YÜREKLERE İŞLENEN GÜLÜŞ...
Gerilla
Kaleminden
Ayrı mekânlardan gelmiş olmalarına rağmen aynı zorluklara göğüs
germiş ve zulme karşı isyan ederek buluşmuşlardı. Yani yaşamın
özgürlüğe akan ırmakları onları buluşturmuştu. Artık inanarak
yaşıyorlar ve destek oluyorlardı birbirlerine, her ne kadar ayrı
ayrı yerlere gitseler de birbirlerinden kopsalar da onlar
birbirlerini unutmuyorlardı. Çünkü onlar yoldaştılar ve yaşamla
birlikte kavgaları da büyüyecekti. Tıpkı baharlarda açan
çiçekler gibi hep rengârenk ışıl ışıl akacaklardı yaşamda.
Özgürlük kokan yaşamın baharı dört mevsimdi ve zamanın kapısını
onların yürekleriyle aralıyordu. Kızgın, hırslı rüzgârlar gelip
savursa da onlar yeniden goncalaşacak ve toprağa köklerini daha
da sıkı bırakacaklardı. Buluşları gibi özgürlüğün bedeli olan
ayrılık da her an kapılarındaydı. Bu sefer de bedel olarak
Nazlıcan’ı seçmişti. Özgür buluşların bedeli yürekten bir parça
alıp götürmekti ki yüreklerin bir parçası alınmıştı. Tabi bu
ayrılıklar kavgalarını daha da büyütecek. Çünkü onlar Nazlıcının
da hayallerini, umutlarını, sevdalarını kendilerinkine katıp
devam edecekler büyük kavgalarına. Umudun, özgürlüğün ve
sevginin yağmuruna hasret olan topraklarda açacaklar isyanın
çiçeklerini. Ama zamansız bir rüzgâr onların yüreğine işlenen
yaşam sevgisinin bir parçasını, yüreklerine işleyen gülüşü
istemişti.
Baharın ırmağı
Yüreğin sıcak ateşi,
Unutuşlara isyan
Yaşamın kelebeği
Nazlıcan’dı amansız rüzgârların alıp götürmek istediği. Doğayı v
yaşamı varlığının özüyle, Işıl ışıl rengârenk yapan çiçekti.
Ardından yoldaşları onun yaşama ve yüreklere yazdıklarını
sevgilerini, sevdiklerini, yaşam aşklarını umutlularını,
hırslarını ve mücadelesini yazmak istiyorlar ki goncalar onunla
büyüsün çiçeğe dursunlar diye. Yaşama selam veren o çiçek
bahçesine girdim, onunla yol alan çiçeklere onu sordum.
Onunla yaşayan onunla dağların patikalarını adımlayanlara onu,
sordum hepsi ilk önce özgürlüğe dolu dizgin akan gülüşünü
anlattı. ‘yaşama ve yüreklere ardından bıraktığı gülüşleri’
Gülüşlerinden bahsederlerken hep sanki o karşılarındaymış gibi
ıraklara dalarak, onunla uzun uzadıya buluştukları patikaya
gider ve tekrar yarım kalmış sohbetimize devam etmek için bana
döndüler ve anlattılar anlata bildikleri kadar.
‘Nazlıcan, serin yayla çiçeği
Nazlıcan, deli dolu heyecan
Zulamda bir sevda kelebeği Nazlıcan, Nazlıcan’…
Diyerek başlıyor yoldaşlarından biri;
Nazlıcan’la karşılaştığımda bazen sesli bazen sessiz bu türküyü
söylerdim. Bazen de çok farkına varmadan dudaklarımdan süzülerek
çıkardı.
O da sıcak bir tebessümle bakar ve gülümserdi halime.
Ahmet Kaya’nın güçlü yorumuyla dile getirdiği bu dizeler
Şimdi de Nazlıcan yoldaşımız için tekrardan dile geliyordu.
Yaşam her şeye ve herkese inat devam ediyor.
Yaşanmışlıklar ve yaşanacak olanlarla her şeyi içimizde akıtarak
sarılıyoruz isyanımızın bayrağına ve yeniden kavgamızı büyütme
sözlerini tekrarlıyoruz.
Bizim için her ayrılık erkendir. Onun şahadeti de bizim için çok
erkendi. Bizim yüreğimize yalın ve sade kişiliğinin arayışlarını
bıraktı. Yoldaşlarıyla olduğu kadar doğayla da güçlü yaşam
bağları kurardı. Doğanın içinde birlikte yürüdüğümüz patikalarda
heyecanlanır türküler söylerdi. Gözlerinde ise sürekli bir umut
ışığı parlardı. Şimdi adımladığımız patikalarda yürüdüğümüz dağ
yamaçlarında onun şarkıları, türküleri kulaklarımızda çınlıyor.
Bazen sabahları bir kayanın üstünde, güneşin doğuşuyla birlikte
onun söylediği şarkılarla uyanırdık. Bu şekilde uyanmak hemen
hepimize bir huzur verirdi. Gözlerimiz açtığımızda ise onun yeni
doğan güneş kadar sıcak gülüşleriyle karşılaşırdık.
Evde tanışıp da onunla gerillada yoldaşlık yapan bir arkadaşının
sözleri ise onu anlatmaya bu şekilde devam ediyor.
Evde yaşam koşullarından kaynaklı onunla kısa bir süre kaldım.
Ama ondan o kısa zaman diliminde beynimde ve yüreğimde kalan
izler var. Hemen kendisini insana sevdiren alçak gönüllü,
sıcakkanlı, mütevazı özellikleri tanıştığın ilk anda kendisini
sana hissettirirdi. Okul yıllarındaki başarısı gerilla yaşamında
da devam etti. Yoldaşlığına sahip çıkan Nazlıcan yoldaşın hiçbir
zaman unutulmayacak olan yanlarından bir tanesi de insanın içine
işleyen gülüşüdür. Gülüşünde inanarak yaşadığı ve buna sonsuza
kadar bağlı kalacağının tüm içtenliğini anlatan bir akış vardı.
Duruşu ve gülüşüyle etrafına güven veriyordu. İlk tanışmamızın
üzerinden uzun ama oldukça uzun bir zamandan sonra onunla tekrar
özgür dağlarda karşılaştım. İlk karşılaşmamız gerillada 2003
yılında priz de olmuştu. İlkin o benim dağdaki ismimi
bilmediğinden beni evdeki ismimle çağırmıştı. Doğal olarak ben
de buna refleks gösterememiştim. Yürüdüğümüz patikada yanımdaki
arkadaşın bana haber vermesiyle beni çağırdığını fark ettim. Ben
onunla karşılaşmayı hiç beklemiyordum, bunun için de ilk başta
bende bir şaşkınlık oluştu. Dağlarda inançla kavgamızı
selamladığımız yerde onu görmek beni hem çok şaşırtmış hem de
sevindirmişti. Ama o gün uzun bir görevden geldiğimiz için kısa
bir zamanda ayrılmamız gerekiyordu. Ama o kısa zaman diliminde
de bizimle çok ilgilenmiş ve gülüşleriyle bizi uğurlamıştı. Biz
tekrar dağ patikalarından yolumuza devam ederken herkes onun
sıcaklığı ve umut dolu gülüşlerinden söz ediyordu. O ayrılığın
ardından bir daha onu tekrar subay okulunda görme fırsatını
yakaladım. Ardından tekrar Botana gitmeden önce onu gördüm. Ben
onunla aynı alanda uzun süre birlikte kalma fırsatını
yakalayamadım. Buna rağmen sürekli sanki benim yanımdaymış gibi
bir ilişkimiz oldu. Sıcak yoldaşlığıyla yaşanan tüm zorlanmaları
insanın aşabileceği küçük bir şeymiş gibi başarı hissi
uyandırıyor ve bu konuda hep destek oluyordu. Verilecek her
görevi yerine getirmiş, her çalışma ve ilişkisinde samimiyeti
aramış ve bu şekilde arkadaşlarının gönlünde yer etmişti.
Kısacası Nazlıcan denilince beynimde ve yüreğimde yoldaşlığıyla
birlikte onun gülüşleri canlanır. O gülüşleriyle bizi çok farklı
anlara coşkulara taşıyordu.
Uzun yıllarını birlikte geçiren bir diğer arkadaşı ise şöyle
devam ediyor sözlerine…
Nazlıcan arkadaşla yaklaşık üç yıl birlikte kaldık. HPG
anakarargah muhaberesini yürütüyordu. İşini çok güzel yürüten
çok disiplinli çalışkan özellikleriyle insanların arasında
çabucak yer edinen biri idi. Cana yakın hoş sohbeti ile
arkadaşları incitmeyen yaklaşımları kendisine ait bir duruş
yaratıyordu. Arayışları o kadar çok fazlaydı ki birçok şeyi
birden yapmak istiyordu. Neden hep çok şeyi bir anda öğrenmek
istiyor diye düşünürdüm. Zamanın ne getirdiğini önceden hisseden
bir çok arkadaşta bu yaşam telaşı görülür. Her şeye koşmak ister
ve hepsini bir arada yürütmek isterler. Nazlıcan da öyle idi.
Mutlak insanların eksiği hataları vardır ama Nazlıcan kendisine
dönük böyle bir iz kalmasını istemiyordu. Yüreklere işlenecekse
yaşamın güzel yüzü işlenmeli diyordu. Onun için de sen o
yanındayken kendini huzur içinde hissediyorsun. Bir ara kamera
eğitimi almaya geldi o kadar hızlı öğreniyordu ki hep daha iyi
öğrenmem gerekiyor diyordu. Kuzeydeki özellikle Botan’daki
arkadaşları çekmek için daha iyi öğrenmesi gerekiyor düşüncesi
hâkimdi onda. Ve en son istediği, kendisinin ifadesi olan
Botan’a gitmişti. Aradaki mesafeye rağmen bizimle ilişkisini
hiçbir zaman kesmedi. Botanın asi dağlarını anlatan notlarıyla
sürekli bizimle birlikte olmayı ihmal etmedi. Yaşadıklarını asla
unutmak istemiyordu. Hele de dağlarda yaşadığı yoldaşlıklarını
asla unutmak istemiyordu. Onun içinde unutmalara karşı isyan
bayrağını kaldırırdı. Rüzgârlarla, notlarla gelen gidenle selam
söylerdi bize. Belli bir süre sonra yine Botan’da da
muhaberecilik yapıyor ki muhabere de çok başarılıydı. Hem bir
savaşçı hem de bir basıncı olmayı kusursuz yürütebiliyordu, hem
de başarıyla. Uzun yıllar Botan sahasında kaldıktan sonra eğitim
almak için tekrar güney sahasına gelmişti. Ama yüreği hala
bıraktığı yerdeydi aklı tekrar Botan’daydı. Oraya da tekrar
dönebilmek için var gücüyle çalışıyordu. Onun için Botan sahası
varılması gereken yerdi ve o her zorluğa katlanmayı tercih
etmişti Botan alanı için. Gelişinin ardından Şehit Beritan
Akademisinde başarıyla devresini bitirmişti. Ardından güney
sahasında birlikte kaldığımız bir dönem amansız bir zaman
kapımıza dayandı. Olağan üstü bir zamandan geçtiğimiz koşulların
kısa olacak umuduyla alanlara dağıldık. O Şekif’e çıkarak
cephede yerini aldı. Daha sonra Xakurke alnına bölük komutanı
olarak gitti. En son xınerede yapılan hava saldırısında şehit
düştü. Onun şahadeti de diğer yoldaşları gibi bizim için ağır
bir şahadetti.
Nazlıcan gibi arkadaşların emekleriyle bu güne geliniyor ki bunu
unutmamak lazım. Onun gibi savaşçı, başlangıçlarını sağlam
temellerde yapan insanlardır. Hayatı nasıl yaşayacaklarını çok
iyi bilmiş ve tercihlerini çok doğru yapan insanlardır. Onun
içinde onlar kelebek hızında yaşarken bile rastgele yaşamazlar,
ilişkilerinde konuşmalarında yaptıkları her işte ne olursa olsun
bunun ağırlığını büyük ölçüde hisseder ve hissettirirler. O
yüzdendir ki onları yitirdiğimizde büyük öfkeler yaşar ve
intikam duygumuz kat be kat büyütürüz, büyür…
Yine söylüyorum Nazlıcanın yoldaşlığını anlatmadan onu anlatmak
eksik bir şey olur. Kendi arkadaşlarını yitirmemek için elinden
gelen her şeyi yapar. Yine arkadaşını yoldaşını nasıl
yücelteceğini çok iyi bilirdi. Birçok fedakârlığa katlanır ve bu
özelliğini bir zenginlik olarak görürdü her şeyi karşılıksız
yapardı. Hiç unutmam ona olan sevgimizi anlatmak için ona bir
paket hazırladığımızda bize çok kızmıştı. Biz ise sadece ona onu
sevdiğimizin bir göstergesi olarak onu paket hazırlamıştık. Onun
için hissetmek tarif edilemez bir mutluluktu. Ona göre en büyük
karşılık hissetmekti. Nazlıcan gibi yoldaşlara sahip olduğumuz
için de kendimizi çok şanslı hissediyoruz.
Nazlıcan gibi yoldaşlar; yaratığı yaşam tarzıyla,
yoldaşlıklarıyla kahramanlıklarını ortaya koymuş insanlardır.
Yaşamın akışında herhangi bir aksaklığın olmaması için büyük
çaba harcardı ve sen bu çabayı gözlerinle görebiliyordun. Bu da
insana güven ve huzur veriyordu. Sağlam bir duruşa sahipti.
Mutlaka her bireyin zayıf yönleri vardır ama Nazlıcan bu yanlar
yaşamı etkileyen yanlar olmasın diye mücadelesinde engel olmasın
ve etraf incinmesin diye hep farklı bir şekilde telafi eder ve
bunun için büyük bir emek verirdi. Ben Nazlıcan arkadaşın
durduğu bir an hatırlamıyorum. Mutlaka sürekli bir şeyle uğraşır
bir şeyler üretir bir şeylere merak salar araştırırdı. Hep yeni
bir şeyler yaratmanın peşinde olurdu. Onun gülümsemesi enerjisi
seni hayata bağlardı. En zor anda bile gülmesini başarmak çok
zor bir şey. Ve bunu başarabilen insanlar büyük insanlardır ki o
bunu başarabiliyordu.
Onun yanında iken hayat daha çekici, güzel ve renkli olurdu.
Anlar huzur dolu geçerdi. Onun bakışında hep huzuru bulurdum.
Bakışlarında güç verici, seni hep daha iyiye taşıyan bir anlam
vardı. Nazlıcan’ın kızdığını gördüğün zaman ki bu anlar çok
azdı, onun ardından olumlu bir şeyin gelişeceğini bilirdin.
Çünkü bir şey başaramadığı için kızar ve başarmak için de
kendisiyle büyük bir mücadele yürütürdü. Kadın iradesi
noktasında da çok güçlü bir duruşu vardı. İradesi sağlam olduğu
için hem kendisine hem de kadın yapısına da çok güveniyordu.
Acayip sarsılmaz bir özgüven, öz bilince sahipti.
Tartışmalarında bunu fark edebiliyordu insan. Tartışma
yürütürken ses tonundaki kararlılık her şeyi anlatıyordu.
Kendisi tartışmalarında bir yerden edinen konuları değil
kendisinin yaşayarak edindiği, deneyimiyle temeli sağlam
tartışmalar yürütüyordu. Yapıcı bir yaklaşımı vardı bu erkek
arkadaşlara yaklaşımda da görülüyordu örneğin asla kaba retçi
veya dar yaklaşımlara girmezdi.
Onların bu yaşama bu mücadeleye dair duydukları kaygı, bu kaygı
için yarattıkları emek hiçbir zaman unutulmayacak. Onlar bize
yaşam kavgamızı devam ettirmemiz için zemin yarattılar. Belki
denizin yanında bir damla olabilir ama hayata bir şey veriyor
bunu tamamlıyor, ekliyor, onarıyor ve o temelin daha güçlü
olmasını sağlıyor. Onlar gibileri bizim mücadelenin çekirdek
taşlarıdır. Bunun içinde o unutulmayacak onun tebessümü güler
yüzü içimizde hep kalacak karşımızda duracak ve gözlerimizin
önünde hiçbir zaman silinmeyecektir. Nazlıcan bizim için sürekli
Şekife tırmanan heyecanlı ve güler yüzlü biri olarak kalacak…
Son zamanlarını geçirdiği eğitim arkadaşlarından biri ise onu
şöyle anlatmaya devam ediyor:
Nazlıcan arkadaşla PAJK eğitimini görmek için beklediğim PAJK
Merkezde tanıştım. İlk karşılaşmamızda arkadaşın gerçekten ismi
gibi güzel ve nazlı bir arkadaş olduğunu gördüm. Oldukça genç
bir arkadaştı. Ama genç olduğu kadar, yaşam içerisinde aldığı
tecrübelerle yaşama anlam verebilen, yaşamın dilini çözen bir
gerçeğe sahipti. Son Türkiye, İran vb. güçlerin geliştirdikleri
karadan ve havadan operasyonlar sonucunda bir süre aynı
mevzilerde kaldıktan sonra ayrıldık. Ama ilkin biz bir grup
arkadaşla birlikte tepeye çıktık. Komutanımız Nazlıcan
arkadaştı. Yine her zaman olduğu gibi öncü özellikleriyle yaşamı
örgütlüyor ve görevlerde en önde yer alıyordu. O dönem iki kadın
arkadaşın düşman uçaklarına karşı savunma gücünün geliştirilmesi
için doçka kullanması gerekiyordu. Nazlıcan arkadaş daha önce
doçka eğitimi gördüğünü kendisinin bunu yapmak istediğini dile
getirince Nazlıcan ve diğer bir arkadaş doçka kullanmaya
başladı. Biz daha tepeye ulaşalı iki gün olmuştu ki hava
saldırıları, havan atışları başladı. Dokça kullanmasına rağmen
yaşamın her bir ihtiyacına canla katılıyordu. Örneğin savaş
uçakları kazanlar yağdırırken her bir ihtiyacı gözlüyor ve
yerine getiriyordu. Yine yaşamın ince ayrıntılarıyla birlikte
ihtiyacını da karşılamaktan geri kalmıyordu. Her uçak geldiğinde
Nazlıcan arkadaş ‘mutlaka bir uçak düşürmeliyim’ diyerek bir
çocuk sevinciyle doçka kullanmak için büyük bir hızla yerine
ulaşmaya çalışırdı. Yattığımızda battaniyelerimizi kontrol eder
yerimizin sağlam olup olmadığına bakardı mutlaka. Düşmana olan
öfkesi çok büyüktü. Bu öfkesini de hep düşmanda patlatmak
istiyordu. En son ayrıldığımızda da yine gülüşleri ve dik
duruşuyla bizi uğurlamıştı.
Ve onu anlatmaya devam ettiler… Tek tek geçmişe dalarak
unutulmaya ve unutmaya inat anlatılar yoldaşları. Yüreklerine
nakşettiği gülüşleri ve umut dolu bakışlarıyla onu anlatılar.
Yaşam sevdasını başka baharlara, başka nehirlere oradan da başka
denizlere aksın ve hayat versin diye diğer çiçeklere anlattılar.
Bu davadaki mücadelesini özgür yarınlara taşıma sözünü vererek
anlattılar onun…
Geri Dön
|