ÖNDERLİKTEN PERSPEKTİFLER

KÜRTLERE UYGULANMAK İSTENEN SİYASİ, SOSYAL, EKONOMİK, KÜLTÜREL BİR SOYKIRIMDIR...

Önder APO

Dil, bedendir. Coğrafya bedendir. Kültür bedendir. Bedenlerinize sahip çıkın. Öyle tek başına kuru bir dil bir anlam ifade etmez. Bunlar hepsi bütünlüklüdür. Bir arada düşünülürse demokratik bir toplulukla bunlar birlikte bir anlam ifade eder. Dil, coğrafya, kültür, bunların hepsine ben beden diyorum. Bedeninize sahip çıkmazsanız baş bir işe yaramaz bir anlam ifade etmez.
Bütün bu gelişmeler gösteriyor ki AKP, diktatörlüğe doğru gidiyor. Türkiye'de ittihat terakkiden bu yana yüz yıllık bir çete kültürü var. İktidarda olmasalar da iktidar adına cinayetler, katliamlar işliyorlar. Ben bunlara “örtülü-gizli soykırım çeteleri” diyorum. İttihat terakkiden bugüne kadar gelen gelenek “örtülü-gizli soykırım rejimi”dir. Gelirken de emin olmak için tekrar bir göz attım. Enver Paşa'nın amcası Halil Paşa anlatır; “İttihat Terakki adı geçmesin, ittihat terakki adına olmasın diye biz yöntem olarak şunu geliştirmiştik” der, “Yunanlı askerlerin kılığına girip cinayetler işlerdik. Bu cinayetleri Yunanlılara mal ederek, Yunanlılar adına işlenmiş gibi gösterirdik, üzerlerine Yunan isimleri yazılı mektuplar bırakırdık” demektedir. Günümüzde de bu tür örtülü-gizli cinayetler işlenmektedir. Siirt-Pervari'deki tecavüzler, Şırnak'taki tecavüzler, yine hatırlarmısınız Maraş'ta dört kızkardeşin el ele tutuşarak suya atladığı -bu intihar olarak basına yansıtılmıştı ancak intihar değil- söylenen olay, yine bu son Konya-Kulu'daki dört kardeşin ölümü, bu aile Kürttü değil mi? Korktuğum başımıza geliyor. Dört çocuğun oyun amacıyla oraya girdiği çok inandırıcı gelmiyor.
Bu tür olaylarla ne amaçlanabilir? Birincisi Batıdaki Kürtleri korkutmak ve göçertmek olabilir. İkincisi Örtülü soykırım çetelerinin faşist, tekçi Türkçü zihniyetinden kaynaklı olabilir. İşte bütün bu olayların hepsi planlı, programlı bir soykırımdır, cinayetlerdir. Devletin direkt içinde olmasalar bile Türkiye toplumunda yaratılan Kürtlere karşı “soykırım çeteleri” nin işidir. Bu olayların çok yönlü araştırılarak ortaya çıkarılması gerekir. Bu olaylar öyle kendiliğinden gelişen olaylar değildir. Cumhuriyet tarihinde bu tarz cinayetler, soykırım uygulamaları sadece Kürtlere karşı uygulanmadı. İşte Maraş'ta, Sivas'ta -insanlar yakıldı-, Çorum katliamları, 1938'de yaşanan Dersim katliamı -biliyorsunuz Dersim'de çocukların çok vahşice öldürüldükleri anlatılır-, bütün bunlar birer örnektir. Yine Ermenilere yapılan katliamlar, uygulamalar ortadadır. Son olarak Hrant Dink kalmıştı, onu da katlettiler. Hrant Dink, ayakta kalan son Ermeni'ydi. Türkiye'de yaşayan diğer Ermeniler zaten silik ve korkularıyla yaşıyorlar. Hrant Dink tek Ermeni'ydi. Bu özelliğinden dolayı hedef alındı, katledildi. Bu da son Ermeni katliamıdır. Yine Malatya'da Zirve Yayınevi'ne yapılan baskın, vahşice boğaz kesme, işte rahip Santori cinayeti bunların hepsi “Türklük” adına yapılan soykırım uygulamalarıdır. Bu çeteler, tarihten bugüne örgütlüdürler ve her dönem Türkiye'yi esir aldılar ya da almaya çalıştılar. İşte “Hizb-i kontra”, Türk İntikam Tugayı, TİT deniyordu. İşte Akın Birdal'in vurulması vardı, görüyorsunuz kendi ölümlerini bile anlamıyorlar. AKP'nin bugün temsil ettiği birinci kimlik “Türklük” ikincisi ise “İslam”, “Türk-İslam”dır. AKP bugün bu iki kimliği yani Türk-İslam kimliğini temsil etmektedir. AKP ile bu çeteler arasındaki savaş da bir iktidar savaşıdır. Yoksa sanıldığı gibi statükoya karşı, yeni, değişimci bir mücadele değildir. Bu bir iktidar savaşıdır, ben buna “çeteler savaşı” diyorum hatta bu tanım da karşılamaz, “iki hegemonik gücün savaşı” diyorum. AKP bu hegemonik savaşı kazanırsa iktidarını sağlamlaştırır, diktatörlüğünü ilan edecektir
Kürtler kendilerine yıllardır uygulanan bu soykırım rejimini iyi görmelidir. İşte son olarak Konya'daki dört kardeşin ölümü dikkat çekicidir. Toplumun her tarafında, her yerinde ağ ağ örgütlenmelidir, hakim olmalıdır, böylesi olaylar olduğunda hemen müdahale etmelidir. Hukukçular bu tür olayların peşini bırakmamalıdır. Bu tür olaylar böyle kolay açıklanamaz! Bunların hepsi planlı, belli güçler tarafından organize edilen cinayetlerdir. Örneğin Şırnak'taki yatılı bölge okulundaki tecavüzler, bunlar tek başına yatılı bölge okulu gerçekliğiyle açıklanamaz. Bu tür olaylarda çok değişik etmenler, etkenler de vardır, cinsel sapıklık, sadistlik, vahşilik gibi nedenler de var. Hukukçular da bu tür olayların üzerine gitmeli.
Bu Siirt’te olanlara ilişkin de birkaç şey söylemek istiyorum. Yaşanan tam bir vahşet. Bölgede yatılı okullarında on bin dolayında Kürt çocukları var. Yatılı bölge okullarında çocukların anadili yasaklanıyor. Onları anne babalarından kopararak, anadilinden kopararak tam bir asimilasyona tabi tutuyorlar. Bu, bir soykırımdır. Soykırım, bir topluluğun diğer bir topluluğu fiziksel, kültürel-dilsel ve sosyolojik olarak yok etmesidir. Yatılı bölge okullarında çocukların anadilleri unutturulup başka bir dil öğretiliyor. Bu, apaçık kültürel bir soykırımdır. BM sözleşmelerinde de tanımı bu şekilde yapılmıştır. Bana göre bu olayların devlet tarafından yapıldığı belli, AKP de üzerini kapatmak istiyor.
Siirt Valisi; “çocuklar taş atacaklarına fuhuş yapsınlar” demiş. Ha, tamam işte mesele anlaşıldı. Vali’nin bu sözü manşete çıkacak bir sözdür. Bunun devlet politikası olduğu gayet açık. Devletin yıllardır bölgede uyguladığı özel savaş taktiklerinden biridir. Bu olaylarla birlikte Kürtlük ve Kürt kültürü aşağılanmak isteniyor. Halkımız namus konusunda hassastır. Bu hassasiyetleriyle oynanmak isteniyor. Kürtlerin direncini kırmak, Kürt kültürünü aşağılamak için medya üzerinden bunu iyi yapıyorlar, bu sistematik bir şeydir, bunu anlamıyorsunuz. Zaten olayda da izlediğim kadarıyla Müdür yardımcısı, bazı asker ve polisler de yer alıyor. Hükümet örtbas etmeye çalışıyor ama bu teşhir edilmeli. Olay açığa çıkarılmalı.
Devlet seçimden sonra Kürtlerden intikam alıyor, bu şekilde intikam alıyor. Sana her türlü soykırımı, tecavüzü uygulatırım diyor. Bunu bilinçli olarak yapıyorlar, “benim Kürtlere yaklaşımım budur” diyor. Bunu yapan devletle bağlantılı bir çete vardır. Siirt’te gerici Araplar var, bunların olduğu bir aşiret de var, zanedersem ismi Şêxo aşireti, bunun beş bin kadar korucusu vardır. Pervari de öyle. Urfa’da da çocuklarla ilgili uygulanan politikalar var. Siirt’ten Urfa’ya kadar, Mardin’den Bingöl’e, Hakkari’ye, Ağrı’ya kadarki hat üzerinde bu çete faaliyetlerini sürdürüyor. Toplam beşyüz kişiden bahsediliyor. İşte Baykal’ın yukarıda yaptığı tecavüzü devlet bu çeteler eliyle burada yapıyor. Siirt’te yapılan, Baykal’ın yukarıda yaptığının aynısıdır. Bu korkunçtur, Kürtlerin onurlarıyla oynamaktır. Kabul edilemez.
Ilısu barajı 90 köyü kapsıyor. Bu köyler halkımızın tarihsel dokularıdır. Bu köyler boşaltılmamalı. Bu tarih katliamıdır, kültür katliamıdır. Tarihsel ve kültürel soykırıma izin vermesinler. Demokratik eylemliliklerini sonuna kadar kullansınlar. Bunu Hasankeyf için de söylüyorum.
Sekiz yıllık AKP pratiğinden anladığım sonuç şu: AKP tüm bu bileşenlerle birlikte politik Kürt hareketini tasfiye etmek istiyor, bu kesin.
AKP siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik tüm boyutlarıyla bu tasfiye politikasını hayata geçirmeye çalışıyor. Örneğin son bir yıl içinde 1500 kişi tutuklanmış senin partinden. Kadınlar, çocuklar var tutuklananlar arasında.
Bölgede yapılan ve yapılacak barajlar var. Şırnak’ta 12 baraj yapıyorlar. Ilısu barajı var. Bunların amacı ekonomik değildir, geçişleri kapatmak için yapıyorlar. Ilısu barajı 190 köyü su altında bırakacak. Doğa soykırımıdır bu. Bunları niye yapıyorlar? Hem askeri yönü var, gerillaya dönük yönü var yine kültürel yönü var, tarihi dokuyu ortadan kaldırıyor. Sosyal yönü var bu baraj yapımlarının. Vadileri insansızlaştırmak, yaşam alanından koparmak istiyorlar, halk dağda mı yaşayacak?
Uzlaşma, tavizler üzerinden değil ilkeler üzerinden olur, bunu unutmayın, bu çok önemlidir. Kalıcı çözüm ilkeler üzerinden olur. Taviz yozlaştırır. Toprak bütünlüğü ve sınırlar diyorsunuz, tamam diyoruz. Ulus-devleti bana bir tepsi içindeki elma gibi sunsalar hayır diyorum. Bunun nedenlerini daha önce geniş geniş anlattım. İşte demokratik cumhuriyet, demokratik vatan, demokratik ulus, demokratik anayasa dedim. Tabi demokratik anayasada sorunun çözümü formüle edilecektir. Kürtlere uygulanmak istenen siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel bir soykırımdır. İşte görülüyor 1500 Kürt siyasetçisi içeride, yüzlerce çocuk, kadın içeride. Bu saldırıların hepsi birbirleriyle bağlantılı ve tek merkezlidir. Siirt’teki olaylar, bu linç olayları, operasyonlar, hatta İran’daki idamlara kadar hepsi aynı merkezi kararla gerçekleşmektedir.
Bu nedenle yine söylüyorum bu tecavüz olayları devletle bağlantılıdır. Psikolojik savaşın, özel savaşın bir parçasıdır. Ermeniler akıllı oldukları için fiziksel soykırıma tabi tutuldular. Kürtleri ise insan ile hayvan arası yaşam koşullarına terketmişler. Kürtler çok dağınık fiziksel imhaya gelmiyor, onları da kimlik soykırımına, kültür soykırımına tabi tutuyorlar, bunu hergün yapıyorlar. Bu devirde anadilde eğitim yapmayan halk kaldı mı? Afrika’nın en ücra yerindeki kabileler bile anadilde eğitim yapıyor.
Bu arada AKP Türkiye’deki çözümü de kendi içindeki Kürtler üzerinden ve Ahmet Türk ile benzerlerini yanına çekerek işi götürebileceğini düşündü ama başaramadı. Bunlar gerçekleşmeyince Türkiye İran’la anlaşmıştır. Yapılan operasyonlar, idamlar, kesinlikle bu anlaşmanın sonucudur. Ben Tayip beyi daha önce bu konuda uyardım, ona da Cumhurbaşkanı’na da mektuplar yazdım, bu şekilde olmaz dedim. Ama Tayip bey beni dinlemedi, tabi Başbakandır dinlemeyebilir de, onun bileceği iş, yanlış ata oynadı. Ben bu ittifakı 2.Dünya savaşındaki Almanya-Japonya-İtalya ittifakına benzetiyorum. İtalya o zaman şu an Suriye gibi ittifaktan çekilmişti. Japonya’ya da atom bombası atılmıştır. İran’a da bu bir yıl içinde bombardıman olabilir diye tahmin ediyorum. Erdoğan ve Davutoğlu bir yandan Suriye ve İran ile ittifak yaparken diğer yandan ise İsrail ve Amerika ile görüşmelerini sürdürmeyi amaçlıyor. İki kocalı kadın misali iki tarafı da idare etmeye çalışıyor ama bu mümkün değil. Zaten İran’a verilen bir süre var, bu süre de dolmak üzere. Erdoğan’ın daha fazla dayanabileceğini sanmıyorum. Belki İran biraz dayanabilir ama Erdoğan bir-iki aya kadar bu ittifaktan çekilmek zorunda kalacaktır. Tıpkı Japonya’ın bombalanmasından sonra Almanya’nın teslim olması gibi. Şimdi soykırımla ilgili de bir şeyler söylemek istiyorum. Eğer Japonya Almanya’ya destek vermemiş olsaydı Yahudi soykırımı yapılamazdı. Aynı şekilde Almanya Türkiye’ye (Osmanlı’ya) destek vermeseydi Ermeni soykırımı gerçekleşmezdi. Ermeniler ve Yahudiler oldukça bilinçliydiler, bu nedenle soykırımları ancak fiziki şekilde olabilirdi. Türkiye de İran’la anlaşarak Kürt soykırımını gerçekleştirmeye çalışıyor. Oysa Kürtlerin durumu fiziki soykırıma fazla uygun olmadığından, kültürel soykırıma daha müsait olduğu için bu uygulanmıştır. Anadilde eğitimin yasaklanması kütürel sokırım değildir de nedir. Soykırımla ilgili uluslararası sözleşmelere göre anadilde eğitimin yasaklanması açıkça kültürel soykırımdır. Ama fiziki soykırımlar da denenmiştir, işte Halepçe buna bir örnektir. Daha önceleri de 1925’lerde Genç-Hani-Dicle olayı buna bir örnektir. İşte İran’daki idamlar, Van-Özalp’ta çocukların bombayla ölmesi son örneklerdir. Bunlar soykırıma uygun ortam yaratmak için düzenlenmiş tahriklerdir. Balonu erken şişirtip patlatmışlardır. Şeyh Sait’in adamları Diyarbakır’a girdiğinde kadınlara tecavüz olayları bilinçli bir şekilde arttırılarak bunlara mal edilmiştir. Bu tertip nedeniyle Diyarbakır halkı desteğini çekmiştir. Benim yakalanmam da fiziki soykırıma uygun ortam yaratmak için bir tahrikti, ancak bu oyunu görerek boşa çıkardım. Aynı şekilde Siirt’teki tecavüz olayları da bir tahriktir. Halkımız bilinçlidir, oyuna gelmemiştir. Eğer halk bu provokasyona gelmiş olsaydı kanlı şekilde bastıracaklardı. Bu tecavüz olayları devletle bağlantılıdır. Psikolojik savaşın, özel savaşın bir parçasıdır.
Kızgın sac üzerine ayıyı bırakırsanız ayı çaresizlikten ayakları yanmasın diye tepinmeye ve ayaklarını oynatmaya başlar. O sırada da def çalınır ve ayı kızgın sacın üzerinde def eşliğinde ayakları yanmasın diye tepinmeye oynamaya başlar. Zamanla ayı her def çalışında ayaklarının kızgın sac üzerinde olduğunu sanarak oynamaya başlar. Bu hale getirilmiş ayıyı istediğiniz zaman oynatabilirsiniz. İşte budur öğrenilmiş çaresizlik. Bu öğrenilmiş çaresizlik teorisidir. Genelde devletin özelde AKP’nin bize yapmaya çalıştığı budur. İşte burası, cezaevi kızgın sacdır. Ayıyı nasıl aç bırakıyorlarsa, oynamaya mahkum bırakıyorlarsa burada da uslu durmamız, konuşmamamız karşılığında televizyon vereceklerini söyleyerek bana bu teoriyi, öğrenilmiş çaresizlik teorisini uygulamaya çalışıyorlar. Ancak ben ayı değil insanım, ben onurumdan, kişiliğimden taviz vermeyeceğim.
Kürt devrimi Ortadoğu’nun kalbidir. Öyle Filistin, Afganistan falan gibi değildir. Bu devrimin sonuçları en az Fransız Devrimi, Rus Devrimi gibi geniş, kapsamlı sonuçlar yaratacaktır ancak onların aksine milliyetçilikten arınmış olacaktır. Benim çözüm projem demokratik özerkliği esas almaktadır. Benim demokratik özerklik projem bir yandan kendi içinde sınırlarla çatışmayan bir çözüm öte yandan esasında evrensel hegemonyayı reddeden ama çatışmayan, kendi ilkelerini korumak şartıyla, bu “imparatorluk” da denen Küresel hegomanyanın içinde erimeden varlığını sürdürebilen bir çözümdür. Bu çözüm demokratik konfederalizmin ilkelerini de ihtiva ediyor. Siyasal, sosyal-kültürel, ekonomik, diplomatik, güvenlik beş ilke demiştim, bunları ihtiva eder. Bu meselenin demokratik özerklik temelinde çözümü bütün Ortadoğu’yu aydınlatacak, İtalya için de İspanya için de bir model olacaktır. Benim devlet ve iktidar konusundaki görüşlerim Gramsci’nin görüşleriyle paraleldir. Marks ulus-devleti kabul etmişken ben bunu kabul etmiyorum. Avrupa’nın şu an yaşadığı krizin sebebi de yine bu ulus-devlet yapılanması, anlayışıdır. Bu devrimde öyle çok fazla kan da dökülmeyecektir. Bizim öngörümüz ve amacımız bu çözümü barışçıl yollardan en az hasarla sağlamaktır.

Görüşme Notlarından Derlenmiştir

Geri Dön
 

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır