BİZİM
ARMANÇ...
Gerilla Kaleminden
Yol arkadaşlığı… Amaç arkadaşlığı… Hakikat arkadaşlığı… Armanç
arkadaşlığı…
Biri diğerinden ayırt edilemeyen, biri diğerinin önüne
konulamayan…Ahret kardeşliği denilen bağlara benzeyen yol
arkadaşlığı, gerilla yaşamının pusulasıdır. Toplumsallaşmayla
evrende kendi farkını ortaya çıkaran ve buna bir ifade oluşturan
insanın ilişkileri onun toplumsallığının en belirgin göstergesi
olduğundan PKK’deki insan perspektifi yüce bir mertebededir. İlk
ve öz olana verilen anlamı gösterir bu. Hakiki olana verilen
değeri anlatır. Birlikte yürümenin içsel coşkusunu,
paylaşmamanın acısını ve paylaşmanın kıvancını gösterir. İnsan-ı
kâmil olmanın bir mertebesini gösterir.
Her bir gerillanın yüreğinde insanların dokunduğu izlerden
oluşan duygu haritaları vardır. Ve yüreğe her dokunuşta bu
haritalara yeni izler eklenir.
Yüreğimize dokunan bir insan güzelidir Armanç Kerboran.
Yol arkadaşım diyebildiğinizdir. Arkadaşlıklarını ilmek ilmek
devrim ateşiyle yüreğine işleyen bir Çağdaş Kawa. Bir yürek
işçisi… Yüreğinde yarattığı sevgi okyanusunu her bir arkadaşıyla
büyüten bir derya yürekli gerilla. Birlikte kaldığı her bir
gerillada derin izler bıraktı Armanç. Bu izlere sahip çıkmasını,
layık olmasını bilen arkadaşları Kürdistan’ın her bir yerine
götürdüler Armanç’tan izler taşıyan yüreklerini. Kimi şehit
düştü, kimi ülkenin dört bir yanına ulaştırdı yüreğini. Kimi
arkadaş olamayacağını gösterircesine kopup gittiyse de karanlık
kara deliklere, Armanç en yüce anlamları büyütmesini bildi.
Kadir Usta, Heval Avareş, Heval Hêzil ve karşısında durup
resmini çektiği her gerillaya yüreğinde bir yer yaptı hiç
dokunulmamış. Koca bir gerilla ordusunu sığdırdı yüreğine. Her
arkadaşın paha biçilmez albümlerinin oluşmasına bir damla Armanç
kattı.
Öyle çok arkadaş vardı ki onun yüreğine dokunan. İşte bunlardan
biri Zekiye Elbistan diye tanıdığımız eski bir gerilladır.
Yaşama katılımıyla her zaman herkese örnek olmayı başaran,
doğrulardan hiçbir zaman taviz vermeyen ve bunun bedeli ağır da
olsa razı olan, bu bedeli militan olmanın bir şartı bilen bir
Zekiye. Zekiye arkadaş, öyle çok eleştirmişti ki Armanç
arkadaşı, Armanç, kendi yaşamına, yaşamının ayrıntılarına bir
yol arkadaşının eleştirileriyle yön verebilmenin gücünü,
zorluğunu, anlamlı sonucunu ve acılarla örülen yüceliğini
derinden yaşamıştı.
Tabi bu arada Zekiye arkadaşa sert eleştirilerinden dolayı Zalım
Zeko adını vermişti. Aldığı eleştirileri boşa çıkarmıyor,
üzerinde duruyor ve kendi kişiliğinde bu yönlü yaklaşımlar da
geliştiriyordu. Ama bir yandan da Zekiye arkadaşa bu sert
eleştirilerinden dolayı kızıyordu. Öyle böyle derken Zalım Zeko
diye dilimize düşürüverdi. Zalım Zeko bu mahlasa hiç kem gözle
bakmadı. Armancı eleştirdiği kadar onun yüreğinde varolan Apocu
militanlığın derin yansımalarını görüyor ve yaşamının her anına
bu izlerden parçalar yerleştirdiğini biliyordu. Biliyordu ve
kızmıyordu Armanca. Bu zalımlığın terk etmemiz gereken
özelliklere karşı olduğunu kendi kişiliğine kat kat fazlasını
gösterdiğinden olacak, hiçbir zaman öfkelenmedi bu adlandırmaya.
Armanç da Zalım Zeko’yu her şeye rağmen sevdi.
Yüreğinde her zaman Zekiye’ye dair izleri taşıdı ve o izleri,
hakikatin ilmekleriyle örülen o yürek izlerini kendisiyle
birlikte götürdü kuzey ülkesine.
Yolculuğu uzundu. Uzun, zorlu ve zorlukları kadar anlam yüküyle
doluydu. Aslında tekmil hayat bir yolculuktu Armancın nazarında.
Yolculuk her an ve her yerde sürmekteydi. Hiç durmamacasına
devinen bir evrende bulunmak, bu devinime katılmak demekti.
Durduğumuzu sandığımız anlarda dahi, süren yolculukların en
sakin biçimini yaşadığımıza inanırdı ve bu inancını her an
hareketli, coşkulu ve akışkan olan duruşuyla yansıtırdı. Her
zaman yeni yolculuklara hazır bir yürekle dururdu yaşamın
karşısında. Çantası, matarası ve fotoğraf makinesi her zaman
hazırdı. Her zaman yaşamın yolculuklarına hazır olan bir yüreği
taşımanın yerleşikleşmeye direnen süreğen duygu evrenselliğini
yaşardı. Kürdistanlı olmanın, Kürdistan’da özgür yaşamanın
bedelinin büyük bir lanetten kurtulmak gibi zor bir görevle
mümkün olduğunu bilmişti. Bu bilgiyi yüreğiyle bilmişti üstelik.
Hukuk fakültesi öğrencisiyken gençlik çalışmalarında yer almış,
bir süre sonra gerillalaşma kararı vererek PKK saflarına
katılmıştı. Balkan ülkelerinde iki yıla yakın eğitim ve çalışma
sürecinden sonra ülke sahasına geldiğinde ideolojik olarak
belirgin bir donanım sağlamıştı. İlk geldiğinde ülkede gördüğü
eğitimle de bu donanımını gerillalaştırmanın ilk profesyonel
adımını atmıştı. Kürdistan özgürlük mücadelesine, Önder Abdullah
Öcalan’ın öğretileri doğrultusunda bir katılım göstermeyi her
zaman için esas almış, bunun hangi koşul ve çalışma sahasında
olursa olsun temel bir militanlık şartı olduğuna inanmış ve
inancını pratikleştirmişti.
Güney Kürdistan’da uzun yıllar mücadele yürüttü Armanç arkadaş.
Güney Kürdistan’da dokunulmadık toprak parçası bırakmadı.
Kürdistan özgürlük hareketi içerisindeki adalet anlayışının
gelişmesinde ve bugünkü KCK adalet ilkesinin oluşturulmasında
büyük çabalar harcadı, büyük emekler verdi. Üniversitede okuduğu
hukuk anlayışına rağmen komünal, politik ve özgür toplum olmanın
tek şartının hukukun ulus devlet eksenliliği yerine, ahlakın
toplum yararlılığının esas alınması ilkesini her adımında yaşadı
ve yaşatmanın savaşını verdi.
Çantası, kamerası, fotoğraf makinesi sırtında dağ dağ dolaştı.
Ülkesinin ırmaklarında yıkadı yüreğini. Sert yayla rüzgârlarına
verdi, özgürlük ruhunu dokudu yüreğine o rüzgârlarda. Her dağ
çıkışında, çıktığı dağ kadar büyüttü yüreğini, yüreğindeki
sevgiyi. Yol arkadaşlarını, yürek yoldaşlarını, yorulmadan
taşıdı dağ doruklarına. Her dağa bir yoldaş ruhu verdi
yüreğinden süzerek. Her dağ yamacına bir damla terini verdi,
kendi bedeninden süzerek. Sevdiklerinin yükü onun yüreğini
hiçbir zaman ağırlaştırmadı. Yüreğinde taşıdığı sevgi
zerrecikleri ağır bir yük değil, tam tersine onun yüreğinde uçma
istemi yaratan bir hisse dönüşüyordu. Bu yüzden tüm ağırlıkların
altından büyük bir emekle, çabayla kalkmasını biliyor, hiçbir
şekilde kırıp dökmeden, mücadele onuruyla başı dik yürüyordu.
Ona bu gücü Önder Abdullah Öcalan’a olan sevgisi, Öcalan
öğretisine olan inancı ve bu doğrultuda kazandığı ideolojik
donanımı veriyordu.
Bir de yüreğinden süzdüğü şiirleri… Kürtçe ve Türkçe yazdığı
şiirleri onun yüreğinde büyük bir moral merkez oluşturuyordu. Ve
sadece ona değil tüm arkadaşlarına yolda yürümenin gücünü ve
yeni anlamlarla her gerillanın yüreğine dokunmanın esinini
veriyordu bu dizeler.
Kendisi bir Armanç (hedef-amaç) olacak kadar anlamlı yaşadı.
Yolun aydınlığını gördü, o aydınlıkla yürüdü. En karanlık
zamanlarda, tasfiyeciliğin büyük tahribatlar yarattığı zulmet
anlarında dahi ışığı görecek yüreğe sahipti. Işığı gördü ve
yürüyerek ışığın çoğalmasına verdi kendini.
Tüm ömrünü hakikati aramaya adadı. Hak, adalet, hakikat
olgularını yaşamının merkezine alarak insanın anlamlı
yaşamasının bu kavramlarla olan ilişkisiyle ölçülebileceğini her
zaman ortaya koydu.
Armanç, ülkesinin kuzeyinde, Amed-Piran’da işgalci Türk
ordusuyla girdiği bir çatışmada can verdi ve doğduğu topraklara,
Kerboran’a omuzlar üstünde döndü. Üzeri sarı kırmızı çiçeklerle
ve renklerle süslenerek, zılgıtlarla ve özgürlük şiyarlarıyla,
intikam sloganlarıyla uğurlandı. Kürdistanlı gençler onun
gençlik ruhuna, komutanlık gücüne ve Apocu militan özelliklerine
günlerce süren eylemlerle, anmalarla ve büyük bir serhildan
ruhuyla layık olma sözleri verdiler.
Armanca layık olmak armançlaşmaktır, Armancın yol arkadaşı
olabilmektir.
Armançlaşmak, uğruna canını adadığı anlamın ışığıyla yaşamaktır.
O ışığı hiçbir zaman yüreğinden çıkarmamak, onun gibi yaşamayı
her koşulda başarabilmektir.
Armançlaşmanın yolu gerillalaşmaktan geçer. Armanç gibi Apocu
militan olmaktan ve gerilla komutanı olarak ülkesini
özgürleştirme mücadelesine katılma azmini göstermekten geçer.
Armançlaşmak, hakikat yolunu kendi ışığıyla aydınlatmaktır.
Armancı yazmak, onu bir yazıya sığdırmak, yüreğine onun ardından
yazmayı kabullendirmek zor. Zor olduğu kadar Armancın yol
arkadaşı olabilmenin bir emri. Armançlaşmanın bir yolu da
Armancı anlatabilme çabasını gösterebilmektir.
|