Gülnaz Ege
Önderliğimize yapılan uluslar arası komplonun dokuzuncu yılında,
komplonun genel hareketimiz ve kadın hareketi açısından
yarattığı etkileri PAJK Koordinasyonu Helin Murat arkadaşa
sorduk
- Komplo 9.
yılına girerken 1999’un ilk dönemlerinin etkileri açısından
nasıl bir karşılaştırma yapabilirsiniz?
15 Şubat’a doğru yaklaşırken kuşkusuz derin acı, öfke duymamak
mümkün değil. Önderliğimize ve onun şahsında Kürt halkının tüm
değerlerine, özgürlükçü iradesine, acımasız ve zalimce yapılan
komplo, hiçbir zaman unutulamaz ve unutulmayacak. Bu nedenle
8.yılını geride bıraktığımız o çok trajik, lanetli günü bir kez
daha, binlerce kez kınayarak başlamak istiyorum. Yine uluslar
arası komploya karşı bedenlerini ateş topu yaparak yakan yüce
şehitlerimizi de hiçbir zaman unutmayacağız.
Ayrıca gece gündüz, günlerce, sokaklarda, kurşunlara karşı
göğüslerini siper eden, her parçadaki halkımızın direnişini de
selamlıyorum. Anıları bizlere hep yol gösterecektir.
Bütün yaşamını halkının ve insanlığın özgürce, adilce, onurluca
yaşaması için veren güzellik ve insanlık sevgisiyle dolu olan
bir insanın eşine az rastlanır bir şekilde imha edilmek
istenmesi sıradan bir olay değil elbette. Önderliğimizin
imhasının hedeflenmesi, Kürt halkının bilincinin karartılmasını
ve varlık gerekçelerimizin yok sayılmasını ifade ediyorsa, acaba
bir halka bundan daha büyük yapılan bir saldırı var mıdır? Bu
saldırıyı çok derinden hisseden onlarca insan eğer bedenlerini
cayır cayır yakıyorlarsa, bundan anlaşılması gereken,
Önderliğimizin Kürtlerin özgür yaşam gerekçesi olduğudur.
Önderliğimizin esaretini duyan her Kürt insanı çok ciddi, ağır
psikolojiler yaşadı. Komplo, hiç hazır olmadığımız bir durumdu.
Adeta dünyamız karartıldı. Derin etkileri şimdiye kadar da devam
ediyor. Önderliğimiz şahsında Ortadoğu’nun en eski ve insanlığa
analık etmiş bir halkının onuruna, varlığına görülmemiş bir
saygısızlık yapılmak istendi. Hiçbir zaman Önderliğimizin İmralı
tabutluğunda tutulmasına alışmadık, alışmayacağız. Onun,
kimsenin dayanamayacağı ağır tecrit koşullarında bile, her an
komplo’yu boşa çıkarma savaşı verdiğini görüyoruz. Komplocular
bilinen “böl- parçala-yönet” politikasıyla Kürt-Türk halkının
çatışmasından çıkar ummayı hedeflediler. Bizim için
Önderliğimizin ne kadar hassas bir konu olduğu bilindiği için
Önderliğimiz hedeflenerek Kürt-Türk milliyetçiliğine sonuna
kadar kapı araladılar. O zamanki atmosferi göz önüne
getirdiğimiz de, bu kör, kanlı savaşın her an gelişebilecek
koşullara fazlasıyla sahip olduğunu biliyoruz. Her PKK militanı
kendisini şehirlerde bir bomba yapıp intikam alma
hazırlığındaydı. İntihar eğilimi en dorukta yaşanıyordu. Böyle
bir tahrik ortamında Önderliğimizin savaşı değil de barış ve
kardeşlik söylemini tercih etmesi ancak bu felaketi önleyebildi.
Önderliğimiz engellemeseydi hiçbir güç bunun önüne geçemezdi. Bu
gün her kesin buna saygı duyması gerekiyor. Ve barış içinde
birlikte yaşama imkanına büyük fırsat veren yaklaşımların
değerini iyi bilmek gerekiyor. Bütün komplocuların çok planlı ve
bütün imkanlarını bu savaşın çıkmasına kilitledikleri bir
ortamda halkların kardeşliği, çözümü dillendirme sağduyusunu
göstermek her insanın başarabileceği bir durum değildir.
Önderliğimiz 90’lı yıllarla birlikte başlattığı barış çabalarını
İmralı’da daha derinlikli devam ettirdi. Önceden böyle bir yaşam
felsefesi olmasaydı, o linç ortamında, ağır psikolojik ortam da
bunu başarması mümkün değildir. Ama hala Önderliğimizin uzattığı
bu kardeşlik eli hava da kalmış durumdadır. Bize her an nefes
veren, önümüzü aydınlatan Önderliğimizin muazzam çabası,
duyarlılığının bedeli ağır tecrit koşulları oluyorsa bunu kabul
etmek çok zor. Bu konuda büyük bir sıkışmayı yaşadığımız bir
gerçeklik. Dünyanın efendileri 8 yıldır Önderliğimizi adeta bir
kavanoza koymuş, onun teslim alınmayan özgür iradesini
inceliyorlar. Tüm çabaları devletçi sisteme alternatif bir
kişiliğe ulaşmış özgür bir insana, acımasızca haddini bildirme
meselesidir. Hala Önderliğimizin özgür duruşunu sindirebilmiş
değiller. Ve dünya da kendileri için en tehlikeli insanı
Önderliğimiz de gördükleri için bu kadar öfkeleri büyüktür.
Bunun çok iyi görülmesi gerekiyor. Bu açıdan Başkan APO’nun
sadece Kürtler için değil bütün insanlık için büyük bir direniş
abidesi olduğu oldukça açıktır.
O dönem açısından yaşadığımız ve hala ezikliğini duyduğumuz
diğer bir husus da kadro ve militan yapısı olarak Önderliğin”
yetersiz yoldaşlık “dediği tanımlamanın bizler açısından en ağır
ama son derece yerinde bir tanımlama olduğudur. Bizlerin
zamanında yapmadığımız görev ve söze göre pratiğimizin olmaması
Önderliği giderek yalnızlığa itmiştir. Bütün sorumlulukların
bizlerce Önderliğe yüklenmesinin sonucu olarak komplocu
güçlerin, bu zayıf yönümüzü çok iyi değerlendirerek Önderliği
tek hedef yaptılar. Kendi yetmezliklerimizin komplocuları
cesaretlendirmesinin özeleştirisini ancak güçlü pratiklerimizle
verebiliriz. Tarih karşısında bu şekilde bir yaklaşımla
kendimizi affettirebiliriz.
-Komplo PKK Önderliğini ve hareketini bitirmeye yönelik
gelişti. Bu açıdan bakıldığında sonuç aldığı söylenebilir mi?
Ayrıca bununla bağlantılı olarak komplo ve bugün Ortadoğu’nun
Amerikan müdahalesiyle arasındaki bağlantıyı kurmak mümkün
müdür?
Komplo’nun uluslar arası çapta olması her zaman sorgulanması
gereken bir husustur. Küresel sermayenin Ortadoğu’ya müdahalesi
Önderliğimiz üzerinden yapılmaya çalışıldığı bugün daha iyi
anlaşılmaktadır. Dünyanın tüm egemenleri, çok önceden özellikle
90’lı yılların başından itibaren adım adım planladıkları
komployu 9 Ekim 1998 de Önderliğimizi Ortadoğu’dan çıkartmayla
önemli bir aşamaya taşımış, ardından Avrupa’da
ehlileştiremeyeceğini anlayınca bilinen 15 Şubat komplosuyla
hiçbir hukuka, vicdana, ahlaka sığmayan bir tarzda paketleyip
Türkiye’ye teslim ettiler. 20. yüzyıl kapanırken böyle emperyal
üst düzeyde bir saldırıyla yapılan bu komplo’nun çok kapsamlı,
derinlikli çıkar ve amaçları barındırdığı Önderliğimizce oldukça
aydınlığa kavuşturulmuştur. İki yüzyıl önce yapılanlarla ya da
1925 yılındaki tarih bugün tekerrür edilmek istendi. İçinde
birçok oyun, ihanet, ikiyüzlülük, saldırganlık, düşmanlık
barındıran komplocu güçlerinin tüm gizli yüzleri birer birer
açığa çıkmıştır. Ve daha fazla çıkmaya devam edecektirde. Kendi
sistem içi çelişkilerini, çıkmazlarını aşmak için başlatmak
istedikleri kanlı, çirkin, zalim dünyaları için bir kurban
gerekiyordu. ABD, İngiltere, İsrail’in önderlik ettiği yeni
Ortadoğu hamlesinin önündeki en büyük engel BAŞKAN APO ve
önderlik ettiği PKK hareketiydi. Yıllarca Önderliğimizi çok
yakından izlemişlerdi. Bu açıdan ilk kurbanın Önderliğimiz
olması tesadüf değildi kuşkusuz. Önderliğimiz yeni, özgür insanı
temsil ettiğinden Ortadoğu’da çıkar sahibi olan tüm kesimler bir
araya gelip ortaklaşmışlardır. Bu kadar zalimce bir imhaya
yönelmenin altında yatan öfke özellikle tarihin başından beri
gözden çıkardıkları, küçümsedikleri ve her zaman için çok ucuzca
kullandıkları bir halkın içinden nasıl oluyor da iradesi teslim
alınamayacak, sindiremeyecekleri bir insan çıkar? Başka bir
değişle nasıl oluyor da böyle bir insan özelde son iki yüzyılın
genel olarak de binlerce yılın uygarlık argümanlarını,
dengelerini sarsar? Kuşkusuz Önderliğimiz onların çıkarları
önünde büyük bir engel olmamış olsaydı her halde böyle akıl
sınırlarını dahi zorlayan, üst düzeyde bir saldırıyla karşı
karşıya kalınmazdı.
Komploculuk, egemen sınıflara ait bir kavramdır. Sınıflı
toplumun başından beri halklar bin bir çeşit imha, inkar,
saptırmaya dayanan sayısız komplolarla karşılaşmıştır. 20
yüzyılın en son ve en kapsamlı komplosu bu tarihten kopuk ele
alınamaz. Komplonun; sömürü, bastırma yani iktidarla çok sıkı
bir ilişkisi vardır. Bir başka değişle devlet iktidarına dayalı
sistemler varlıklarını kimi zaman şiddet kimi zamanda ideolojik
saptırmayı içeren komplo yöntemleriyle sağladıkları bir
gerçekliktir. Eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren güçler ya da
bireylerin çoğu zaman kurban olması, oyuna gelmesinin nedenleri
de iyi incelenmelidir. Muhalif güçlerin tarihin her aşamasında
sınırsız fedakarlık, emek, cesaret ve sayısız bedel ödedikleri
her zaman saygı duyulacak ve bu değerlere sahiplenmesi gerektiği
açık bir husustur. Fakat aynı zamanda bu muhalif güçlerin
karşısındaki devletçi sistemleri derinlikli çözemedikleri ve
kendi öz iradelerine dayalı demokratik- komünal sistemlerini
bütünlüklü oluşturamadıkları da büyük bir gerçekliktir. Bu nokta
da komplocu güçler halkların kendi ideolojik ve örgütsel
sistemlerini kuramamalarından ya da sistemin zihniyetinden,
araçlarından köklü kopuşu sağlayamamalarından her zaman için
faydalanmışlardır. İşte Önderliğimize yapılan komplo’dan
çıkarılması gereken en önemli derslerden biride halkların kendi
sistemini, alternatifini henüz tam oluşturamamasıdır. Bu hayati
dersi Önderlik bize gösterdi. Demek ki biz Kürtleri, dünyanın
egemen güçleri hala kullanabilecekleri bir koz, çıkarları için
gözünü kırpmadan kesecekleri bir kurban olarak gördükleri
dersini de çıkarıyoruz. Komplonun beklenenin tersine
Önderliğimizce boşa çıkartılması büyük bir öngörü, fedakarlık,
muazzam bir emek sonucu başarılmıştır. Öncelikle Kürt-Türk
savaşımı hedeflenmişti. Öncelikle bunun önüne geçilmesi en büyük
başarıdır. Tarih de ilk kez Önderlik, sistemin komplocu
karakterini tüm ayrıntılarıyla çağlar boyu alıp çözümledi.
Komplocu güçlerin her zamanki gibi yaptıklarının yanında
kalmasından ziyade, artık gizli kalamayacağı dönemini başlatmak
istedi. Halklara bundan daha nasıl bir hediye sunulabilinir ki?
Devleti ve iktidarı esas almayan demokratik komünalizm,
halkların alternatif sistemidir. Bu açılardan bakıldığında ilk
kez halklar kendi alternatif toplumsal sistemlerine kavuşma
imkanına daha fazla sahiptir. Demokratik sosyalizmin de her
zamankinden daha yakın ve gerçekleşme imkanına girmiştir. Yine
bu şekilde insanlığın şimdiye kadar verdiği barış, kardeşlik,
özgürlük ve onur mücadeleleri ilk kez kalıcılaşma, yok olup
gitmeme şansına da kavuşmuş oluyor. Komplo’yu bu açılardan
değerlendirdiğimizde önemli oranda boşa çıkarılmıştır.
Egemenlerin halkların güçsüzlüğünden, parçalılığından, anlam
karmaşasından sağladıkları zeminlerin çözümlenmesi çok önemli
bir aşamadır. Fakat tüm bunlar komplocu güçlerin bir daha komplo
yapamayacakları anlamına gelmiyor. Tam tersine komploculuğun her
zaman için farklı yüzleri vardır. Bundaki miras oldukça
köklüdür. Halklar, demokratik bilince ulaşmasa ve kendi
örgütlülüklerini her alanda sağlamasalar komplocu güçler yine
oyunlarını oynayacaklardır. Kaldı ki son günlerde Türkiye’ de ve
Ortadoğu da yapılan milliyetçilik de bu komplo’nun devamı olarak
algılanmalıdır. Hala halklar katlediliyor, kan almaya devam
ediyor, linç kültürü her yerde oldukça aktif bir durumdadır.
Irak’daki durum ortadadır. Her gün yüzlerce insan ölüyor. Yine
Türkiye’ deki milliyetçi söylemlerin sonucunu Ermeni yazar Hrant
Dink’in katledilmesinde görüyoruz. Hrant Dink şahsında yapılan
halkların kardeşliğine, barış içinde yaşama kültürüne kurşun
sıkılmıştır. Son dönemlerde ateşkes fırsatının
değerlendirilmesine yönelik, aydınların yaptığı çıkışlarının
önüne geçmeyi, gözdağı vermeyi de hedefliyor. Bu gibi tehlikeli,
provakasyonlarda aklıma gelen ilk şey Önderlik olmakta.
Önderliğin tehlike de olduğunu, etrafındaki çemberin daha
daraltıldığını hep düşünüyorum. Milliyetçi söylemin yükselmesine
karşı bu nedenle her zaman için reflekslerimizin çok güçlü
olması gerekiyor. Kesinlikle böyle tarihi aşamaları yaşadığımız
günlerde, kritik aşamalarda, yol ayrımı dönemlerinde mutlaka
egemenlerin komploları olacaktır. Önemli olan bu oyunlara
gelmemek ve daha fazla kanın dökülmesinin, acıların,
felaketlerin yaşanmasının önüne geçmek oldukça hayati bir
durumdur. Hem Ortadoğu’ da hem Kürdistan ve Türkiye de yaşanan
tüm gelişmeler bir kez daha Önderliğin görüşlerini haklı
çıkarmıştır. Bunun görülmesi ve çok derinlikli sonuçlar
çıkarılması oldukça önemlidir. Komplocu güçlerin her zaman için
kendilerini sömürü, düşmanlık, kan, gözyaşı, karmaşa üzerinde
yaşattıklarını bilince çıkarmak gerekiyor.
-Bugün itibariyle değerlendirildiğinde kadın hareketin
üzerinde komplonun etkilerinin olduğu söylenebilir mi?
Kuşkusuz komplo’dan en fazla etkilenenler kadınlar oldu.
Önderliğimizin başından beri yaptığı en temel çalışmalardan biri
özgür kadın kişiliğinin geliştirilmesiydi. O, felsefesinin
temeline kadının özgürlüğünü koymuştu. Kendi şahsında klasik
erkekliği öldürerek dünya da kimsenin başaramadığı önemli bir
çıkışı yapmıştır. Kadın özgürlüğü konusunda yaptığı sayısız
diyalog, çözümleme vardır. Binlerce kadın Kürdistan gibi ağır
feodal toplumsal sorunları yaşayan bir ortamdan dağlara
geliyorlarsa, bunun kadın özgürlük çalışmalarıyla yakından
bağlantısı vardır. Dünyadaki kaos, karmaşa, kirlilik, kötülük,
eşitsizlik, şiddetin temel kaynağı erkeğin kadın üzerindeki
baskı, sömürüsüyle çok yakından ilintilidir. Ve tarihteki ilk
komplo, binlerce yıllık Ana- kadın kültürünün inkarı üzerine
yapılan komplodur. Yani bu toprakların bilinen ilk tanrıçası
olan Star kültürüne yapılan komplodan binlerce yıl sonra tarih
yine aynı topraklarda tekerrür ediyor. Bu tesadüf olamaz.
Binlerce yıldan sonra Önderlik ilk defa Ana tanrıça kültürünü
canlandırmak istedi. Erkek egemenlikli sistemin kadını tümden
bitirdiğine inandığı bir coğrafya da yeniden kadın olgusunun öne
çıkarılması elbette ki kolay kabul edebilecekleri bir şey
değildi. Kadınlar olarak daha emekleme aşamasındayken, henüz çok
yeni kendimizi tanımlamaya çabalarken, dünya çapında yapılan
komplo’dan özellikle kadınlar olarak sarsılmayı yaşadık.
Acımasız erkek dünyasında biraz nefes yollarımızı aralamaya yeni
başlamışken Önderliğimizin esareti bizleri çok ciddi bir
yalnızlığa itti. Kadın, özgürlüğe ilk adımlarını atarken erkek
zihniyetinin doğallığında tepkilerinin olması beklenen bir
husustu. Çünkü binlerce yıldan beri şekillenen bir toplumsal
erkeklik- kadınlık olguları vardır. Bu kültürün sarsılması
devrimci zeminlerde bile olsa, alışılmış erkekliğin tepkisine
yol açması başından beri beklenen yandı. Bu konudaki gerçekliği
en iyi bilen Önderlik her zaman kadınlara destek oldu.
Önderliğin esareti ile birlikte biz kadınlar, gerçekliklerle
daha çıplak yüz yüze geldik. Bunun getirdiği ciddi zorlanmalar
oldu. Önderlik, kadınla yaptığı her diyalogda kadınların kendi
ayakları üzerinde durmasından, her türlü zorluğa karşı
örgütlenmesinden, derinlikli bilinç kazanılmasından bahsederdi.
Bu konuda sürekli kadınları eğitmeye çalışırdı. Ama komplo ile
birlikte Önderliğin bu uyarılarını kadınlar olarak çok ciddi
başaramadığımız da ortaya çıktı. Tarih bu konuda Önderliği bir
kez daha doğrulamış oldu. Bu süreçte çıkarılan en temel ders
buydu. Yine erkeği bir sistem, bir kültür olarak ele alıp
çözümlemek ve alternatif olarak kadın eksenli demokratik
zihniyet ve yapılanmalar için mücadele etmenin, ekmek su kadar
ihtiyacımız olduğu gerçekliği her zamankinden daha fazla açığa
çıktı. Geçen 8 yılda genel hareket olarak bir iç tasfiyecilik ve
komplo dayatıldı bize. Bunun mücadelemize, kadro yapımıza,
halkımız ve kadınlar üzerinde olumsuz etkileri oldu. Önderliğin
“tecrit içinde tecrit” dediği belirleme bu gerçekliği en iyi
ifade edendir. Böyle süreçlerde en fazla kadının Önderlik
felsefesini, yaşam tarzını, stratejini sahiplenmesi gerekirdi.
Bu konudaki zayıflıklar tasfiyeci dayatmaların daha fazla zemin
sunmasına neden oldu. Yaşadığımız ikircikli duruştan kaynaklı
Önderliğimizin kadınlara özgürlük de var mısınız? Özgür kadın
kimdir? Nasıl yaşar? Sorularını sorması üzerinde en fazla
yoğunlaşmamız gereken konudur. Ve önderliğin biz kadın
hareketine eleştirisi olarak algılamak en doğru olanıdır. Hala
tüm alanlarda Önderliğin hedeflediği yeni paradigmaya göre bir
zihniyet ve demokratik yapılanmaları pratikleştirme de
sorunlarımızın olduğunu tartışıyorsak bunun kendimizi hala güçlü
yapılandırmamamızla bağlantısı vardır. Bu noktada yaşadığımız
yetersizlikleri aşmak, önümüzdeki en temel mücadele konusudur.
Bu konudaki çabalar inkar edilmemekle birlikte gerçekliğimizi
doğru koymak da fayda vardır. En son Önderlik de “beni seven
çalışsın” diyorsa bunda en fazla çalışma içinde olması
gerekenler de kadınlar olmalıdır.
-Komplo’ya günümüzde kadın hareketi olarak karşı durmak
nasıl olmalıdır?
Önderliğin, komployu boşa çıkartışı bize büyük güç
veriyor. Fakat komploya karşı kadınlar olarak yapmamız
gerekenler o kadar çok ki. Önderliğimiz hala o İmralı
tabutluğundayken rahat olmamız mümkün değil. Sevgi ve
bağlılıklar ancak bilinçli olunca anlamlıdır. Önderliğin
biz kadınlardan her zaman beklediği kendi felsefesinin,
ideolojisinin teminatı olmasıydı. Özgürlüğe, özgür bir
topluma en fazla ihtiyacı olan kadınlar olduğuna göre
toplumu değiştirip dönüştürmede de motor güç yine
kadınlardır. 21 yüzyılın cins çelişkilerinin en fazla
öne çıktığı bir çağ olduğu gerçekliği göz önüne
getirilirse yapılması gerekenler açıktır. Önderliğin
“yarım kalan özgür yaşam projem”dediği kadın özgürlük
çalışmalarının kazanımları mutlaka daha
derinleştirilmelidir. Devletli toplumsal sistemlerin
özelde ise ulus-devletin yarattığı toplumsal sorunlar
bugün tam bir enkaz halinde durmaktadır. Böyle kaos
dönemlerinde eğer kadın hareketi olarak kendimizi güçlü
tanımlar ve ona denk yüzlerce işlevli, tabandan bir
örgütlülüğü başarırsak alternatif bir topluma oldukça
yaklaşmış olacağız. Bunun dışında başka bir yolun
olmadığı biliniyor. Kadın hareketi olarak en fazla
egemen erkek sisteminden kopuşu radikal yaşaması
gerekenler olarak, erkek egemenlikli sistemin bütün
zihniyet ve kurumlarından kendisimizi sıyırmamız
gerekiyor. Böyle olmazsa benzeşme kaçınılmazdır.
İktidara bulaşmak ve iktidarın kurbanı olmak
istemiyorsak geçmiş pratiğimizden güçlü sonuçlar
çıkarmamız gerekiyor. Her yerde en fazla ideolojik
netliğe ulaşması gerekenler, kadın özgürlük militanları
olmalıdır. Yine en fazla barış dilini ve kardeşlik
dilini kullanması gerekenler bizler olabilmeliyiz. Bu
nokta da kadın hareketinin önemli bir alanı olan PAJK
olarak tanrıçalaşma- melekleşme- Afroditleşme kavramları
üzerinden nasıl bir özgür kadın, özgür insan sorunlarını
güçlü cevaplar verebilecek arayışın mücadelesini vermek
en temel görevimiz olmaktadır. Halkların ve kadının
alternatif toplumu ancak özgür kişiliklerle olabilir.
PAJK’ın kendisi Önderliğin bir projesidir. Bunun
ağırlığı ve bilince yaklaşmak her zaman için kazandıran
olacaktır. Komplo’ya bugün verilecek en büyük cevap
özgürlüklere, yaratılan değerlere sahip çıkma, bunun
kalıcı kurumlaşmalara kavuşmasını sağlamadır.
Sonuç itibarıyla; 2007 yılı mücadelemiz açısından
oldukça kritik bir yıl olacak. Bize düşen gelişmeleri
çok iyi takip ederek olası her duruma karşı kendimizi
savunmamız, mücadelemizi üç temel ayak olan ideolojik,
toplumsal ve meşru savunma alanları üzerinden güçlü
yapmasını bilmektir. Ancak bu şekilde günümüzdeki
komploları boşa çıkartabiliriz.
Geri
Dön
|