IHAKİ ARKADAŞIN ŞAHADETİ OMUZDA OLMAYAN KOLUN
BOŞLUĞU GİBİDİR...
Dilzar
Dilok
PKK geleneğinin yaratıcılarından olan Haki Karer arkadaş,
Kürdistanlı binlerce devrimcinin yüreğinde yer etmiş, Türkiyeli
bir gençtir. Devrim mücadelesiyle ilk tanıştığımız süreçlerde
gençlik ortamlarına yansıyan Haki ruhunun yaşamsallaşabileceğine
olan inancımız bizleri devrime çeken temel güç merkezlerinden
biri olmuştu. Henüz PKK yokken, hareketimiz henüz bir parti
olarak örgütlenme düzeyinde değilken dahi bu hareketi
başlatmanın ilk kıvılcımlarını yüreğinde tutuşturan ve bu
kıvılcımları bir yangına dönüştürerek Kürdistan şehirlerinde az
zamanda en sonuç alıcı çalışmalar yürüten, unutulmaz zamanları o
az zamanda yaratarak devrim tarihinin en temiz ve anlamlı
zamanlarına yazılan bir gerçektir Haki yoldaş. Haki yoldaş
diyorum, çünkü Haki arkadaşı şimdi yaşıyor olsaydı 61 yaşında
olacak olan Haki arkadaşı, devrimin en temiz ve yaşayan boyutu
olarak, tüm zamanlarda kendimizi onun yarattığı ruhu yaşamanın
ortaklığıyla duyumsuyorum. Bu duyumsamanın varlığını, kendimle
devrim arasındaki bir bağ olarak değerlendiriyorum.
Haki arkadaş, 1950 yılında Karadeniz’de, Ordu-Ulubey’de doğmuş
ve doğduğu Ulubey ilçesinde ilk, orta ve lise okumuş. Ankara
Üniversitesi Fen Fakültesine gittiğinde birçok Karadenizli genç
gibi devrimci hareketlerden etkilenerek yaşam çizgisini
belirlemiş. Bu süreçte Önderlikle ve kendisi gibi Karadenizli
olan Kemal Pir ile tanışmış. Bundan sonrası yüreklerin Türkiye
ve Kürdistan devrimi için birlikte atacağı bir zamanın
başlangıcını oluşturmaktadır. Öyle ki, Türkiye devriminin
Kürdistan devrimiyle bağlantısının ortaya konulması, bunun
teorik ve pratik düzeyinin oluşturularak çalışmaların
başlatılması, çalışmaların bir dergi ya da dernekle
kısırlaştırılmayarak toplumun bilinçlendirilmesine yönelik
olması, bu arkadaşların farkını ortaya koymaktadır.
Haki arkadaşı, Önder Apo’nun gizli ruhu yapan gerçek, Onun
bizlere kazandırdığı, tüm özgürlük hareketi militanlarının
ulaşmaya çalıştığı PKK geleneğidir. Bu gelenek, emekle, insan
yaklaşımıyla, sosyalizmin insan özüyle buluşan gerçeğiyle ve bu
yolda yürümenin insan ömrüne katacağı anlamla örülmüştür. Ona
ilişkin anlatımlar, emek yönü, değer bilirlik, yoktan varetme
yanı ve yol arkadaşlarının amaç arkadaşlığıyla özdeşleşen yaşam
ilişkilenme tarzı, tüm zamanlarda özeleştirilerimizin odağına
yerleşmiş ve yaşayan bir gerçek olarak bizleri kendi kıyasında
özgürleştirmeye yönelen bir güç olmuştur.
Haki arkadaş 1973 yılında Ankara Devrimci Yüksek Öğrenim
Derneğinde organizatör düzeyinde sorumluluk üstlenmiş ve Türkiye
devrim geleneğinde yapılmayanları yapmanın mütevazi örneğini
oluşturmuştur. Kürdistanlı devrimcilerle birlikte başlatılan
çalışmaların tam merkezinde yer almış, 1976 yılında
gerçekleştirilen tarihi Dikmen toplantısında ülkeye dönüş
kararının aktif uygulayıcılarından biri olmuştur. Bu toplantı
Batman ardından da Antep şehrinde Kürt halkı içinde, özellikle
işçi kesimler içerisinde çalışmalar yürüten Haki arkadaş,
onlarca yıl sonrasında da yöredeki halk tarafından
unutulmamıştır. Duruşu, yaşama bakışı, insana verdiği değer,
hiçbir zaman başka insanların emeği üzerinden kendini
konumlandırmaması, tüm devrim sorumluluklarına rağmen halkın
hiçbir değerini tasarrufuna almayı kendi devrimci onuruna
yedirmeyen yönüyle, zamanı gerçekten yaşayarak, harcamayarak
zamanın ruhunu yakalaması yönüyle yaşayan bir devrim gerçeği
olmuştur. Bugün devrimin ulaştığı düzeye baktığımızda Haki
arkadaşın duruşuyla, yaptıklarıyla arasındaki mesafeyi
görebiliyoruz. Gelişen, kapsamlılaşan ve büyüyen yanlarımız
kadar, bu büyüme içinde ilk özümüzü kaybetmemenin mücadelesini
her zaman vermemiz gerektiğini biliyor ve bunu, Kürdistan
devriminin ilk kök hücreleri olan canlara borçlu olduğumuz
gerçeğinden hareket ediyoruz.
Bu çalışmalar tabi ki o zaman halkımızın yüreğinde yer ettiği
kadar düşmanın ve ajan örgütlerin de beyninde, zihniyetinde ve
algısında yer etti ve kendi varlık şartlarını böyle bir
devrimcinin yokluğuyla kilitleyen ajan bir örgütün tuzağıyla
Haki arkadaş, 18 Mayıs 1977 yılında katledildi.
Önderliğimiz bu olayın ardından “iliklerimize kadar sarsıldık,
parti olmaya karar verdik” demiş, Haki arkadaşa ilişkin şu
değerlendirmeleri yapmıştır.
“Kürdistan devriminin gereğini kavradığı andan itibaren,
üniversitenin son sınıfını terk edip yatağını sırtladığı gibi,
hiç tanımadığı ülkemize yönelmekte tereddüt etmedi. Beş kuruşu
olmadığı zaman, hamallık yaparak mücadeleyi yürüttüğü günler az
değildir. Kendisini yakından tanıyanlar en yırtık elbiseleri
kendisinin giydiğini, aylarca tek öğün basit bir kahvaltıyla
yaşadığını unutmazlar. Tüm olumsuzlukların aşılması için,
çevresine bir esin kaynağıydı. Yanında bulunanlar zamanın nasıl
geçtiğini fark etmezlerdi. Onunla her zaman birlikte yaşamaya
can atarlardı.”
Devrimci kültürü, sosyalist ahlakı bulunduğu her yerde
yaşamsallaştıran, yol arkadaşlarıyla ruhsal paylaşımı, amaç
birlikteliğini her koşulda esas alan bu mütevazi Karadenizli
devrimci, mücadele kararlılığı ve duruşuyla Kürdistan’ın Türkiye
kapılarından biri olan Antep’te bir tarihsel sürecin
başlatılmasına kendi canıyla, ömrüyle, kanıyla ve teriyle imza
atmıştır.
Onu tanıyan arkadaşların anlatımlarını her okuduğumda ya da
dinlediğimde, tanıyamadığım, aynı zamana yetişemediğim için bir
yarımlık, hiçbir zaman tamamlanamayacak bir eksiklik duygusu
yaşıyorum. Bu değerlendirmelerden biri şöyledir:
“Onda devrimci militan özelliklerle devrimci ruh bir aradaydı.
Kendisini herkese yansıtan, herkesin yüreğine, beynine yediren
devrimci bir ruh, tarz ve üsluptu. Onun yanındayken bir din
adamının mabette bulduğu huzuru bulurduk. Su gibi tertemiz bir
arkadaştı. Onunla arkadaşlık yapan her insan da bu tertemiz su
gibi arınırdı. Her insan haki ile yoldaşlık yapmaya can atardı.
Bir devrimci için en büyük değer haki gibi bir yoldaşı ve
arkadaşı olmasıdır.”
İşte bu değerlendirmeleri duyan hiçbir insan, Haki arkadaşı
görmemiş olsa bile, kendini onun su gibi akışından
alıkoyamayacaktır. Çünkü her insan özgür ve temizce akmak, kendi
yaşam akışını bulmak ister. Haki arkadaşa ilişkin anlatılan bu
akış, gerçek, özgür yaşama bir yöneliş şeklinde bende yer
edinmektedir.
70’li yılların devrim ruhu, sosyalist yaşama istemi ve
kararlılığı, devrime yönelen tüm gençlerde kendi dünyalarını
kurmanın çabasını doğurmuştur. Bu amaçla bir araya gelen ve
mücadeleye başlayan gençlerin yarattıkları komün yaşam tarzı,
bugün bizler için örnek düzeydedir. Ortak yaşamın, ortak ruhun,
ortak paylaşımların oluşmasının en güzel örneği olan komün yaşam
tarzına öncülük eden ve bu konuda çok fazla çaba-emek harcayan
arkadaşlardan biri de Haki arkadaştır. Haki arkadaşın yaşam
tarzı, komün içindeki ilişkileri, arkadaşlara yaklaşımı ve bir
bütün her şeyi, komün tüzüğü şeklinde anlatılmaktadır. Öyle ki
kendisi olarak ideal olanı yaşamanın örneğini oluşturmuştur.
Bu konuda bir arkadaşın anlatımı tam da bu görüşümüzü
kanıtlamaktadır:
“Bir komün evinde nasıl yaşanır. Nasıl ilişkilenilir, bunu
davranışlarıyla herkese gösterirdi. Haki ile yaşamak, aynı
zamanda bir devrimci yaşam, yoldaşlık eğitimiydi. Bu nedenle
Haki ile kalan arkadaşlar oluyordu. Komün evinde arkadaşların
yemeğinden çamaşırlarına, bulaşıklarına kadar her konuda komün
evinin işlerini yapmaktan ve bu konuda arkadaşlara hizmet
etmekten zevk duyardı. Bu yaklaşımı tabi ki arkadaşların
birbirine bağlanmasında, birbirine sevmesinde ve birbirilerine
değer vermesinde önemli rol oynadı. Davaya inanan arkadaşlarına
karşı büyük bir sevgi ve bağlılık duyardı. Her arkadaş haki
arkadaş tarafından sevildiğini bilirdi. Bir ark hastalandığında,
Haki o arkadaşla bir ana titizliğinde ilgilenirdi. Nasıl ki bir
insan yiyerek, içerek günlük ihtiyaçlarını karşılamak
zorundaysa, Haki de devrimci görevlerini yeme içme gereksinimi
kadar kişiliğinin, yaşamının kopmaz parçası durumuna
getirmişti.”
Büyük küçük demeden tüm devrim görevlerine aynı ciddiyetle
yaklaşan Haki arkadaşın gittiği tüm alanlarda başarı yaratması
işte bu çalışma ve yaşam tarzıyla bağlantılıdır. En fazla
anlatılan bir diğer özelliği de yaratılacak olan yaşama güçlü
katıldığı kadar aynı ciddiyetle katılmayanları eleştirmesi ve bu
yolla birlikte yaratmanın çabasını vermesidir. Tüm arkadaşlar
tarafından sevilen Haki arkadaşın bu yönü, yapıcı eleştiri
tarzından, eleştirirken dahi mütevaziliğini üst düzeyde
yaşamsallaştırmasından ve arkadaşlarına verdiği değeri her
adımında hissettirmesinden kaynaklanmaktadır.
Çoğu arkadaş onu anlatırken bir ilk çağ filozofunu ya da bir
inancın öncü peygamberini anlatır gibi, yaşayarak, özleyerek ve
hissederek anlatmaktadır. Bundan olsa gerek PKK geleneğinde Haki
deyince arkadaşlar bu kelimenin yarattığı tınıyı dahi
gülümseyerek karşılıyorlar ve diyorlar ki:
“Haki adını her duyduğumuzda ve her andığımızda bir gülümseme
belirirdi yüzümüzde. İnsan onu gördüğünde değerli bir şeye
kavuşmanın uzun ayrılıktan sonra en sevdiği insanlarla
buluşmanın ya da bir hazine elde etmenin sevincini duyardı.
Haki ile yaşanılan her an unutulmayan bir tattı. Nazım Hikmet
‘omuzda olmayan kolun boşluğu’ diyor. Haki yaşamımızda bundan
daha derin bir boşluk bıraktı ve bu boşluk tüm yaşamımız boyunca
da kendini hissettirdi.”
Bu boşluk Haki arkadaşın yaşamlarımızda edindiği yerin büyüklüğü
kadardır ve şimdi de varlığını korumaktadır. Onu tanıyamayan,
onun zamanına, çağına yetişememiş olan biri olarak ben bu
boşluğu derinden yaşadığımı belirtebilirim. Haki arkadaşın
şahadeti karşısında her arkadaş derin bir boşluk yaşamış, ayrıca
diğer sol örgütler de, tüm farklılıklarına, hatta geriliklerine
rağmen cenazesine katılmayı bir insanlık görevi bilmişlerdir.
Bu yaşananlar ve tarihe mal olan önder kişilikler, bugün
Kürdistan devriminin Türkelilileşmesinde yaşatılmaktadır. Bugün,
Türkiyeli önder kişiliklerin bizimle birlikte hareket etmeleri,
Kürt halkıyla birlikte özgürleşme çabasını vermeleri ve devrimi
kendi toplumlarına bizimle birlikte anlatma girişimleri, bir
bütün Haki ve Kemal arkadaşların emeklerinin, çabalarının ve
ömürlerinin bir bedelidir. Bu bedelin ağırlığını, anlam
derinliğini ve tarihi sorumluluğunu bilerek yaklaşmak, her
Kürdistanlı devrimcinin de sosyalist ütopyalarını
gerçekleştirmesinin ve bu ütopyalara ihanet etmemesinin bir
şartıdır.
Bu vesileyle başta Haki arkadaş ve Dörtler olmak üzere tüm mayıs
şehitlerinin anıları önünde saygıyla eğiliyor ve onları
duyumsamakla özdeşleşen devrim mücadelemin onlarla anlam
kazandığını bir kez daha dile getirmeyi bir borç biliyorum.
|