ÖZGÜRLÜK ŞEHİTLERİ  

“MALATYA BULUNMAZ EŞİN…”...

Dilzar Dîlok
 

-bir çağrıdır yaktığın ateş
hakikate
sen, arındırdın kendini
şavkın vuruyor yüzümüze şimdi
yüreğimizden kopan ateşten bir parçasın
güneşe koşuyorsun
ateşinle çağırıyorsun bizleri -

Malatya, kuzey Kürdistan’ın kuzey batı sınırında Türkiye ile komşu olan, bu sebepten de asimilasyondan en çok etkilenen kentlerimizden biridir. Bunun yanı sıra dinci ve faşist örgütlenmeler için seçilmiş olan ve bu yolla Kürdistan gerçeğinden koparılmaya çalışılan bir şehrimizdir. Toprağı, havası, suyu, ekonomisi, insanlarının emeği ve özgürlük arayışlarıyla sisteme yapıştırılmak istenen, değerli bir Kürdistan parçasıdır Malatya.
Bizim oralarda Malatya deyince akla kayısı gelirdi. Bir de halaylarda bol bol tekrarlanan “Malatya Malatya bulunmaz eşin, gönülleri doldurur ayla güneşin” türküsü… Artık ise tatlı kayısılar ve belleğimizde halay tadı bırakan türküler gelmiyor aklımıza. Şimdilerde eylemleriyle tarihi yazan yürekler geliyor aklımıza. İnsan gibi insanlar geliyor. Yüreğimizde, yaşamları ve eylemleriyle iz bırakan yürek sahipleri geliyor. Zilan geliyor aklımıza şimdi, Müslüm geliyor. Malatya deyince özgürlüğü hücre hücre bedeninden damıtarak kendini hücrelerine ayırmak ve erimek geliyor damla damla. Şimdi işte bu imgeler geliyor Malatya deyince zihnimize ve kalakalıyor yüreğimizin kılcal damarlarında. Gencecik bedenleri ve gülen resimleriyle kazınıyorlar yüreğimize ve unutamayacağımız tatlar bırakıyorlar dimağımızda.

Zilan arkadaşın 30 Haziran 1996 tarihinde gerçekleştirdiği eyleminin ardından yaptığı çözümlemelerde Önderliğimiz, kadın arkadaşlara şöyle demişti:
“Zorluklar sizi yıldırmasın, tam tersine sizi çelikleştirsin. Yine kolaylıklarla değil, zorluklarla yaşamı kazanın ki, değeri büyük olsun. Kolay kazanılan yaşam, yaşanmaya değmez. Kaldı ki bizim için kolay yaşam da mümkün değildir. Zorlu süreçlerin yaşamı tutku yaşamıdır, aşk yaşamıdır. Büyük zorluklardan geçen kişilikler büyük yaşayabilirler. Tıpkı Zilan’ın dediği gibi, büyük yaşamak büyük eylemlilikle mümkündür. Bizde tek yaşam felsefesi, doğru olanı da budur.”
Bazen zorluklar yıldırır insanı. Yılgınlığı yaşayan insan, zorluklardan kaçar. Öyle kaçar ki, kiminde o zorlukları tanımazlıktan gelir. Görünce sırtını döner. Sırtını dönünce zorlukların yok olacağını sanır, yanılır. Öyle çok kaçar ki, bir zaman gelir zorlukların onun hayatının hükümdarı olduğunu dahi bilemeyecek kadar bağımlılaştırır kendini koşullara. Hep bir şeylerden kaçarak yaşamak ona bağımlı olmak değil midir? Böyle durumlarda bilmek ve kabullenmek gereken en zor şey, yaşamın bir bütün olarak köşe bucak kaçılan zorlukların nüfuzunda örüldüğüdür. Ama insan bilmez kiminde bu örgünün ağlarının nasıl oluştuğunu…
Zorluklardan yılarak yaşamak, ölmektir aslında. Bunu bilmez, çünkü yaşadığını sanır. Bu yüzden analar çocuklarına, yılmaz, korkmaz ya da yaşar gibi isimler koyarlar. Ama bu çocuklar vahşi uygar sistemin kirlilikleri içinde yılarlar, korkarlar ve kiminde yaşarken ruhları yoluyla, kiminde de (nihayetinde) bedenen ölür giderler.
Bazen de, zorluklar karşısında yılmayan insan, yaşamı bir bütün işgal etmiş olan sistemin dayatmaları karşısında kendini yok etmeyi bir direniş sayar. Böyle zamanlar ince ama derin izler bırakır yüreğimizin kırılgan yerlerinde.
Ve hep kanar bu ince kızıl hat.
Bazen tarih, zamanda bir aralık bırakır ve bir süre sonra yeniden devam eder yolculuğuna. Zaman bu, anlaşılmaz denir. Yaraları iyileştiren sağaltıcı denir hatta zaman için. Oysa anlamak istediğimizde, anlaşılabileceklerin en güzelini bizlere gösterir zaman. Ve bazen acıların en keskin ilacı denilen zaman sağaltmak şöyle dursun, deşer durur yaraları.
Bazen tarih, zamanın bir kesitinde kendisiyle buluşur. Buluşmasıyla derin izler bırakır o zamana yerleşenlerin yüreğinde. Öyle kesişmeler olur ki tarihin yol haritasında, kesişmenin mekânı kanar. Kesiştiği yerdeki bedenler kanar. Tarihin kızıl kesişmeleri, insanların kan merkezi olan kalplerinde, kan topağı kızıllıklar bırakır. Belki de bu kan topaklarının birleşmesinden oluşuyordur kalbimizin katı kızıllığı, kim bilir.
Malatya ile başlamam, buradaki bir kesişmeyi anlatma istemindendir.
Malatya, Zilan ve Müslüm arkadaşların bedenlerini feda edişlerinin kesiştiği yerdir. Dersim ve Adıyaman’da gerçekleştirilen eylemlerin ortak yanı, ilk oluşan çağrışım itibariyle her iki arkadaşın da Malatyalı olmasıdır. Her iki arkadaşın da Malatyalı olması, yine eylemlerin Dersim ve Adıyaman’da olması, beni kuzeybatı hattındaki Kürt gerçekliğine, buradaki özgürlük arayışçılarının yürek depremlerine ve özgürlüğe susayan insanın, bedeli ne olursa olsun kendi hakikatini bulacağına düşündürmektedir. Arayışlarını ateşle arındırmanın, bedenini hücre hücre yaparak arayışların ırmağına dalmanın anlamına yoğunlaştırmaktadır.
Zilan arkadaşın mektubunda belirttiği “yaşam iddiam çok büyük” sözü, bir paradoks gibi görünse de onda zirveleşen anlam, hakikatin içinde erimek ve hakikatin her zerresiyle bütünleşme isteminin son noktasına ulaşmış olmasıdır. Zilan eylemi atomaltı parçacıklarında, tek tek, sonsuz sayılarca oluşturulan yaşamı, ulusal, sınıfsal ve cinssel bilinç düzeyini, sevinci, yaşam iddiasını, anlamlı bir yaşamın sahibi olma istemini bütün bir coğrafyaya yayma eylemidir. Bir yokolma, daha ziyade, onursuz bir varlık müsveddesi dayatmasına dönüşen yaşamı kendisiyle birlikte yok ederek yeni bir anlamla varoluşun adımlarını atmaktır Zilan’ın yaptığı.
Benzetmek istersek, fenafillâh felsefesini yaşamanın bir biçimidir Zilan.
Bir kadının yüreğine, beynine, ruhuna damla damla dolan bilinç, yaşam iddiası, anlamlı yaşama kararlılığı, bunun düşünsel ve duygu derinliğini yaratması taşmış ve bu taşma sonunda kendine akacak bir mecra, bir su yatağı bulmuştur. Kadın olmanın, dahası Kürdistan’da kadın olmanın bilincinde olan Zilan arkadaş, ezilen bir ulus, ezilen bir sınıf ve ezilen cins olmanın çözümlenmesinin Önderlik yaklaşımıyla birlikte bir özgürlük bilincine dönüştürüldüğü gerçeğinin ayırdındadır.
Bu eylem, egemen sistemin Kürt ve Kürdistan’da yarattığı tahribatlar karşısında gösterilen direnişe bir saygı duruşudur. Önderlikle yaratılan dirilişe, yeni yaşama yönelişe olduğu kadar bunlar karşısındaki körlüklere ve saldırılara karşı gösterilen bir reflekstir. Anlaşıldığının işaretini vermiştir Zilan arkadaş eylemiyle tarihe.
Dersim’de, düşmana ait bir birimde kendini patlatarak şahadete ulaşan Zeynep Kınacı, 1972 yılında Malatya’da doğmuştur. Aslen Malatya merkeze bağlı Elmalı köyünden olan Zilan arkadaş, Mamureki aşiretindendir. Zilan arkadaşın eyleminden 15 yıl sonra, 15 Şubat 2010 tarihinde Adıyaman’da bir genç kendini yakarak Önderliğimize yönelik komployu protesto etmiştir. Bu eylemi gerçekleştiren Müslüm Doğan arkadaş da Malatyalıdır. Malatya’nın Yazıhan ilçesi Balaban köyündendir. Adıyaman Anadolu Lisesi son sınıfında okumakta olan Müslüm arkadaşın 18 yaşında geliştirdiği eylemi, onun beden yaşının çok ötesindeki bilgeliğinin, yürek gözünün açılmasının göstergesidir. Ona bakınca hakikatin insanın gözünü nasıl açtığını ve gönül gözü açılan insanların nasıl çıplak gerçekliği gördüklerini bir kez daha anlıyorum. Önderliğe yapılan komplonun 11.yılında protesto amaçlı gerçekleştirdiği eylemin anlamını, bıraktığı mektubunda kendisi bizlere açıklamaktadır.
Müslüm arkadaşın sistem kadar sistemin pratik yürütücüsü olan hükümeti ele alış düzeyi, iktidar odaklarının yaklaşımlarını değerlendirme derinliği, bunlar karşısında gösterilecek direnişe ve ortaya çıkan tasfiyelerin özgürlük önünde engel olamayacağına olan inancı, yazdığı mektupta yansımıştır. Bunların yanında mektupta hissedilen esas anlam, onun yüreğini yazdığı satırlara sığdıramadığıdır.
Mazlumlaşmak, Viyanlaşmak ve ateşin gerçeğinde erimektir istediği. Halkımızın acılarını yüreğinin en derininde hissetmektedir. Bu acıların getirdiği tarihi yüreğinden damıtarak aktarırken, acılar ve zorluklar kadar halkımızın güç aldığı tarihsel komünal özü ve demokrasi anlayışını da yansıtmıştır son sözü saydığımız satırlara. Tüm bunların yanında halkımızın yeniden dirilişini gerçekleştiren Önder Apo’nun gerçeğini tanıması, özgür yaşama ulaşmada bizlere örnek teşkil eden Önderlik felsefesini bilince çıkarması, komplo gerçeğini asla kabul etmemesini anlatan eylemi için 15 Şubat’ı seçmesi, eyleminin içeriğini de ortaya koymaktadır.
Müslüm arkadaş eylemi yanında mektubunda dile getirdiği özeleştiriyle birlikte, ülkeye, Önderliğe, gerillaya, halkımıza, zindan direnişçilerine olan bağlılığını tek tek dile getirmiş, Kürdistan kadın özgürlük kahramanlarına bağlılığını da ayriyeten vurgulamıştır.
Önderlik sevgisini anlattığı yalın yüreği, yüreklerimize yazacağımız sadelikte ve derinliktedir.
“Yaşamı seninle anlamlı kıldık. Uğruna ölümü göze alacak kadar çok sevdik. Gözyaşıyla büyüttüğümüz bedenimiz her bir gerillanın, her bir toprağa düşmesiyle gerçek anlamın ve özgürlüğün değerli olduğunu gösterdi bizlere.”

Müslüm arkadaşı mektuplarından tanıdım. Aslında son sözlerinden de diyebilirim. Bir insanı sadece son sözlerinden tanımak ne kadar tanımaksa, öyle tanıdım onu da. Birçok arkadaşım gibi. Zilan gibi mesela. Ve bu mektuplarda Önderliğimi, halkımı, yoldaşlarımı ve hayatımı adadığım mücadelemi, biraz daha tanıdım. Zilan arkadaşın Önderliğe hitaben “şehide en çok bağlı olan sizsiniz, bu temelde gözümüz kesinlikle arkada kalmayacaktır.” belirlemesi, her şahadette doğrulandığı gibi Müslüm arkadaşın şahadetinde bir kez daha doğrulanmıştır. Çünkü Önderliğimiz Müslüm arkadaşın eylemini Zilan arkadaşın eylemiyle birlikte ele alarak değerlendirdi ve Malatya için bu eylemlerin bir onur olduğunu söyleyerek sahip çıkılması gerektiğini vurguladı.
Önderliğimizin bu belirlemeleri hâkim ulus-cins-mezhep zihniyetinin kuzeybatı hattında yaratmak istediği bağımlı-köle insan tipini yok etmenin, kimliğiyle, cinsiyle, inancıyla ve düşüncesiyle özgür insan tipini yaratmanın perspektifidir. Kürdistan’ın Türkiye sınırında yaşayan halkımızın onuruna sahip çıkmaları ve halklar kucaklaşmasını kendi kimliğinden sıyrılmadan, iktidarların o kirli kimliklerine bulanmadan yaratabilmeleri için Zilan ve Müslüm arkadaşlardan daha değerli ve anlamlı bir gerekçeleri olamaz. Bu nedenle Malatya başta olmak üzere, Dersim, Sivas, Adıyaman, Maraş ve Antep’teki tüm halkımız özgürlük onurunu bu şehitlerimiz şahsında sahiplenmeli ve onların son sözlerine bağlılıklarını ortaya koymalıdır.
“Evlatlarının ölü bedenlerini dahi göremeyen tüm Barış Anneleri'ne, özgürlüğü bedeninde yaşayacak ve yaşatacak olan tüm halkıma selam olsun.” diyen Müslüm arkadaşa, Barış anaları başta olmak üzere, tüm şehit ve gerilla anaları sahip çıkmalıdır. Lawikê Bêzar’ın yaşam sevgisine, Önderlikle yaşama özlemine, özgürlüğe susamışlığına en güzel cevabı, analarımızla birlikte özgürlüğe ve ülkeye sevdalı yürekler verebilir ancak.
Çünkü Müslüm Doğan, onların yüreğinden kopan ateşten bir parçadır.

 

 Geri Dön

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır