Geri Dön

ÖZGÜR YÜREĞE MEKTUPLAR
 

YOLUMUZU AYDINLATAN GÜNEŞİMİZE...

Nucan Gever

Değerli başkanım,
Sizi nasıl anlatırım, bilmiyorum. Bu konuda kavram hazinesi dar kalıyor ve yetmiyor sizi anlatmaya. Doğrusunu söylemek gerekirse siz anlatılmaz yaşanırsınız. Sizin harcadığınız çaba karşısında okyanusta bir katre de olsam yeter diyorum, ancak henüz bu çabaya layık olmadığımı bu konuda yetersiz kaldığımı gördüğümde için içimi yiyor. Çaba, bağlılık, sevgi, istek... Tüm bunların olduğunu söyleyebilirim, ancak pratize etmede çok dar ve yetersiz kaldığımı görüyorum. Çünkü henüz zihniyetimizde ciddi bir devrim yapamamış, kapitalist modernitenin zihinlerimize ektiği tohumu büyütüyoruz. Bizzat bunu yeter deyip kapitalist modernitenin içimde her gün boy attığı tohumu kurutup sizin ideoloji ve yaşamınızla filizlenmek istiyorum. Özellikle erkek egemen zihniyeti karşısında sizin deyişinizle ''sonsuz boşanmayı'' gerçekleştirmeden özgürlügün tadına varamayacağımızı hem tarihsel anlatılardan, hem de güncel olaylardan analiz etmiş etmiş durumdayım.
Evet başkanım, özelikle bir kadın olarak sizin yaratmak istediğiniz kadın militan çizgisine ulaşarak size cevap olmak istiyorum. Her ne kadar düşman uluslarası komplo ile sizleri bizden ayırmaya çalıştıysa da bunu başaramadı ve hiç bir zaman da başaramayacaktır. Çünkü bizi size bağlayan fiziki değil özsel ve düşünsel buluşmalardır.
Evet başkanım, artık İmralı sistemini kırmalı ve parçalamalıyız. Bir militan olarak bu bizim en büyük tarihi sorumluluğumuzdur. Belki tam militan değiliz ama en az kıyısında yürüyerek tam içine girip militanlaşmanın arayışları içerisinde olduğumu söyleyebilirim.
Değerli başkanım,
 

 

BİR RESİM ÇİZDİM

Melsa Ararat
 

Bir resim çizdim,
hep bakılmasını isterim
Bir ses oldum
Hep duyulmasını isterim
Ülkeme dünyaya evrene
Reber APO

Sevgili Başkanım

 
Yazdığınız bu anlam duygu ve erdem yüklü şiirinizi beynime yüreğime ve ruhuma kazıdım. Gözlerim çizdiğiniz resmin gizemliliğinde arar hakikatı. Ruhun hücrelerimin gözeneklerine işleyen sesinizde hisseder özgürlüğün huzur verici tatlılığını. Aşk, güzellik erdemlilik ve mutluluk yüklü bu resimde arıyorum kendimde yitirdiğim öz benliğimi. Bazen yalnızlığın hazin sessizliğine büründüğüm anlarda sesinizden yankılanan tatlı bir ezgi teselli edercesine sarar yüreğimi.
Başkanım tarihte eşi görülmemiş bu harikulade resmin bir parçası olmayı nasılda arzuluyorum. Hiçbir ressam hakikati sizin gibi bu kadar yalın ve gerçek çizmemiştir. Ve hiçbir ressam kadını sizin gibi bu kadar sade, güzel ve özgür çizmemiştir. Siz ezilen, acı çeken hakikat arayışçısı tüm insanların 5000 yıllık özlemlerini, umutlarını ve direnişlerini büyük cesaretle çizmeyi başardınız. Gerçek aşkın yitirildiği bu dünya gerçekliğinde siz aşkı tüm gizemliliğiyle ve çekiciliğiyle çizerek aşka hak ettiği kutsal anlamını yükleyen yegâne âşıksınız. Hakikat ve özgürlük uğruna bunca zulüm ve işkenceye dayanabilmek ve inatla mücadele edebilmek ancak sizin gibi erdemli ve ilkeli ve cesur yürekli bir aşık olmakla mümkündür. Siz gerçek aşkın yenilmez gücünün en somut ifadesisiniz BAŞKANIM. Siz bu evrenin en dürüst en tutkulu en sadık en vicdanlı en emekçi en ahlaklı en duygulu ve cesur yürekli hakikat ve özgürlük aşığısınız. Hepimizin aşkı sizinki kadar anlamlı ve kutsal olabilseydi işte o zaman dünya cennet bizlerde melekler olurduk. Özgür yarınların resminde buluşma umuduyla çizdiğiniz resme hep bakmayı, sesinizi hep duymayı yaşam ilkem yapacağım başkanım. Kadın yüreğimin tüm içtenliğiyle selam saygı ve sevgilerimle
 

 

Eze Bejan
Başkanım;
Sana seslenmek gökyüzündeki mavi bulutlara elimle dokunmak gibi bir şey. Ve bu seslenişi mavi bir kalemin çizikleriyle mektuplaştırmanın heyecanını yaşıyorum. Aslında yazacağım, yazamadığım mektubumun gerekçesi olacak belki. Çünkü kendimi o güçte görmüyorum. Sana yazabilir miyim ki? O gücüm, o cesaretim var mı ki? Kendime soruyorum; vicdanıma, beynime, yüreğimin en derinine, hücrelerine kadar soruyorum,.sorularıma cevap alamıyorum.
Utanıyorum Başkanım,
Utancımdan yüzüm kızarıyor, ben de yetersiz yoldaşlarından biriyim çünkü. Ve sana en çok yakışan özgürlüğünü tutsak etmelerine dayanamayanlardanım. Alışmak istemiyorum yokluğuna, alıştırılmak istemiyorum, kabullenemem ki!
İçimde hiç tanımadığım, hiç bilmediğim duygular bir ritim tutturmuş. Yazarken elim titriyor, gözlerim doluyor, ağlamak istiyorum. Ağlasam gözyaşlarım Marmara'ya kadar akacak. İnanamıyorum. 365 gün oluyor, yanlız bir adada tek başına yaşıyorsun. "Kendi kendimle konuşma sanatında uzmanlaştım" diyorsun. Bir yılın ardından barışa davetinin ardından sıkışan yüreğimi zorluyorum. Bir gece yarısı uyanıyorum, karar veriyorum sana yazmaya. Mezar sessizliği var gecede, bir matem havası var. Ağır ağır yanmakta olan odun parçalarının çıtırtısı dolduruyor odayı. Bir sakız ağacı bu. Cam gibi köz yapmış sobada. Kıpkırmızı bu közler, takılıyor gözlerim ona. Kendimi görüyorum onlarda. Ateşin içinde arıyorum seni. Dışarısı karla kaplı. Dışım yanıyor, içerimse titriyor, üşüyorum. Böyle değildim ben. Hep bir volkandı içim, patlamaya hazır bir volkan. Bu üşümenin anlamını soruyorum ateşe. Niye bu kadar soğumuş yüreğim, ısıtsana beni diyorum. İçine alsana. Ateş gürleşiyor. Kıvılcımları karanlık odayı aydınlatıyor. Bir şeyler anlatıyor ateş. Ama ben anlamıyorum ki ateşin dilini. O çok farklı, o çok keskin, o çok yakıcı. Yanına gittikçe yakıyor. Dokunmak istiyorum ona, refleksle çekiliyorum. Ben dokunmak istiyorum o közlere. Garip bir duygu bu. Avuçlarım kanarcasına acıyor. Sanıyorum, 'Bana dokunmak kolay değil' diyor ateş.'Düştüğüm yeri yakarım, küle çeviririm' demek istiyor herhalde. Çıkardığı ses yavaş yavaş azalıyor.
Çıkıyorum odadan, kulağımda ateş sesiyle yavaş yavaş ilerliyorum. Kapımızın önündeki ağaca çarpıyorum. Dışarısı çok karanlık; ay nereye gizlenmiş bu gece? Kafamı kaldırıyorum, yıldızlara ilişiyor gözüm. Duramıyorum yerimde, yazmalıyım diyorum. Avaşin bağırıyor, Çığlık çığlığa Avaşin. Bense Avaşin kenarlarında türkülü yürümeyi arzulayan bir kadın gerillayım. Beni buluşturduğun memleketimden Dostki Vadisinden sesleniyorum. Yazmak doyasıya, yüreğimin kapısını aralamak, içimdekileri resimlemek istiyorum sana. Bir tek sen anlayabilirsin. Özümle tanışmanın, kadın güzelliğiyle buluşmanın, gerçek özgürlük aşkının bir bahar sevinciyle sen tanıştırdın beni. Bunları yazmalıyım diyorum, beyaz kağıda. Ayağıma kuru çınar yaprakları takılıyor. İçeri giriyorum. Radyoyu açıyorum. Bir piyanonun tuşlarından çıkan melodinin, bir mum ışığının gizeminin altında "yazmalıyım" diyorum. Bir yılın acılarını yazmalıyım; burukluğunu yetersiz yoldaşlığın sancılarını anlatmalıyım satırlara. Yazmalıyım ama yazamıyorum Başkanım.
Gözüm közlere takıldı yine. Yoksa sönecek mi ateş? Söndürecekler mi? Ya da söndürülebilir mi ki? Hayır, onu düşünmemeliyim. Ateşi gürleştirmeliyim. Ateşi gürleştirmeli, ateşi gürleştirmeli.
Ve işte, sana yazamadığımı yazıyorum Başkanım. Sana yazamamanın gerekçesini...

 

BAŞKANIM

Mine Rojvan Serhat

Nisanlardan yine bir nisan günüydü Ruha’da. Kara kışı geride bırakan tabiat ana yeni yaşamı müjdelerken yeşil rengiyle tarih büyük bir çekişme içindeydi MEZOPOTAMYA da. Bu kez başarmak azmindeydi. Başarmak azmindeydi. Başarmak kirletilen tarihi. Nisanın coşkun yağmurlarıyla yıkamak temizlemekti. O gün güneşin eteklerinden bir ateş topu düşmüştü tanrılar dünyasına, çığlıkları bahar marşına karıştı. Günümüzde zeus oğullarının karattığı evren, birdenbire kulak kesti Özgürlüğün büyüleyici çığlığına. İşte o gizemli nisan akşamında karartılan güneş bir kez daha doğmuştu, tarihin kısır bağlarından Mezopotamya’ya.
Kendini her gün ve her an yeniden
Doğuran GÜNEŞİMİZ,
Kurutulmuş ruhlarımıza nisan yağmurlarıyla
Can veren GÜNEŞİMİZ,
Tanrıların gazabına tutulan dillerimize özgürlük tutkusunu dolayan insan ve kadın olmanın onur ve coşkusunu bize tattıran GÜNEŞİMİZ,
Sevginin engel tanımayan gücünü
Unutulmuş yüreklerimize eken güneşimiz.
Seninle başlar her yeni günümüz
Seninle büyür çocuklar,
Seninle tanrılara meydan okur analar,
Çizdiğin resme bakarak toprağa kök salar kan göllerimiz,
Senin yaşam iksirinde yürür ateş kervanımız
Yalnızlığının dayanılmaz acısıyla yazılır her gün yaratılan destanımız.
4 Nisan doğumu tarihte kaybedilen insanlığın ve kutsal tanrıçaların seninle yeniden doğuşun ve dirilişin adıdır.
Yabana insan özünün umudun, adaletin, sevginin
Ve barışın yeryüzündeki kökleri üzerinde yeniden filizlenişinin öyküsüdür.
Can vermenin keskin iksiridir 4nisan
Ne seninle nede kendinle sınırlıdır bu doğuş anı
Kendini her an yeniden yaratmanın adıdır, artık tarih sayfalarında
Artık ÖCALAN başlığıyla
Yeniden yaratmak,
Yeniden doğmak ve çoğalmak,
Çoğaldıkça yeniden doğmaktır sonralarda
Sonraların öncelerle buluşma anıdır bahar tadında
Bizlere yeniden yaşam gücünü veren Önderimiz Başkan Apo'nun doğduğu ilk gün olan 4nisanı büyük özlem ve sevgiyle kutluyorum. Bizler için her yeni gün 4 Nisan'dır. Çünkü BAŞKAN APO her gün her an yeniden doğuşların adıdır. Kendimizi tanımanın kendimizi arayıp bulmanın bilincidir felsefesidir, coşkusudur. Ayrı olmanın verdiği acıyı, mücadele iddiasına çevirme ve kavuşmanın önündeki engelleri kaldırma kararlığımı bir kez daha yineliyorum. Bugün hep beraber toprak ananın göğsüne ektiğimiz bir fidan, yüreğimizde patlayan birer volkandır 4 Nisan.Önderliksiz yaşam olmaz.
Yaşasın 4 Nisan seni seven yoldaşların.

 

BAŞKANIM

Şilan

Sizlere olan özlemimi, sevgimi anlatmak için sözcük aradım ama bulamadım. Gökyüzünün uçsuz bucaksızlığını anlatmaya hiç bir kalemin gücü yetmemişti şimdiye kadar. Evet Başkanım, bende sana olan özlemimi, sevgimi anlatmaya sözcük bulamıyorum. Bugün benim için çok anlamlı bir gün. Sizlerle son sözleşmemi yaptığım gün. 1997'nin 9 Temmuz'unda yönümüzü kutsal topraklara döndürmüştük. Temmuz sıcağı gibi yüreğim sıcaktı. Sevgiyle, umutla coşan yüreğim, yeni bir maceraya atılacağı için coşkun bir sel gibiydi. Çünkü her sözü ve bakışında sevgi ve güven vardı. Bir ananın, bir babanın, asla sana veremeyeceği sevgiyi ve gücü vermişti. Onun yanında her insan kendisini özgür hisseder. Kuşkusuz ondan fiziksel olarak kopma, daha derin bir birliktelik için gerekliydi. Bunu biliyordum ve ülkeye aşkın, sevginin, özgürlüğün savaşımını vermek için yürüyecektim. Ama herşeye rağmen oradan uzaklaşmak, hele bir daha görebilme imkanının olmadığını düşünmek, müthiş bir acı ve burukluk yaşatıyordu bana. O gün Kamelya'da saatlerin nasıl geçtiğini hiç hissetmedim. Dakikalar dakikaları, saatler saatleri kovaladı, zamanı durdurmak istedim, bitmesini istemiyordum yaşanan anın.
Önderlik düşmanın azgınlaşan yönelimlerine rağmen yeni bir devrenin tamamlanmasının verdiği başarının aşkı, coşkusuyla sabahın erken saatlerinde derse girdi. Gözleri gülüyordu. Gülümseyerek Kamelya'ya girdi. Sözlerimizi alıp, bizi yolcu edecekti. Heyecanlıydım ve birazda hüzünlüydüm. Hayran bakışlarla Önderliğe doyasıya bakıyordum. Yüzyıllar ötesinden, özgür insanı şahsında yaratan bu yüce insanı doyasıya izlemek istiyordum. Sırayla her kalkan kısaca kendini tanıtıyor, duygu ve düşüncelerini kısa kelimelere sığdırarak anlatmaya çalışıyordu. Ve herkes kaynaktan son enerjisini alıyordu. Kimisinin heyecanı sözlerine, kimisinin bakışlarına, kimisinin ise benim gibi her haline yansıyordu. Otuz birinci arkadaş bendim. Bilinçli olarak kendimi en son sıraya bıraktım çünkü heyecanımın yatışmasını istiyordum. Hızlanan kalp atışlarımla beraber, kıpkırmızı olmuştum. Yavaşça ayağa kalkarak Önderliğe yaklaşıp, kendimi tanıtmaya başladım. Heyecandan konuşamıyordum. Bunu anlayan Önderlik çoğu zaman hem kendisi soru soruyor hem de kendisi cevap veriyordu. Ben sadece Önderliğin sevgiyle ışıl ışıl yanan gözlerine bakıyordum. Gözlerinde müthiş bir sevgi ve güven gizliydi, mutlak o gözlerdeki sevgi ve güvene layık olmak gerekiyordu. Zap kızının özgürleşmesi dileğinde bulundu. Bana temizliğimi korumam gerektiğini, yoksa sinirleneceğini belirtmişti. Önderlik bütün insanları sihirli gücüyle besliyordu, kimileri özgürlüğün bu gücüyle beslenirken, kimileri de bu sihri bozarak, lanetli yaratıklar senfonisinin tuzağına düşerek saygısızlaşıyordu. Benim için bu sözlerin anlamı büyüktü. Bin yıllardır köleliğe, karanlığa, sevgisizliğe mahkum edilen kadın, Önderlikle gücünü yaşama açıyordu. Bin yılların acımasızlığından intikam alırcasına, sevgiyi, aşkı, paylaşımı kadınca ve insanca yaşama fırsatı yakalayan kadının duygulanması basit değildi. Kadındaki bu duygulanmanın anlamını tek hisseden kişi Önderlik'ti. Ve sonunda ayrılık yaklaşmıştı. Bizi götürecek arabalar bahçeye girmişti. Kalanlardan hatır isteyip, en son kucaklayıp, son bir kez dönüp bakarak ayrılacaktık. Herkesin gözlerinden yaşlar akıyordu. Kimisi gözyaşlarını kimisi hıçkıra-hıçkıra ağlıyordu. Her zamanki gibi biz bayan arkadaşlar duygusallığımıza hakim olamamıştık, ve hepimiz ağlamıştık. Bütün bir kalbimle Önderliği son bir kez kucaklayıp, arabaya yaşlı gözlerle bindim. Önderlik son anda hepimizden başarı bekliyordu. Herkesi yolcu ederken, büyük bir hüzünle özgürlük cennetini geride bıraktık.
Bugün ülkedeki onuncu 9 Temmuz'um oluyor. Nice tarih sayfalarını çevirdik. Başarı ve sevgiyle donatarak gerilerde bıraktık. Kimisini ise hainliklerle, zulumlerle geride bıraktık. Öyle anlar yaşadık ki sevgiyle kanatlandık sanki. Ama hiç bir şey 15 Şubat günü gibi inmedi yüreğimize. Seni bizden alıp götürdüler. Kıskanç tanrıların gazabına uğradık ve sahte yoldaşların gazabına.
Buna rağmen yılmayıp, dört duvar arasında ülkeye, dünyaya ve insanlığa sesini duyurdun. Kabullenmedim bu gerçeği uzun bir süre, beynim duygularıma alışamadı bir türlü, hayal gücüm seni dört duvar arasında, ellerin kelepçeli olarak canlandıramadı. Öyle bir tutsaklık olmamış gibi yaşamak ve düşünmek istedim. Ama nereye kadar? Gerçeğe dönmenin zamanı gelmişti, alışamadığım bu gerçekliğin haksızlığını tüm dünyaya duyurmalıydım. Bunun için yaşamak ve borçlarımı onurluca ödemeliydim. Bu vesileyle burada tekrar yetersiz yoldaşlığımı sorgulayıp, kendimi bu lanetli durumdan kurtarmanın yollarını bulmalıydım. Bu yüz yılın şafağında, yeniden bir Temmuz'u yaşarken, geleceğe sevgi, umut ve aşk dolu bakabilmek. Bunun için günahlarımdan arınmalıyım, katıksız sevgimi geleceğe taşırmada, yeninin mayası yapmada kararlıyım. Bir kez daha sözümü yenilirken tekrardan sana merhaba diyorum Başkanım.
Seninde özlemin olan Kürdistan dağlarının zirvelerinde özgürlükle buluşacağımıza dair olan sonsuz sevgimle, inancımla selamlıyorum.
 

 

4 NİSAN ÇIĞLIĞI!\Şinda Erzurum

SEVGİLİ BAŞKANIM\Peyman Mardin

DOĞUŞ VE YARATICISI\Şehit Şerif Eğitim Devresi Öğrencileri

ÖZGÜRLÜK AŞKIMA\Aze Bejan

YAŞAM UMUDUMUZA\ Bahar Mardin

BAŞKANIM\Dildar

KIBLEMİZ İMRALI'YA\Leyla Zerzan

YAŞAMIN DİLİ YÜCE İNSAN BAŞKAN APO'YA\Gare PJA Gücü

Geri Dön

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır