ÖNDERLİKTEN PERSPEKTİFLER

NEWROZ GÜN IŞIĞINA ÇIKAN ÇİÇEKTİR, YAŞAMA DURUŞTUR,
BÜTÜN YAŞAM DAMARLARINA KAN VERİLMESİDİR, İŞTE PKK’DE BÖYLEDİR...

Rêber APO

PKK gerçekten Newroz partisidir. Yaşama yürüyen kanın partisidir. Diriliş için doğasında bir şey varsa onun yeşillenmeye, çiçeklenmeye açma girişimidir Ama bir de bu Newroz günlerinde sert esen kasırgalar vardır. Bazen çiçekleri bile kasıp kavuran, meyveye kesilmek iddiasında olan, meyve tohumlarını da yakan, onlar içimizde yok mu? Var. Diriliş tohumlarını az mı kasıp-kavurmaya zemin oluyoruz. Az mı kasıp-kavuruyoruz! PKK’nin Newroz PKK’si olması ne kadar yerinde! Ne kadar yaşamsal, ne kadar açıklayıcı! Ama tarihini, güncelliğini kasıp-kavurmaları da ne kadar gerçekçi! Gerçeği olduğu gibi kabul etmek daha doğrudur. Biz her zaman şuna inandık. En son bir sözü şöyle söyledik:
Hiçbir kanun ‘özgür yaşam’ kanununun üstünde bir güce sahip olamaz.
En büyük güç, kanun, özgür yaşam kanunudur. O halde TC’nin Anayasa maddeleri, anayasa kanunu en çok bu cumhuriyet böyle bir cumhuriyet, birlik bütünlüğü tartışılamaz. Bütün bunları bizim için söylüyor. Nedir o? “Yaşamayacaksınız, yani en büyük kanun olan özgür yaşam kanununa yer yoktur” diyor. Biz de ilk çıkışımızda tersini söyledik. En büyük kanun özgür yaşam iradesidir. Ve galip gelen de tüm yönleriyle olmasa da budur. Bu yasalar, ölüm yasaları en güçlüsüdür diyenler ve her gün bu yasaları kan kusturarak uygulayanlar, açıktan düşmanın ölüm yasaları kadar bir de hainlerin, hiç özgürlüğü tanımayanların yasaları, bir de çürümüş, kendisi olamamış, kendisini tanımlayamamış, bir ilkenin ve bir özgürlük iradesinin sahibi bile olamamış siliklerin, maymunların yasaları, bukalemunun yasaları. O çok söylenen muğlak, en kutsal amacı karşısında bile bir türlü doğruya gelemeyenlerin yasaları. Ki onlar da çok güvendiler bu yasalarına. Böylece üç tane temel yasa koyucu, açıktan katliamcı yasa, hain yasa, düşkün, silik, bukalemun yasası karşımızdaydı ve biz de dedik, “özgür yaşamın yasası olacak” dedik. Ve bu yıllara bu yasayı dayattık. Görüyoruz ki bu yasa en güçlü yasadır. Özellikle TC’nin bu asla denilemez ve niyet edenlerin kellesi gider dedikleri, zırh gibi yasasını delmekle kalmadık, paramparça ediyoruz. Hainlerin de öyle. Yanına bile yaklaşılmayanların yasalarını başına bela ettik. Acınacak durumdalar. O muğlak kişiliksizliklerin bir bit kadar ancak değerini olabileceklerini ortaya koydum. Özgürlük ağacının bağrındaki bu kurtçuklarını da artık yasalarıyla birlikte perişan ediyoruz. Bunlar güzel işlerdir. Özgür yaşam kanununa açıklık kazandırmaktır. Oldum olası ben fazla süslü cümlelerle, madde madde yasa sıralamadım. Mezopotamya’da Hammurabi’nin de yasaları vardır. Asur’un en başta yasa koyucu olduğu bilinir. Korkunç yasalardır. Ve tarihte yasalar bu toprakta doğdu. İlk temelleri burada atıldı. Egemenler adına, uygarlık adına. Ama gerçekten bir de özgürlüğün savaşçıları da vardı bu topraklarda. Köleci, en kati Asur imparatoru çözüldüğünde yalnız Kürtlerin değil, Asur halkı da dahil bütün halkların bir özgürlüğü de başladı. Bu anlamda Mezopotamya bir özgürlükler ülkesi ve tarihidir de.
Demirci Kawa’dan, Mazlum’a kadar çok soylu özgürlük savaşçıları vardır. Hallac-ı Mansurlardan yine tutalım Pir Sultanlara, Sivas’ta yakılan Nesimilere kadar hepsi bu toprağın özgürlük savaşçılarıdır. Ama gerçekten TC’nin şahsında en son kendini dile getiren egemenlerin acımasız yasaları da vardır. Bunlar büyük bir savaş içindeler. Biz bu savaşta yerimizi iyi tayin ettik. Halkların direniş tarafında yer almak, özgürlük yasalarına bağlı kalabilmektir. İnsanlıkla burada başlayan özgür yaşama ve özgürlük tarihinin bu beşiğine bir kez daha şahitlik etmek bağlı kalabilmektir. Bize çok çekici geldi ve bugün bizi buraya getirdi. Mutluyuz, gerçek kutlamanın içindeyiz, başlarken biz söz söylemiştik.
Bundan sonra bütün günler Newrozdur dedik. Ve bu 25 yılda bütün yıllar gerçekten Newrozlu günlerdir dedik, sözümüz buydu. Çiğnetmedik. Fakat zalimlerin dayattıkları acıları, işkenceleri vardı. Kasıp-kavurmaları vardı. Yaktılar nice insanları. Her türlü teknikle, silahla, işkenceyle yaktılar. İşte yüreğimiz diyor ki, bu yakılanların anısına nasıl sahip çıkılacak? PKK bunun intikam gücü. Zekiyeler, Zilanlar, Ronahiler bugünlerin büyük şehitleri olurken, aslında tam da ‘özgür yaşam nasıldır’ sorusuna ulaşmak için buna yaptıklarını bizzat sözlerinde, vasiyetlerinde biliyoruz.
Mezopotamya Zagroslar’ın eteklerindeki yaşamın belirişi, bütün kutsal kitapların anlatmak istedikleri cennet ülkesi, Nuh’un tufan sonrası yeni yaşam alanı. Bu topraklarda oldum olası birde özgürlük tutkularıyla insanlar yaşamıştır. Belki de hiçbir ülkedekine benzemez. Belki de yazılan hiçbir kitaptakine de benzemez. Belki de kitap da daha yazılmamıştır. Ama bir özgürlük savaşı vardır. Belki de kitabı tam yazılmamışsa kurtuluşu tam olmadığı içindir. Yazılan kitaplar daha çok yarım kalan kitaplarsa, o da kurtuluşun tam olmamasındadır. Ve PKK budur aynı zamanda. PKK sonu gelmemiş bir roman, bir şiir, bir türkü yazmadan önce konuşma, bir eylem ve gerçeğine de bu anlamda sadık ve tarihi özüne bir yanıt oluyor. Kolay değil, insanın beşiğindeki, insanın mezardan daha kötü bir yaşam tutsağı da demeyeceğim, yaşam dışılığını kabul etmesi bu çok zor.
Hani burada insanlık dile geldi. Hani burada ilk kanunlar yazıldı. Hani burada ilk umutlar insanlar adına dile getirildi. Hani her toprağa dokunuşta bir eser meydana geldi, ilk hayvanlar evcilleştirildi, ilk bitkiler tahıl oldu, ambarlara dolduruldu. İlk köyler burada kuruldu ve ilk şehirlerde. Devletler ilkin burada doğdu. Ve şiir ve müzik ilkin burada yapıldı. Bütün insanların ilk duyguları burada doğdu. Kimi yerde bir sınıf gerçeği oldu, ilk köleci imparatorluk oldu. Bir aşiret yasası oldu halen tüm gücüyle sürüyor. Ama bir şey daha oldu, sanki bütün bunlar olmamış gibi bir silikliğin alanı oldu. İnsanlığın kimliği yok şimdi, umudu bile kalmamış. Nasıl oluyor bu büyük çelişki? Hem tüm ilklerin ana yurdu ve hem de şimdi hiçbir eserin kalmayışı. Bu büyük çelişkiyi çözmek gerekiyor.
Gılgamış’ın büyük destanı, ilk arkadaşlığın oluştuğu yer şimdi, en hainin yürüdüğü yer haline gelmiş. Hem de içimizde bunu çözmek gerekir. PKK bunun için büyük bir olay. Olacaksa bu yeniden bir diriliş tarihi nasıl olacak? İşte heyecanın kaynağı burası. Hazineler kaybedildiği yerde aranır. İnsanlık doğduğu yerde, kökleri üzerinde araştırılır ve bulunacaksa orda bulunur. Amerika’da bulunmaz. Rusya’da, Sibirya’da bulunmaz. Merkezi burası. PKK 25 yıldır insanı arıyor. Önce kendi insanını. Ve bu insan ilk insandır ve belki de olacaksa doğrusu, en son insan da o olacaktır. Olmak durumundadır. Eğer yaşama selam duracaksa, Newroz gibi her şey yaşamla gülüşecekse onun dilini yakalamak gerekecek. Onun için yaşam kolay değil. Kendim halen büyük bir yaşam arayıcısıyım. Her şeyi durdurduk. Hiçbir önyargıya saplanmadan, hiçbir kalıba girmeden, hiçbir kesin yargıya da gitmeden hep anlamak, daha derin anlamak. Ne nedir, ne ne olmalıdır, ne ne değildir, ne nasıl olmalıdır? İşte yoğunlaşma denilen olay bu.
Kendimi kolay tanımlamamak hele kirli binlerce yılı bulan bu özgür insanı tanınmaz hale getiren uygarlığı kendimde tanımlamamak, kendimde tanımamak, kendimde yaşamamak, kendimde yaşatmamak, verilen tüm isimleri kendi ismim olarak almamak, dayatılan tüm iradelerden kuşku duymak ve halen yaşamaya bile karar verememek, vermemek, verdirmemek. Olacaksa en doğrusu, en güzeli ve en buranın kök tarihine, beşikliğine uygun olacak. Tıpkı o Gılgamış’ta başlayan tüm yaşam arayışçıların, ölümsüzlük peşinde koşanların gerçeğine sadık bir yaşam tanımı gibi. Tam da bu özgürlük insanına yaraşan bu oluyor.
İşte 25 yılda PKK’de Newrozların hepsi bir arayış ve biraz da buluş yılları derken bunları kastediyoruz. Şunları çok çarpıcı gördüm ve halen hepinizin şahsında okuyorum. Yaşadıklarını sanıyorlar. Bir kuş beyni kadar düşünce bile üretemiyorlar. Bir taze filizin yaşama duruşunu bile halen kavramış değiller ve yaşadıklarını sanıyorlar. Nasıl öfkeli olmayayım buna? Her şey çirkince! Ben nasıl kabul edeceğim bu yaşam dayatmasını? Önce ne yaptım? Kendimi kilitledim. Kutsal bir mabedin el dokunulmaz tanrı veya tanrıçası gibi kilitledim kendimi. Bütün bu kötülük anlayışlarına, ellerine karşı, olacaksa bir saf-temiz ruhum, bir köşemde kalsın dedim.
İşte PKK ve şehitleri hep bu. Ve bunlar çok oldular. Çok güzel olan bu. Ne kadar bu toprağa çok şehit düşüp ekilseler, herhalde o kadar temiz yenileri boy atacak. PKK bu, heyecanlandıran bu. Bunu egemen kılmak istiyorum. Ve bu beni daha fazla ilgilendiriyor. Bir insanlık görevi. Bu topraklara bir hürmet, bu sayısız insanlık şehitlerine bir saygı, insanlık tarihine bir saygı. Bu güzel oluyor. Varsın bu iğrençliği yaşamamış olayım. Şehitlerimiz Mazlum, Zekiyeler, Rahşanlar, Ronahiler varsın hiç yaşamasınlar ve zaten Zilanlar ne demişlerdi ve neyi kül etmişlerdi? Bunu, iğrenç sınıf, ulus, cins ve her tür iyiliğin, doğruluğun, güzelliğin, emeğin düşmanlarının kendilerinde yarattığı ne varsa, kendilerinde gerçekleştirdikleri ne varsa önce hepsini bedenlerinde yaktılar, kül ettiler. Pir Sultanlar da böyleydi. Hallac-ı Mansurlar da böyleydi. Ve ne şahane ki, bu geleneği temsil ettik. PKK’yi bu günlere böyle getirebilmek özgür insana dayatılan tüm suçları PKK’nin bedeninde yakmak yok etmek ve mümkünse temizlenmiş yeniden yaşama koyulmak.
PKK belki de hiçbir örgütte olmayacak kadar canlı büyüyor, bir diğer tanımı da budur, bu 25 yılın. Kesinlikle bu canlar yanarken ve o egemenlerin elindeki en son teknikle yakılan bütün PKK şehitleri aslında öldüklerine hiçbir zaman inanmadılar. Son nefeslerinde hemen hepsi yaşamla kucaklaştığını adı gibi biliyorlardı. Bu trajiktir ama bir gerçektir. Başka türlü yaşamla kucaklaşma olamıyor. Sorun şimdi nedir? Şehidin bu trajedisini, bu toprağı yaşam adına kucaklayışını daha ikinci bir aşamada, kurtuluşla nasıl taçlandıracağız? Sıra bunda. Ama bu çok zor. Zor olmasına inanmıyorum da, anlaşılmasının önemini dile getirmek istiyorum. Bayılıyorum bu iş için savaşmaya. Ama başarı tarzı artık daha da ilgilendiriyor. Aşamalar meselesinde hata yapacağıma inanmıyorum veya hatalardan hiç korkmuyorum. Ama başarı tarzı benim için daha da amansız geliyor. Bu günlerde şunu da düşünüyorum: Asla yanılmayacak iradeyi gerçekleştirmek, yoğunluğun öyle bir düzeye taşırılması ile şehitlerin o sembolik olarak dile getirdiği, yakılması gerektiği her şeyi ama bir daha bulaşmayacak biçimde yakmak ve özgür yaşam iradesini de bir daha bükülmeyecek kadar keskinleştirmek. Bu iş daha çok ilgilendiriyor.
Bu anlamda Newroz en şiddetli yoğunlaşma ve her savaşa dayanacak ve başaracak kadar keskinleşmedir. Bakar anlar, yürür yapar, arkasından zaferi gelir. PKK’deki savaşçıyı yaratabilmek güzel bir çalışma oluyor. Bütün bunları o çokça tekrarladığınız bazı sözcüklerle değil, onun sözden de öte özüne iniyorum. Genel bir günü kurtarmak değil, insanın başlangıcını ve sonunu birleştirecek kadar iradeyi, insanı yaratmak işine bayılıyorum. Bunun felsefesi nasıl olurmuş? İsteyen yazar çıkarır bundan felsefesini. İsteyen siyasetini, isteyen askerlik bilimini, isteyen sanatını, isteyen estetiğini çıkarır, her şeyi var. Bu çok daha ilgilendiriyor ve hepsini birleştiriyoruz. Siz PKK adıyla geçinenler hatta oldukça bir ordu durumuna geldiğini de sananlar, buna saygı duyuyorum ve müthiş destek vermeye de çalışıyorum, ama durumunuza üzülüyorum. Çünkü işin sözcük düzeyine bile daha tam kendinizi bağlayabilmiş değilsiniz. O büyük ruh gerçeği nerede, hele zemin olduğunuz o düşmanlarınız üzerinizde tepişirken? Hatta işte genç kızlar, PKK’nin büyüklüğüne duyduğunuz bağlılıktan kuşku duymuyorum. Özgürlük temelinde kendinizi adadığınıza da kuşku duymuyorum. Ama çoktan yitirilmiş cinsinizin, özgürlük savaşımının kanunlarından habersiz olmak, sınıf savaşımından, ulusal savaşımından, güzel insan savaşımından uzak durmak acaba sizi -çok örneklerini de görüyorsunuz- bir sokak kadınından veya bir cariyeden daha teslimkar kılmıyor mu? Demek ki eksiklik var. Hele hele o benim diyen erkeklerimize sesleniyorum. İşte açığa çıkan bazı sahte komutanları var. En ünlüsü de komutan Z. Ne kadar da rahat uzlaşmıştınız.
Çok ünlü kadın komutanımız Z ile sözümona çok ünlü erkek komutanımız Z, karşı karşıya getirilse ve mukayese edilse, birileri tanrı katına yücelirken birisinin düşman kucağına yönelmesi acaba tesadüf müdür? Bunu anlamak gerekiyor. Çarpıcı ve müthiş anlamak. Tabi anlamak da yetmiyor. Birisinin bir daha doğmamacasına kökünü kurutmak. Diğeri gerçekten tanrı katında bir kutsal mabede yerleştirilerek saygı duyulacaksa, bir biçimde yüceltmek, bağlanmak gerekiyor. Ne kadar önemli ve gerekli. Acaba böyle misiniz? Acaba bu konuma geldiniz mi? Bunlar sizi nasıl ilgilendirmez. Ve nasıl halen demagoji, yani sonuca götürmez söz oyalamalarıyla ve çarpık bacak yürüyüşleriyle acaba anlayabilecek misiniz? Birisine sonuna kadar red cevabı, birisine sonuna kadar kabul gerçekleşmiş midir? Hayır. İşte bu sizin için acı oluyor.
İşte bir Zilan’ın Z kuralları vardır. Bir diğerinin Z kuralları vardır. Kiminiz öyle, kiminiz böyle. Ve bu da güzel bir ayrışmadır. Onlar güçlüymüş, tarihte de hep böyle olur. Zalimmiş, çok vururlarmış! İşin gerçeğinde bunların hepsi var. Zorlukları, zalimleri hep arkasına alırlarmış. En çok kritik süreçlerden yararlanarak vururlarmış. Hepsini yapsınlar. Ama biz yine en mert tarzda ısrarlıyız. Bu bizim sanatımız
Gılgamış’tan beri bu tarih böyle geldi. 25 yıl bunun özet ifadesidir. Siz hangisini tercih edeceksiniz? Diyeceksiniz biz çok güçsüzüz. Evet, bu daha çok egemen olan bir yan olur bize göre. Çok güçsüzsünüz. Hiç hazırlığınız yok hatta hazırlanmaktan sıkılıyorsunuz. Yaşama ilgi bile duyamayacak kadar çürümüşsünüz. Savaşın en basit kuralına bile gelemiyorsunuz. Bunları görüyor, kendim adıma değil. Tek başlattım tek götürmekte şahaneyim. Hiç sıkıntım da yok. Ama sizler ne olacaksınız?
Gılgamış biliyorsunuz, tarihin en arkadaş canlısı kişisi ve gerçekten çok tesadüf müdür, ben bu tarihi bilmiyordum. Ama benim ilk yaptığım iş, kendimden çok arkadaşımı düşünmek. Ama şimdi size bakıyorum ki bütün bu yılların büyük arkadaşlığına rağmen yürüyemiyorsunuz. Bir tane anlayışlısı çıkıp, düşman şuradan geldi, gördüm tedbirimi aldım. Şöyle arkadan hançerliyordu, eli tuttum. Kötü niyetliydi, içimizdeydi, bizim gibi elbisesi de vardı, başımızdaydı hatta ama tespit ettim diyen bir tanesi çıkamadı. İşte bu üzüyor, kendim adıma hiç üzülmüyorum. Tüm düşmanlarımı iyi tanırım. Tüm yoldaşlarımı da tanırım. Zaten benden daha çok bu işin ordusudurlar gerçekten. Şehitler ordusu, zindanlar ordusu, halkımızın ordusu hepsi var. Ama özellikle sizler, sıcak savaşın cephesindekiler, elinde yalın kılıç silahı olanlar. Her silah, dil silahından tutalım, çıplak en son teknik silahına kadar bunları kullanamıyorsunuz.
Herhalde yaşayan ve yaşam iddiasında olan sizlerin, varsa Mazlumlar’ın bir değeri, hatırasına bağlılık, varsa bu tüm büyük Newroz şehitlerimizin, bu tarihimizin değerlerine bağlılık, kolay ölmemek kadar yaşam, hangi savaşla kazanılacaksa onun üzerine yürümek. Onun için bu temel bilinci almışsınız, işleyin.
25. Newroz PKK sözü, ordu sözü kesinlikle anlaşılmalıdır. Doğru verilmelidir ve kimsenin çiğnetmesine de fırsat verilmemelidir. Tekrar söylüyorum. Bu büyük şahadetlere bağlanış, halkımızın gerçekten ciddiye alınması gereken, yetersiz de olsa özgürlük umutlarına sahiplenme. Bundan daha birinci bir görev düşünülebilinir mi? Ve düşmana ve haine ve işbirlikçiye ve içimizi karıştıranlara öfkemiz var. İşte verilecek cevaptır. Bu doğru bağlanış, doğru partileşme, yetkin ordulaşmadır. Ben hiç de böyle kuru bir şekilciliği dayatmayacağım. Ama onun en şahane partilisi ve askeri olmayı bilmek sizin şerefiniz olmalıdır. Başka türlüsü ne kurtarır, ne yaşatır.
İslam dinindeki en büyük savaşın nefs savaşı gibi bir savaş olduğunu unutmayın. Bunu en büyük verenler, en büyük savaşanlar olur. Ve ardında da sel gibi özgür bir yaşamın yolunu açarlar. Demek ki bu savaş, ölüme kolay gitmenin adı değil. Özgür yaşamın sağlam köprüsüdür. Başarı ile geçersek özgür yaşamla buluşacağız. Onun için biz her şeyimizi ortaya koyduk. Dedik ya hiçbir kelime düzeyinde bile aracı yoktu, yarattık. Size sunduk. Partileşme, büyük ordulaşmak içindir. Ordulaşma yenilmemek için, yenmek içindir. Ve bütün bunlar esirgenen bu toprakların en büyük özgürlük savaşçılarının yaşam aşklarının bir kez daha adlandırılması, onun temsili içindir. Ben de bunun mütevazi bir temsilcisiyim. Hiç kendimi abartmak istemiyorum. Ama benim de yaşamaya hakkım var. Güzeli anlamam gerekli. Çoktan bitmiş düşmanın adeta kuruttuğu toplumumuzun ölçüleri de demeyeceğim, onlarda yok.
Özgürlük kuralları uğruna benim çabam önemli ve gerekli. Toplum bir şey veremedi, benim kendime vermem gerekli. Ben kendim için görüyorsunuz ki yapmamışım. Korkunç bir bireycilik içinde değilim. Hiç kimse böylesine parçalanmış bir gerçeklikten böyle birleştiremedi. Bir halkı ve halk olmaktan artık çıkmış adını bile utançla ağzına alan, aldıkça da daha çekinen bir gerçeklik haline gelmiş. Sizleri bugün gururlu bir düzeye getirdik. Devrim yapan bir halk, en devrimciyim diyen insanlar haline getirdik. Bu basit bir gelişme değil. Bu 25 yıl benim yıllarım, korkunç yıllarım, amansız yıllarım. Ve hiç böbürlenmiyorum ama anlaşılmasını istiyorum. Bunlar benim babamın sülalesini oluşturmak için de değildir. Bu gerçekten bu halkın bir ülkesini ve büyük özgürlüğünü yaratmak içindir. Ondan aldım size verdim. Siz de halk için gerekli olanı verin diyorum. İyi bir çağrıdır. Gerekli bir çağrıdır. Hiç sıkılmaya gerek yok. Çünkü bu sizin gerçeğinizin dile getirilişidir. İnanılmaz bir tarzla yapmışım. Eğer kendini koruyacak başka bir şey yoksa, ona dostluk edecek kendisi de dahil kimsesi kalmamışsa ve en çok birlikte yürünmesi gerekenler bile içerde bu kadar parti dışılık, ordulaşmaya bu kadar ters kendilerini dayatırlarsa, tabi ki benim kıyamet koparmam gerekiyor. Çılgınca savaşmam gerekiyor. Böylesi yoktur. Sizler gibisi de yoktur. Onun için böyle olacağım. İstemiyordum. Zor geliyor bana. Tekleştim, müthiş yalnızlaştım ama korkmadım. Muhteşem yalnızlık dedim buna. Şimdi daha iyi anlıyorum, o yitik ülkenin yalnızlığını, kendini çoktan unutmuş halkın yalnızlığını. Buna sadık kalmışım. Ve ne güzel olmuş diyorum. Ülkem kadar yalnız ve halkım kadar kimsesiz olacaksa, ülkem, dostlarıyla kabulü temelinde olmalı. Olacaksa bu halk, ben onunla, o benimle ve dostlarıyla olmalı. Yalnızlığı gidereceksek sahte dostlarla, yol arkadaşlarıyla değil, olacaksa insanlıkla bir beraberlik eşitçe ve özgürce. Olacaksa yoldaşlık tam duyguları da, onun acılarını da, onun sevincini de tam olduğu gibi paylaşmak temelinde olmalı. Düşüncede de öyle, irade de öyle. Giderilecekse yalnızlık bu temelde giderilebilinir. Neden ahbap-çavuşluk yapayım ki? Neden dost olamayacaklara sonuna kadar bağlanayım ki? Neden kendini kurtaramayacak halka ağlayarak, sızlayarak bağlanayım ki? Böyle olacağına tek yaşayayım. Gerektiğinde bir tanrı kadar, gerektiğinde hiç yaşamamak üzere ve böyle yaptım. Doğruydu ve güzeldi de. Abartmıyorum, yapılması gerektiği gibi yapıldı. İnsanlık da artık görecektir ki, yaşanılması gerektiği gibi çaba harcandı ve o yaşamın yoluna girildi.
Tam bir zafer beklemek bizim gibi varlıklar için olur da, olmaz da. Olmadı diye üzülmemekte gerekir. Çünkü ardılları vardır. Tüm büyük hareketlerin sıradan bir takipçisi olsa bile çok iyi sonuçları olabilir. Bizim harekette de bu böyledir. Ben bu imkanlarla bakıyorum herhangi sıradan biriniz bu tanımlara bağlı kalırsa benden daha fazla iş yapar. Bunu da abartmasız söylüyorum. Hepiniz benden daha fazla başarabilirsiniz artık. Biraz gerçeğine özde ve tarzda, hitapta ve yapış usullerinde inatçı olun, ölçerek biçerek yapmaya çalışın. Başarılar gelir. Bu anlamda aslında zafer elde edilmiştir. Gerisi herkesin bir tuğlayı kullanılacak yere kadar taşımasıdır. Plan, temel atıldığı gibi çatıya kadar da yükseltilmiştir. Gerisi ev işlerinin düzenlenmesidir, ev içini. Hiç zor değil. Bu anlamda ülkenin temeli atılmış, binası yükseltilmiş, hatta çatısı da kurulmuştur. Özgür bir halk gibi bu ülkenin içinde artık yaşama hesapları yapacaksınız. Evin içini kesin süsleyeceksiniz. Ve bir de sahiplik edeceksiniz, değerlerinize. Burası şu şehidin yeri, burası şu güzelin yeri, burada şu kurala göre yaşanılır, şöyle bir hain-hırsız geldi mi, şöyle karşı konulur ve bu ülkeye, dolayısıyla bu ülkedeki insanlara şöyle bağlı kalınır. Ruhundan düşüncesine kadar, yasasından siyasetine kadar, belirtilmiştir hepsi. Gayet tabii, insansınız her zaman yaşama kafa yormayla olur. Bütün çağdaş insanlık böyle. Bir güzel yemeği yemek için bile çenenizi iyi hareketlendireceksiniz. En güzel yemek bile çenenizi çalıştırmadıkça zevk vermez. Mideye kötü oturur. Bu kadar özgür yaşam yakınlaşmış iken, bu kadar özgürlük sofrası yenmeye açıkken, demeyin yaşamayı halen bilmiyoruz. Bu çok büyük bir ayıptır. Evin içinde evin sofrası da, evin tüm güzellikleri de yerli yerindedir. Size düşen, sahiplenmek biraz donatmak gerekiyor, daha çokta sahiplik etmek gerekiyor. Bu da bir dağdaki çobanın bile en çok yaptığı iştir. Siz militanlarsınız. Ne kadar parti, ordu için gerekliyse o kadar, ne kadar halk için de gerekliyse o kadar. Ne kadar düşmana karşı gerekliyse o kadar. Ne kadar hakkınızsa o kadar. Bu sosyalizmdir. Bu insanlığın geçmişi kadar geleceğidir.
Bu temelde bu şanlı, zaferli ve PKK’li 25. Newrozu siz değerli tüm partili militanlarımıza, halkımıza kutluyorum. Selamlıyorum, sevgilerimi sunuyorum!
Güzel bir Newroz karşılaması oldu. Oldukça şanslısınız. Bu okulumuzun öğrencileri ve bir de Ortadoğu’nun gerçekten çok önemli bir konferansı temelinde büyük bir aydınlığı, kararlarda yakıcılığı yaşıyoruz. Newrozla böyle bütünleşmeniz yerindedir. Bu büyük şansı tabi kendi kararlılığınız da, sorumluluğunuzda ve gerçekten bu konuşmamızın da ışığında, tek başına bunu bile böyle ele alır ve bundan sonrasını karşılamaya çalışırsanız, bu Newroz’un gerçeği tek başına bile sizleri zafere kadar savaştırır. Bir kez daha buna inanıyorum.
Bir kez daha selamlıyorum!

Parti Önderliği
21 Mart 1998


 

Geri Dön
 

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır