ALİŞER SEMAHI...
Dilzar Dîlok
Var mı böyle bir semah diye sorular duyar gibi oluyorum. Kırat
semahı, Erzincan semahı, ağbaba semahı, kısas semahı derken
Alişer semahı da nerden çıktı diye sormak kaçınılmazdır.
Bir insanın, semaha durmuş bir insanın evrenin döngüsünü tek
başına ifadelendirdiğini, insanda bir evrenin gizli olduğunu
bilmek ve bu bilgiyi yaşamın her anında taşımak, kimi zaman
kendinden taşırmak, kendisi olabilmenin zirve emareleridir.
Alişer arkadaş işte bunu yaşadı.
Kendisi olmanın kolay olmadığını hakikat âşıklarının verdiği
mücadelelerden ve bedellerden anlayabiliriz. Kendisi olmak için
önce kendisi olmaktan çıkmak, hücre hücre kendini eritmek,
ezilen halkının yüreği olup damla damla kendini varlığın örsünde
yoğurmak gerekir. Varlığının evrendeki herhangi bir varlık
olabileceği kadar o bedende toplanması ihtimalinin doğalitesini
kavrayabilmek gerekir. Bu buluşmayı olağan karşılamak kadar
sıradanlaştırmamak gerekir. Bu buluşmayı tüm olağanlığına rağmen
bir bayram sevinciyle karşılamak gerekir.
Alişer arkadaşın içinde bulunduğu uzun devrim yılları bu
gereklilikleri yerine getirmenin gönül rahatlığıyla dolu
değildir. Sebebi de, onun devrim görevlerini yerine getirmeyişi
değildir. Yaptıklarını yetersiz görmek, evrensel yaşamı kendi
bedeninde toplamaktan kaynağını alır. Alişer arkadaş hiçbir
zaman yaptıklarını yeterli gören bir gönül rahatlığını
yaşamamıştır. Ömürden taşırılan bir özgürlük mücadelesidir onun
hikâyesi. Kendisi olabildiği kadar halkının olabilmenin
hikâyesidir. Savaşıyla, eğiticiliğiyle, yazarlığıyla ve onurlu
yaşamaya ahdetmiş yoldaşlığıyla bir tam ömürden taşan bir
özgürlük örneği…
Alişer arkadaş Sivaslı, alevi kökenli bir arkadaştır. Onu
anasından söz ettiği bir şiirle tanıdım. Bir de Âşık Mahsun-i
Şerif hakka yürüdüğünde üzerine yazdığı bir yazı ile… Öncesinde
de adını duymuştum ama yazdıklarıyla biraz tanımış oluyordum. O
şiir ve yazıyı okuduktan bir süre sonra onu gördüğümde yüzündeki
çizgilerde ve gözlerinde zamanın izlerini görmeye çalıştım.
Gözlerinde ilginç bir anlam vardı. Gözlerinde ayrı bir can
vardı. Gözlerinde bir çoğalma, çeşitlenme vardı. Gözlerinde bir
dünyaya kendi başına bir dil kazandıran zekâ vardı. Gözlerinde
bir de gülüş vardı. Boydan boya yürüdüğü Kürdistan
patikalarında, dağ yollarında, geçtiği ırmak kenarlarında ve
ateşten zamanlarda hiç düşürmediği bir gülüş…
Tüm resimlerinde vardır o gülüş. Bir kimlik olmuş kendi başına
yerleşmiştir her surete. Alişer arkadaşın her resminde onun
güldüğünü görürsünüz. Gözlerindeki yaşam sevinci gülüşüne
takılıp bize ulaşır. Sanki fotoğrafı çeken arkadaş bir espri
yapmış, heval Alişer de ona gülmüş ve hatta bir an kendini
tutmuş da işte o saniyede deklanşöre basılmış sanırsınız. Onda
yaşam tüm zamanlarda bizi karşılayan taptaze bir güldür. Zamanı
bir soluklaşma olarak teninde taşıyan değil, zamanı kendi
teninde yeni bir renge büründüren bir gül… Henüz tükenmemiş bir
espridir, tüm zamanlara ait olan. Rengi solmamış bir pembeliktir
bir çocuğun yüreğinde, tüm acılara rağmen varlığını her surette
yansıtan.
Gülmenin insan olmanın ve anlamlı bir evren parçası olmanın
ayırt edici bir özelliği olduğunun farkına benliğinin
derinliklerinde varmış gibidir Alişer arkadaş. Özgürlük ve
onurlu yaşam mücadelesi Onun için bir dönemlik görev değildir.
Bir yaşam biçimidir. Evrende bir duruş tarzıdır.
Evrendeki duruş tarzına mücadelesiyle, onurlu yaşamda ısrarıyla,
düşüncesiyle ve yüreğiyle katılır Alişer Arkadaş. Gülüşüyle
katılır.
Bir de semahıyla…
Alişer arkadaş alevi geleneklerini yüreğinde yaşayan ve yaşatan
bir insan aşığıdır. Kabesi insandır. Yüreği alev alev yalazlayan
bir top ışık olup parlamaktadır. Sivas’ın ateşi yüreğinde yansa
da zamanın belleğinde, o semah dönmeye devam etmektedir. Kiminde
yüreğindeki alev parlayıp yükseldiğinde, yüreğini kabartıp
kanını coşturduğunda, bir dağ başında, çalışmalarını yürüttüğü
mangasında, tek başına otururken onu bulduğunda bu vecd hali,
kaldırıp kollarını aşkla semah döner Alişer arkadaş.
Onun semahı tek başınadır. Yalnızlığında onu kalabalık kılan,
yüreğinde bir evreni buluşturan bir aşkın vücut bulmasıdır
Alişer’in semahı. Koçgiri dağlarından süzülüp gelmiş ve Pir
Sultanların haksızlıklara başkaldırı ruhunu verdiği toprakları
adımlamıştır. Yüreğinde insan olmanın, onurlu ve insanca
yaşamanın her türlü bedelini vermiş, bedel vermekle birlikte
insanca ve onuruyla yaşamanın her türlü hazzını duyumsamış bir
yürektir.
Ateşî zamanlar ve ateşî yaşamlar sınanmış yüreğinin sesini
duyduğunda kolları havalanmış.
Bir kuşun kanatlarını açıp uçmaya hazırlanışı gibi kaldırmış
kollarını…
Elin tele değdiği zamanı ateşten bir zamanla birleştirmiş
yüreğinde…
Ve dağ başlarının özgürlük rüzgârında kendi semahına durmuş…
Bir yolun başı bilmiş o anı. Yol onun yüreğinden başlamış ve onu
var eden hakikate götürmüş.
Kendi yüreğinin semahıyla yol ehli olmanın onuruyla yaşayan
Alişer yoldaşı saygıyla anıyorum…
|