi bir hevesi gelişmezdi. Her arkadaş kendisini sürece fedaice katılmaya hazırlardı. Çünkü Gulan arkadaşın her bir arkadaşın özgünlüğünü, varlığını gören ve bunu gözeterek ilişkilenen, eleştiren, geliştiren bir üslubu vardı. İlginçtir kişisel olarak ona bağlanmayı sağlamıyordu tarzı. O kadar çaba ve ilgilenme belki bizde kişilere bağlanmayı tetikleyebilirdi ama Gulan arkadaşta bu gelişmiyordu. Fedaileşebilmenin istem ve azmini daha çok tetikliyordu.
En yoğun olduğu zamanlarda bile kimsenin fark edemediği ayrıntıları fark ediyor ve mutlaka üzerinde duruyor, es geçmiyordu. Ayrıntılara duyarlı müthiş bir kadın zekâsı vardı. Sorunları çözme gücü çok gelişkindi. İradeli ve akıllıydı. Gulan arkadaş sorunlarla mücadele ederken bilince dayalı öz iradesini oluşturmuştu ve buna dayanarak yürüyordu. Bazen pes etmesini, yılmasını, vazgeçmesini dayatan o kadar çok şey çıkardı ki. Ama Gulan arkadaş tüm bunlar karşısında dirayetli ve inatçı durmasını bilir ve inandığı doğrulara dayanarak mücadele etmekten vazgeçmezdi. Çoğu zaman incinirdi ama yine de bırakmazdı. Gerek klasik erkek egemenlikli zihniyet ve anlayışlar karşısında gerekse de köleci, iktidar eksenli, geri kadın zihniyeti ve anlayışları karşısında parti ilkelerinden, özgürlük ilkelerinden taviz vermez ve mücadele etmekte ki cesaretini hep korurdu. Önderliğin 98 de kadın için ‘ asi, cesur ve gururlu olmalılar’ tespiti en çok da ona yakışıyor galiba. Gururluydu, asiydi, cesurdu, zekiydi, becerikliydi, örgütleyici ve toparlayıcıydı. İnisiyatifli ve girişkendi, koparıcıydı. İleri görüşlü, geniş bir bakış açısına sahipti. Ve sürekli kendisini eğiten, çevresini eğiten bir kadın devrimciydi. Atılgan bir kişilikti. Sıradanlığı yaşamaz, yaşatmazdı. Önderliğin kadın özgürlüğüne dair perspektiflerini sadece söylemle değil yüksek bir tempoyla yaşamıyla uygulamaya ve geliştirmeye çalışırdı. Parti dönem sorumlulukları ve kadın özgürlüğü mücadelemizin sorumluluk ve görevlerine karşı sürekli hassasiyet ve duyarlılık içersindeydi. PKK 8. kongresine gitmeden önce kafasında pek çok tasarı oluşturmuştu ve daha sonra gideceği 4. PJA kongresi içinde yoğunlaşmış, somut tasarılar hazırlamıştı. ‘ Kongremizde kadın gücü olarak kuzeye gitmemiz gerektiğini belirteceğim ve önereceğim. Kendimin de bunun öncülüğünü yapmaya hazır olduğumu söyleyip, gitmeyi önereceğim. Bir takım kadın arkadaşla Botan'a geçip güçlü bir savaş verme iddiam var ve bunu mutlaka başaracağım inan bana’ demişti. Ardından her birimizle sımsıkı sarılıp, kucaklaşarak vedalaşmış ve ayrılmıştı. Hain işbirlikçilerin onu hedeflenmesi tabi ki boşuna değildi ama yanılmışlardı. Onlar küllerinden yeniden yaratılmış bir halkın, tarihinden süzülüp gelmiş kor alevlerdi ve karanlığı aydınlatan Kürdistan ateşin bir parçası oluvermişlerdi. Söndürülemeyecekleri gibi her saldırı, alevi daha da gürleştiren bir esintiden ibaret olabildi karşılarında.
 

                                                                                       Geri Dön

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır