ANASAYFA

 
ÖZGÜRLÜKTEN KADINA NOTLAR


Sosyal ilişki ve yaşamınıza fazla değinme gereği duymuyorum. Eksik ve uygulamasız olacağından çekiniyorum. Kadın somutunda çözmek istiyordum, yarım kaldı. Çok üzülsem de bunu tamamlamak güç ve imkanını şimdilik göremiyorum. Ama öze zarar vermeyecek, yarım da kalsa anlamını bozmayacak ilişki ve yaşam tarzının gelişim gereği açıktır. Bu artık bireyin biraz da sanatçı yaratıcılığında ifadesini bulacaktır. YAJK'ın partileştiğini duydum. Özgür kadına başarı getirmesini dilemekle ancak çok yönlü, derinlikli gelişmesini sınırsız saygı ve sevgimi, özlemimi belirtebilirim.

Çocuklara çok iyi bakılması, kültürel çalışmaların özellikle kanallara yansıtılması önemlidir. Halka sıra gelince, gerçekten nefesim zorlanıyor. Hele kayıp yakınları için, onların barışı için ayakta durduğumu belirtebilirim....

Ferhan’a ilişkin “Herkes benim yeğenim bilir. Aslında Cibin köyündendir. Avrupa için faydalı oluyor mu? Sanırım Hürriyet Gazetesi’nde çıkan haber vardı ‘aşk yuvası filan’ dikkat edilmeli. Bizim ortamımızda böyle şeyler olmadığı biliniyor.

Dünyada ilk kadın partisi herhalde ileri bir adım. Güçlenmeye çalışıyorlar. Herhalde Güney’de de konumları çok gelişkindir. Sanat okulları var. Ona kaydolsunlar. Politik eğitim çok gerekli. Nucan’ın grubu eğer kolej’i bitirmişlerse, üniversiteye gitsinler...

İngilizler, en çok kadını özgürleştirdiğimi iyi biliyor. Kadının fiziki özgürleşmesinden tutalım, ruhi şekillenmesine kadar bizde müthiş bir eğitim vardı. Benim yatak odamda da diğer yaşam alanlarında da kadını müthiş özgürleştirdim. Saptırıyorlar...

Sağlığı biraz kurtarıyorum. Barışın gelişmesiyle bağlantılıdır. Tüm cezaevlerine, özelde bayanlara selam söyleyin. İlerde çok güzel yaşam metinleri -bazıları yaşam ayetleri diye çarpıtıyor- yazacağım. Korkunç duygularım var. (Kızlar) Sivas Cezaevi korkunç güzel yazmışlardı. Güzellik üst boyutta en büyük sıkıntım, paylaşamamaktır. Barışın gelişmesi de buna bağlı. Çünkü kadın demek barış demektir..

Kadın özgürlük partisinin mesajını aldım. Derin, anlamlı ve yüce duygu yüklenimle bağlılıklarına değer biçmek zordur. Benim için son yılların en zor çalışmasıydı. Konu hassastı. Ağır duygu yüklüydü. Bin yıllık sorunların, kördüğüm olunmuş, acımasız savaş kurallarından, derslerden tutalım güzellik, eşitlik, emek yüklü yeni yaklaşım ve yaşama tarzını açıklığa kavuşturmak, bunu da öz güçlerine dayalı kılmak biçiminde bir yol tuttum. Çok az cesaret edilen ama klasik olmayan, üstünlük ve hakimiyete yer vermeyen bir yaklaşım olacaksa böyle olmalıydı. Cins, sosyal ve siyaset arasındaki bağ doğru kavranılmalıydı. Ayrıca kadınla ancak güzel yaşanılabilinirdi. Bunun öz ve biçim sorunlarına cevap gereklidir. Önemli aşamalar katledilmesine rağmen, bana göre eksik kalmıştı. Ayrıca benim etrafımda kendini aşırı feda edecek, patlatacak bir duygu atmosferi çok zorlayıcıydı. Son dönemde bu daha da artmıştı. Dolayısıyla bu kazanılan derinlikli duygu ve düşünce güçlerini dünyada da kendini gösteren, kadını obje olmaktan çıkarıp subje, öz kimliklerine dayalı bilinç ve irade güçleri haline gelmeleri somut gerçekliğimizde büyük önem taşıyor. Partileşme bunun iddialı bir adımıdır. Bununla şüphesiz bin yılların erkek egemenlikli toplum dünyası yerine, kadının özgün ve özgür irade ve bilincine, doğru bir toplum paylaşımına, bu temelde alt ve üst yapıyı yeniden şekillendirmede yerlerini belirlemeye sahip çıkmaya çağıracaktır. Program, örgüt, yaşam tarzıyla kendilerini yeniden gerçekleştirmeye bu temelde ilkeli yürüyeceklerdir. Gereğine derinden inanıyorum. Buna yaşamlarını adamalarına büyük saygı gösteriyorum. Onların daha doğmadan erkeklerin karıları olmak yerine, halkın, sevginin, güzelliğin kadını olmaları gerekir öncelikle. Barış dönemlerinde bu soylu erdemleri daha çok geliştireceklerine, kölece bağımlı değil, özgürlüğün güzelce sürükleyici gücü olmalarına, bunun belki de 21. yüzyılın en sürükleyici bir devrimci çalışması olacağına ve başaracaklarına çok değer vermek kadar, başarılı olacaklarına inanıyorum. Büyük fedakarlık, cesaret güçlerini yeni dönemin her çalışma alanında istedikleri, inandıkları ve başardıkları oranda kullanmalarını diliyorum. Hepsine büyük özlem, saygı ve sevgilerimi belirtiyorum....

Sağlığımı zor da olsa koruyorum. Duyguların dayanılmaz gücüne dengeliyorum. Büyük özgürlük kişiliğinin, özleminin sonuçlarının ne olduğu müthiş bir şey. Mezopotamya kökenli bilinen bilenmeyen mitoloji, din, siyaset, felsefe, hukuk, askerlik halen çok etkileyici. Orada halk sanatının doğuşu büyülüdür. Bunu duyumsuyorum. Özgür yaşamın doğuşu kutsal bir ürperti ve heyecanı sürekli veriyor. Savaşınızın yanlışlık ve doğru yanının çözümünü, bundan gerekli sanatsal ürün çıkarmanızı, yeni bir felsefi, ahlaki yaşamın gereğini daha vazgeçilmez görüyorum. Yaşanılan trajediye daha fazla girmek istemiyorum. Kayıp yakınlarının çocuklarına, genelde kadın ve ihtiyarlara, tüm yoksullara ve yardıma muhtaç olanlara, acı çekenlere, özlü ve haklı isteyenlere, güzelliklere benden yana istemlerine yanıt olursanız, çok memnun olmak kadar, hepinizi tarif edilmez özlem ve sevgilerimle kucaklıyorum. Sonuna kadar hepinizin, herkesin istedikleri kadar onların olduğumu belirterek selamlıyorum....

Kadın partileşmesine ilişkin bilgi verildi. Darlık eleştirisi ve derinlik sorunu aktarıldı. "Darlık olarak değerlendirmemek gerekir. Kadın şeyinde biraz daha derinleşin. Tanıdığım kadın grubu biraz inatçıdır. Erken iktidar olmasınlar. Yetki delisi de olmasınlar. Asırlık şeyi olabilecek bir çalışmadır. Benim bazı pratik önerilerim olacak. Örneğin, Hırıstiyanlık'ta aziz, azizeler var. Ben bunu da önermiyorum. Günümüzde feminist hareketler var. Onlar da kopuyor. Bu daha özgün, daha radikal bir oluşumdur. Aynı parti birliği içinde yer almalarını da zorlar. Kadın çalışmaları barış döneminin çalışmalarına yansır. Kadının gösterdiği korkunç bağlılık, barış etkinliğine dönüşürse muazzam infilak olur.

Erkek tarafının özgür kadın partisinin özgünlüğünü, farkını görmesi gerekir. Erkek gittikçe tepki gösterecek. Egemenliklerinden kolayca vazgeçmeyeceklerdir. Kendilerini yere atacaklardır. Erkek tarafının hiç konuşmaması lazım. Yapacağı bir yardım varsa pratikte yapsınlar. Kadın için emniyet tedbirlerini alabilirler. Ama beyinsel tedbirler olmaz. Güçleri varsa kendilerini değiştirip, dönüştürmeye uğraşsınlar. Bu böyle gelişecektir. Ben olsam hiç konuşmam. Dinlerlerse dinlerler. Erkek ağırlıklı bir biçim vermek, tepki, öfke yaratır. Serbest bırakılmalı. Eleştiriler   yapılabilir. Yoksa reel sosyalizm gibi bir şey olur. Dağlar da daha iyi tedbir alınmalı. Bu biraz benim yürüttüğüm çalışmaydı. Tümüyle red biçiminde gelişecek. Erkeğin kurallarına tepki olarak patlamadır. Bin yıllık erkeğin eliyle gelişmiş yaşam tarzına tepkidir. Uzun sürebilir. Bu çalışma bazı kadın ve erkekler için zor olabilir.

Normal sosyal düzene geçebilirler. Eskiden de söylüyordum. Ama kural haline getirmesinler. Erkek kadın birlikte yaşabilirler. Diğer tarafta ayrı yaşamı dayatmasınlar. İki tarafın dayatması olmasın. Erkeğin fazla müdahaleci olmaması gerekir. Normal düzende yaşam isteyenler evlenebilir. Bir arada yaşama, parti ilkesidir diye değil bunu normal yaşam, doğal süreç olarak yaşasınlar. Bu tip kural dayatmaları, kimse evlenemez kuralı henüz erkendir. Derinleşmek isteyeni de rahat bıraksınlar.

Bu işin özünde cins çelişkisi var. Cins, kinini öfkesini ortaya çıkarır. Çelişkiyi tanımak gerekir. Onun kuvvetini tanımak gerekir. Ne sanıyorlar çelişkiyi? 21. yy boydan boya... çelişkisi gibi değil. Konu hayli karmaşık. Ne de olsa devrimci arkadaştır. Cins şeyi o kadar önemli değil demek doğru değildir. O kadar basit değil. Bu savaşın cins savaşımı, özgünlüğü var.

Konunun muazzam karmaşıklığı var. Kişisel tatmine, cinselliğe indirgememek gerekir. Cinsellik bambaşka bir tahlili gerektirir. Muazzam çözmüştüm. Çözümlemelerimi iyi okumuyorlar mı?"

Kadın hareketinin doğuş sancısı çektiği söylendi. "Ben 40 yıldır bu sancıyla yaşıyorum. Kadının kendini değiştirmesi gerekir. Çok derin açmaları gerekir. Tanrıçalar, özel gücü çok iyi örgütleyenlerdir. Alanın derinleşmeye ihtiyacı var. Bunun özgünlüğü var. Karşılıklı dayatmalara gerek yok. Bizim projenin özgünlüğü var. Özgür düşünce, özgür beyin, büyük bir düşünceye, yaşamaya ihtiyaç var. Reel sosyalizm gibi olmamalı. Kadınlı, erkekli birlikte yaşayabilirler. Herkeste yürütemez. Normal yaşamı yaşamak isteyenler bunu yaşayabilirler. Kaybedecekleri de var. Özgürlük arayışlarını yitirirler. Büyük özgürlükçü olamazlar. Ancak rahatlayabilirler. Rahatlamak istiyorlarsa rahatlasınlar. Hiç bu konuda kendinizi kandırmayın. Ödenmesi gereken bedel var. Kargaşa ve saptırma olmamalı. Acele etmesinler.

Demokratik tartışma olsun. Demokrasi gücünü getirecektir. Çok zorlanan bazı kadın ve erkeği tanıyorum. Onlarda normal aşiret ilkelerine göre aile kurabilirler. Ama bunu parti ilkesi haline de getiremezler. Devrimci usül olarak dayatmasınlar. Bu aşamada buna engel olunmaması gerekiyor."...

Aysel, kadın hareketini derinleştirmesi gerekir. Sizin HADEP'e girmeniz önemli. Devlet buna dikkat edecek. Bir yerde bir sözcüm gibi olacaksınız. Dikkat edin. Üzerine yatmayın. Ucuza da ele almayın. Böylece belki kendinizi de kurtarırsınız. Eskiden de uyardım anlaşılamadı. Bu konuda büyük çaba harcamanız gerekir. Eğitim yapmalısınız. Düzen zaten kişilere kul, padişah sistemini getirmiştir. Doğu'daki şeyhler hepsi felçlidir. İradeniz gelişsin. Kadın şeyini de bu yüzden açığa çıkarttım. Bu dönem yeni bir dönemdir. Sonuçta bu yeni dönemde demokrasi de, yaşam da, kadın da kazanabilir." ...

Jiyan Deniz ile, Özgür Politika’da yapılan söyleşi aktarıldı, ilgiyle dinledi. “ Burada cins sorununun diğer sorunlarda olduğu gibi demokrasi içinde çözüm bulacağı tespiti, çok güçlü bir tespit. Hem ulusal sorunun, hem de kadın-erkek sorununun demokrasi modeli içerisinde çözümlenebileceği yaklaşımı doğru bir yaklaşımdır, derinleştirilmelidir. Jiyan arkadaşın rolümüzün ağırlığını biliyoruz. Buna uygun davranacağız söylemi de, önemine uygun olarak pratikleştirilmelidir. Sizler de YAJK’ın son mektubunu iyi okumalısınız. Orda da güçlü değerlendirmeler vardı. Televizyon programları yapıyorlar mı? Döneme uygun güçlü ve yeni programlar yapsınlar. Dışarı da benden ne isteniyor? “...

Katıldığımız panellerde en çok kadınlar sizin sağlığınızı merak ediyor. “Kadınların bağlılığı ilginçtir, derin ve farklıdır. DBP’in etkinlikleri engellendi. Bu ilginç değil mi? Devlet eskiden bize yöneliyordu, onlara hiç yönelmiyordu. Devlet onlara fazla güvenmiyor. Onları biraz köksüz ve dışa bağlı buluyor. Devlet köksüz hareketleri sevmez, bizim şuandaki çalışmalarımızı reddeden geçmiş çalışmalardır. Bu görülmek zorundadır. Barış için çalışmak önemli, siz buraya ilk gelişlerinizde panik içindeydiniz. En zor durumda olan bendim. Cumhuriyet tarihinin en ağır mahkumu ben iken, iğne ucu kadar da olsa barış ve demokrasi için bazı çalışmaları değerli olduğunu, yargılamamın kaderinin de buna bağlı olacağını söylemiştim. Siz karamsardınız, en zor durumda olan bendim. Ben daha umutluydum. Benim etrafımdaki şey kırıldı. Biraz daha derinleştirebilirsek bir daha adıma daha ihtiyaç var....

Özgür Bakış’ta yayınlanan ve Özgür Politika aracılığıyla  bizlerle ilişki kuran, Almanya’da yaşayan Türk kökenli İnci Jann’ın kendisine gönderdiği mektuptan bahsedildi. Doğan, bu kadın hakkında net bir bilgimizin olmadığını ayrıca mektubundaki dilin çok duygusal olmasının yeterince anlaşılamadığını bu nedenle bazı şüpheleri olduğunu söyledi. “Olabilir, araştırabilirsiniz. Ancak çokta şüpheci olmayın. Almanlarla bir ilişkisi olabilir mi? Almanlarla girdiği ilişkilerden ötürü böyle bir etkilenme yaşamış olabilir mi?” Ayrıca İnci Jann’ın  son olarak kendi mektuplarının verilmemesi nedeniyle  Avrupa’da bazı protestolar geliştireceğini  ama zarar vermesin diye Öcalan’ın bilgisini beklediği yönündeki notu aktarıldı. “Yapabilir, sakıncası yok. Sizlerde duyurabilirsiniz. Doğru, mektup alamıyorum. Kendisine mektup verilmiyor diyebilirsiniz. Sivas Cezaevinden bayanlardan bir kart aldım. (İnci Jann’ın mektubu okundu) İnci Jann Özgür Politika’ya yazı yazsın. Hatta mümkünse Türk basınına da yazı yazarsa iyi olur. Milliyet, Radikal de olabilir. Büyük ihtimalle İnci Jann’ın düşünceleri Almanya’nın Kürt-Türk ilişkilerine ilişkin düşünceleri  olabilir. Bunun bireysel olacağını zannetmiyorum.” Basında yer almak üzere İnci Jann’a hitaben cevabi bir mektup yazdırdı. “Sevgili İnci Jann mesajınızı aldım. Derinliği olan ve doğru bulduğum yaklaşımlardır. Burada Kürdü anlamaktan çok Türkü böyle anlamaya değer biçiyorum. Hakiki Türk’e layik olmak  budur. Hakiki ve beklenen Türk aslında budur. Kürdün olduğu gibi böyle bir Türk’ün doğuşunda da tespit ettiğiniz rolümü anlıyorum. Gerçek Atatürkçülük buna aykırı değildir. Cumhuriyetin kuruluşunda bu temel taş atılmış ancak eksik kalmıştır. Demokratik Türkü yaratmak Atatürk’ün hedefiydi. Ne kadar acımasız, zor bir süreç içinden geçsem de Atatürk’ün hedefine ulaşmada rolümün farkındayım. Ve gereklerini büyük bir duyarlılıkla yerine getiriyorum. Bu benim dar yaklaştığım şeklinde  veya kendimi kamuoyuna göstermem şeklinde anlaşılmasın. Türkiye Cumhuriyeti’nde toplumun, bireyin demokratikleşmesi benim için de önemlidir. Bunu daha önce yazdığım kitaplarımda görebilirsiniz. Benim bakışım tamamen Anadolu’ya, Ortadoğu’ya ve Mezopotamya’ya bakışımın bir sonucudur. Bu yönlü çabalarım yeni değildir eskiye dayanmaktadır. Daha önceki kitaplarım, konuşmalarım buna ilişkindir. Aslında bunu daha özgür koşullarda yapmak istiyordum. Ama şuandaki koşullarda  elimden geleni yapacağım. En büyük sıkıntım pratikleşmemdir. Biraz da peygamberce bu mesajlar tarihte yerini bulacaktır. Sizin başka gazetelerde de yazmanızı istiyorum. Politik adımlar atmak isterseniz bunu destekleyeceğim. Tarihi, önemli bir sürecin içindeyiz. Size ve sizin gibi olanlara büyük özlemle bu mutlak başarılması gereken duygu ve düşünceler ışığında esenlikler diliyorum. Sizin için de olmaya ve daha başarılı olma sözünü veriyorum selamlar. (Doğan’a) Bu kadınla görüşün.  Mektuplarını Almanca olarak kitaplaştırabilir. Benim adıma ona mesajlar verebilirsiniz. Bu mektubu da biraz daha genişletebilirsiniz. Başka mektuplardan da gelişlerinizde bana bahsedersiniz. Çalışmalara devam etsin. Bu duygularını kitaba dönüştürsün. Bunlar demokrat düşüncelerdir. En iyi Türk budur. Mesajlarını getirin. Ben de cevap veririm. (İnci’nin kendini yakanlarla ilgili değerlendirmesi aktarıldığında) Kendini yakanların değerini biliyorum. Çok değerlidirler. En son Moskova’daki Ahmet’ten bahsetmiştiniz. O zamanda söylemiştim. Bunlar kutsal şehitlerimizdir. Olanak bulursam her birisi için bir kitap yazmayı düşünüyorum...

Özgür kadın iradesi doğru. Erkek fazla  karışmamalı. Anlaşmak için özgür olmak gerekir.  Benim felsefeme göre özgür kadın yaratılmalıdır.  Özgür iradeye saygılı olmak gerekir. Başarılı olursa yücedir, selamlarız. Ben bir erkek olarak harem kurabilirdim, çoluk çocuk sahibi olabilirdim. Ancak ben özgür kadın çalışmasını yaptım. PJKK var....

Basın aktarımı bittikten sonra, kendisiyle kadın sorunu üzerine sohbet etmek istediğimizi söyledik. “Keşke bu konuları Yargıtay süreci sonrasına bıraksaydık. Bırakmak istiyorum, daha rahat sohbet  ederdik. Fakat bu kişilik düzeylerinizle anlayamazsınız. Anlayabilir misiniz? Dışarıda yüzlerce sayfa konuştum, bunları inceleyin, yeterince değerlendirmiyorsunuz. Bu konuyu daha sonra da tartışırız, fırsatım olursa.

Daha önce gönderdiğim metinde kadına yönelik bir sayfalık çerçeve çizdim. Kadına şunu öneriyorum; kendini mal olmaktan çıkarsın. Bütün pozisyonumda bu benim için felsefik özgürlük yaklaşımıdır. Bu yaklaşımı halen de sürdürüyorum. En derin, en etkin, ince, kapsamlı, insanın egemenlik konusu olmuş, mal olmuştur. En eski sınıf, en eski metalaşma ögesi olmuş. Duygularının kölesi kadın öyle bir olay ki, para gibi bir şey, mal ve kadın, para ve kadın arasında sıkı bir ilişki var. Kadın ile barış arasında, özgürlük arasında sıkı bir ilişki var. Ticaret ve devlet daha çok erkek işi, kadının toplumdan dıştalanmasını getirir. Bu erkeğin işine geliyor. Biraz klasik anlamda erkeğin öldürülüşü ile anlaşılabilinir. Ben biraz aştım, iddia ettim. Buna gücünüz var mı? Özgürlük ne kadar istiyorsunuz? Ne kadar gücünüz var? Özgürlük istiyor musunuz? Bir çok kızımız kendini yaktı. Çok üzüldüm. Bu yaklaşım özgürlükle ilgili, bu yüzden oldu. Yine de bana göre bu özgürlüğe saygı duymak gerek. Özgürlük aktüalite haline gelmiştir.

Yaşamınızdaki küçük bir şeyi dahi oturup düşünün. Yaşamda en basit maddi bir ihtiyacı giderdikten sonra oturup nasıl bir kimlik sahibi olacağınızı düşünün. Kendinizi nasıl kimlik sahibi kılacağınızı düşünün. Kimlik sahibi olmak gerek ama ilgi duyulmuyor. Güç meselesidir. Süren yaşam ilişkinizin dışına çıkarsanız yalnız kalırsınız.

Özgürlük demek; ruhun ve aklın gıdasıdır. Özgürlük gıdası ile insan insan olur. Ama cefası çoktur. Tarihte değişik biçimlerde gelişir. Bu yüzyılda da böyle oldu. Sizler konferanslarda, panellerde tartışabilirsiniz. Kadınla benim kurduğum arkadaşlık güzel bir şey. Çok iyi bir diyalog kurmuştum ama yarım kaldı. Zeki olan devam ettirebilir. Ne demek istediğimi anlayabilirsiniz. Cins çok çirkinleştirildi. Kadınlık manevi işkence haline getirildi. Bu konudaki yanlış yaklaşımlar, yani sadece cinsi yaklaşım çok çirkin. Bu konu ile mücadele ettik, aşmak istedik. Aşmak çok önemli. Klasik evlilik ve aile üzerinde durduk. Bu dipsiz kuyu gibi çözülmeden sorun çözülmez. Ekmekten, sudan daha çok özgürlüğe ihtiyaç var. Kadın erkeksiz olmaz, erkek kadınsız olmaz. Benim için ise olur. Kendi kendinizle mücadele etmeniz gerekir. Kendinizi tepeden tırnağa yenileyeceksiniz. Fiziki olarak bunu söylemiyorum. Kadının bu düzeyde erkekle olması cinayettir. Cinselliği ve namus kavramını derinden işlersen ‘başkasına yar etmem, başkası göz koyarsa ezerim, malımdır, namusumdur’ bunun altını eşelerseniz sınırsız egemenlik ve mallaşma düzeyi ortaya çıkar. Kendisinin değil, birileri ona sonsuz sahip, aşkını yerle bir eder, bir çocuk bile annesine bunu yapar. İki yüzlülük etmemek lazım. Kadınsılığınızı yenmelisiniz. Erkekleşmiş kadınların durumunu da değerlendirmek lazım. Kendi kimliğinizi yenmelisiniz. Kendi kendinizi yenmeniz gerek. Erkek kadına karşı acımasız, kadın kendine karşı daha acımasız.

Erkek ve kadına karşı nasıl savaş vereceksiniz? Uyanık, akıllı, dikkatli ve büyük bir mücadele gerekir. Bu tamamen demokratik bir mücadeledir. Düşünce eylemidir. Özgürlük, barış militanlığı gerekir. Ama zorbalığa karşı kendilerini donatmalı, güçsüzlüğünü aşmaya çalışmalıdır. Güçsüzlüğünden ötürü bu anlayışı ortadan kaldıramıyor. Kızlar bunu fark ettiler, ama güçsüzlüklerinden vazgeçmiyorlar. Herhalde özgürlük kocadan daha değerli ve iyidir. Çocuklardan da daha iyi ve önemlidir.

Özgürlük olmadan her şey haramdır. Namusu burada doğru bir anlayışa oturtmak gerekir. Asıl namus burada başlar. Benim için namus özgürlüktür. Erkek çok kurnaz, kadın da bu süreç içerisinde kurnazlaşmıştır ama erkek hakim. Bunu aşmak irade ve güç ister. Bunun için demokratik çalışma yapılabilinir. Siyasi partilerde vb. platformlarda çalışmak ve mücadele etmek gerekir. Demokratik savaş vermek gerekir. Önce kendiniz olmalısınız. Bunu mektup haline getirin, cezaevlerine kadınlara ve dergiye gönderin. Onlara karşı olan duygularımı sözlerle ifade edemem, hem kafamda hem de yaşamda bir arkadaş olmaya çalıştım. Düşüncemle, irademle arkadaş olmayı doğru ortaya koydum. Benimki, ancak arkadaşlık olur. Bu konumda başka bir şey olmaz. Gelen mektuplar değerli ve anlamlıdır. Bu koşullarda ancak bir selam olabilir. Bu çektikleri acılar en güzel yaşamı hak ettiriyor. Barış çabalarım onların özlemlerine yanıttır, onların özlemlerine cevap  vermek için çalışıyorum.”

NAVEND’de yer alan bazı kişilere ilişkin, “Bunlar feodal ve gericidirler. Korkunç çirkin adamlar. Günay Aslan’ın işi gücü kadın kaldırmak, Selahattin Çelik’te öyle. Eğer dürüst iseler yakın ilişkilerine bakın, çirkincedir. Ne vermişler çevrelerine? Kürt gericiliğini epeyce değerlendirdim, çok zalimler, hala velihat yetiştiriyorlar. Bunlara anladıkları dilden cevap verdim.

Kadın için bir takım düşüncelerim var, yapılacak çok şey var. İlerde mektup ve kitap yazabilir ve bu konuda çalışabilirim. Gençsiniz, insanlık için, kendi cinsinizin kurtuluşu için çalışın ve savaşın. Yalnız kendi sorunlarınızı değil, başkalarının sorunlarına da cevap ve çözüm gücü olun. İsa zamanında da Aziz ve Azizeler gibi Müslümanlıkta da Müminler vardır. Bunların durumu çarpıtılmıştır. İnsanlığın kurtuluşunu hedefleyenlerdir, bunun anlamı budur. Sizlerin buraya gelmesi anlamlıdır. Aslında epey özgürlük mücadelesi verildi, yetiştiler herhalde. Umarım daha çok gelişirler, çok sayıda yetiştiler. Onların içinde ihanet edenler olmadı. Analar ve kadınlar daha çok barış insanıdır. Zaten savaş önce kadına karşı geliştirilmiştir ve erkek işidir. Kadınlar barış insanıdır ve sosyal insandır.

Kadının doğası, savaşı ve sınıflaşmayı kabul etmez, doğallığı gereği sosyalist bir kişiliği vardır. Sosyalist yaşama yatkınlığı vardır. Erkeğin yaşam ilişkisi ise zorbalıktır. Erkeğin egemen kimliği ile ilgisi var. Barış kadının en çok serpileceği bir dönemdir. Savaşsa erkek geliştirir. Sürekli yoğun barış militanlığı yapılmalı. Kadının barış hareketine militan düzeyde katılması önemlidir. Barış ve demokrasi hareketlerine ilgi gösterin, öncülük edin, barış kadın işidir. Barış ve demokrasiye öncülük ederseniz militan bir kişilik yaratırsınız.”

Nasıl bir yöntem gerekir diye soruldu. “Kadının amacı güneş kadar net ise yöntemini bulur. Özgürlük tutkusu güçlü ise, her yol ve yöntem bulunur. Özgürlük konusunda lafazancı olmamak lazım. Kafanızın içinde erkek egemen düşünceler varsa şeytan olursunuz. Nasıl yapacağız, önümüzü tıkıyorlar yakınmasına çok kızıyorum. Önümü açın diyenlerden nefret ediyorum. Bunu diyerek erkekten yardım istiyorsunuz. Kocasına sığınan kadından ne farkın kaldı. Başkalarından yardım istemeyin. Önce sen Kaf dağını aş, beynini, yüreğini geliştir. En büyük yoldaşın özgürlük tutkusudur. Beyin ve yüreğini çalıştır ama iyi yoldaşlar gerek. Çocuklar ağlar. Çocuklar gibi ağlamayın. Akılla kendinizi yaşatın, geliştirin. Unutmayın benden daha tehlikeli bir çarmıhtasınız. Kendisini özgür sananlar hiç bir şey olamaz. Çarmıhta olduğunuzu anlarsanız, özgürlüğün iğne ucu kadar da olsa değerini bilirsiniz. Devlet, baba, koca, bana bir şeyler versin bu çaresizliğin ifadesidir. Özgürlüğü çok istiyorsan kendini yetiştir. Gücün varsa bunun gereklerini yerine getir. Gücün sınırlıysa bu güç kadar sınırlı çalış. Gücün kadar iş yap. O zaman iddialı olmayın. Bu konuda açık olun. Tabii ki gücün oranında kaldır, şunu bunu her şeyi yap, haddini, ölçünü iyi bileceksin. Kendi kaderinizi, durumunuzu tartışın, kendi kendini iyi kullanmayı bileceksin, iyi kullanmazsan bitersin. Benim beş yüze yakın kitabım var, ben zaten bir yazarım.”

Kürt Aşkı adlı kitaptan bahsedildi. “İçeriği güçlü mü? Özgürlük üzerine yazmıştım. Liberal özgürlük düşünceleri gelişiyor. Günümüz Türkiye’sinde de bu işleniyor. Basında bu konuda güzel yazılar var okuyorum. Gülay Göktürk iyi yazıyor, bizden etkilenme var. Kadın hareketi barış için rolünü oynayabilir. Çok düşünürseniz kalan eksikliği görüp tamamlayabilirsiniz. Bu insanlık kavgasıdır. Biz insanlık savaşı veriyoruz. Bu kadını daha çok ilgilendiriyor. İşin özünden ileri geliyor. Ezilen halklar ve insanlarla özdeşleşmişlerdir.

Kadınlar iyi insanlardır. Kadınla yoldaş olmak güzel bir şey. Kadın düşünce açısından erkekten geri değildir. Hiç bir kadın beni klasik hale getiremez. Bunu deneyenler oldu. İyi koca veya aşık gibi olmak, bundan nefret ediyorum. Ben buna asla gelmem. Kendimi köle kadına bulaştırmam. Kişiliğimin en çarpıcı yönü budur. Önemlidir. Benim kişiliğimi ve düşüncelerimi iyi işleyin. Yazıları toplayın.”

Barış Anaları hatırlatıldı. “Analar için biraz daha yazabilirdim. Analar için konuşmak istemiyorum. Onlar için çok üzülüyorum. Ucuz ve basit laf söylemek kolay. Yaptıklarımla bilinmek istiyorum. Kadınlar için yaptıklarım onlara da atıftır. Kadın erkek ilişkisini yerle bir ettim, bu iki yüzyıllık kirliliği yıkamıştım. Sınırsız kadın özgürlüğü yaratmaya çalıştım. Bunu daha da geliştirmek mümkündü. Kadınla çok doğru temelde arkadaşlık yaptım. Erkekler tehlikelidir, ikiyüzlüdür, aldatır. Kadın kadınsılaştırılmıştır. Bu konuda çarpıcı sonuçlara vardım. Bekledikleri ve istedikleri kadar onların olduğumu söylüyor, selamlarımı iletiyorum. İnsanlık bunlarla olacak, aşk, arkadaşlık, yoldaşlık bunlarla olacaktır. Anlattıklarımı bana tekrar ettirmeyin, her şey orada var. Kendini yakanlar, büyük kopuşun bu şekilde gerçekleşeceğini düşündüler. Onlar özgürlüğü yakalamışlardı. Kendilerini ifadenin yolu olarak bunu gördüler. Ben öyle kendilerini yakmalarını istemiyorum. Kendini yakmalar, sabırsızlığı, güç getirememeyi ifade eder. Korkunç acılar içerisinde kendinizi bitireceğinize barış militanı kılın. Barış ve demokrasi savaşını kazanın, barış için, demokrasi için cayır cayır kendinizi yakın. Kendinizi militan kılın, onda kendinizi eritin. Haksızlık yapmayın, örnek olun. Çıkarılacak sonuç budur, bu da kendini yakmanın bir başka ifadesidir. Bunların sayısı onlarcadır. Bunlar büyük kişiliklerdir. Büyük kişilikler, değer haline gelin, bu durumda dinlenir kişilikler olursunuz. Yakanların anısına bağlılığınız, demokrasi ve barışın kazanmasını sağlayacaktır. Bu düşüncelerimi herkese ulaştırın, onlar için en güzelini düşünüyorum. Mani kişiliği ve İsa kişiliği ile benzerlikler kurulmalı ama kendime özgün yanlarım da var. Mani de ‘resme bakın her şeyi anlarsınız, bir duruma bakın her şeyi anlarsınız’. Benim de bir anıma bakarsanız herşey yeterince anlaşılır. Yaşamıma, bir özgürlük anıma bakın her şeyi anlarsınız. Ölmem ya da kalmam sorun değil. Böyle bir kişilik yaşadı demeniz en doğrusu olur. Anama hiç bir şey veremedim, bir ara benden pazen istemişti, almadım. Ama önemli değil. O’na büyük bir saygı ve sevgi duyuyorum. Önemli olan insanlık için bir şey yapmak.

Ben kendim ucuz yaşamak istemem. Ucuz yaşamak alçaklıktır. Her türlü ölüme hazırım demek bana fazla ucuz geliyor. Yaşamayı da fazla şey bulmuyorum. Koskoca sınırsız gelecek, bir ana gizlidir. Koskocaman bir yaşam ve o anı yaşadım. Bu anı korudum, kimseye teslim etmedim. Kimseye ihanet ettirmedim. Ölüm de, infaz da gelse umurumda değil. İdam, infaz beni korkutmuyor. Barış için bir şeyler yapmak lazımdı, barış için yaşamak bana doğru geldi. Barış için, kardeşlik için konuştum. Barış bana doğru geldi, kaba bir direnme anlamlı değil. Bu teslimiyet değildir. İnfaz da edilsem, Türk düşmanlığı yapın demem. Bu taktik değil. Kötüler var, halk için mücadele ediyorum.

Mücadele de bir eksiklik vardı, Parti çok aşırı bir uca kaymıştı, savaş zarar veriyor, sağa kayıyordu. Kendimi kurtarmamla alakası yok. PKK içerisinde de eksiklikler oldu. Her gün öl, öldür yerine, kendin yaşa yaşat ilkesi daha doğru geldi. Buna dönüş yapın. Ölüme de gitsem bu ilke eksikti, bu eksiklik giderildi. İnfaza da hazırım, yaşamaya da. Sürekli bir savaşla her iki tarafı da zora sokan durumu aşacağıma inanıyorum. Attığım adımla her iki tarafı da zor durumdan kurtardığımı düşünüyorum...

Kürt Aşkı'nı okudunuz mu?" Okuduk. "Nasıl buldunuz?" Kadın üzerine çözümlemelerin derin ve etkileyici olduğu ancak Türk kadınını etki alanına alamadığı ifade edildi. Oraya taşırılması üzerinde duruldu. "Kadının özgürlüğü ile ilgili Kürt Aşkı kitabındaki değerlendirmeler çok kapsayıcı ve anlamlıdır. Yeni toplumun oluşumunda bu düşüncenin taşırılması gerekir. Barış ve Demokrasi Konuşmaları kitabında da Kürt-Türk ilişkileri gözden geçiriliyor. Kitaplarımı partilere, gazetecilere, aydınlara hediye biçiminde gönderin."...

Kendisinden mesaj beklendiğinin söylenmesi üzerine, “Kadınlara ilişkin yarım kalan yaşam projem vardı. Onun içeriği doldurulabilir. Çünkü özü verilmiştir. Özgürleşme mücadeleleri devam etmeli ve sonuna kadar gitmelidir. Özgür kadın yürüyüşü bana göre halen en haklı ve sonuna kadar gidebilir. Yaşam ve barış üzerindeki etkisi düşünülmeli. Yenisi yaratılmalı. Özgür kadın benim için idealdi. O davam sonuca gidebilmeli. Özgürleşen kadın nasıl istiyorsa, kendileri kendi kararını verebilirler. Üzerine yoğunlaşmak çok heyecan verici. Korkum yanlış anlayacaklar.

Cezaevlerinin kavranma düzeyi yüksek, yazışabilirim. pratikler ….. onun sonuçları barış götürmelidir. Bu bir sanattır. Fırsatım olursa yazarım. Buna gidilebilmeli. Kendileri kendi kararlarını verebilirler. Ben empoze edemem. Kesin yaşam ve erkekle ilgili olarak özgürleşen kadın nasıl istiyorsa öyle davranmalı. Dayanışma ve mücadelelerini geliştirebilirler.İdam konusunda güçlü bir kampanya başlatılabilinir.“..

Özgür kadın hareketine ilişkin de özgür yaşam konusunda sınırsız saygı, sevgilerimi belirtiyorum. Yarım kalan özgür yaşam projesini sürdürsünler, geliştirsinler.”...

Hafta sonu İstanbul’da yapılan HADEP Kadın Konferansı’ndan söz edilerek, özellikle bölgeden gelen kadınların, parti ile çalışmalarına erkeklerin engel olduğu yönündeki tespitleri ve ayrıca HADEP Kadın Komisyonu’nun yeni bir yayın çıkarmak istediği aktarıldı.

“Sizlerden katılan oldu mu? Kim katıldı?”

Aysel’in katıldığı, önümüzdeki görüşmeye gelerek daha ayrıntılı bilgi ve gözlemlerini doğrudan anlatacağı belirtildi.

“Aysel geldiğinde ben de daha ayrıntılı değerlendirmeler yaparım ama şimdi de bazı konuları belirteyim. Özgür Kadın Dergisi, HADEP Kadın Komisyonu’nun yayını olabilir. Faaliyetlerini birleştirebilirler. Erkekler için bilinen klasik anlayıştan uzaklaşsınlar. Hiçbir ilişki, himaye temelleri üzerinden olmasın. Şikayet yerine kadınlar hak almasını bilmeliler. Sızlanmasınlar. Fakat erkekler babalık yapmasın. Kadınları himaye etmesin. Erkek bir sistemdir. Sen de özgürlük mücadeleni vereceksin. Kendilerine yüklensinler. Kimseden de yardım beklemesinler. Sosyalizm gelir, devlet kurar gibi dini anlayışlar yanlıştır.”...

“HADEP Kadın Konferansı nasıl geçti? Sonuçları aldınız mı? Bu konuda yoğunlaşmak istiyordum. 2000 yılı için Kadın Özgürlük Projesi geliştirilmelidir. Bunun için ülke adını yetersiz buldum. Dünya Özgür Kadın Vakfı’nın kurulması gerektiğini düşünüyorum. 4 bin yılın yeni bir doğuşudur. Tüm dünyada olacak.”

Merkezi neresi olabilir?

“(Gülerek) Nedense aklıma Roma geliyor. Roma’da bir merkezi olabilir. Bana ilticayı tanıdığı için. Hukuki açıdan da daha olumlu olur. Kadının kaybolan doğasını yeniden keşfetmek, tanımlamak, doğaya ve topluma bakış açısını oluşturmak, kendilerini yakından ilgilendirdiğinden erkek ve erkek egemenlikli toplumsal yaklaşıma karşı kadının kendi özgür yaklaşımını geliştirmek, doğru anlamak, giderek örgütlemeye taşırmak. Hem toplumsal ve hem doğa yaklaşımında erkek egemenliğine karşı kadın, eşit ve özgür yaklaşımını hedef almalı.

“Bu proje, ciddi bir inceleme, araştırma ister. Bu inceleme ile elde edilen sonuçları somuta uyarlarlar. Kadın şehitler, kendini yakanlar ve anaların anısına kendimce vermek istediğim katkımdır. Herkes girsin demiyorum, ama bazıları için çok gerekli. Vakfa maddi imkan, Ortadoğu, Avrupa ve Türkiye’de partinin evleri olabilir. Bazı evler vardı, bu evler ihtiyaçları kadar bu vakfa bağışlanabilir, önerimdir. Bunun için şimdiden bazı merkezler olabilir. Avrupa’da elleri kesik olan Zelal vardı, bir de Roma’da her gün kanı temizlenen arkadaş vardı, Hevi arkadaş. Bunlar çalışmaları biliyor, onların ikisi de temsilcilik yapabilirler. Avrupa’da, Ortadoğu’da ve ülkede de varlar. Diyarbakır’da bir yer bulmaları gerekir. Kadını ideolojik, moral, fiziki gözden geçirmeye, korumaya almak gerekecek. Evler bunun için gerekli. Maddi zeminini bulurlar. Çatışmalardan çok zarar gördüler. Bunların korumasını sağlamak hedeftir. Eğitim temeldir. Çocukları ve kendilerini eğitmeleri gerekecek. Anadilde eğitim uygulanabilir. 4 bin yıllık erkek egemenliği var. Bunun için rahibe olun demiyorum ama onu da aşan bir yaşam tarzı olmalı. Erkeğin insafına bırakılacak kadın, kaybetmeye mahkumdur. Bunun için maddi imkanlar gerekli. Başka türlü erkek ve erkek egemen toplumu çözemezler. Çözemeyince yenilmek kaçınılmazdır. Yenilmekten kurtulamayınca da özgürleşemezler. Baştan kaybederler. Zaten partilerini kurmuşlar, giderek gelişebilirler, uluslar arasılaştırabilirler. Ortada kalan kızlar, analar, çocuklar var, bunlara sahip çıkılmalı. Bunlara ana dilde eğitim verilmeli. Yakınlarını kaybeden kadınlara sahip çıkılmalı. Bu, bütün görevlerin önünde bir görevdir. Barış için önemli görevlerdir. Kısıtlı imkanlar veriyoruz, iyi kullanılsın. Anamdan tutun kendini yakanlara kadar mücadele içinde şehit düşenler ve özellikle analara ben hepsine böyle genel bir cevap veriyorum. Arkadaşça vereceğim anlamlı bir yanıt için, bu projeyi öneriyorum. İyi bir proje gerekli, şiddetli bir ihtiyaç var. Feminist veya dar dernek hareketi değil. Bunu güzel bir çerçevede çizin. Kadınlara iki bin yılında vereceğim son hediye budur. Böyle olursa gelecek vaat eder.

“Mani’nin o şiiri televizyonda okundu mu? Bizim yaptıklarımızı 1700 yıl önceden yapmış. Mardin’den çıkmış, İsa ayarında. Bugünkü sürece çok benziyor. O şiir, çok iyi veriyordu. Güneş doğarken ve batarken öyle iyi veriyor, yararlanın. Tarihi bilmeden kendinizi tanımlayamazsınız. O tarihi okudukça bu dünya benim gözümde beş para etmiyor. Suriye’de Palmyra diye bir kent var, dünyanın yedinci harikası gibi. Mutlaka görün. Ben birkaç kez gittim. Tarih ve bugün kopuk değildir. Ama tarih unutulmuştur. Söylenenlerin bazıları hiç değilse derinliğine kavranılsın. Anlamı hayli derin, kadın için çok önemli. Acıların giderilmesi, anlamı olan bir hayatın gerçekleşmesi için çalışıyorum. Konuşmalarınızda, panellerinizde beni olduğum gibi yansıtın. Beni ne kadar yansıtıyorsanız, fiziki koşullarımı da, davranışlarımı da anlatın. Halen herkesin beni bir güç kaynağı olarak görmesi, beni zorluyor. Koşullar nedeniyle yeterince güç veremiyorum. Halen de doğru güç alamıyorlar. Mesela KDP’lilerce vurulanlar. Bunu kabul edemem, ben böyle bir güç vermem. Güç kaynağı olmanın yanında ben bir insanım. Benden bir insan olarak yararlanın. Tamam güç kaynağı olarak yararlanın ama bir insan olarak da yararlanın, sadece güç kaynağı olarak değil, insan olarak da önemlidir. Mani ile birebir benzerlikler var. Mani’yle gezen kadının ilişkilenme biçimi benimki ile yakın. Biraz bizim durumumuza benziyor. ...

Kendini örgütle, enerjini örgütle ve yeni enerjilere dönüştür. Jinerji diyorlar ya kadınlar için çok önemli. O enerjiyi ortaya çıkarmak çok önemli. Toplumun kalkınmasında, çürümesinde de kadının rolü önemli. Kadının müthiş örgütlenmesi gerekir. Kadın enerjisi üretimden uzak kalırsa, yutar. Erkeği de yutar, çocuğu da yutar ve toplumu bitirir. Devletten her şeyi beklemekle olmaz. Bütün bunları özgücünle yapacaksın. Avukatlar, doktorlar, sermaye çevreleri, belediyeler, sivil toplum örgütleri böyle bir açılımı yapabilirler. Türkiye'nin demokrasisi böyle gelişecektir. Devlet bize izin versin değil de, anayasal vatandaşlık tartışmasını doğru yaparak çözüm bulabilirsiniz. Tıkanıyorsunuz, sonra da bana gelip yardım istiyorsunuz. Başkalarının yardımının önemi yoktur. Başkalarından beklemek dilenciliktir. Dilenci toplum olmaktan çıkmak gerekir. ...

“Kadın Özgürlük Vakfı önerim vardı. Bu konuda ne yapılıyor? Kadının çok köklü eğitim sorunu var. Norveç başbakanının bir sözü var; en iyi yatırım kadının eğitimine yapılan yatırımdır diyor. Doğrudur, kadına yapılacak yatırım önemlidir. Özgün, yaratıcı bir kadın eğitimi gereklidir. On beş yaşındaki bir kız çocuğunun müthiş ağır erkek egemenlikli toplum yapısı içine alınışı kadının, ailenin, erkeğin ve toplumun bitirilişidir. Kadınların gücü varsa yemeden, içmeden kendilerini eğitmeleri gereklidir. Yirmi Beş yaşındaki bir kadının on çocuk sahibi olması korkunç bir ceza. Biraz inançlı olmalısınız. Eğitiminizi derinleştirin. Erkek zorlar, fakat sizin elinizde bir örgütlenme imkanı var. Vakıf olursa bazı binalar var, onları kendi mülkiyetinize alabilirsiniz. Yarın sizi kabul etmeyebilirler. Oralarda kendinizi eğitin. Eğitiminizi ibadet gibi yapmalısınız. Duygusallığa kapılıp kendinizi yakmayın. Ağlamayın, sokaklarda zor duruma düşülmesin. Benim kadınlara ilişkin çabalarım vardı. Yalnız tamamlayamadım. Kadınlar, çocukları eğitsinler. Okuma yazmayı,  kendi dillerini, Kürtçeyi öğretsinler. Her biri yirmi otuz çocuk eğitsin. İlla kendi çocuğu da olması gerekli değil, tüm çocuklar bizim çocuklarımızdır. İşte sosyalizm, demokrasi budur. Vahşi kapitalizm toplumu, bunları mahvetmiş. Bunlar en doğrusudur. Birbirlerine yardımcı olsunlar. Sivil kuruluşlar, uluslararası kuruluşlar var. İsterseniz sınırsız yardım alabilirsiniz. Selamlarımı iletin. Benim selamlarım gerçekçidir. Hizmetimdir, somuttur. İradelerini böyle işlere sevk etsinler. Mümkünse bu temelde çalışsınlar. Acıları eğitime, örgüte, faydalı çalışmalara dönüştürmek gerekiyor. Bu çabalar uzun sürelidir. Sabırlı olsunlar, anlayışlı olmak gerekiyor. Böyle hizmetlerle kurtulurlar. Birikmiş binyılların sorunları var. Böyle örgütlenme ile ancak aşılır. Ben aileye karşı değilim. Bilinçli, sağlıklı evlilikler kurulabilir. Bilinçsiz, cahil bir kadınla veya erkekle evlilik haramdır diyorum. Bağlılık bilinç temelinde olmalı, faydalı işler temelinde olmalı. Duygusal bağlılığın benim için çok fazla bir anlamı yoktur. Bu konularda çok çaba harcadık, ancak bitiremedik.”...

Gebze cezaevinde kendini yakan Bedriye Yıldız’ın sağlık durumu hakkında bilgi verildi.

“Bu konuda daha önce de söylemiştim, kendilerini yakmalarını doğru bulmuyorum. Büyük gerçeğe değer verirlerse bu kendini yakmadan daha değerlidir. Benim kadına verdiğim en büyük değer buradadır. Aldatan ve aldatılan olmadım. Daha önce aktarmıştım anamla olan konuşmayı. Onu tartışın kendi aranızda, derinleştirin. Bu adam neden anasıyla böyle bir tartışmaya girdi. Bunu açmalısınız. Bunları derli toplu aktardım, bunları iyi değerlendirin. 50 yaşında ben bunu boşuna konuşmadım. Benim bir ilkemdir. Ben çağın erkeği olmayacağım dedim. Bu kadınlar için önemli. Beni anlamayacaksanız benden vazgeçin, yoksa cayır cayır yanarsınız dedim. Bu da bunun sonucudur. Bunun kadının özgürleşme isteğiyle yakından ilgisi var. Bu adam deli midir, niye böyle davranıyor, deli değilse niye anlamıyorsunuz? Anlamanız gerekli. Anlamıyorsanız benden vazgeçin. Ben bu vakfı da onun için istedim. Vakfı erkeklerin ellerinden alıp size veriyoruz. Daha önce de söylemiştim, eğer hala duruyorsa, el konulmadıysa, bazı evleri hem Güney’de hem de diğer yerlerde değerlendirin dedim. Bol bol okuyun. Büyük eğitim gerekiyor. Kendinizi ve çocuklarınızı eğitin. Keyfinize göre  giderseniz ikiyüzlü olursunuz. Erkek için de öyle. Mahir Sayın’la röportajımda var. Ben bu çağın erkeği olmayacağım diyorum. Ben bunun için de kendime büyük eziyet ediyorum. Tek iyi tarafım bu. Ben dağdakilere söylüyordum, benim yanımda olan, beni anlayan kızlarla kolay başa çıkamazsınız. Beni anlayan kızları kandıramazsınız. Eğer benden bir şey anlamışlarsa sıradan yaklaşamazsınız. Onun dışında köle kadındır, mevcut kadını veri alır. Kabul edersen, ilkesiz ilişkiye girersen bu erkeği de yüzde doksan bitirir. Anama beş metre bez alamadım, size ancak bu kadar veriyorum. Ekmek ve yer verebilirim. Bunu alıp değerlendirin. Bununla yetinemiyorsanız, emperyalist devletler orada gidersiniz, dilediğiniz gibi vücudunuzu kullandırabilirsiniz. Sizin bileceğiniz bir şeydir. Gelen mektuplara toplu bir cevap olarak belli bir metin çıkarıp iletin görüşmeleri, buradaki konuşmaları da iletebilirsiniz....

Dürüst insanların görevi gerçekleri dobra dobra anlatmaktır. Bana göre anlama sınırlı, yetersiz. Yanlış ama benden yetki istiyorlar. Ben büyük şef değilim, ağa değilim. Emek insanıyım. Mevki dağıtmam. Herkese hizmet ettim. Halka hizmet ederim. Ayıp değil. Mesela ben kadınlara sizin gibi yaklaşmıyorum. Daha önce de söyledim; ben kadınlara hizmet ettim. Özgürlük gerekli dedim. İnandım, savaştım. Bütün bunları idam kararı aldıktan sonra söyledim. Çarpıtmasınlar, söyleyin. Talabani, Barzani, Burkay’a bunları iyi anlatın. Sizin de varsa insanlığınız bu boynunuzun borcu olsun. Halka doğru açıklayın. O çocuğu söylemiştim. Benim için kendisini yakacağını söyleyen Türk çocuğu kadar duyarlılığınız yoksa ben size nasıl duyarlıdır diyebilirim. Mümkünse bunun romanını yazın. Yazmazsanız ne yapayım? Halka ihanet etmem. Bağlılığımı sürdüreceğim. Ama yine de halk bana bağlı. Ben de bağlı kalacağım. Ama politika yapıyorum. Devlete karşı savaştım. Barıştım da. Şu düzeyde savaştım, bu düzeyde savaştım. Savaşla barış ikiz kardeş gibidirler. Barışı bilmeyenlerin savaşı çok kötüdür. Tehlikelidir. Savaş onurlu barış içindir. Hani ünlü bir söz vardır; savaşmasını bilmeyenler barışmasını da bilmezler. Barışın biçimleri ve dengeleri vardır. Türkiye’nin somutunda barış nasıl olur dedim. Proje koydum, emek veriyorum. Fakat dağdaki diyor ki, dağın özgürlük havası hoşuma gidiyor. Ama sen cinayet işliyorsun. Avrupa’daki yiyip içip yatıyor. Buradakiler de öyle. Aydınlar da öyle. Ama ben burada pilav ekmek yiyorum. Burada çok şükür diyorum. Burada kendimle konuşarak politika yapıyorum. Ben kendi cephemden daha fazla emek vereceğim. Barış projesini daha fazla açmaya çalışacağım.”...

“Birkaç gün önce bana yüzlerce kart verildi. Bunlara tek tek cevap verme imkanım yok. Tümüne birden bir şiirle cevap veriyorum. Kartlara yazın, çoğaltın. Karlı dağlar olabilir, kadınlar da önde olur. Hatta bir ressama çizdirilebilinir. Benim adıma gönderirsiniz. Şair değilim, ilk kez yazıyorum.

 

8 MART 2000 KADININA

 Seninle yaşamak için

Aramızda Adem’le Havva’dan beri

Ekilen karaçalıların sökülmesi,

Yükseltilen duvarların kaldırılması gerekir.

Bunun için;

İlk sınıf, ilk hakim,

Yalancı ve zalim erkekliğin yenilmesi

ve uygarlığın çaldığı ateşin alınması gerekir.

Bunun için;

Tüm Prometeus’lara bedel bir kavgayı göze aldım.

Dünyayı karşımda buldum.

Ve Promete’nin memleketinde haince esir düşürüldüm.

Ey kutsal ana

Ve sevda kadını.

 

“Gazetelerde Pınar Selek ile ilgili yazılar vardı. Okudum. Pınar Selek’in durumu tartışılmalı. Bir sempatizan bile değil. Gerekirse selam söyleyin. Gerçekten PKK ile ilişkisi yok. Bir roman yazacaktı. Benimle görüşmek istiyordu. Ben kabul ettim. Ama olmadı. Tarih okuyormuş, dinler tarihi, Ortadoğu genel tarihi okuyabilir. Kendini üzmesin. Babasına da söyleyin, şahitlik gerekirse yaparım.

“Bir de Alman Eva vardı. İki aydır açlık grevindeymiş öyle mi? Bence bıraksın.”

Açlık grevinin bittiği söylendi.

“Selamımı söyleyin, Türkçe-Kürtçe öğrensin. Sağlığına dikkat etsin. 8 Mart dolayısıyla bunları söyleyebilirim.

“Her hafta bir şiir yazmayı düşünüyorum. Bundan sonra halk için bir şiir yazabilirim. Edebiyat alanında çok iş yapılabilinirdi, ama maalesef cezaevleri tembel. Yaratıcı olmalılar.

“Kültür çalışmalarına ilişkin önerilerim var. Edebiyat üzerine bir grup  okul çalışması yürütebilir. Okul haline getirebilirler. Bir dönemin edebiyatını, kültürünü yaratmak gerekir. PEN gibi. Başkanı yazar Haydar Işık’a selam söyleyin. Bir arada olsunlar. Aydınlar, yazarlar orada çalışabilir.

Kadınlar için;

“Herhalde kendi kendilerini örgütlüyorlar. Daha önce Özgür Kadın Vakfı’nı söylemiştim. Demokrasinin zaferini kadın getirecektir. Bu bir slogan olabilir. Barış çalışmaları savaştan daha önemli. Barış analarına, şehit analarına selam söyleyin. Barış çalışmalarına tüm güçleriyle katılsınlar. Gün dolayısıyla onlara bunu söyleyebilirim....

Yeni sürece, yeni sloganlar gerekir. Kadınların katılımını tahmin ediyorum. Bunun nedenini de iyi biliyorum. Çünkü biz bunun temelini iyi attık, bunlar onun üzerinde gelişiyor. Anlıyorum. Bir düşünürün sözü vardı, tarihte kadının içinde yer aldığı bir hareket asla yenilmez biçimindeydi. Tam hatırlayamadım ama herhalde böyleydi. Evet, Newroz’u yeterince konuşuruz daha sonra, başka aktaracaklarınız var mı?”..

“Newroz nedeni ile kısa bir şiir söyleyeceğim size. Ben size okuyayım, siz düzenlersiniz.

 

2000’in Newroz’unda Doğuş

Kutsal ana hakkın geçmişi ise,

Çocuk bugünü ve geleceğidir

Sevda kadını özgürlük çağrısıysa,

Kabul edilecek yaşam

Ya özgürce olacak

Ya hiç olmayacaktır.

Her taraf karanlık ve zorda ise

İsyan ve savaş ne kadar gerekli

Ve kaçınılmaz ise

Özgürlüğün şafak vaktinde

Aydınlık ufku sarmışsa

Barış eylemi daha yüce ve gereklidir

Bütün bu zamanlarda

İlk dinimizin buyurduğu gibi

Bilimin aydınlığında doğru düşüneceksin

Hitabetin inceliğiyle yetkin konuşacaksın

Hakkın yolunda emeğinle çabanla

Kendini özgür gerçekleştireceksin.

...

 

“Sadece Kürtlere değil, tüm halklara gidilmeli. Türk halkı ile orada kardeşçe bir model oluşturmak gerekiyor. Tüm azınlıklarla Avrupa kriterlerini görüşmek gerekiyor. Oradaki Kürtlere de gidilmeli. Barışı, kardeşliği en çok kadınlar ister. Dar Kürt anlayışını aşıp kitleselleşmeli. İspanya’da, Yunanistan, Portekiz, Latin Amerika’da diktatörlükler aşılırken en çok kadınlar öncülük etti. Avrupa’da çalışmalarda solculara, Türk-Kürt hepsine gitmek gerek. AB’ye Türkiye sanki girmiş gibi, kardeşlik ve çözüm sürecinin seçkin bir kitlesi olmalı. Siyaset, basın, kültür ve sanat ve din alanına ilişkin de daha önce söylemiştim, çok kapsamlı çalışma sergilemeleri gerekir.

“İsim olarak başka kimleri gördünüz? Sakine dediniz. Bunun dışında kimler vardı?”

Avukat arkadaş Sakine’den tekrar söz ederek aynı isimli başka arkadaşlarla karıştırılmaması için, uzun yüzlü olan arkadaştan söz ettiğini ve Cafer’i gördüğünü söyledi.

“Kişiliklerini kadın boyutunda eski dünya anlayışını köklü aşarak ve verdiğimiz perspektifler doğrultusunda köklü değişerek kendilerini ortaya koymaları gerekiyor. Son şiir beğenildi mi? Kürtçe’ye  çevrildi mi? Aslında Aram o şiirleri şarkı haline getirebilirdi. Bunun üzerinde çalışmak gerekiyordu.”....

“Kadınlara da şunu söylüyorum; bunu bir mesaj haline getirerek cezaevlerine, Avrupa’ya, tüm kadınlara iletebilirsiniz. Bugüne kadar yazdıklarına cevaben teşekkür niteliğinde gönderebilirsiniz. Kadın bağımsız yürüme gücünü gösteriyorsa iyidir. Köle kadından nefret ediyorum. Özgürlüğü kendileri tayin eder. Sınırı kendileri tayin eder. Ama özgürlük güçtür, risklidir. Bana göre özgürlük her şeyden daha onurludur. Özgürlüğe tutkulu olduğumu söylüyorum. Kadın mücadelesinde sürekli olarak derinleşiyorum ve bu mücadeleyi seviyorum. Almanya’da bir kadın vardı okuyan. İnci Jann. Kendilerine selamlarımı söyleyebilirsiniz. Pınar da daha önceki süreçte bir kitap yazmak için benimle görüşecekti. Ona da selamımı söyleyin....

Kongrede kadın yapısı açısından belli bir netleşme düzeyinin bulunuşundan ötürü daha ziyade teknik hususların ele alındığı, kadın kongresinin önümüzdeki süreçte toplanacağı, dünya özgür kadın vakfının yanı sıra bazı dernekleşme faaliyetlerinin de bulunduğu, herhangi bir engellemenin söz konusu olmadığı, çalışmaların biraz ağır ilerlemesinin bürokrasiden kaynaklandığı aktarıldı.

“Kadın yapısına yönelik olarak şunları söyleyebilirim. Özgürlük hamleleri geliştirilmeli. Açabilirim. Buna ilişkin yoğunlaşmam var. Bana göre doğru kişilik düzeyinde köklü değişimler yaşayacaklar. Korkmasınlar, edebiyat süreci gelişecektir. Ruhi, fiziki, ideolojik eğitimlerini, dönüşümlerini, gelişimlerini sürdürmelerini diliyorum. Kadınlara selam ve saygılarımı sunuyorum.”..

“Anneler gününü saygıyla selamlıyorum. Kadın partisi, özgür kadın akademisidir. Yoğun çalışmalarını istiyorum. Hazırlık sınıfıdır henüz. Kendilerini çok bilmiş saymasınlar. Büyük çabalarda bulunurlarsa büyük başarırlar. Bu temelde saygılarımı sunuyorum.”..

İnsanlık gerçeğinin tarih boyunca ideolojik ve maddi temelde gözden geçirilerek, ideolojik ve duygusal bağını doğru yakalayarak, günümüzün bilimsel ve teknik temeli ile de bütünleştirerek ele almak büyük önem taşımaktadır.

“Sosyalizm insanlık tarihi kadar eskidir. Reel sosyalizm onun son bir aşamasıdır. Reel sosyalizm, bilimsel sosyalizmin şafak vaktini, yani ilkel dönemini temsil eder. Sorunları içten çözememesi nedeniyle başarısızlığa uğramıştır. Bunun esas nedeni, kendi öz demokrasisini geliştirememesidir. Reel sosyalist dönem, şiddet dönemi, şiddet yanı ağır basan dönemi ifade eder ve tarihe böyle mal olmuştur. Bu şiddet anlayışı egemen sınıflardan kalma birçok kalıntıyı da, egemenliği de bağrında taşır.

“Yeni dönem sosyalizmi, olgunluk dönemi sosyalizmi olacaktır. Yeni dönem kanlı değil, şiddet ve kızıl yanıyla değil, şiddet yönünü aşmak zorundadır. Olgunluk dönemi sosyalizmi barışçıl yan ağır basarak ve öz demokrasisini

geliştirerek kendini inşa edecektir. İnsanlığın tarihi kazanımlarına doğru sahip çıkmak kadar, günümüzün iç toplumsal çelişkileriyle doğayla çelişkilerini çözmeyi esas alacaktır.

“Sınıfsal anlamda demokrasiyi inşa ederken hiçbir toplumsal tabakayı, grubu, sınıfı ve kesimi tasfiye edemez. Kendi öz demokrasisinin birinci ilkesi budur. Siyaset, barış içinde yürütülür. Barış temelinde inşa edilecektir. Her türlü sorun demokratik siyaset yöntemleriyle çözüme kavuşacaktır. Çeşitli kesimlerin sorunları ön plana çıkarken, bu bilimsel ve teknik temel esas alınarak sorunlar çözülecektir.

“Kızıl renk artık sarı ve yeşile dönecektir. Sarı renk, gün, ışık ve başağı temsil eder. Yeşil ise doğa, çevre ve kadın özgürlüğüyle kucaklaşma anlamına gelir. Dolayısıyla yalnız bir renk olmayacak, birçok rengi içinde barındırarak çok renklilik temelinde yeni dönem sosyalizmi böyle gelişecektir.

“Türkiye için de şu söylenebilir: Artık ortak vatan ve emekçinin en geniş katılımlı, başta emek cephesi olmak üzere toplumun en geniş katılımlı demokratik koalisyonu ile sorunlarına barış içinde çözüm getireceğine inanıyorum.

“Özgürlük, iş, ekmek sorunlarının çözümleri de bu koalisyonun gelişmesiyle mümkün olacaktır. Başından beri anlayışımız bu olmuştur. Her türlü sorunun böylesi ittifaklar etrafında geniş demokrasi koalisyonunu birlikte inşa ederek başarılı olunacağına inanıyorum. Bu temelde herkesin üzerine düşeni büyük bir sorumluluk bilinciyle yerine getirmesi gerekir.

“PKK'nin de bunu en iyi şekilde getireceğine inanıyorum. Bu duygularla 1 Mayıs’ı selamlıyorum. 1 Mayıs’ın barış, kardeşlik ve özgürlüğü sağlayacak demokratik koalisyonu gerçekleştirmesine vesile olmasını diliyorum.” 

Kadınlara yönelik bir değerlendirmeniz olabilir mi? Bu konuda beklenti de var.

“Kadın sorununu kısa değerlendirmelerle ele almak aslında hatalı olur. Zaman sınırlı, fakat yine de kısa bir mesaj iletelim. Kadınların örgütlenmesi en büyük umutlarımdan birisini oluşturmaktadır. Bu coğrafyadaki tarih ve toplumun gerçeğinde aslında başlangıçta bir tanrıça kadar ileri olan, günümüzde ise tamamen unutulması, mezara gömülmekten beter bir duruma getirilmesi benim için her zaman temel bir sorun olmuştur. Bunun için büyük bir özgürlük mücadelesini giriştim. Bu temelde kadınla buluşma sağlanmıştır. Duygusal olmak kadar, iradesel birliktelik yakalanmıştır.

“Düşüncede, duyguda, fiziksel gelişmelerini derinleştirerek sürdürülmesi inancımı koruyorum. Bu her şeyden daha değerlidir. Yeni örgütlenmelerini bir Kadın Özgürlük Akademisi olarak görüyorum. İçine girenleri hazırlık sınıfının öğrencileri olarak tanımlıyorum. Ve sınıf atlamaya büyük çaba göstermelerini bekliyorum. En soylu çabaları ile demokrasi mücadelesi temelinde yer alacaklar ve başarıyı büyük çaba belirleyecektir. Kızlarımızın ve analarımızın çabaları başarıda kesin rol oynayacaktır. Anaları ve kızları saygı ve sevgi temelinde selamlıyorum. Daha önce verdiğim şiir aslında bir denklemdi. O denklemi tüm kadınların, anaların çözmesi gerekir…

 (Kadın yapısından bir mesaj geldi onu aktarmak istiyoruz. Ayrıca  sizden bazı görevlendirmeler ve mücadele yöntemleri konusunda perspektif istiyorlar)

Süremiz azaldı, bu konuda kısa bir taslak hazırlıyorum zaten. Fakat şimdi yetişmedi. Haftaya bu konuyu ele alalım. Bir iki cümle söyleyeyim. Radikalliği sürdürme yanlısıyım. Bazı yoğunlaşmalarım var. Kendilerine çok dikkat etsinler, eğitimlerine ve yeniliklerine devam etsinler. Ama şunu da söyleyeyim, özgür kadının yaratılması bir ülkeden ve bağımsızlıktan daha önemlidir benim için...

(Bir avukat kadın yapısının perspektif istediğini belirtti)

Evet ben de bu yönlü değerlendirmelerde bulunmak istiyorum. Geçen hafta süre kalmamıştı. Parti ismi, birlik ismi hangisi uygun olursa olur, ona kendileri karar versinler. Önemli olan reel sosyalizmin kadın eleştirisi, liberal kapitalist sistemde kadın eleştirisi iyi konulmalıdır. Kadının kölelik tarihi, erkek egemenlikli toplumun gelişimi işlenmeli. Kısa bir tarihi ve gelişim incelenmelidir. Aynı şey kadın hareketi için de olur. Kadın hareketinin tarihi de incelenmelidir. Bunun toplumsal gerçeklerle ilişkisi incelenmelidir. Toplumsal gerçekliğimizde kadının yeri nedir, kadına yaklaşım daha derinlikli olmalı. Kadının objektif gerçekliği dile getirilmelidir. Bir kadın hareketi niye var? Bir cinsiyet hareketi değil ancak cinse dayalı baskı, sınıflaşma, ayrımcılık nasıl ve neden gelişiyor? Bunlar objektif olarak incelenmeli. Bu sorun sadece kadın sorunu değil, erkek sorunudur da. Ardından da bir kadının özgürlüğü veya kadının kurtuluşu programı çıkarılmalı. “Kadının özgürlük problemi nasıl çözümlenebilir” denilebilir adına. Kadının özgürlüğünü çok önemsiyorum. Bu konuda eskisi gibi düşünüyorum. Bu program ve hareket tarzı önemlidir. Kadınların horlanması, sömürülmesine karşı geliştirilmesi gereken bir harekettir. Demokratik hareket sorunudur. Bunun demokratik hareketin (hukukun) içinde duruşuyla bağlantılıdır. Kadının önümüzdeki dönemde Kadın Kurtuluş Programı ve örgütlenme hareket tarzı önemli. Bu ise demokratik hareket tarzıdır. Kadının demokratik hareketi barış hareketidir. Çocuklar bağrından çıkar. Çocuklara, ihtiyarlara zor durumdaki kimsesizlere sahip çıksınlar. Demokratik Cumhuriyetin kadın hareketi yaratılmalı. Demokratik toplum, demokratik anayasa, demokratik yaşam için özgürlük, örgütlülük ve eylem önemlidir. “Özgürlük hareketinin teminatı biziz” derler bu eylemleriyle. Şiddet ortamından mümkün olduğunca uzaklaşmaları gerekir. İntihar eylemleri olmamalıdır, acıdır, çok acı çektik. Bu tarz eylemleri artık hem ahlaki hem siyasi açıdan doğru bulmuyorum. Bunun yerine demokratik hak arama eylemleri geliştirilmelidir. Demokratik hareketin gelişmesi ve kalıcılığı için kendilerini demokratik ve legal bir tarzda geliştirmeleri ve yetiştirmeleri gerekir. Dil, kültür, sanat, konusunda, demokrasi konusunda kendilerini müthiş derecede eğitmeleri gerekir. Bütün bunlar erkeklerle nasıl bir ilişki, nasıl bir dünya, nasıl bir toplum, nasıl bir çevre, nasıl bir ekonomi, nasıl bir aile yapısı, nasıl bir kadın istiyoruz sorularına cevap olmak için yapılmalıdır. Söylediklerim bu şekilde verilebilir. Daha önce söylediklerim de vardı burada. Onlar da bir araya getirilir, genel bir değerlendirme olarak hazırlanabilir sanıyorum. Bütün bu çalışmalar için Türkiye’deki ortamın bir İran veya Suriye’den daha uygun olduğunu da ayrıca belirtmek istiyorum. Bu temelde başarılarını diliyorum, sevgi ve saygılarımı sunuyorum...

Geçen hafta kadın üzerine yaptığım konuşmaya ek olarak şunları söylemek istiyorum. Cinsel tercihler meselesi sonuna kadar netleştirilmeli, dönüştürülmeli. Köleliğe değil, özgürleşmeye hizmet edecek şekilde kurumlaştırılmalı, saflara yayılmalı. Çözüm dilini hakim kılma, ihanete bulaşan boyutları ortadan kaldırma. (Son kaçanlar olayında bayanların da çekilmesine gönderme yaparak) ..

Aslında kadınlarla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Sanırım bu aralar onların toplantıları var. Neolitik devrim dediğimiz kadın devrimidir. Bordon Childe'da da bu var. Sınıflı tarih, uygarlaşma ve  uygarlık devrimi de erkek devrimidir. Erkek egemenlikli toplum, baskıcıdır, kavgacıdır. Neolitik devrim kadın devrimidir. Bunu incelemeliler. Bu temelde eğitimlerini derinleştirmeliler. Edebi olan kadın yaşamlarını okusunlar. Kleopatra ve Safiye Sultan gibi kitaplar var. Devlet ve kadın denen olayı anlamak için günümüz kadın hareketini incelesinler. Kadının gözüyle nasıl bir toplumsal yaşam sorusuna cevap olabilmelidirler. Bu çalışma sonucunda kadının kölelik ve özgürlük tarihi ortaya çıkar. Ben de yoğunlaşıyorum. Bu alanda çalışmayı çok tarihi ve önemli buluyorum...

Neolitik çağda o bölgede yoğun olarak yaşanan devrim, ilk kez o topraklarda özgür kadının çabaları ile başarıya gitti. O çağda gelişen devrimin bugünkü derin kadın özgürlük anlayışı ile bağlantısı vardır. Kadın kendi özgürlük devrimini kendi özgür gücü ve iradesiyle sonuna kadar geliştirmeye çalışmalıdır. Kadının özgürlük temelinde kurtuluşu için o topraklar tarihsel anlam ifade etmektedir. Sümerlerden bu yana başlayan sınıflı toplumu ve kadının köleleştirilmesini aşmak kadar, halkların bin yıllık özlemi olan barış ve demokratikleşmeyi sağlamak en kutsal görevdir. Bunun için bölge devrimci güçlerinin bu sahada rol almaları, Mezopotamya'da kadın özgürlüğünü tam sağlamak ve demokrasiye tam ulaşmak gerekir. Güney Kürdistan’da demokrasinin zaferi, Irak'ta ve tüm Ortadoğu'da demokrasinin zaferi olacaktır. Bu temelde tüm devrimci güçleri ve Kürt halkının dostlarını devrimin, demokrasinin ve barışın zaferini yürütmeye çağırıyorum..

Kızlar önerdiğim kitapları okuyormuş. Neolitik devrimden beri her dönemin önemli kadın kişilikleri var. Safiye Sultanı okusunlar derken, ona özensinler diye söylemedim. Her çağda özgün kadın yaşamlarını okumalılar; okusunlar derken bunun için söyledim. Neolitik devrim bir Kürdistan devrimidir, bir Mezopotamya devrimi, bir kadın devrimidir. Sonraki tarih önemlidir, çok iyi değerlendirsinler...

Kadın yoldaşlara;

Kongrenizi sevgi ve saygı ile kutlarım. Kadın konusu sınıf ve ulus gerçekliğinden daha önemlidir. Hem tarihi hem de sosyal bakımdan kapsamlıdır. Sınıfsallık ve ulusallık adına yapılan politikacılıktan daha değerlidir. Bunun için kadının bu konuda en alttaki ve tümüyle toplumdan dıştalanmış sınıf olduğu gerçeğinin görülmesi ve bu tarihin doğru çözümlenmesi gerekiyor. Günümüze kadar kadının tarih ve toplum gerçeğinin açığa çıkarılması gerekiyor. Bunun için derinliğine araştırma ve eğitim gerekir. Kendilerini örgüt olarak görüyorlarsa program olarak önlerine koymaları gerekir. Umarım bu konuda bazı gelişmeler sağlanmıştır.

Neolitik toplumdan sonra gelişen sınıflı toplumdan bu yana erkek egemenliği, erkeğe dayalı olarak sürekli geliştirilen erkek egemenliğine dayalı iktidarlaşma, sınıflaşma, askerleşme ve dinleşme olgularının geliştiği, bunların hepsinin içinde baskı-sömürünün gizlendiği uygarlık vahşet halini almıştır. Burada cins egemenliğinin payı büyüktür. 20. yüzyıl bu anlamda en vahşi geçen bir yüzyıl olmuştur.

Fazla tarihe girmeyeceğim, ama 19. yüzyıl nasıl burjuva partilerinin, 20. yüzyıl emeğe dayalı partilerin yüzyılı olmuşsa, 21. yüzyıl da kadına dayalı partileşmenin yüzyılı olacaktır. Kadının kendine dayalı politika sürecine girmesiyle insan hakları, toplum ve kültürel hakları, doğa ve çevre sorunlarına duyarlılık, çocuk hakları, sağlık ve eğitim sorunlarında derinliğine açılımlar sağlanması beklenilmelidir.

Kadın partisi her düzeyde meşru savunma çizgisini esas almak, düşünce ve duygularında fiziki ve bedeni varlığı ile yaşamı konusunda askeri gücü değil, sonsuzluğunu esas alarak doğru bir meşru savunma çizgisini hayata geçirmek zorundadır. Kadın barış ve demokrasiyi en çok gündeme getirmesi gereken bir güç olarak kendini geliştirmelidir. Kadın kültür ve sanat alanında en iddialı bir güç olmak konumundadır. Bu konularda bir anlayışın ve politikleşmenin sahibi olduğunuza inanıyorum.

Bütün bu konuların sizleri zorluklarla karşı karşıya bıraktığını biliyorum. Bunu aşmanız için muazzam kişilik dönüşümleri, muazzam bir örgütlülük, derinliğine araştırma ve inceleme çabalarına ihtiyaç vardır. Ben dışarıdayken sizlere yönelik yaklaşımların tümü eğitimseldi. Bütün gücümle böyle çalıştım. Hiç kimsenin cesaret edemediği kadar erkek iktidarlaşmasını yıkmaya çalıştım. İmralı’dan da zaman zaman kısa mektuplarla size seslenmek istedim. Kuşkusuz daha kapsamlı ve derinliğine size ulaşmak isterdim.

Attığınız bu adımın tarihi bir adım olduğuna inanıyor, bunun yalnız bir cins adımı olduğunu düşünmüyorum. Neolitik Devrim kadın tarihinin yaratıcılığının gerçekleştiği o coğrafya –(ki buraya verimli hilal), Toroslar ve Zagros arası, “altın hilal” denir- kadın devriminin beşiğidir. Kadın devrimi Sümer ve Mısır uygarlığının yaratılmasına ve kadının Neolitik Devrimde yarattığı tanrıça kültürüne bağlıdır. Bu coğrafya tanrıça İsis ve İştar’ın yeridir. Kadın burada aslında görkemli bir tarihe sahiptir.

Sümerlerde kent devletiyle başlayan sınıflı toplumdan sonra kadın bu şansını günümüze kadar yitirdi. Sizler bu şansı tekrardan elde edebilirsiniz. Attığınız adımın, yaşadığınız bölgede neolitik devrimin çağdaş anlamda yeniden gerçekleşmesi anlamına geldiğini düşünüyorum. Yalnız Kürt kadınları olarak değil, Türk, Fars, Arap ve Avrupalı kadınlarla birlikte bu devrimi tüm dünyaya yayabilirsiniz. Bunu da Özgür Kadın Vakfı ile yapabilirsiniz. Bu bir din değil, bir kültür, bir düşüncedir. Ordulaşmadan başlayarak dalga dalga yayılacağınıza inanıyorum. Değişik ülkelerin yasa ve kültürlerine uygun bir örgütlenmeyi yaratmalısınız.

PKK içinde birliğe dikkat etmelisiniz. Erkek egemenliğine de dikkat ederek kendinizi çok iyi korumalısınız. Sağlık, güvenlik ve yaşamınıza dikkat edin. Göreviniz daha çok yaşamak ve yaşatmaktır. Kendinizi büyütme temelinde saflarda birliğin, özgürlüğün ve cesaretin en güçlü sesi olacağınıza inanıyorum.

Şahsımda klasik erkeği öldürmeye çalıştım. Devriminizin başarısı için her şeyi ortaya koymanızı ve özgürleşmenizi diliyorum. Sevgi ve selamlarımla....

(PJA’nın mektubunda küçük burjuva örgüt ve özgürlük anlayışlarının 6. Kongremden sonra yer yer geliştiği, Parti’den kopma mantığı ve kadın yapısının Parti üst yönetimini reddine götürme durumunun olduğu, örgüte karşı güvensizlik, inançsızlık ve moralsizlik yaşandığı, 3. Olağanüstü Kongre ile bunların mahkum edildiği, netleşmenin sağlandığı, ayrıca kongre delegasyonunun Önderliğe mesaj gönderdiği aktarıldı.)

Geçen haftaki mektubumu aktardınız mı? Tarihi mektuptur. Çok önemliydi. Onlara derinlikli bir mektup yazmıştım. Eski fitne-fesat şeylerle uğraşmasınlar, yakıştıramıyorum. İdeolojik özümseme olmalı. O mektubun üzerine bir iki gün değil, aylarca yoğunlaşmaları gerekir. ...

Kadına ilişkin de bir mesaj da vermek isterim. Şöyle olabilir;

Özgürlük Partisi Yoldaşlarıma ve  Dostlara!

Kadın özgürlüğü konusunda gittikçe yoğunlaşıyorum. Bu konu üzerinde yoğun duruyorum. Vardığım sonuçların tarihi temelinin olduğu bana göre kanıtlanmıştır. Kadın savaşımı, aslında tarihi bir sorundur. Neolitik devrim, bir kadın devrimidir; bu coğrafyada oluşmuş ve Fırat, Dicle ve Zap’ın doğduğu yerde gelişmiştir. Buralarda başlar ve Çatalhöyük’e kadar gider. İlk tarımı ve hayvancılığı kadın geliştirir. Örneğin iki leoparla tek başına kendisini korur. Oralarda yapılan kazılarda hep kadın heykelcikleri çıkar, çünkü orada kadın egemendir. Kadın egemen bir toplum vardı.

Ama daha sonra kadın egemenliğini adım adım yitirmeye başladı. Sümer’in çıkışıyla devletin din, siyaset, rahiplik gibi üst kurumları da oluşunca, kadın  adım adım kendi egemen konumundan uzaklaşmıştır. Fakat o zamanlarda dahi İştar gibi kadın tanrıçalar var. M.Ö. 2500 yılına kadar hakimler. Babil’in doğuşu ile birlikte, kadının iktidardaki birincilik sırasından uzaklaşması kesinleşir. Alt olur; hem cins hem de sınıf hakimiyeti kurulur. Babil bu çerçevede gelişen bir devlettir. Babil efsanesini iyi okuyun. Sonra bunu Yehuda, İranlılar alıp uygular. Grekler, Hintler alıp uygularlar. Kadın adım adım kaybeder. Eskiden kadına ait olan her şey silinmeye başlar.

Mesela Kuran’da dahi erkeğin kaburgasından yaratılmıştır deniyor. Tam bir çarpıtma. Erkek çarpıtmasıdır. Tarımı, ekin ekmeği vb. kadın başlatmıştır. Örneğin bizim orada teşi vb. var. Bunlar hep kadın icadıdır. Kadın başlattı ama, sonuç unutuldu gitti. Ama erkek hem devletleşmiştir, hem de kültürünü egemen kılmıştır. Sınıfsal baskı ile cinsel baskı iç içe gelişir. Bu kapsamlı incelenebilir. Erkeklik egemen cins, egemen sınıf, egemen devlet oluşturmuştur. Ben erkeği bu konuda çözdüm. Kendi şahsımda çözdüm. Çözmekle de kalmayıp, daha önce de söylemiştim, bu erkeği öldürdüm. Erkeği çözmek, erkeği öldürmek, ki bu egemen erkektir; bunu kapsamlı açabilirler. Mitoloji üzerine, kadın tarihi üzerine yoğunlaşmayı kadın yoldaşlarım ve dostlar da yapabilir.

Erkek arkadaşlara da şunu söylüyorum. Özgür Kadın Partisi  bir devrimin ifadesidir. Buna saygılı olmak gerekir. Dar cinsellik temelindeki yaklaşım doğru değildir. Saygılı olunmalı, dostça ve yoldaşça bir yaklaşım hakim olmalıdır. Kendilerini dönüştürme kararlılığını korumalılar. Partileşme adımı tarihidir; mahkum edilen kadından özgür kadına büyük yürüyüştür. Özgür kadına ulaşmak onurdur. Buna yanlış yaklaşmak onursuzluktur. Parti adına atılan adım, onurun kazandırılması adımıdır. Dünyada ilktir. Bu bilinçle ortaya koymak gerekir. Çok tarihi bir görevdir. Ben de kendi adıma yardımcı olmaya çalıştım. Bu hususta kişiliğimi sonuna kadar değerlendirebilirler.

Toplumu demokrasi ve eşitliğe götürmede en belirleyici ve en büyük çabayı öz güçlerine dayanarak yapabileceklerine inanıyorum. Başaracaklar. Bu temelde selam ve saygılarımı sunuyorum.

Bunu uygun bir mesaj şeklinde düzenleyip tüm cezaevi bayan yapısına da gönderebilirsiniz. Ayrıca Sivas Cezaevi’ndeki Fatma ve Ayşe gibilerini mümkünse ziyaret edebilirsiniz. Giderseniz elden ulaştırırsınız....

Kuzey’deki güçler demokrasi ve barışın dilini yakalamalı, demokratik siyaset yapmalı. Çok zorunlu olmadıkça savaştan kaçınsınlar. Bunlar çok güçlü kadrolardan olmalı. Demokrasinin ve barışın dilini iyi kavramış olmalı. Kuzey’de kadınlar yasal güç olmalı. Dağda fazla kadın gücüne ihtiyaç olmaz. ..

Kadınlarla ilgili mektup yazmıştım, ikinci ya da üçüncü mektup mu oluyor? Aslına önemliydi. Devletleşme başladığında ilk Sümer ve Mısır kralları kadınları toplu olarak mezarlara gömüyorlardı, Tanrıçalar dahil. Kadınları diri diri gömdüler. Kadın köleliğinin başlangıcı oradadır. 500 kadını ölüme gönderme var. Krallarla birlikte öbür hayata hazırlık için dense de, özünde cins ve sınıf temeli var. Erkeğe dayalı zor, yalan var. Kadının yitirilmesi var.

Neolitik Çağ Toros ve Zagroslar’da başlar. Kadın kültürü ve halk kültürü oralardan başlar. Mısır, Sümer ve Babil gibi devletlerin kurulmasından sonra kadınların özgürlüğü ile birlikte halkların kültürleri de bastırılmış, altta kalmıştır. Halk kültürü de devlet işleyişinin baskısıyla kadın kimliği vb. altta kalmış, kendini özgürce var edememiştir. Kadınların özgürlüğü, mücadelesi halk kültürünün de açığa çıkmasını sağlayacaktır. Erkeğin kadını öldürmesi kadar, erkeğin öldürülmesini anlatmıştım. Bu zor bir mücadeledir. Yalnız kalabilirler. Yalnızlaşmaktan korkmasınlar. Ucuz sevgilerin peşinde koşmasınlar. Biraz Budacılık diyeceğim, ama tam öyle de değil; kendi kimliklerine ve erdemlerine düşkünlük göstermeleri en güzelidir. İletirsiniz. ...

(HADEP Merkezi kadın kollarının genel kongresi yapıldı.  6 bin civarında katılım vardı. Bölgeden gelen kadınlar çoğunluktaydı. Coşkulu bir kongre idi, size selam, saygı ve bağlılıklarını ilettiler.)

Bu çok önemli. Sanırım son zamanlarda Türkiye’de de kadın örgütlenmesinde bir hareketlilik var. Bunlarda benim tutumumun etkisi vardır. İleride daha iyi anlaşılır. Kadın sorunu demokratikleşmenin en önemli sorunudur. Kadın demokratikleşmeden toplum demokratikleşemez. Ekmek, su, onur, yaşam bununla bağlantılı. Bu konuda yaşanan bir çok acı var. Kürt kadınları tarafından kurulan bir çok dernek var. Her gün yeni bir tanesi kuruluyor. Buralarda eğitim verilmelidir. Türkiye’de eğitim olanakları çok fazla. Kendinizi eğitin. Herkesin demokratik eğitime ihtiyacı var. Bir çatı örgütünüzün olması gerekir. Bu pek çok derneği bir çatı altında da birleştirebilirler. Kadın demokratikleşmesi aynı zamanda partiyi de demokratikleştirir. Bölgesel merkezler oluşturun. Bağımsız yerleriniz olsun. Kadın zora karşıdır. Bölgenin de buna şiddetle ihtiyacı var. Bu çerçevede kısa değerlendirmeyi düzenleyin ve sunun. Enerjilerini doğru çalışmaya verirlerse, derinliğine bir eğitim derinliğine bir örgütlenme yaratılırsa, bu her tarafı geliştirecektir. Derinliğine bir anlayış gerektiriyor. Sosyal bir olgudur. Yeni yeni anlaşılıyor. Giderek öne çıkacak. Çok emek verdiler.

Tutuklanan Barış Analarına selamlarımı söyleyin. Şehit analarına da selamlarımı söyleyin. Hepsine sahip çıkmaya çalışın. Bir çok çevreyle, kadın yapılarıyla ortak platformlar oluşturun. Aranızda işbölümü yaparak cezaevlerine de gidebilirsiniz...

Bağlılık güçlü temellere kavuşmalı. Bir çok il merkezinde kadın evleri demiyorum ama kadın derneklerinin ve eğiticilerin olması gerekir. Daha sonra kapsamlı bir değerlendirme sunabilirim. Varmış olduğum derinlik önemlidir. Bu sorunun ulusallık ve sınıfsallıktan daha zor olduğunu gördüm, öyle eğildim. İmkanlarım sınırlı. Çözülmesi için ciddi bir felsefi ve teorik yaklaşım gerekli. Çözümün hangi yaklaşım tarzıyla olacağını düşünmek gerekir. Kendileri de yoğunlaşabilirler. Neolitik devrimden buyana bir yoğunlaşma sonucu değerlendirme yapılmalı. Büyük bir çabayı göze almalılar. Emek ve çaba sahibi olarak çok acele etmeden sabır ve inatla biraz sonuç alınabilir. Onlara sunduğum eğitim düzeyini takip ederlerse onlar da aynı sonuçlara ..

Kadına dayalı aydınlık bütün aydınlıklardan daha değerlidir. Kadın ve kadın aydınlığı konusunda buluşmak, bir olmayı isterim. Sevgim herkesedir. Büyük direnişçileri bekliyorum.

(Mardin’de tutuklu bulunan Barış Anaları’nın hukuki durumları aktarıldı. Dosyalarının henüz açılmadığı aktarıldı.)

Barış Anaları’na selamlarımı söyleyin. İlginçtir, biraz kadın üzerinde oynayacaklar. İçinizdeki, dışınızdaki erkek oynayacaktır. Dikkatli olun. Sınıf ve ulus baskısından daha zordur. Erkekler üzerinde ileride duracağım.

(İnsan Hakları Koordinasyon Üst Kurulu’nun 27 Ekim’de Diyarbakır’da toplanacağı aktarıldı.)

Özellikle kadın boyutunu işleyin. Diyarbakır demokrasi tarihindeki rolünü oynayacak. Demokrasi mücadelesi ile birlikte onurunu mutlaka kazanacaktır...

Köylüler ve köylülük bizde ciddi bir meseledir. Hem örgütü, hem komisyonu kurulmalı.  Yoğun göçler var. On binlerce köylünün köye dönüş projeleri kurulmalı. Son dönemlerde Diyarbakır ve Batman’daki kadını işliyorlar. Kadının çok ağır sorunları var. Kadın gidecek yer bulamıyor, intihar ediyor.  Bunlara dünya el atıyor. New York Times bile bunu işliyor. Sizde büyük vicdansızlık var. Bunlar bizim insanlarımız, çoğu da bizim dostlarımız. Bunlara el atmalıydınız. Aileler öldürüyor; dolaylı ya da direkt. Bunları alacak merkezler kurmalıydınız. Çağrı yapmalıydınız, bu kadınları çağırmalıydınız. Devletten beklenmemeli, devlet yapmaz, siyasal olarak açık değil. Bu intiharlar bizimle yakından ilgili. İntiharları önleyebilirdiniz. Kadın birliği buna el atabilirdi. Bunlar sosyal sorunlardır. Onların ekonomik, hukuki ihtiyaçları var. Binlerce aç susuz insanımız var, köylülerimiz var. Binlerce köylünün geleceği merkezler kurulmalıydı...

(Gönderilen notta PJA’nın çalışmalarını Kongre kararları doğrultusunda yapılan planlama çerçevesinde yürüttüğü, PJA’nın her sahada Parti Meclisi düzeyinde temsilini bulduğu, Vakıf çalışması konusunda girişimlerin olduğu, ancak henüz sonuç alınmadığı, bürokratik engellerin bulunduğu ve aşmaya yönelik girişimlerin olduğu aktarıldı.) 

Bağımsızlıklarını koruyorlar mı? Demokratik faaliyetlere ağırlık vermeleri gerekiyor. Eğitim durumlarını geliştirsinler. Her tarafta toplu mekanlar okul sistemleri geliştirsinler, bunda ısrarlı olsunlar. Akademi kursunlar. Kendi kurtuluşlarını, sanat ve öz yaşam anlayışlarını kurdukları akademi ile geliştirmeliler. Bir nevi kendi eğitimlerini kendilerinin yapmaları lazım. Kendi ideolojik eğitimlerini kuracakları okullarda, akademide yapmalıdırlar. Kadın boyutu ile ilgili ileri düzeyde katkıda bulunmak isterim. Bu konuda  bir kitap yazmak isterdim. En fazla yoğunlaştığım alandır bu. Bu konuda sınırlı kaynaklarla önemli tespitlere ulaştım. Ulaştığım bu düzeydeki fikirler beni tatmin etti.

Kendileri kadının toplumsal sözleşmesini 21. yüzyıl kadın özgürlük manifestosu niteliğinde oluşturmalılar. Nasıl ki J. J Rousseau’nun Toplumsal Sözleşmesi varsa, kadının da özgür toplumsal sözleşmesi ya da kadının toplumsal sözleşmesi şeklinde bir kitabını oluşturmalıdırlar. Bu konu sadece Kürt ve Türk kadınları için değil, bütün dünya kadınları içindir. Kadın özgür toplum sözleşmesi geniş bir çalışmanın ürünü olmalıdır. Bu, evrensel ve uluslararası bir öze sahiptir. Kadın hareketi çevre hareketi ile birleşmelidir. Çocuk ve çevre sözleşmesi BM tarafından yayınlandı. Kadın  hareketi bunlarla birleşmelidir. Özellikle neolitik toplumdan itibaren dokumayı, tarımı, bitkiyi ve köyleşmeyi kadın geliştirmiştir. Sınıflı toplum uygarlığının gelişimiyle bunlar kadının elinden alınmıştır. Rahip devlet anlayışından kadınlar üzerinde tanrıların egemenliği adı altında kral rahiplerin ince tahakkümü kurulmuştur. Bir tanrı-kral, kadınlardan yüz tanesini hizmetine alıyor. Öldüğü zaman canlı canlı cennete götürüyorum diye bunları toprağa  gömüyor. Kadınları böyle büyük tahakküm altına alıyor.

Pınar Selek çıktı, geçmiş  olsun dersiniz.  İnci ve Pınar bu çalışmalara katılabilir. İştar ve İnanna  kültürünün ne demek olduğunu bilsinler. Bunu incelemeleri gerekir. Bu İştar bir tanrıcaydı, biliyorsunuz. Mısır’da da vardır. Yüzlerce kadın toprağa atılıyor. Kadın böyle tahakküm altına alınıyor. Babil’de de Marduk egemen olurken böyle yapmıştır. Sami kökenlidir. Babilliler biliyorsunuz Samidirler, kadını tarihten silmişlerdir. Daha sonra hiçbir kadın tanrıça olamıyor.  Fırsatım olsaydı yazardım.

Aram’ın söylediği ve benim en çok sevdiğim türkünün kaynağını buldum. MÖ. 2000 yıl öncesi Sümerlerden geliyor. O sanat anadan geliyormuş. Bizimkiler kültürle uğraşıyorlar, ama tarihle bağlarını kuramıyorlar. Keşke inceleyebilselerdi. O türkünün beni bu kadar niye etkilediğini şimdi burada daha iyi anladım. 4000 yıl önce o sanat oradan geliyor. Ortadoğu’nun bir motifidir. Aram Dervişi Evde’yi söyleyebilir. Selamlarımı söyleyin.

Mahmut Baksi ile yaptığım sohbette de Dervişi Evdê üzerine konuşmuştuk. Tevrat olayında kadını yok etme vardır. Babil darbe vuruyor zaten. Yahudi, kadını yok ediyor. İsa biraz kadını katmak istiyor. Yunanlılarda bu kültür biraz karışık. Afrodit’te kadın temsili biraz var. Ama Zeus kadın üzerinde egemenlik sistemini tam kurar. Ezra Arat’ın Mitoloji Sözlüğü kitabını okuyabilirler. İlyada ve Homerus’u da okuyabilirler. 20. yüzyılı, kapitalizme dayalı köleliği, kaynakları var; kendileri inceleyebilirler. Özgür toplum sözleşmesini yapabilirler. Beş on yıl böyle yaşayabilirler. Bir şey olmaz. Bu süre içerisinde ideolojik politik çalışmalarını yürütürler. Toplum özgürlük sözleşmesini yakalayana kadar bu devam eder.

Benim okuduğum 4 ciltlik Mitoloji kitabını, Gordon Childe’i okuyabilirler. 2000 yılları kadının özgürleşme yılları olacaktır. Neolitik çağ ile ilgili kitapları okumalılar. Çocukluğumdan beri aradığımı neolitik çağda buldum diyebilirim. Hem kadın hem de halklar neolitik çağda çakılı kalmıştır. Sadece kadının ilerleyişi değil, halkların ilerleyişi de o çağdan sonra fazla gelişmemiştir. Yazarsam eğer, bu temelde bir şeyler yazarım. O sevdiğim türkünün Sümerlerde 4000 yıllık geleneği var. Bunun kaynağını bulduğum için sevinçliyim. Bunu Aram’a söyleyebilirsiniz.

Bayan arkadaşlar kendi aralarında işbölümü yapabilirler. Başkanlık Konseyinde yer alan bayanlardan biri Avrupa’ya giderse ne olur? İyi olabilir mi? Avrupa’daki çalışmaları düzenleyebilir.

(Yezidilerin 3. Kongrelerini yaptıkları, bağlılıklarını belirttikleri aktarıldı.)

Zerdüşt de tarımın, yeşilin ve ziraatın peygamberidir. Zerdüştlük bunu temsil ediyor. Bunu iyi anlasınlar. Onların dinine de birçok safsata girmiş.  Zerdüşt’ü görkemli buluyorum. Selamlarımı söylüyorum. Komşu halklar, Asuriler için de aynı şeyi söylüyorum.

(Kürt Ekonomi Kongresinin yapılacağı aktarıldı.)

Rantçılıktan üretime dayalı ekonomiye geçişin nüvelerini yaratabilirler. Mümkünse Ortadoğu Barış Merkezi diye bir merkez kurulabilir.

(Türkiye’de Ortadoğu Dergisini çıkarma çalışmaları yapılıyor.) 

Türkiye’de olması daha iyi. Dil Tarih Kurumu çok önemli. Yeni bir barış örgütü bu merkez etrafında yürütülebilir. Şimon Perez’in bir merkezi var. O paralelde bir merkez olabilir. Ortadoğu’ya yönelik bunlar ileride lazım olabilir. İran, Irak ve Suriye’de yeni gelişmeler olabilir. Azami düzeyde bunlardan yararlanmaları gerekir. Bunlar yeni yıl perspektifleridir. Barışı ve demokratik birliği derinliğine yeniden örgütlemelerini diliyorum. Layık olmak ancak böyle bir çalışmayla olabilir. PKK için de mektuplarımın ruhuna uygun bir pratik diliyorum. Uygulamalarını derinleştirsinler. Cezaevlerine ilişkin diğerlerine destek vermelerini uygun buluyorum.

Dışarıya çıkanların da derinleşmeleri iyi olur. Çocuklara, hepsine şunu söylüyorum: Onlardan birisi olmayı isterdim. Elli yaşındayım, ama çocuklar gibiyim. Onlara büyük sevgilerimi iletirsiniz. Hem kadınlar hem de çocuklar için,  halkımız için özgür bir birey olarak kalmayı onur verici buluyorum.

Pangalos ve Bush’ un ileride değerlendirmesini yaparız. Mahmut için candan sevgimi iletirsiniz. Kendisi ile görüşmemiz anlamlıydı. Anısına bağlılık temelinde mesaj gönderirsiniz. Türkiye halkına barış, kardeşlik ve demokratik birilik temelinde 2001 yılını değerlendirelim denilebilir. Layık olmak en iyi selamdır. Ruhta, düşüncede ve pratikte layık olmak en iyi selamdır. Her şeylerini ortaya koysunlar, özgür gelecek onlarındır...

Kadın sorunu üzerine tezler olarak düşünüyorum. Bu çerçevede Neolitik toplumdan günümüze kapsamlı bir çalışmam var. Kürt kadınını küçük görmekten, hor görmekten ziyade, başta analar olmak üzere tüm talihsiz kadınları yüceltmeyi esas aldım. Bilimsel yaklaşmaya büyük özen gösterdim. Kadının özgürlük tezlerini toplumsal sözleşmeye vardırmaya kadar mücadele gerekiyor. Ben buna bilimsel, siyasal perspektif getirmeye çalışıyorum. Kadın tarihi dört ciltlik mitoloji kitabının içerisinde vardır. Orada incelenebilir. Kadın mitolojide gömülmüştür; daha sonrasında da zaten siyasette yeri yoktur. Neolitik tarih Zağroslarda, Kürdistan dağlarında doğdu. Neolitiğin doğduğu bu topraklar aslında tarım, köy ve kadın devrimidir. Bu topraklar halen bu devrimden besleniyor. Kadının kaybetmesi sosyalizmdeki toplumun, eşitliğin, özgürlüğün kaybedilmesidir. Sömürünün ve eşitsizliğin gelişmesidir.

Daha sonra Yunan tanrıları ortaya çıkar. Buna Ortadoğu’daki peygamber kültü de eklenir. Kadın yok gibi bir durum gelişir. Günümüzde yeni bir toplumsal sözleşmeye dönüştürmek gerekir. Canlı bir sorundur. Zaman zaman nasıl yaşamalı sorusunu gündeme getiriyorum. Fransız Le Figaro gazetesi saçmalıyor. Sınıfsal ve ulusal sorunların çözümünde kadın mücadelesi temel rol oynar. Kadın sorununa dar ekonomik bakmıyorum. Duyguyu ucuz ele almıyorum. Daha çok Ahlaki ve felsefik yaklaşıyorum. Ne dini yargılarla, ne de günümüz -işte Televole kültürü diyorlar- kültürüyle yaklaşmıyorum. Böyle değil, felsefi ele alıyorum. İmkan olursa bunu ortaya çıkarmaya çalışırım. Geleneksel güncel ahlakı ciddiye almıyorum. Kabul etmiyorum. Kendime göre bir anlayışım var. İmkan olursa bunu kitabımda tezler biçiminde sunmak isterim. Önerdiğim kitapları okuyabilirler.

Ben bir tarih çizgisi vermek istiyorum. Ama zamanım yok, gelecek hafta vermeye çalışırım. Mitoloji okunabilir. Tercümeli bir Kuran getirebilirsiniz.  Tevrat da getirebilirsiniz. İncil’le beraber, üçü birden okunmalı. Aydınlara öneriyorum, üçünü birden okusunlar. Avrupa’nın tarihe hakim bakış açısı  Ortadoğu’yu göz ardı etmiştir. Son elli yıldır farkına varılmış, ama yansıtılması eksiktir. Tarihe yansıtılmalı, bu konuda tarih düzeltilmelidir. Tarih kurumunu o nedenle geliştirmek gerekir. Ben bu konuda incelemelerimi sunacağım. Gücü ve vakti olan aydınları bu temelde araştırma yapmaya davet ediyorum. Onları selamlıyorum...

Milliyet gazetesinde bir haber vardı. PKK’li kadınların hasta olduğunu söylüyor. Bunu özgürleşmenin belirtisi sayıyorum. Kadın filozofu iyi bir belirleme, olumlu buldum...

Gerçeğin, Adaletin ve Sevginin Arayıcılarına,

2000 yılının 8 Martının selamından beri ortaya çıkan gelişmeler, yaşadığım yoğunluk  temelinde ve bana gönderdiğiniz mektupların hepsine vereceğim cevap şudur: Derinleşmenizi diliyorum. Her biriniz kendinizi bir dergah kılabilir, bir ana kaynak haline getirebilirsiniz.

Kadının tarihi araştırılırken, bu tarih üç döneme ayrılmalıdır. Birinci Dönem İlkel Kömünal Çağdır; buna kadının çağı da diyebiliriz. Mitolojik olarak Tanrıçalar çağıdır. M.Ö. 10 000-4000 yıllarına denk gelen bu döneme neolitik çağ da denilir. Kadının hakim olduğu bir çağdır. Kadın ekseni etrafında gelişir; tarımın geliştirildiği, hayvanın evcilleştirildiği, insanın özüne yakın olduğu bir dönemi ifade ediyor.

İkinci dönem M.Ö. 4000- 2000 yılları arasına denk gelir. Büyük bir boğuşmanın yaşandığı bu dönem, ataerkil aileye geçiş dönemidir. Mitolojide Tanrıça İnanna ve Tanrı Enki simgelerinde, Sümer mitolojisinde karşılığını bulur. Bu dönemi derinliğine çözmek için, mitolojiyi ve Sümer Devletinin yapısını iyi incelemelisiniz. Kadının köleleşmesi büyük bir boğuşma altında gerçekleşti. Kurnaz Tanrı Enki ve Babil Yaratılış Destanını, diğer mitolojileri, Hint ve Avrupa mitolojilerini de bu temelde derinliğine anlamalısınız.

Üçüncü dönem son aşamadır; M.Ö. 2000 yıllarından başlayarak günümüze kadar gelir. Erkek egemenliği ekseninde gelişen, ekonomik, kültürel, siyasal tüm alanlarda erkeğin büyük zorba gücünün yarattığı 4000 yıllık bir dönemdir. Alt ve üst tüm toplumsal yapıları kendisine göre düzenleyen bu büyük sömürü, Babil egemenliğinden başlayarak, Asur’la pekişerek günümüze kadar geliyor. Bu dönemi derinliğine çözümlemek için, M.Ö. 2000 yıllarından, Babil ve Asur’dan alıp günümüze kadar gelişimini incelemek gerekir. Üç tek tanrılı dini ve 4 kutsal kitabı ve bunlarla bağlantılı olan kitapları inceleyebilirsiniz. Tanrı kavramının ortaya çıkışını ve tanrıça kavramının ortadan kalkışını, Yunan teolojisini, Hint Mitolojisini ve Kitab-ı Mukkadesi incelemeli, aralarında bağ kurmalısınız.

Bu Mezopotamya kökenli bir gelişmedir. Tanrıça İştar, Sümerlerde İnanna, Mısırda İssis, Yunanlarda Afrodit olarak karşımıza çıkar. Tanrıca İştar’ın erkek karşılığı Dumuzi, Tammuz’dur. Mısırda İsis ve Osiris, Yunanda Afrodit-Adonis olur. Bunlardan alıp Avrupa mitolojisini, -ki bireysel bir mitolojidir- mitolojiden dine ve bilimsel kitaplara geçebilirsiniz. Kronolojisi böyle olabilir.

Siyaset ve sömürüye dayalı sistemleri, kadının köleleşme süreci incelenerek derinleşmenizi, kendinizi adeta yeniden yaratmanızı diliyor, yalnızlığa dair yazdıklarınıza da şöyle diyorum: Yalnızlık güç ve kudret kaynağına dönüştürülmelidir. 8 Mart’ı bu temelde kutluyorum.

Newroz için şu mesajı veriyorum: Güneş baharla birlikte her zamankinden daha fazla ısıtıyor. Halklar her zamankinden daha fazla özgürlüğe yaklaşıyor. Oligarşi aşılıyor; demokratik, laik temelde Mezopotamya, Anadolu ve tüm Ortadoğu halklarına barış ve kardeşlik getirmesini diliyorum.

Kurban bayramı için her ne kadar bayram geçmiş de olsa, bir şeyler söylemek istiyorum. Hz. İbrahim insanı kurbanlıktan kurtardı. Zerdüşt ise hayvanın dahi kurban edilmesini yasakladı. Hz. İbrahim ve Zerdüşt’ün düşüncelerini önemsiyorum. Bundan böyle et yemeye karşı bireysel bir tavır aldım. Vejeteryanlığa başladım. Bu ilkel avcılık kültüründen gelen geleneğin kalkmasını diliyorum. Kurban bayramını kurbanın kaldırılması temelinde kutluyorum. Bu barışı getirir. Bizim de insan kanını akıtmama yaklaşımımız var. Şekerle, tatlılıkla kutlayabilirler.

Üç mesajımı aldınız. Kadınlara ilişkin olanı tek tek kendilerine gönderebilirsiniz...

Kadının 8 Mart ve Newrozlarını selamlıyorum. Güçlü katılmışlardı. Özgürlük ve özgür yaşamın büyük gelişimine ilişkin tarihsel gelişimini üç bölüm halinde sunmuştum. 4000 yılına kadar ana tanrıça, Sümer ve Mezopotamya ekseninde kadın-erkek kültürünün boğuştuğu Star/İştar kültürü, İştar-Enki çatışması var. Çöl-Arap kültürü ile dağ-Kürt kültürü arasında 5 bin yıl öncesinden başlayan bir çatışma var. Asurlar, Babiller bunu özümsüyorlar. Sümerler MÖ. 3000 yıl önce dağa Kurti diyorlar. İbrahim zamanında Urfa’ya Ur diyorlar. Yüksek yerlerdeki yer anlamındadır. Urfa’nın MÖ. 2000 yıla varan tarihi var. Uygarlık tarihi buradan başlıyor; Yunanlılara, oradan Roma’ya, Avrupa’ya geçiyor; şimdi de Amerika aldı. Biz posa olarak kaldık. Kadın orada İştar, Artemis, Afrodit, Kudüs’te Meryem olarak karşımıza çıkıyor. Bu bir destan olarak sürer gider. Bir ırmak gibi. Zağros-Toros eteklerinden, Fırat-Dicle’den başlayarak günümüze kadar gelen bir ırmak. Bu ırmağı yazmak isterdim. Tarihi okuyorum. Altındal ve Thespis’i, 4 ciltlik Mitolojiyi okudum. Yüksek düzeyi olanlar okuyabilir. Kutsal kitaplar okunabilir.

Bugün anamın ölüm yıldönümü, Urfa’nın kurtuluş yıldönümü. Anaların anısı için, sadece anamın değil, bu mesajı veriyorum. Mektuplar anlamlı, derinlik ifade ediyor. İştar-Star-Sterk oradan geliyor. Sterk olarak doğuşunuzu selamlıyorum. Mektuplara yanıt olarak bunu söylüyorum...

Dört kitap önerisi önemli. Ahmet Kahraman’ın böyle bir çalışması vardı. Devam ettirebilir. Apo Klanı dönemini yazabilir. Cezaevindekiler de gelişkin insanlar bunu yazabilirler. Sait Üçlü benzeri kabiliyeti olanlar var, bunlar yazabilirler.  Aile içi olayları Mehmet bilir, köydekiler de bilir, onlarla görüşülebilir. Apo klanını, kardeşlik, dindarlık safhası, kadının durumunu da annemin yaşamından ele alabilirler. Hamza ile aile düşmanlığı ve bizim ilişkilerimizi ele alabilirler. O bölgede 4 Türk köyü var. Burada aslında Kürt ve Türk aileleri  karışık. Bunların ilişkisi var,  bu ilk kitapta işlenebilir. Çok ilginç bir kitap olabilir. İkinci kitap, Ankara Yollarında olabilir. Cumhuriyeti tanımama ve Cumhuriyetin kendisini tanıtamaması; biz Cumhuriyeti tanımıyoruz, o da bize kendini tanıtamıyor. Ortaokulu Nizip‘te okumuştum. Nizip’ten Ankara ve İstanbul’a gidişle devam ediyor. Cumhuriyeti tanıyamadık, onlar da tanıtamadı. Bu kitabın ismi  İnkarcı Cumhuriyet veya Ankara Yollarında olabilir. O dönemi bilen okul arkadaşlarım var, hala yaşıyorlar. İsmet başta olmak üzere bir sürü Türkiye’de yaşayanlar var, onlardan yararlanılabilir.

Üçüncü kitap: Hazret-i İbrahim gibi Kenan yollarında .Yürüdüğümüz noktalar da benziyor. Ben de Urfa dan çıktım Suruç yollarına doğru. Musa gibi buyurmak, Cebel-i Şeyh eteklerinde Musa emirleri gibi laneti çözmek, bilinci çözmek. Cezaevlerinden gelen mektuplarda kendi kendilerine acılar içindeyiz diyorlar, layık olamadık diyorlar. Acıyı gidermenin yolu o süreci derinliğine anlamaktır. Cezaevindeki arkadaşlara iki ciltlik Musa kitabını öneriyorum. İbrahim’in geleneğini de araştırsınlar. Muazzez İlmiye Çığ’ın İbrahim kitabı ve On Emrini okuyabilirler. Bu laneti çözmek gerekir. Musa gibi, İbrahim gibi . Bu laneti çözmek için binlerce sayfa çözümlemelerim ve bir o kadar kaset var.  Tarih ile kıyaslamak için bunları söylüyorum.

Dördüncü kitap, İsa gibi Çarmıha Gerilmek. İncil bu konuda çok önemli, okuyun. Tevrat, Kuran ve İncil‘in iyi okunması gerekir. Roma ilginçtir, Roma imparator kültüdür. İsa’yı Yahuda ihbar ediyor. Aynen bizim olayımızdaki gibi.  Tarihin tekrarıdır.  Çarmıha gerilmedir. İmralı’da da ne olup olmayacağı belli değil.Gazete kapanmış galiba. ...

Vakfının yasal olarak Hollanda da kurulduğu ve Hollandalı, Alman ve Kürt bayanların kurucu olduğu, Başkanlığa Zelal, sekreterliği Alman bayan Şervin‘in düşünüldüğü, ancak diğer eksikliklerin tamamlanacağı aktarıldı. Yine Avrupa’daki kadın derneğinin en büyük kadın örgütüne FDEF’e üye olduğu aktarıldı.  Avrupa’daki gözlemlerimizde kadında ve halkta kendisine büyük sevgi ve bağlılığın olduğu belirtildi.)

Vakfı açtığınız için tebrik ediyorum, sizleri kutluyorum deyin. Güzel bir adım. Bu vakıf sadece Kürtlerin değil, Türk, Kürt, Avrupa ve tüm dünyadaki kadınların yeri haline gelmeli. Burayı Özgürlük Akademisi olarak değerlendirmek gerekir. Bana daha önceden kadınların yazdığı raporları  vardı, mektupları vardı. Kasetler, yaptığım diyalogları, yine burada yaptığım diyalogları onlara hediye ediyorum. Özgürlük okulu olarak kullansınlar. Buraya kirli erkek eli, kirli kadın eli değmemeli. 10 bin yıllık tarih çizgisini temsilini yapacaklar. Çok sevdiğim bazı çocuklar, kimsesiz çocuklar vardı. Yine Türkiye‘de, İran‘da kendilerini yakan çocuklar vardı. 40ar, 50er kişilik gruplar halinde erkek kız ayrımı yapmadan bu çocukları alıp eğitsinler. Okul barış ve yeni yaşam için eğitim yeri olmalı, analar içinde eğitim yeri olmalı. Bir okul gibi; Kürtçe dilini, tarihini öğreten bir okul. Özgür yaşam projesini burada hayata geçirin. Kadın tapınağı demeyeceğim. Nasıl ki genelevde ve özel evde kadını mahvettilerse; kadını orada görkemli tanrıça kültürü ile diriltmeli ve kadını tanrıçalar düzeyine ulaştırmalılar. Yaşamda güç sahibi olarak kendi topraklarında kendi ayakları üzerinde dursunlar. Kendilerini yalnız hissetmesinler. Tarihteki İnanna, İştar tanrıçalarını onları derinliğine okusunlar.

(Mısırlı yazar Nevval El Seddavi’nin kendisinin kadına ilişkin bakışını desteklediği aktarıldı.) Onun kendi başkanı lanetlidir. İlk önce kendi ülkesinde bunu çözmeye çalışsın.Emin Malouf vardı. Fransa‘da yaşıyor herhalde. Bizimkiler onunla görüşüyor mu? Şimon Peres‘in barış çizgisini olumlu buluyorum. Onunla diyalog olmalı, ilişki kurulabilir, İsraile düşman değilim.

(Vakfın başkanlığına Zelal‘in düşünüldüğü söylendi.) Sakat olan Zelal mi? Ona söyleyin, çok bireycilik yapmasın. Kadınları ve başka halklardan da kadınları bu projenin içine alabilirler. Bu soylu bir projedir. Karl Marx’ın Komünist Manifesto‘da kadına ilişkin belirlemelerinden daha değerlidir benim değerlendirmelerim. Kadının özgür yaşam manifestosudur. Göreviniz kutsaldır büyük düşünmelisiniz. Yalnızlıktan da korkmayın, yalnızlık tanrısaldır, onunla kendi gerçeğinizi bulacaksınız. Kadın özgürlük mücadelesi sınıf mücadelesinden daha değerlidir. Demokrasiyi  kadınlar getirecektir...

Kadınlara ilişkin olarak da sizin aracılığınızla şunu söylemek isterim: Kadın hareketi tamamen demokratik yasal tarzı esas alarak gelişmeli. Ben kadın hareketinin savaşçısıyım. Binlerce ananın acısı, can feryadı var. Batman’da intiharlar var. Vahşi bir şeydir. Ben bunları çok iyi inceledim. Gazetede Batman Barosunun açıklamasını okumuştum. Baba evinde de, koca evinde de aynı baskılar var. Kadın konusunda aslında doyurucu bir mektup yazamadım. Ancak bu görüşmelerde kısaca belirtmekle yetindim.  Bu konuda yazmak istiyorum. Legal ve demokratik biçimi esas almak lazım.

(Bu konuda sizi sevindirecek bir şey  belirtmek istiyorum. Urfa Barosu Kadın Hakları Komisyonu ile AB ortaklaşa bir proje geliştiriyorlar.)

Urfa’da kadın için  özgür kurumlar yaratılmalıdır. Böyle evler açılabilir. Medeniyetlerin uygarlık düzeyi kadının özgürlüğü ile doğrudan bağlantılıdır. Medeniyetin ölçüsü kadına saygı ile ölçülür. Bu ilkeyi hayata geçirme savaşı veriyorum. Kadınlardan çok değerli mektuplar geliyor. Onların katılım düzeylerine, düşünce düzeylerine büyük önem veriyorum. Hepsine saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Yasal olarak hakları uğruna demokratik yasal mücadeleyi sunmalarını söylüyorum. ..

Vakit kalmadı. Şiirimsi bir iki şey yazmak istiyorum. Gelecekte onlar için düşüncelerimde önemli şeyler var. Bu süreçte bütünüyle kendilerini pratikleştirsinler. Entelektüel güçlerini hayata geçirmeleri lazım. Bütün cezaevlerine bunu yaymaları lazım. Bu tip gelişmeler önemli. Onlara güç vermek benim için görev. Büyük bir yoğunlaşma ve gelişme yaşanıyor.

Kadına dikkat etmek lazım. Kadın insan haklarının ve demokratikleşmenin teminatıdır. Kadın eksenli olmayan gelişmeler başaramaz. Kürt kadınında değil, Ortadoğu’da da Kadın Rönesansı diyorum. Büyük dogmalara, gericiliğe ve erkek egemenliğine dayalı kirlenmeye karşı yoğunlaşıyorum. Kadın Rönesansı ile ancak bunlar aşılabilir...

Aram’a söyleyin; Adule klip biçiminde yapılabilir demiştim; geride dağların görüntüsüyle falan olabilir. Aram’ın sesi ve dağlarla birlikte iyi olur. Sesi iyi olan bir kadın ve Aram birlikte olabilir. Bir de Halep türküsü vardı. Onun müziği, o makam iyiydi. Benim Ortadoğu’daki yaşamımı anlatan bir şeye dönüştürülebilir.

Akademiler demiştim; sanat, ilahiyat, dil, tarih, kadın özgürlük akademileri. Kürtler bununla kendini bulacak; beynini, özünü, özgürlüğünü ve bilimselliğini bulacak. Bu konuda kitaplar olabilir. Benim açılarım ve öfkelerim. Benimle 24 saat yaşayın, yoğunlaşın demiştim. Benimle ilgili Apo’nun acıları ve öfkeleri; yoğunlaşsınlar, bunu çözerlerse çok iyi olur. Ben iyi eserler olursa değerlendirebilirim.

Bu kendim için değil; halk var, acıları, güzellikleri ve tarihi var. Akademi çalışmaları için başarılar diliyorum...

Kadınlar için de şunu söyleyeceğim. Son mektuplarınızı alamadım. Gönderdiğiniz mektuplar, felsefi ve edebi yönü yüksek mektuplardı. Sadece duygu değil, bilinç yönü yüksek mektuplardı. Bunlara çok yüksek değer biçiyorum. Daha önce de söylemiştim. İleride daha uzun ve çarpıcı bir mektup yazmak istiyorum. Şimdilik şu kısa mesajımı vermek istiyorum: Ben kadın konusunda uygarlığın dayattığı ihanete ve inkara dayalı kültürü yıktığıma inanıyorum. Size saygımın ifadesi budur. Bunu ne şairane duygularla ne de felsefi metinlerle ifade edemem. Ama erkek egemenliğine, zora ve baskıya karşı olan yanım görkemlidir. Tarih bilinci yüksek bir çözümleme ortaya koydum. Lanetliliğe ve çirkinliğe alet olmadan, saygı ile yaşamalarını ve kendilerini bu temelde güçlendirmelerini diliyorum. Ortadoğu’da Rönesans kadının çıkışı temelinde olabilir. Kendinize inanın, kimliğinize sahip çıkın. Özgürlük olayında kendinizi koruyun. Sevgilerimi ve saygılarımı iletin.

Kadının özgürlük düzeyi toplumun düzeyini gösterir. Benim için nirengi noktasıdır. Ne olup bitiyor? Birkaç kadının şahsında toplumun ilişkilerini çözebiliriz. Sonuç çıkarmak için önemli. Ben savunmamda kadına çok yüksek yer açmış bulunuyorum. Kadın için de önemli bir metindir. Özünü yakalayıp çok iyi aydınlatmaları gerekiyor. Kadının zihinsel devrimde yerini bulması gerekir. Özgürlük, kadın için her şeyden daha değerlidir. Bunun için fedakarlık yapmaları gerekir. Başarı diliyorum. Bana bilgi getirirseniz onlara  bir mektupla cevap verebilirim...

Doğru, ben felsefeden uzak biri değilim. İlahiyat yönüm var, geliştirdiğim tanrı yorumu çok çarpıcıdır, geliştirdiğim tanrıça kadın kavramı önemlidir. Size kişilik kazandıracak, bir tür tarihte kadına yapılan haksızlıkların giderilmesinin yolunu açacaktır. Kadınlar bu belirlemelerin kıymetinin bilsin. Sizin bütün onurunuzu ve kimliğinizi size kazandıracaktır.

Size yapacağım tarihi en büyük iyilik budur. Kadın emeğine, kişiliğine ve anaya saygıyı içeren güzel şeyler var. Fırsat olsaydı ayrı bir kitap olarak yazılabilirdi. Böyle olması iyi oldu. Bütünlüklü olarak tarihi görecekler, iyi değerlendirirlerse kendilerini ayna gibi orada görebilirler. Savunmaları iyi inceleyin. Ben beğendim, beğenemezsem yazamam, öyle bir yapım var...

Kadın şahsında toplum özgürleşecek. Kendilerini yaptıkları konferanslarından ötürü kutluyorum. Son savunmalarımın içeriğinde bu yönlü kapsamlı değerlendirmem var. Zorlanma ve zorlamaları doğaldır. Kesinlikle küçümsenecek bir mesele değildir. Halka  karşı saygı ne ise, kadına karşı saygı da aynı anlamdadır. Hata ve eksiklikler elbette olabilir. Ama bu, kadının özgürlüğü önünde engel olmamalı. Önlerini açmaya çalıştım. Sınıflı  toplumun dayattığı şeyler umurlarında olmamalı. 2-3 bin yıllık uygarlık tarihi ne diyor, erkek ne diyor, umurlarında olmamalı. En büyük direnme özgür kadın kişiliğinde ısrardır. Geçmişte kendilerini acılardan ötürü yaktılar. Özgür kişiliğinizde ısrar, bana bağlılığın en büyük ifadesidir. Bu temelde kendilerini selamlıyorum.

Zor aşamayı atlattınız. Bundan sonrası demokratik çalışmaya önem vermek gerekir. Üçüncü Alan projesi biraz da kadın mücadelesiyle açılacaktır. Hepsinin birleşmesi gerekiyor. Birlik olmaları önemlidir. Birbirlerine acımasız ve küfürlü yaklaşılmamalı. Bu dönem aşılmalı. Kadın kendi üzerinde yoğunlaşmalı. Sağduyuyla kendi kişiliklerinde ve vicdanlarında derinliğe ulaşsınlar. Özgür kişiliklerini geliştirsinler. Tanrıça ana kişiliğini kendi kişiliklerine yedirsinler. Son savunmalar üzerine yoğunlaşırlarsa birçok şeyi bulabilirler.

(İmralı’daki perspektiflerin kadın mücadelesinin önünü açtığını belirttikleri aktarıldı.)

Biz burada çok ciddi bir pozisyon içerisindeyiz. Aslında hepsi bizim perspektiflerimize bağlı. Devlet adım atıyor, biz de adım atıyoruz. Birbirine tamamen bağlı. Bu perspektifler olmazsa anlayamazlar. Devlet amansız bir şekilde buradaki şeyleri takip ediyor. Yiğitlik anlamak, kavramak ve özgürce hareket etmektir. Yiğitlik; özgürlük ve eşitlik için hayırlı işler yapmaktır. Sorun olanlar kimler?

(Geçen hafta aktarılanlarla beraber Peyman, Sakine Batman varmış.)

Diğerleri kimlerdi?

(Sevra, Dılar, J. Deniz, Helin.)

Dılar hangisi?

(Diyarbakırlı Profesörün kızı.)

Onun kardeşi de yanımızdaydı. Bunların çoğunu eğitmeye de çalıştım. Çok uyardım onları. Sanmıyorum, fazla sorun olmazlar. Ama bazıları çok geriymiş. Aslında sadece o da değil, bin yıllık kölelik şeyini atmak öyle kolay değil. Öyle ayrı durmasınlar, birleşsinler. Görev de verilebilir. Kadınlara ilişkin mektup detaylı olsun. Ama kadın için kısa bir şeyler daha söyleyeyim. Kadın olayını büyük çözümledim. Köklü çözümledim. Tarih boyutunu, mitoloji boyutunu iyi açımladım. Ahmet Altan, kadına ilişkin şeylerde beni takip ediyor. Ahmet eğilimlerimi biliyor, biraz da izliyor. Kürt dediğinde beni kastediyor. Tabii ben onun gibi aşk ve kadın profesörü olma iddiasından öte, bu çalışmayı önemli buluyorum. Ahmet’in şeylerini de takdir ediyorum. Bizimkilerin derinleştiğini cezaevinden gelen mektuplardan anlayabiliyorum. Anlamlı buluyorum. Derinleşmeleri gerekiyor, biraz gelişme var. Savunmalarımda kendilerinde biriken birçok soruya cevap bulabilecekler. Kadının sorunu eğer eşitlik ve özgürlükse, savunmaları esas almadan çıkış bulamazlar. Biz buna çok ilkeli yaklaştık. 4000 yıldan beri düşürülen kadın olayını kaldırıyoruz. Sosyalist olmanın da ilk şartı eşitlik ve özgürlüğün ne demek olduğunu kavramaktır; sosyalist olmak anaya, kadına gösterilecek saygıyla olur. Tarihi sorumluluk ister. Aileye de büyük saygıyı böyle gösterebiliriz. 

Kadınların da kendilerini buna layık görmeleri gerekiyor. Aşk ve tanrıçalık olayı benim için ciddidir. Bunun dindeki biçimleri de çok sahtekarca, bunlar anlamsız. Aşkın da bunun dışında bir yolu yok.

Gerçek bağlılık, gerçek emek, gerçek direniş böyle sağlanacaktır. Gerekirse yıllarca düşünsünler. Bazıları yoğunlaşsın. Sorunları vardır, kendi sorunlarını çözmek için çalışsınlar. Ben hiçbir kıza yakıştıramıyorum. Bu, kendilerine değer vermemedir. Siyaset, örgüt yetkisi adına kadınları kullanıyorlar. Saygı şart. Anlayış, eşitlik anlayışı, yaşamın bütünlüğüyle gerçekleşmeli. Mektubu derleyin. Gerekirse yazıdan da alabilirsiniz. Bazılarının isimlerini sormamın nedeni, acaba işbirliği içinde olabilirler mi diyedir. Mektupta da kısmen vardı. Onları okudum. Benim için soru işareti olanlar vardı. Kimler en çok bağlıyız diyorlar?

(Sorun yaşayanlar da dahil, bağlılık sorunlarının fazla olmadığı; erkek eşittir örgüt biçiminde değerlendirmeler olduğu, bunun sıkıntılarının yaşandığı aktarıldı.)

Çok ilginç kadın-erkek savaşı olmuş. Şiddetle uyarıyorum, diğer mektubu da okudum. Daha önceki şeyleri de aldım. Birleşmeye ihtiyaçları var. Tanrıça kültürünü geliştirmeleri gerekiyor. Benim adıma kendilerine Altın Dal kitabını verirsiniz. Campell’in 4 ciltlik mitolojisini, Yunan mitolojisini, Kuran’ı, Kitabı Mukaddesi verirsiniz, hediyem olsun. Sümerler ile ilgili kitabı verdiniz mi? Tarih Sümerde Başlar, Kurnaz Tanrı Enki kitabını verebilirsiniz. Bunlar korkunç kitaplardır. “Ya Star” siz de denilmiyor mu? Bu tanrıça İştar’dır. Bunları bilmeden olmaz; acayip kitaplardır. Belki tümünü anlamayabilirler, ama onları geliştirir. Bu konuda derinleşmelerinde fayda var. Onlar çok tarihi mücadele içindedirler. Zağros’ta Mitolojiyi işlesinler. Özgür Akademileri de varmış zaten. Birbirleriyle çelişmeye değil. Özümsemeleri işletmeleri gerekir. Kendi aralarında da çelişmeye değil, bütünleşmeye ihtiyaçları var. Kendilerini pazarlamaya çalışırsalar da, onu bilemem.

Erkekler içinde şunu söylüyorum: Kadın deyip geçmesinler, yeni kadını anlasınlar. Yeni kadın, vatan ve toplum özgürlüğünden de önceliklidir. Bizim için özgür toplumu yaratmada birinci derece önemlidir. Biz neden kadını inceliyoruz? Sümerlerden beri kadın düşürülmüş, piyasalık yapmışlar. Kim yapmış ? Sınıflı toplum bunu yaratmış. Biz kadını kaldırmaya ve yeniden yaratmaya çalıştık. Erkeklerin de kıskançlıktan ziyade kadını yüceltmeleri gerekir. Kadın yücelecek, yaşam da onunla güzelleşecek, erkeklerin bunu gururla taşımaları gerekir. Benim senin olduğundan ziyade, toplumun oldu demek. Bana bağlılık demek, bunları kavramak demektir. Ahmet Altan’dan öte, buna inanmış büyük bir ahlakın sahibiyim, ciddiyim. Bu konuda Önderlik kadını cins lanetinden kurtaracaktır. Bağlılığımı istismar edemem. Kadını cinselliğin bu basitliğinden arındıracak ve bu bağlığı büyük özgürlük mücadelesiyle cevaplayacağım. Bol bol tartışsınlar. Ama birbirlerini yüceltsinler. Bu tartışmadan çok büyük bir birlik doğar.

Erkeklere de söylediğim budur. Beni incelemeleri gerekiyor. Bana inanan onlarca kız çıktı. ağabey, kardeş gibi ucuzca değerlendiremem. Ağabey, kardeş, abla, kardeş gibi olsunlar demiyorum. En çok eleştirilerimi yaptığımı da aynı zamanda severim. Sabırlı olsunlar. ..

Ben renkleri vermiştim, Sümer Rahip geleneğine siyah ve beyaz yakışır. İkinci kitap halkın renkleri olsun, sarı-kırmız-yeşil olur. Sarı; neolitik dönemin, kadının, tarımın ekin devriminin rengidir. Kırmızı; kanlı devrim sürecini –ki, bu yoğun yaşandı- temsil eder. Yeşil de; barışı ve halk cumhuriyetini temsil eder. İki Kitap olsun. Bir sayfalık kısa bir önsöz yazılabilir, iddialı olan, kendisini güçlü hisseden biri yazabilir...

Cezaevindeki kadınlardan mektup alıyorum. Onları görün, bol bol konuşun, kısa bir mektup verin. Gelişmelerini önemli buluyorum. Yetkindirler. Devlet çözümlemesi kadar kadın çözümlemesini önemli buluyorum. Kızlarla bunu bol bol tartışın. Savunmamda kadını epeyce açtım. Erkeğe de şunu söylüyorum: Kadınla yaşam yurtseverlik duyguları gibi ele alınmalı. Özgürleşen kadınla yaşam gurur vermelidir. Benim kadınla yaşamam, bakışım bir cins yaşamı değil, kadınını etrafındaki kültürel yaşam, kadının etrafında oluşan kültürü yaşamak önemli.

Kadın etrafındaki yaşam çöle çevrildi, kadın etrafındaki yaşam anlamlı kılınmalı, yaşam çizgisinde iddialı kalın. İlişkiler çok basit, öyle bir ayran içmek gibi ilişki kuruyorlar, olmaz. Onur meselesi farklı, direnmeleri güzel, bunda derinleşsinler, dayanabilirler. Yalnızlığa, acıya dayanıyorlar, buna da dayanabilirler. Bir erkeğe elinizi verirseniz, çiçekte olsanız sizi çiğner atar. Kadının bana bağlılığı farklıdır. Ben kadına ilişkin her şeyi sonuna kadar sorumluluk temelinde yaptım. Sizin adamlarınız güçsüzse, kötü, zorba, yalancı ise, buna sonuna kadar karşı çıkın. Erkek korkunç bir çirkinlik. Bu nasıl bir kültürdür, onu da sonuna kadar verdim. Kadın öyle değildi, bu kültürler sonradan icat oldu, ana tanrıça kültürünü yaratmalıyız. Kesire ile ilgili konuyu da açtım. Kendi kendimize sevmeyiz, savaş gibi aşkın da kanunları vardır. Kendi anlayışına göre öyle sevemeyiz. Çok çok önemli buluyorum, seninleyiz diyenler çok.

(Genelde kadına biçimsel bir yaklaşım hakim, kadını güç olarak görmeme durumu var. Bu her alanda yaşanıyor. 15 Şubat sonrası, zor koşullardan geçilmesi nedeniyle cins sorunu genel soruna feda edilmeli mi? Zorlayıcı bir yaklaşım içine girilmemeli mi yönünde tartışmalar da yürütülmüş. Bu temelde tartışmalar yoğun yaşanmış. Bu nedenle, kadının sürece girişinin Mart 2001’de gerçekleşebildiği belirtiliyor. Sorunların aşıldığı, çizginin tutturulduğu, yöntem ve pratik sorunlarının olduğu belirtiliyor.) Bu yazılı savunma onların da önünü açar. İkiye bölünüp karşı karşıya gelmesinler, bazı ayrılan isimler var, çok şaşırmadım, Avrupa’da ayrılanlar, bunlar aykırı şeyler değil. Ben burada tekim, ama kadınla güzel bir dünyayı yaşıyorum. Genelin özele ağırlığı yok. Olmaz böyle şey, bu nasıl bir mantık? İkisi iç içe bir şeydir. Birbirinden ayırmak mümkün değil. Bunlar yöntem hatası yapıyorlar. Bu rahip mantığı, feda edilecek bir mantık değil; birlik olmaları önemli, tek başına da olsa, özgür kadının büyük bir olay olduğunu görür, ona değer veririz...

Özgürlük, güzel yaşam, onurun kurtarılması çok önemli. Onur yoksa, seni alır bir özel ya da genel eve kapatırlar. Kürdün namusu ne hale düşürülmüş? Namus o değil. Namus kendi kimliğini, öz varlığını korumaktır, sevgi de oradan doğar. Sevgi denen olay da buradan doğar. Ben bireysel anlamda Kürt nasıl yaşamalı diyorum. Sevgi, namus, bireysel olarak namuslu bir Kürt nasıl yaşamalı, bunun peşine düşmüşüm. Kızlara da bunu anlatmaya çalışıyorum. Ben niye sevgi, kadın diyorum? Aşk, sevgi olmalı. Biz az sevmiyoruz, biz büyük seviyoruz. Aşk uğruna savaşıyoruz.

Ferhan Güllü kızları düşürüyor, zaten o güvenilir biri değildi. Bakırköy’deki kızlar da onun oyununa geliyorlar. Ama yine de onları bırakmayın. Ben burada yalnız devleti suçlamıyorum. Bunlar ne diyorlar? Mektupları geliyor; “Başkana bağlıyız” diyorlar. Öyleyse bağlılıklarını sürdürsünler.

(Söylemlerinde zaten  kendilerinin size bağlı olduklarını  söylüyorlar, “Başkanı en iyi  biz anlıyoruz” diyorlar.)

İsterlerse PKK’ye de bağlı olmasınlar, ama saygı, sevgi gerekli. Bu da emekle yaratılır. Oyuna düşmesinler, emekle sevgiyle bağlılıklarını kurtarsınlar. Gidin onlarla konuşun, bunları anlatın. Kendilerini bu biçimde bir tuzağın içine düşürmesinler. Cezaevine düşmüşsünüz, bir çok bedel ödemişsiniz. Sabri onlar ne diyor?

(Kendisi de gidip onlarla görüşmemizi istiyorlar.)

Doğrudur.

Özgür Kadın Vakfı 1 Eylülde acılıyor galiba, resmi bir açılış olacak galiba.

(Evet.)

Ben onlara ilişkin mesaj verecektim, ancak yeterli süre kalmadı. Bu söyleyeceklerimi öncekilerle birleştirip, ortak bir metin haline dönüştürüp gönderebilirsiniz. Ben kadın için beş yıllık  tarihi çözümlüyorum, en eski ulus, en eski sınıf diyorum. Ben kendim de onların  büyük bir işçiyim, emekçiyim. Onların özgürlükleri için, sevgi için beni bir işçi olarak tanımlayabilirler, görebilirler. Ben kendimi sevginin işçisi olarak tanımlıyorum. Büyümelerini istiyorum. Bu temelde kadınlar tanrıça kültürüne ulaşsınlar. Erkek dinine, erkek tanrısına hayır desinler. Biz o tanrıları açığa çıkardık, zayıflattık. Kadın çıksın ortaya, kendi özgürlüğünü kimliğini kazansın, o kadını da sevelim. Biz tanrıça ana, tanrıca aşk coğrafyasını yarattık. Biz o kültürü yaratacağız, direnin, dayanın, kendinize de güvenin. Kızlar cayır cayır kendilerini yaktı, korkunç bir şey, ben tüm bunları onların anısına söylüyorum...

Devleti yakından anlamanız için benim eğilimimi tespit etmeniz gerekir. Buradaki bu statüm az çok bu yaklaşımlarla bağlantılıdır. İngiltere “APO İmralı’da boğuşuyor” diyor. Onlar biliyorlar tabii. Zihinsel ve ruhsal olarak dışarının on katı bir çaba var. Şimdi daha zekice, daha gerçekçi, daha insancıl bir yaklaşımım var. Savaş şeyimizde biraz körceydi. Şemdin’i gördünüz, eline bombayı veriyordu, “patlat” diyordu. Korkunç bir olay. Bu feodal kafalılar kadınları böyle kullanmak istediler.

Daha önce Batman’daki kadın intiharlarını da size söylemiştim. Oradaki memurlar kullanıyorlar, sonucu da ölüm oluyor. Benim yüzümden olduğu için bu konuya eğildim. Özgürlük mekanları yaratın dedim. Ama sanırım PKK de bu konularda biraz yüzeysel kalıyor. Devlet daha tecrübeli olduğu için daha iyi sonuçlar çıkarıyor. Sıkıntılarım birazda bu yönlerdendir. Burada söylüyorum, ama yerine getirilemiyor...

(Kadın boyutuyla  özellikle 2000 yılına kadar yoğun tartışmaların yaşandığı belirtiliyor. İdeolojik yetmezlikler, yanlış eğilimlerin, yine yanılgılı yaklaşımların kadının sürece aktif girişini engellediği, erkek bakış açısından kaynaklı zorlanmaların da olduğu, erkeğin kadını temel bir güç olarak görmeme durumunun olduğu, hatta Konseyi reddetmeye kadar varan ve böylece komploya zemin olma durumunun da yaşandığı, ancak bu sürecin aşıldığı, ruh ve moral açıdan sürece girişinin iyi olduğu belirtiliyor. Kongreden güçlenerek çıkıldığı, ancak ideolojik yetmezliklerin olduğu, örgüt ve yönetim sorunların bulunduğu belirtiliyor.)

“Görevsiz bıraktık” dediklerini karma olarak alabilirler. Bunlar yetkin kişilerdi.  Kutuplaşmayı beklemiyorum. Tabii eleştiri, özeleştiri sürekli olmalı, bunlar öğreticidir. Yoğunlaşmaya ihtiyaçları var. Savunmalarımı alıp değerlendirebilirler.  Birbirinizi artık suçlamayın. Kürtlerde biraz bu var. Zaten yeterince lanetlenmişsiniz. Dağlar kadar uzlaşma noktalarınız var. Barış kültürünü, kardeşliği derinliğine ele almalısınız. Barışçı olmak zayıf olmak değildir. Barışı güçlü ele alan kişi, aslında en güçlü kişidir. Zihinsel devrim yaşanmalı. Eleştiriler olacak tabii. Beş bin yıllık kadının kölelik tarihi doğru çözümlenip, özgürlük temelleri doğru ortaya konmuştur. Yoğunlaşma ve eğitimlerini derinleştirmeliler. Kendi kaderlerini tayin ederek bunu yapabilirler. Tarihte de bunun örnekleri vardır. Orda da vakıf ve diğer örgütlenmelere ihtiyaç duyulmuştur. Özgür Kadın Vakfı böyle bir gelişmeye yol açabilir.  Duygusal ayrılıklara girmesinler, dostça, kardeşçe kazanmayı esas alsınlar. Selam ve saygılarımı iletin. Başka bir şey var mıydı?...

Nasıllar?

(Belli sorunlar yaşanmış, fakat aşılmış. Ama hala bazı sıkıntılar sürüyor. Erkek arkadaşlar bayan arkadaşların özeleştiri sürecini kendi çizgilerine gelmek olarak değerlendirme durumu söz konusu. Fakat arkadaşlar sorunlara olumlu ve yapıcı yaklaştıklarını, sizin tavrınızı ve tarzınızı esas almaya çalıştıklarını; pratik değil, ama iradeleşme ve ideoloji boyutunda eksiklikler olduğunu, soruşturma süreci dahil bayan yapısının genelde bağlılık sorununu olmadığını, ayrılanların geçmişte de benzer sorunları olanlar olduğu aktarıldı.)

Bu tavır doğru değil, ısrarla niye kendi çizgilerini dayatıyorlar? Benim çabalarım olmuştu. Mesele kadını kendi çizgimize getirmek değil, karşıt konuma getirmektir. Mesele bizim şahsi isteklerimiz, kendi kadınını yaratma değildir. Kapitalizmin kadını bir sermaye durumuna getirmesi var, bunu çözümlüyoruz. Bu anlamda kadını çözümlemek gerekiyor. Nasıl Kapital’de sermaye çözümlendi ve sosyalizm ortaya çıktıysa, kadının 5000 yıllık kölelik tarihi var, bunun çözümlenmesine ihtiyaç var. Sizin bu ilişkilerden kurtulmanız için zihniyet devrimine ihtiyacınız var. Benim çözümlemelerim ve savunmalarım etkili oldu sanırım. Türkiye’de kadın yönünden bazı gelişmeler var. Din konusunda bizim söylediklerimiz doğrultusunda adımlar atılıyor. Laikliği, dini, özgürlüğü kavramak için kadını kavramak gerekir. Özgürlüğü çok iyi kavramak için kadını iyi çözümlemek gerekir. Mesele “kadın bana bağlanacak” meselesi değildir. Kadına yönelik onunla yaşayamama durumu var. Bununla biz yaşama sorununu da çözeceğiz. Bazıları açısından bu sorun kadınla yaşama sorunudur. Sadece evlenmek için kaçanlar var; bunlar zarar verilmeden çözülmeli. Sadece evlenmek için kaçıyorlarsa, bunlar zarar vermeden evlensinler; ama bu insanı özgürlükten büyük düşürür. Kadınlar vardı, özgürlüğü arıyorlardı, acıya da dayanıklılar. Kendilerini yakanlar vardı. Onlar tanrıça kültürünü aramalı. İşte Hıristiyanlıkta adanmışlar var, Saint Paul gibi kendini adayanları zoru devreye sokmadan özgür bıraksınlar. Katolik kilisesinin şeyi gibi olmaz. Kendini özgürlüğe adayanları da özgür bırakmak gerekir. Biraz özgürleşmeyi yaşayan kadınlar vardı; onlar özgürlüğü aramalı, bunun ideolojisinde derinleşmeliler. Aşk, sevgi şeyine biz de karşı değiliz, ama aşkın bu toplumda ne hale getirildiği ortada. Türkiye’de bir günde, işte bilmem ne kadar aşk diyorlar, televole kültürü dedikleri şey budur işte. Bu kültürde insanlar felç edilmiş...

(Genel olarak yapı iyi, eğitimler başlamış. Kadın ve çocuklara yönelik eğitimler olmuş, bunu sürdürecekler. Ancak kadın yapısında, özelikle genç bayanların yapıdan kopması sorunu var, orta yaş gurubunda ilişkilenme sorunu yok, fakat genç bayanlarla bu yönlü sorunlar yaşanıyor.)

Orada bu sorunun çözülmesi zor, göndersinler.

(Sanırım buna pek hazırlıklı olan bireyler değiller.)

O zaman biraz zor tabii. Düzen onları kolay kazanıyor, onların da kişiliğinde bu yönlü eksiklikler var. Onları çok farklı bir eğitime tabi tutmalılar. Çok özel, güçlü bazı arkadaşlar yanlarında tutarak eğitebilirler. Genel yüzeysel eğitimlerle tutulamazlar, sizin yöntemlerinizde eksiklikler var.

(Kadın yapısı pratik anlamda değil, ama ideolojik anlamda, örgütsel anlamda güç olamama sorununu yaşıyor. Bunu aşmanın yöntemlerini geliştirmeye çalışıyorlar, zorlanmalar yaşanıyor.)

Savunmalarımı çok iyi okusunlar. İyi kavrarlarsa olağanüstü bir kadın doğuşuna çağrı var. Bizimkiler kavrayamıyor, kadını kavrayamıyorlar. Sevgiyi büyütme tamamen felsefi, siyasal temelde bir iştir. Aslında Ahmet Altan biraz bizi anlamış sanırım, kadına ilişkin yazıyor. Kitabı 150 binin üzerinde sattı. Ahmet bizim çözümlemelerimizin basit bir yansımasıdır. Biz bunun felsefi ve siyasal temelini koymuşuz. Bunu iyi incelesinler ve büyük bir anlam gücüne dönüştürsünler. Sevgi yeni büyük gücün yaratılması demektir. Bunu çok kapsamlı açsınlar. Erkekler buna saygı duyacaklar, başka yolu yok. Bizim kızlar biraz acele etmiyor mu? Yaşlandım mı? Biraz dayanma güçleri olmalı. Ben bu yaşıma, 55 yaşına geldim, bıkmış mıyım? Anamı çözdüm, kadın konusunda hala aynı heyecanla yeni şeyler öğreniyorum. Avrupa’da yaşanan aşkı biraz çözdüm, Ortadoğu’da aşkın yıkılışını derin çözdüm. İştar, Promete, Gılgameş, (Yanında getirdiği Muazzez İlmiye Çığ’ın kitapların göstererek) bunları iyi çözdüm. İştar bizim Sterk, Star yani yıldız dediğimiz olaydır. Star ilk tanrıçadır. İlk tanrı Star adıyla simgeleştirildi ki, bizim dilimizde hala vardır.

(Avukatlara yönelik) Sizde de ‘ya star’ demezler mi?

(Tanrıya seslenmek anlamında, evet.)

Oradan Sümer’e İştar olarak geçti, onun için tarihin beşiğidir diyorum. Kürtlerin Zagroslardan nasıl indiklerini, neolitiği işledim. Bunları tiyatrolaştırabilirler. Kızlara söyleyin; eğer sanatsal güçleri varsa, (MKM’yi kast ederek) -tiyatro gurubu olabilir- Avrupa’nın Shakespeare’de yakaladığı çizgiyi Gılgameş’te yakalayabilirler. Bunun için de ideolojik derinlik, tarih bilinci gerekir. Savunmalarım tarih ufkunu açıyor. Sanat, ilk müzik, dinler oradan (Mezopotamya’yı kast ederek) çıkmış. Bunları doğru kavrarsanız aydın olursunuz, iyi bir tarih bilinciniz olur, güzel bir yurtsever olursunuz.

Türkiyelileşme üzerinde dursunlar. Bazı Türk arkadaşlar vardı; Pınar’dan tutalım İnci’ye kadar, hala yazıyor değil mi?

(Evet)

Avrupa’da onu gördünüz mü?

(Hayır, tanışmadık.)

Hepsiyle ilişkilensinler, derinleşsinler. Kıbrıs Gurubu vardı, sanırım onlar dağıldı.

(Kesin bir bilgim yok.)

Belli başlı tipler vardı, Asyagilden önce o sahada olanlar, Ortadoğu’da kalanlar vardı, biraz daha ayrıntılı bilgi gerekli. Sanırım biraz yardımcı olmam gerekir. Onlara söyleyin, sizi yalnız bırakmıyor, buna layık olmak gerekiyor, biraz özgürsünüz ve bunu yarattığınıza inanıyorum, sevgilerimi bu temelde iletin....

Savunmamın hukuk bölümü de çok çarpıcı. Kesire’ye ilişkin bölüm çok çarpıcı oldu. Kesire’nin hala çok anlaşıldığını sanmıyorum. Onunla genelde kadın, özelde işbirlikçi aile pratiğini açıyorum. Ailesi eskiden Kürt isyanlarına karşıysa da kendisi solcu, Alevi, Kürt ve Dersimli olduğundan dönüşeceğine inanıyordum. Bu bir özlemi dile getiriyordu. Onun etkisi halen gitmemiştir. Nerede olduğu halen belli değil. Gelen İsveç heyetine de söyledim. Palme’yi anlamak istiyorsanız, Fatma’yı anlamanız gerekir dedim. PKK içinde acımasızlığın ilk tohumlarını attı. PKK’liler “Fatma’yı hemen öldürelim” dediler. Ben buna müsaade etmedim. On yıl tahammül ettim. Neden? Size kalsa dakikada döversiniz, bilmem ne yaparsınız, ama ben tahammül ettim. Öğretmenlik sadece olumlu şeylerle olmaz, acımasız şeyler de eğitime yol açar. İntikam alayım diye değil, onun bana dayattığı akıl almaz şeylere karşı ben de büyük kadın özgürlük hareketini geliştirdim. Bunların romanlaştırılması gerekir. Eyüp belki yazabilir. Burada lise öğretmeniydi. Akıllı birisi, bunu edebiyatlaştırabilir. Savunmam olağanüstü roman taslağıdır. ‘APO Klanından Halk Olmaya Doğru’; dört ciltlik ya da bir ciltlik roman ile Nobel’e kadar gider. Aydınları biraz edebiyata çağırdım.

Mezopotamya kültürünü açacak, kadın kültürünü açacak sevgiyi, onuru ve gururu geliştirmek istiyorsanız, ben bunun için kırk yıl uğraştım. Hala buradayım, idam sehpası altında kaldım. Gücünüz varsa okuyacaksınız. Sevgiyi, hırsı, yaratmayı, umudu, acıyı, kendini yeniden yaratmayı böylece insan olmayı, özgür halk olmayı başaracaksınız. O zaman kendinizi tanıyacaksınız. Bir genç kızın bir erkekle olması ürkütücü, erkeğin de köle kadınla birlikteliğini iğrenç buluyorum. Zerdüşt felsefesinin özünde Semitik köle olgusuna karşı bir direnme var. Ailelerimizde biraz olumlu bir şey varsa, Zerdüşt geleneğidir. Nietzsche, ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ adlı kitabında Zerdüşt’ü özgür iradenin ilk temsilcisi olarak görüyor. Zerdüşt, köleci ve feodal ruha ilk başkaldırıdır. Dinler tarihini çok iyi çözümlemelisiniz, dinlerin ruhunu iyi okuyacaksınız...

Savunmamda kadının köleleştirilmesini açtım. İştar, İnanna Zagros’tan, dağ yöresinden gelen özgür kadındır. Çatışma başlıyor. İnanna’ya baş fahişe diyorlar. Bu, doğru değil. İlk genelev olan Musakattim, Nippur’da açılıyor. Hollywood kültürü kaynağını buradan alıyor. İnanna romanı iyi yazılmamış, biz daha iyi anladık. Görünüşte tanrı ve tanrıça arasında çatışma gibi görünüyor. Önce kadın köleleştiriliyor, sonra toplum. Bunu topluma kabul ettirmek için Zigguratlar oluşturuluyor. O dönemin Zigguratlarında şimdiki üniversitelerden daha fazla beyinler yıkanıyor. İlk edebiyat akademisi Nippur’da Edduba adında açılıyor. Hakim sınıf temelinde gelişiyor.

Neolitik toplum Verimli Hilal denilen bugünkü Kürdistan coğrafyasında oluşuyor. Sümerlerin kurnaz tanrısı Enki, tam despot değil, yarı bilgi ve yarım kurucu atayı temsil ediyor. Bugünkü nine, ana isimleri Ninhursag ve İnanna’dan geliyor. Fırsatım olsaydı “Tanrı ve tanrıçanın başına neler geldi” diye yazmak isterdim. Tanrı ve tanrıçanın başına neler geldiğini kızlar yazabilirler. Kızlara bunları verebilirsiniz. Toprak kültürünü yaratan kadındır. Kadın, olağanüstü bir güçtür. Ana kültürünün bu kadar güçlü olmasının nedeni buradan gelir. Rahiplerin romanını yazmak çok ilginç. Bugünkü üç kutsal kitap mitolojinin kötü bir taklidi ve versiyonudur. İyi çözmek gerekiyor. Bizimle yakından ilgilidir. İlmiye Çığ fazla anlamamıştır. Üç din üzerinde Sümerlerin etkisi üzerine adlı kitabında yazdığı şeyler doğrudur, ama biz Sümer mitolojisini daha iyi çözümledik....

(Kadın yapısının da benzer bir açıklama yaptığı, kadın sorununun ortaya konuluş biçimi ve çözüme ilişkin perspektiflerin kendilerine büyük bir güç kattığını belirttikleri aktarıldı.) 

Heyecanlanmışlardır, sarsılmışlardır. Arkadaşların ne kadar kavradıklarını, sarsıldıklarını merak ediyorum. Beş bin yıllık kadının hem sınıfsal hem de cins düşürülüşü anlatılıyor. Hem edebi hem siyasi yönleri olan klasik bir kitaptır. Uzun yıllar geçse de değerinden bir şey yitirmez. Yer yer destansı anlatımlar da var.

(Büyük bir pratiğin süzgecinden geçirildiği de anlaşılıyor.)

Ortadoğu’nun kördüğümünü çözüyorum. Savunmalar herkese çok öğretici olabilir. Temel bir başvuru kitabıdır.  Profesörler ve akademisyenler okusunlar kırk kat yararlanacaklar. Bir hazineye benziyor. Ben de burada bunları nasıl yazabildim diye hayret ediyorum. Sizin için bayram edilecek yanları, zihniyet devrimine yol açacak olmasıdır. Zihniyet devrimi deyip geçmeyin. Gerçek yaşam kendini çözebildiğin, gerçekleştirebildiğin kadardır. Bu, Spinoza’da da vardır. İki kule vurmakla özgürleşemezsin, kendini gerçekleştirmiş sayılmazsın. Özgürlüğü de böyle getiremezsin. Mesele bombalarla halledilemez. Beyinsel patlama gerekir. En büyük intikamını düşünce ile, beynini geliştirerek alacaksın. Ortadoğu insanına gerekli olan da budur...

Cezaevinden gelen mektuplara ilişkin olarak şunu söyleyeyim: Kızlar, tanrıça belirlememi yanlış anlamasınlar; bu, kültürel bir olaydır. Bizim toprakların böyle bir kültürü vardır. İnanna kültürü, Kibele kültürü diyorum. Yeni erkek de yaratılma sürecine girmiştir. Eski tip kadın yıkılsın gitsin, eski tip erkekte öyle, yıkılsın gitsin. Lanetli bir şeydir. Özgürlüklerini planlamaları gerekiyor. Biz kadında sınırsız kişilikler yaratmaya çalıştık. Güçlü kadını, saygı duyulacak kadını yaratmaya çalıştık. Küçük sevgiler gitsin, sınırsız kişilikler yaratılsın. Bu, büyük sevgiyi yaratır.

Hidayet Kut’un mektubunu aldım. “Size artık yazmayacağım” diyor. (Gülerek) Yazıp yazmamak önemli değil, tanrısallaştırma var. Güzel bir yoldalar. Büyük saygı duyulacak kadın kadar, büyük saygı duyulacak erkeği yaratmak da gerekiyor. Sınırsız kişilikler yaratmalılar. 2002’nin kadın mesajını bu temelde vermek gerekiyor. Acılar karşısında hiç yıkılmaya gerek yok, saygıyı, sevgiyi büyütmeye ihtiyaçları var...

Onlara mesaj vereceğim. Kendi yapılarında erkeği eğitiyorlar, öyle mi? Derinleşme durumları gelişmiş galiba. Akademi çalışmalarının derinleştiğini belirtiyorlar, sivil toplum örgütlenmelerine ağırlık vermişler. Aslında Türkiye’de de Özgürlük Akademisi olabilir. Son dönemlerde herkes aşk şairi kesilmiş. Bu konulara kalem atmayan yazar kalmamış gibi. Bazıları bu süreci saptırmaya çalışıyor. Kadın olayının demokratik hamlesi çok saptırılıyor, aşk adı altında düşürülüyor. Bizim kadın hareketinin binlerce kadrosu var. Bunun önünü almak için aşk şairliği türetildi.

(Erkeklerin eğitimi üzerine) Erkek üzerine bu çalışmanın yapılması anlamlıdır. Birlik önemli, eski yapay ayrılıklar aşılmış mı?

(Daha önce ayrılanları tekrar göreve almışlar.)

Başkanları kimdir, öne çıkan kim? Kimler daha çok gelişiyor?

(Gülizar Tural, Mizgin Şen televizyon programlarına katıldılar, Savunmalar temelinde yoğunlaşmalarının olduğunu söyleyebiliriz.)

Avrupa’ya giden bayan arkadaş nasıl oldu?

(Göz hapsinde tutuluyor.)

Başkanlık Konseyi adına değil de sıradan biri olarak gidebilirdi. Savunmalarımı kendi problemlerine olduğu gibi uygulamalılar. Savunmamın tarih, felsefe ve yöntem anlayışını kendi gerçekliklerine uyarlasınlar. Kadın tarihini yazsınlar. Savunmalarımda kadın boyutuyla büyük bir derinlik var. Savunmaları en iyi kadınlar değerlendiriyor. Kadın sorunu yalnız Kürt kadınında değil, Avrupa’da da var. Bu boyut evrenseldir. İnanna olgusu Kürdistan gerçekliğidir. Mitolojik yeri vardır. Kutsal kitapta yerlerini bulurlar. Size de okumanızı tavsiye ederim. İnanna kültürü Zagros’tan Mezopotamya’ya inmiştir. Kırk yıllık birikimimle bunları söylüyorum. On bin yıllık kadın egemenliği; tahılı bulan, öğüten, evi kuran, meyve ağaçlarını yetiştiren, evcilleştirme kadın emeğinin sonucudur.

Erkekler sağda solda isimsiz avcılar gibi tutuluyorlardı. Arkadaşlar arkeolojiye, mitolojiye ilişkin bol bol kitap okumalılar. Babil Marduk tanrısı erkek egemenliğinin ilk temsilcisidir. Babil kültürü daha sonra İbrahim yoluyla Yahudilere geçiyor. Kitabı Mukaddesi okumanızı tavsiye ediyorum. Burada kadının düşürülüşü çok ilginçtir. Babil destanındaki erkek egemenliğini de okuyabilirsiniz. Kadın 4. buzul çağının sona ermesiyle neolitik toplumun doğuşuna dayanır. Neolitik toplum birikimleri Sümere yansır. Eğitimlerini mitoloji, felsefe, bilim ve sanat tarihi alanında yapmalı, bu bilinçle günümüzde sivil toplum örgütlerini yaratmalılar...

Kadın yapısı ayrıntılı mektup yazmış. Onlara şunu söyleyebilirim: Size yüksek değer biçiyorum. Güzel, doğru bir yoldalar. Açılıp kendilerini egemen kılmalarını istiyorum. Soylu bir yoldasınız. Kendilerine güvensinler, kaygılanmaya, ne olacağız demeye gerek yok. Eski dünya anlayışlarını bitirsinler. Bana ilişkin çok güzel tanımlamaları var. Benim onlara bağlılığım şöyledir: Bu, benim beş bin yıllık kirli tarihe rağmen giderek daha iyi erkeğin kararttığı dünyaya karşı arınarak kendi gerçekliklerinizi yaratmanızı diliyorum. Bunu hem ana saygısı hem de aşka dair söyleyeceğim. Çünkü kadın, sürecin en büyük teminatı ve değeridir. Görünüşte herkes aşık oluyor, anasını seviyor görünüyor. Bunu ikiyüzlü buluyorum, benim için hiçbir önemi yok. “Seni çok seviyorum” diyor, hançeri vuruyor. Gazetelerden okuyorum, fotoğraflarını görüyorum, o kadar güzel insanlar aşk adına katliama uğratılıyor. Kadın katliamı, kültür katliamından, halk katliamından daha tehlikelidir. Kadında namus olmalı, ama bu bıçakla, öldürmekle olmaz. Böyle yaşanılmaz. Ben ahım şahım bir erkek değilim. Annem bana “sen aile reisi olamazsın” diyordu. Bu, benim umurumda değildi. Başka bir erkek olmam çok önemli. Erkeği öldürmek derken bunları belirtiyorum. Bu konuda cesaretli olmak en büyük cesarettir.

Kadın yaşamın, toprakların sahibi. Aşk adına kadının ruhu ve fiziğinin katliamını önlemeliyiz. Bir erkek olarak kendimdeki erkeği iyi öldürdüm. Bu, cesaretlerin en büyüğüdür. Türkiye’de kadın sorunu iyi bir noktaya geliyor. Örneğin Nazım Hikmet deniyor, küçümsemiyorum, ama kadın sorununu çok derinden ele almamıştır. Saygılıyım, ama yetmiyor. Reel sosyalizm bakışı egemen erkek bakışıdır. Eşitliği, özgürlüğü, saygıyı ifade etmez. Bunu ben yaptım. Bu eksikliğin giderilmesini önemli buluyorum. Aslında kadın konusunda bir roman yazmak istiyorum. Fırsat bulursam yazacağım. Onlarla en güçlü arkadaşlık olacak istemim de vardır...

Vakit kalmadı, ama 8 Marta ilişkin bazı şeyleri vermek istiyorum. Uygarlığın karanlık çağlarında kadın derin bir yokluğu yaşamıştır. Aslında ben bu uygarlığı karanlık, buzlu, karlı bir çağ olarak görüyorum. Fakat 2000’li yılların başından itibaren kadın baharlaşması başlamıştır. Uygarlık tarihi boyunca kadın cinsine yönelik yalancılığa ve zorbalığa dayalı egemenliğe, sert kışına ve sert karına karşı karı ve buzu delen kardelenler gibi kadın özgürleşmeleri gerçekleşmektedir. Bunu kadın baharlaşması, kadın baharına doğru, sert kışa ve kara karşı çiçeklenme, kadının özgürlük hareketinin çiçeklenmesi olarak görüyorum.

Ben kadınla yüreğim ve aklımla ilişkilendim. Kadınla benim bütünlüğüm alnımdan, beynimden bir bütünlüktür. Hani alnımdan yaratılmak denir ya! 2000’li yıllarda kadının baharlaşma ve özgürlük çiçekleşmesine bin selam diyorum. Kimliğim budur, formasyonum budur, kadına bakışım budur...

*****

Parti önderliğinin 3. Kadın kongresinden sonraki görüşme notlarından derlemedir.

           Kadın yoldaşlarımı, 15 Ağustos’un yeni anlamında ve sıcaklığında hepsini saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.

Kızlara ilişkin, kadın yoldaşlara ve dostlara ilişkin kısaca şunları söyleyebilirim;

Gerek bana yolladığınız, gerekse bana yollamak isteyip de yollayamadığınız duygu ve düşüncelerinizi aldım. Her satırı anlamlı geldi. Oldukça derinlikliydi. Olumlu buldum. Gerçekten de tarih boyunca kaybettirilen kadının şu anki düzeyi kurtuluş umudu veriyor. Gelişmenizi, derinleşmenizi, pratikleşmenizi diliyorum. Benimle ilgili dolu dolu yaklaşımlarınız var. Benim için bu cümleler değer ifade ediyor. Uygarlık tarihinin geliştirdiği erkek egemen toplumunda, şımarıklaşan, zalimleşen ve sömürücüleşen erkeği iyi yakaladım. Benim kadının özgürlük arayışına verebileceğim en iyi cevap bu erkeği yakalamak, onu çözmek ve bu erkeği öldürmektir. (Gülerek) Yani önce yakalama sonra da öldürme. Yapmak istediğim buydu.

Bunu daha da derinliğine götürmek istiyorum. Buna cesaret edebilmek büyük bir iştir. Barış kişiliği temelinde erkeği yeniden ortaya koymaya cesaret edilmiştir. Yani eski erkek çözülecek, öldürülecektir. Bu temelde aşkın, sevginin ve barışın önü açılacaktır. Sizin bunu kavramanız önemli. Kendimin de bu temelde tamamen sizin olduğunu söylüyorum. Kendimi kırk yıl buna hazırladım. Bunun için istediğiniz gibi beni kullanın, değerlendirin. Mutlu olmanızı, başarılarınızı diliyorum.

Bunların çözümü ne? Otonomi mi,  federasyon mu diyorlar. Samimi değiller, halkı aldatıyorlar. Federasyona gerek yok; federasyon Türkiye’de mümkün değil. HADEP hiç çekinmeden toplumu bu feodallerin, korucuların, tarikatların, Hizbullah'ın elinden kurtarmalıdır, her köye kadar girip örgütlenmelidir. Kadın özgürlük hareketi içinde aynı şey geçerlidir. Özgür Kadın Hareketi üç-dört bin yıl sonra  ilk kez böylesi bir fırsat yakalamıştır. Bu büyük bir fırsattır. Bu kendini, toplumu demokratikleştirme meselesidir.

+++Neolitik çağda o bölgede yoğun olarak yaşanan devrim, ilk kez o topraklarda özgür kadının çabaları ile başarıya gitti. O çağda gelişen devrimin bugünkü derin kadın özgürlük anlayışı ile bağlantısı vardır. Kadın kendi özgürlük devrimini kendi özgür gücü ve iradesiyle sonuna kadar geliştirmeye çalışmalıdır. Kadının özgürlük temelinde kurtuluşu için o topraklar tarihsel anlam ifade etmektedir. Sümerlerden bu yana başlayan sınıflı toplumu ve kadının köleleştirilmesini aşmak kadar, halkların bin yıllık özlemi olan barış ve demokratikleşmeyi sağlamak en kutsal görevdir. Bunun için bölge devrimci güçlerinin bu sahada rol almaları, Mezopotamya'da kadın özgürlüğünü tam sağlamak ve demokrasiye tam ulaşmak gerekir. Güney Kürdistan’da demokrasinin zaferi, Irak'ta ve tüm Ortadoğu'da demokrasinin zaferi olacaktır. Bu temelde tüm devrimci güçleri ve Kürt halkının dostlarını devrimin, demokrasinin ve barışın zaferini yürütmeye çağırıyorum.

Kızlar önerdiğim kitapları okuyormuş. Neolitik devrimden beri her dönemin önemli kadın kişilikleri var. Safiye Sultanı okusunlar derken, ona özensinler diye söylemedim. Her çağda özgün kadın yaşamlarını okumalılar; okusunlar derken bunun için söyledim.

 *****

Neolitik devrim bir Kürdistan devrimidir, bir Mezopotamya devrimi, bir kadın devrimidir. Sonraki tarih önemlidir, çok iyi değerlendirsinler.

(PJA son kongresinde basında yer alan sayının 160 delege ve 40 dinleyici katılımla gerçekleştiğinin yer aldığı, kongreye Türk, Arap, Avrupalı pratik kadın hareketinde yer alan temsilcilerin ilgi gösterdiği ve bir kadın mozaiği oluştuğu, kongre gündeminde Parti Önderliğinin politik raporu, PKK 7. Olağanüstü Kogresi’nde Meclis adaylığından toplu olarak çekilen bir grup arkadaş şahsında yürütülen parti soruşturma sonuç raporu, Tüzük ve Program bulunduğu aktarıldı. Kongrenin başarılı geçtiği, bu temelde sizin onayınıza sunduklarını ilettikleri aktarıldı.)

Anlamlıdır. İranlılardan alınabilir, Iraklılardan alınabilir. Onaya ilişkin bir şey yapacak durumda değilim. Zaten kadına ilişkin bir mektup vereceğim.

(Üzerinde çalıştığımız kitap büyük oranda şekillendi. Daha çok sizin buradaki yaşantınızı gözlemlerimizle belirtmeye çalıştık. Çok yönlü trajedinizi vermeye çalıştık.)

Kadın Yoldaşlara;

Kongrenizi sevgi ve saygıyla kutlarım. Kadın konusu sınıf ve ulus gerçeğinden daha önemlidir; hem tarihi hem de sosyal bakımdan kapsamlıdır. Sınıfsallık ve ulusallık adına yapılan politikacılıktan daha değerlidir. Bunun için kadının bu konuda en alttaki ve tümüyle toplumdan dışlanmış sınıf olduğu gerçeğinin görülmesi ve bu tarihin doğru çözümlenmesi gerekiyor. Günümüze kadar kadının tarih ve toplum gerçeğinin açığa çıkarılması gerekir. Bunun için derinliğine araştırma ve eğitim gerekir. Kendilerini örgüt olarak görüyorlarsa, program olarak önlerine koymaları gerekir. Umarım bu konuda bazı gelişmeler sağlanmıştır.

Neolitik toplumdan sonra gelişen sınıflı toplumdan bu yana, erkek egemenliği, erkeğe dayalı olarak sürekli geliştirilen erkek egemenliğine dayalı iktidarlaşma, sınıfsallaşma, askerileşme ve dinleşme olgularının geliştiği, bunların hepsinin içinde baskı sömürünün gizlendiği uygarlık, vahşet halini almıştır. Bunda cins egemenliğinin payı büyüktür. 20. yüzyıl bu anlamda en vahşi geçen bir yüzyıl olmuştur.

Fazla tarihe girmeyeceğim, ama 19. yüzyıl nasıl burjuva partilerinin, 20. yüzyıl emeğe dayalı partilerin yüzyılı olmuşsa, 21. yüzyıl da kadına dayalı partileşmenin yüzyılı olacaktır. Kadının kendine dayalı politika sürecine girmesiyle insan hakları, toplum ve kültürlerin hakları, doğa ve çevre sorunlarına duyarlılık, çocuk hakları, sağlık ve eğitim sorunlarında derinliğine açılımlar sağlanması beklenmelidir.

Kadın partisi her düzeyde meşru savunma çizgisini esas almak, düşünce ve duygularında, fiziki ve bedeni varlığı ile yaşamı konusunda, askeri gücü de dahil diğer toplumsal konularda bağımsızlığını esas alarak, doğru bir meşru savunma çizgisini hayata geçirmek zorundadır. Kadın, barış ve demokrasiyi en çok gündeme getirmesi gereken bir güç olarak kendini geliştirmelidir. Kadın kültür ve sanat alanında en iddialı bir güç olma konumundadır. Bu konularda bir anlayışın ve politikleşmenin sahibi olduğunuza inanıyorum.

Bütün bu konuların sizleri zorluklarla karşı karşıya bıraktığını biliyorum. Bunu aşmanız için muazzam kişilik dönüşümleri, muazzam bir örgütlülük, derinliğine araştırma ve inceleme çabalarına ihtiyaç vardır. Ben dışarıdayken, sizlere yönelik yaklaşımlarımın tümü eğitimseldi, bütün gücümle böyle yaklaştım. Hiç kimsenin cesaret edemediği kadar erkek iktidarlaşmasını yıkmaya çalıştım. İmralı’dan da zaman zaman kısa mektuplarla size seslenmek istedim. Kuşkusuz daha kapsamlı ve derinliğine size ulaşmak isterdim.

Attığınız bu adımın tarihi bir adım olduğuna inanıyor, bunun yalnız bir cins adımı olduğunu düşünmüyorum. Neolitik devrim, kadın tarihinin yaratıcılığının gerçekleştiği o coğrafya (ki, buraya Verimli Hilal, Toroslar ve Zağroslar arası Altın Hilal denir), kadın devriminin beşiğidir. Kadın devrimi, Sümer ve Mısır uygarlığının yaratılmasına ve kadının Neolitik devrimde yarattığı tanrıça kültürüne bağlıdır. Bu coğrafya Tanrıça İsis ve İştar’ın yeridir. Kadın burada aslında görkemli bir tarihe sahiptir.

Sümerlerde kent devletiyle başlayan sınıflı toplumdan sonra, kadın bu şansını günümüze kadar yitirdi. Sizler bu şansı tekrar elde edebilirsiniz. Attığınız adımın yaşadığınız bölgede Neolitik devrimin çağdaş anlamda yeniden gerçekleşmesi anlamına geldiğini düşünüyorum. Yalnız Kürt kadınları olarak değil, Türk, Fars, Arap ve Avrupalı kadınlarla birlikte bu devrimi tüm dünyaya yayılabilirsiniz. Bunu da Özgür Kadın Vakfıyla yapabilirsiniz. Bu bir din değil, bir kültür, bir düşüncedir. Ordulaşmadan başlayarak dalga dalga yayılacağınıza inanıyorum. Değişik ülkelerin yasa ve kültürlerine de uygun bir örgütlenmeyi yaratmalısınız.

PKK içinde birliğe dikkat etmelisiniz. Erkek egemenliğine de dikkat ederek, kendinizi çok iyi korumalısınız. Sağlık, güvenlik ve yaşamınıza dikkat edin. Göreviniz daha çok yaşamak ve yaşatmaktır. Kendinizi büyütme temelinde saflarda birliğin, özgürlüğün ve cesaretin en güçlü sesi olacağınıza inanıyorum.

Şahsımda klasik erkeği öldürmeye çalıştım. Devriminizin başarısı için her şeyi ortaya koymanızı ve özgürleşmenizi diliyorum.

Sevgi ve selamlarımla!

Geçen haftaki mektubumu aktardınız mı? Tarihi mektuptur. Çok önemliydi. Onlara derinlikli bir mektup yazmıştım. Eski Fitne fesat şeylerle uğraşmasınlar, yakıştıramıyorum. İdeolojik özümseme olmalı. O mektubun üzerinde bir iki gün değil, aylarca yoğunlaşmaları gerekir.

Kadına ilişkin de bir mesaj vermek isterim. Şöyle olabilir:

Özgürlük Partisi Yoldaşlarıma ve Dostlara!

Kadının özgürlüğü konusunda gittikçe yoğunlaşıyorum. Bu konu üzerinde yoğun duruyorum. Vardığım sonuçların tarihi temelinin olduğu bana göre kanıtlanmıştır. Kadın savaşımı, aslında tarihi bir sorundur. Neolitik devrim, bir kadın devrimidir; bu coğrafyada oluşmuş ve Fırat, Dicle ve Zap'ın doğduğu yerde gelişmiştir. Buralarda başlar ve Çatalhöyük'e kadar gider. İlk tarımı ve hayvancılığı kadın geliştirir. Örneğin iki leoparla tek başına kendisini korur. Oralarda yapılan kazılarda hep kadın heykelcikleri çıkar, çünkü orada kadın egemendir. Kadın egemen bir toplum vardır.

Ama daha sonra kadın egemenliğini adım adım yitirmeye başladı. Sümer’in çıkışıyla devletin din,  siyaset, rahiplik gibi üst kurumları da oluşunca, kadın adım adım kendi egemen konumundan uzaklaşmıştır. Fakat o zamanlarda dahi İştar gibi kadın tanrıçalar var. M.Ö 2500 yılına kadar hakimler. Babil’in doğuşuyla birlikte, kadının iktidardaki birincilik sırasından uzaklaşması kesinleşir. Alt olur; hem cins hem de sınıf hakimiyeti kurulur. Babil bu çerçevede gelişen bir devlettir. Babil Efsanesini iyi okuyun. Sonra bunu Yehuda, İranlılar alıp uygular. Grekler, Hintliler alıp uygularlar. Kadın adım adım kaybeder. Eskiden kadına ait olan her şey silinmeye başlar.

Mesela Kuran'da dahi erkeğin kaburgasından yaratılmıştır deniyor. Tam bir çarpıtma. Erkek çarpıtmasıdır. Tarımı, ekin ekmeyi vb. kadın başlatmıştır. Örneğin bizim orada teşi vb. var. Bunlar hep kadın icadıdır. Kadın başlattı ama, sonuç unutuldu gitti. Ama erkek hem devletleşmiştir, hem de kültürünü egemen kılmıştır. Sınıfsal baskıyla, cinsel baskı iç içe gelişir. Bu kapsamlı incelenebilir. Erkeklik egemen cins, egemen sınıf, egemen devlet oluşturmuştur. Ben erkeği bu konuda çözdüm. Kendi şahsımda çözdüm. Çözmekle de kalmayıp, daha önce de söylemiştim, bu erkeği öldürdüm. Erkeği çözmek, erkeği öldürmek, ki bu egemen erkektir; bunu kapsamlı açabilirler. Mitoloji üzerine, kadın tarihi üzerine yoğunlaşmayı kadın yoldaşlarım ve dostlar da yapabilir.

Erkek arkadaşlara da şunu söylüyorum. Özgür Kadın Partisi bir devrimin ifadesidir. Buna saygılı olmak gerekir. Dar cinsellik temelindeki yaklaşım doğru değildir. Saygılı olunmalı, dostça ve yoldaşça bir yaklaşım hakim olmalıdır. Kendilerini dönüştürme kararlılığını korumalılar. Partileşme adımı tarihidir; mahkum edilen kadından özgür kadına büyük yürüyüştür. Özgür kadına ulaşmak onurdur. Buna yanlış yaklaşmak onursuzluktur. Parti adına atılan adım, onurun kazandırılması adımıdır. Dünyada ilktir. Bu bilinçle ortaya koymak gerekir. Çok tarihi bir görevdir. Ben de kendi adıma yardımcı olmaya çalıştım. Bu hususta kişiliğimi sonuna kadar değerlendirebilirler.

Toplumu demokrasi ve eşitliğe götürmede en belirleyici ve en büyük çabayı öz güçlerine dayanarak yapabileceklerine inanıyorum. Başaracaklar. Bu temelde selam ve saygılarımı sunuyorum.

Ben burada çok derin okuyorum. Neolitik toplumdan beri demokrasi üzerinde yoğunlaşıyorum. Sağlıklı bir demokratik yapılanma oluşturmak istiyorum.

Kadın üzerine söylediklerim çok önemli. Dört ciltlik mitolojiyi öneririm. Gordon Childe'ın kitaplarını öneririm. Bol bol okuyun. Eğitimle ilgili çalışmalar yapın. Kadının demokrasiye katılımı çok çok önemlidir, demokrasi sahnesine çekilmesi önemlidir. Ortadoğu'da dini gericilik ve feodalizm büyük kaybettirdi. Demokratik Ortadoğu toplumunun gelişmesi, sosyalist demokrasisiz olmaz. Ama sosyalizm de demokrasisiz olmaz. Kim buna karşı çıkıyorsa,  kendi toplumunu bir burjuva toplumu düzeyine dahi çıkaramaz. Reel sosyalizmin çözülüşünün nedeni, demokrasisin gelişmemesidir. Demokrasi taktik mesele değildir, halkın rejimidir.

Kuzey’deki güçler demokrasi ve barışın dilini yakalamalı. Demokratik siyaset yapmalı. Çok zorunlu olmadıkça savaştan kaçınsınlar. Bunlar çok güçlü kadrolardan olmalı, demokrasinin ve barışın dilini iyi kavramış olmalı. Kuzeyde  kadınlar yasal güç olmalı. Dağda fazla kadın gücüne ihtiyaç olmaz. Çapulculuk tarzı aşılmalı. “Aç kaldım, köye indim” denilmemeli. Çok zorunlu olmadıkça köye iniş olmamalı. Doğru bir meşru savunma çizgisi yakalanmalı; çok zorunlu olmadıkça ordu ile de çatışmaya girilmemeli.

Kadınlarla ilgili mektup yazmıştım. İkinci yada üçüncü mektup mu oluyor? Aslında önemliydi. Devletleşme başladığında, ilk Sümer ve Mısır kralları kadınları toplu olarak mezara gömüyorlardı. Tanrıçalar dahil, kadınları diri diri gömdüler. Kadın köleliğinin başlangıcı oradadır. Beş yüz kadını ölüme gönderme var. Krallarla birlikte öbür hayata hazırlık için dense de, özünde cins ve sınıf temeli var. Erkeğe dayalı zor, yalan var. Kadının yitirilmesi var.

Neolitik çağ Toros ve Zagroslarda başlar. Kadın kültürü ve halk kültürü oradan başlar. Mısır, Sümer ve Babil gibi devletlerin kurulmasından sonra, kadınların özgürlüğüyle birlikte halkların kültürleri de bastırılmış, altta kalmıştır. Halk kültürü de devlet işleyişinin baskısıyla kadın kimliği benzeri altta kalmış, kendini özgürce var edememiştir. Kadınların özgürlüğü mücadelesi halk kültürünün de açığa çıkmasını sağlayacaktır. Erkeğin  kadını öldürmesi kadar erkeğin öldürülmesini anlatmıştım. Bu zor bir mücadeledir. Yalnız kalabilirler, yalnızlaşmaktan korkmasınlar, ucuz sevgilerin peşinden koşmasınlar. Biraz Budacılık diyeceğim, ama tam öyle de değil; kendi kimliklerine ve erdemlerine düşkünlük göstermeleri en güzelidir. İletirsiniz.

(HADEP Merkezi Kadın Kollarının Genel Kongresi yapıldı. 6 bin civarında katılım vardı. Bölgeden gelen kadınlar çoğunluktaydı. Coşkulu bir kongreydi. Size selam, saygı ve bağlılıklarını ilettiler).

Bu çok önemli. Sanırım son zamanlarda Türkiye’de kadın örgütlenmesinde bir hareketlilik var. Bunlar da benim tutumumun etkisi vardır. İleride daha iyi anlaşılır. Kadın sorunu demokratikleşmenin en önemli sorunudur. Kadın demokratikleşmeden, toplum demokratikleşemez. Ekmek, su, onur, yaşam bununla bağlantılı. Bu konuda yaşanan bir çok acı var. Kürt kadınları tarafından kurulan birçok dernek var. Her gün yeni bir tanesi kuruluyor. Buralarda eğitim verilmelidir. Türkiye’de eğitim olanakları çok fazla. Kendinizi eğitin. Herkesin demokratik eğitime ihtiyacı var. Bir çatı örgütünüzün olması gerekir. Bu pek çok derneği bir çatı altında da birleştirebilirler. Kadının demokratikleşmesi aynı zamanda partiyi de demokratikleştirir. Bölgesel merkezler oluşturun. Bağımsız yerleriniz olsun. Kadın zora karşıdır. Bölgenin de buna şiddetle ihtiyacı var. Bu çerçevede kısa değerlendirmeyi düzenleyin ve sunun. Enerjilerini doğru çalışmaya verirlerse, derinliğine bir eğitim, derinliğine bir örgütlenme yaratırlarsa, bu her tarafı geliştirecektir. Derinliğine bir anlayış gerektiriyor. Sosyal bir olgudur. Yeni yeni anlaşılıyor.  Giderek öne çıkacak.  Çok emek verdiler. 

Tutuklanan Barış Analarına selamlarımı söyleyin. Şehit analarına da selamlarımı söyleyin.  Hepsine sahip çıkmaya çalışın. Birçok çevreyle, kadın yapılarıyla ortak platformlar oluşturun. Aranızda işbölümü yaparak cezaevlerine de gidebilirsiniz.

Bağlılık güçlü temellere kavuşmalı. Birçok il merkezinde kadın evleri demiyorum ama, kadın derneklerinin ve eğiticilerin olması gerekir. Daha sonra kapsamlı bir değerlendirme sunabilirim. Varmış olduğum derinlik önemlidir. Bu sorunun ulusallık ve sınıfsallıktan daha zor olduğunu gördüm. Öyle eğildim. İmkanlarım sınırlı. Çözülmesi için ciddi bir felsefi ve teorik yaklaşım gerekli. Çözümün hangi yaklaşım tarzıyla olacağını düşünmek gerekir. Kendileri de yoğunlaşabilirler. Neolitik devrimden bu yana bir yoğunlaşma sonucu, değerlendirme yapılmalı. Büyük bir çabayı göze almalılar. Emek ve çaba sahibi olarak, çok acele etmeden, sabır ve inatla biraz sonuç alınabilir. Onlara sunduğum eğitim düzeyini takip ederlerse, onlar da aynı sonuçlara ulaşırlar. Kadın çözümlendi mi, dünya bambaşka güzelleşir. Şimdi kadın için yaşam kapkaradır. Kadına dayalı aydınlık bütün aydınlıklardan daha değerlidir. Kadın ve kadın aydınlığı konusunda buluşmak, bir olmayı isterim. Sevgim herkesedir. Büyük direnişçileri bekliyorum.

(Mardin 'de tutuklu bulunan Barış Analarının hukuki durumları anlatıldı, dosyalarının henüz açılmadığı aktarıldı.)

Barış Analarına selamlarımı söyleyin. İlginçtir, biraz kadın üzerinde oynayacaklar. İçinizdeki, dışınızdaki erkek oynayacaktır. Dikkatli olun, sınıf ve ulus baskısından daha zordur. Erkekler üzerinde ileride duracağım.

Köylüler ve köylülük bizde ciddi bir meseledir. Hem örgütü, hem komisyonu kurulmalı.  Yoğun göçler var. On binlerce köylünün köye dönüş projeleri kurulmalı. Son dönemlerde Diyarbakır ve Batman’daki kadını işliyorlar. Kadının çok ağır sorunları var. Kadın gidecek yer bulamıyor, intihar ediyor.  Bunlara dünya el atıyor. New York Times bile bunu işliyor. Sizde büyük vicdansızlık var. Bunlar bizim insanlarımız, çoğu da bizim dostlarımız. Bunlara el atmalıydınız. Aileler öldürüyor; dolaylı ya da direkt. Bunları alacak merkezler kurmalıydınız. Çağrı yapmalıydınız, bu kadınları çağırmalıydınız. Devletten beklenmemeli, devlet yapmaz, siyasal olarak açık değil. Bu intiharlar bizimle yakından ilgili. İntiharları önleyebilirdiniz. Kadın birliği buna el atabilirdi. Bunlar sosyal sorunlardır. Onların ekonomik, hukuki ihtiyaçları var. Binlerce aç susuz insanımız var, köylülerimiz var. Binlerce köylünün geleceği merkezler kurulmalıydı.

(Gönderilen notta PJA’nın çalışmalarını Kongre kararları doğrultusunda yapılan planlama çerçevesinde yürüttüğü, PJA’nın her sahada Parti Meclisi düzeyinde temsilini bulduğu, Vakıf çalışması konusunda girişimlerin olduğu, ancak henüz sonuç alınmadığı, bürokratik engellerin bulunduğu ve aşmaya yönelik girişimlerin olduğu aktarıldı.) 

Bağımsızlıklarını koruyorlar mı? Demokratik faaliyetlere ağırlık vermeleri gerekiyor. Eğitim durumlarını geliştirsinler. Her tarafta toplu mekanlar okul sistemleri geliştirsinler, bunda ısrarlı olsunlar. Akademi kursunlar. Kendi kurtuluşlarını, sanat ve öz yaşam anlayışlarını kurdukları akademi ile geliştirmeliler. Bir nevi kendi eğitimlerini kendilerinin yapmaları lazım. Kendi ideolojik eğitimlerini kuracakları okullarda, akademide yapmalıdırlar. Kadın boyutu ile ilgili ileri düzeyde katkıda bulunmak isterim. Bu konuda  bir kitap yazmak isterdim. En fazla yoğunlaştığım alandır bu. Bu konuda sınırlı kaynaklarla önemli tespitlere ulaştım. Ulaştığım bu düzeydeki fikirler beni tatmin etti.

Kendileri kadının toplumsal sözleşmesini 21. yüzyıl kadın özgürlük manifestosu niteliğinde oluşturmalılar. Nasıl ki J.J Rousseau’nun Toplumsal Sözleşmesi varsa, kadının da özgür toplumsal sözleşmesi ya da kadının toplumsal sözleşmesi şeklinde bir kitabını oluşturmalıdırlar. Bu konu sadece Kürt ve Türk kadınları için değil, bütün dünya kadınları içindir. Kadın özgür toplum sözleşmesi geniş bir çalışmanın ürünü olmalıdır. Bu, evrensel ve uluslararası bir öze sahiptir. Kadın hareketi çevre hareketi ile birleşmelidir. Çocuk ve çevre sözleşmesi BM tarafından yayınlandı. Kadın  hareketi bunlarla birleşmelidir. Özellikle neolitik toplumdan itibaren dokumayı, tarımı, bitkiyi ve köyleşmeyi kadın geliştirmiştir. Sınıflı toplum uygarlığının gelişimiyle bunlar kadının elinden alınmıştır. Rahip devlet anlayışından kadınlar üzerinde tanrıların egemenliği adı altında kral rahiplerin ince tahakkümü kurulmuştur. Bir tanrı-kral, kadınlardan yüz tanesini hizmetine alıyor. Öldüğü zaman canlı canlı cennete götürüyorum diye bunları toprağa  gömüyor. Kadınları böyle büyük tahakküm altına alıyor.

Pınar Selek çıktı, geçmiş  olsun dersiniz.  İnci ve Pınar bu çalışmalara katılabilir. İştar ve İnanna  kültürünün ne demek olduğunu bilsinler. Bunu incelemeleri gerekir. Bu İştar bir tanrıcaydı, biliyorsunuz. Mısır’da da vardır. Yüzlerce kadın toprağa atılıyor. Kadın böyle tahakküm altına alınıyor. Babil’de de Marduk egemen olurken böyle yapmıştır. Sami kökenlidir. Babilliler biliyorsunuz Samidirler, kadını tarihten silmişlerdir. Daha sonra hiçbir kadın tanrıça olamıyor.  Fırsatım olsaydı yazardım. Mahmut Baksi ile yaptığım sohbette de Dervişi Evdê üzerine konuşmuştuk. Tevrat olayında kadını yok etme vardır. Babil darbe vuruyor zaten. Yahudi, kadını yok ediyor. İsa biraz kadını katmak istiyor. Yunanlılarda bu kültür biraz karışık. Afrodit’te kadın temsili biraz var. Ama Zeus kadın üzerinde egemenlik sistemini tam kurar. Ezra Arat’ın Mitoloji Sözlüğü kitabını okuyabilirler. İlyada ve Homerus’u da okuyabilirler. 20. yüzyılı, kapitalizme dayalı köleliği, kaynakları var; kendileri inceleyebilirler. Özgür toplum sözleşmesini yapabilirler. Beş on yıl böyle yaşayabilirler. Bir şey olmaz. Bu süre içerisinde ideolojik politik çalışmalarını yürütürler. Toplum özgürlük sözleşmesini yakalayana kadar bu devam eder.

Benim okuduğum 4 ciltlik Mitoloji kitabını, Gordon Childe’i okuyabilirler. 2000 yılları kadının özgürleşme yılları olacaktır. Neolitik çağ ile ilgili kitapları okumalılar. Çocukluğumdan beri aradığımı neolitik çağda buldum diyebilirim. Hem kadın hem de halklar neolitik çağda çakılı kalmıştır. Sadece kadının ilerleyişi değil, halkların ilerleyişi de o çağdan sonra fazla gelişmemiştir. Yazarsam eğer, bu temelde bir şeyler yazarım. O sevdiğim türkünün Sümerlerde 4000 yıllık geleneği var. Bunun kaynağını bulduğum için sevinçliyim. Bunu Aram’a söyleyebilirsiniz.

Bayan arkadaşlar kendi aralarında işbölümü yapabilirler. Başkanlık Konseyinde yer alan bayanlardan biri Avrupa’ya giderse ne olur? İyi olabilir mi? Avrupa’daki çalışmaları düzenleyebilir.

Dışarıya çıkanların da derinleşmeleri iyi olur. Çocuklara, hepsine şunu söylüyorum: Onlardan birisi olmayı isterdim. Elli yaşındayım, ama çocuklar gibiyim. Onlara büyük sevgilerimi iletirsiniz. Hem kadınlar hem de çocuklar için,  halkımız için özgür bir birey olarak kalmayı onur verici buluyorum.      

            8 Marta ilişkin şu mesajı veriyorum. Başlık şöyle olabilir.

           Gerçeğin, Adaletin ve Sevginin Arayıcılarına,

2000 yılının 8 Mart’ının selamından beri ortaya çıkan gelişmeler, yaşadığım yoğunluk  temelinde ve bana gönderdiğiniz mektupların hepsine vereceğim cevap şudur: Derinleşmenizi diliyorum. Her biriniz kendinizi bir dergah kılabilir, bir ana kaynak haline getirebilirsiniz.

Kadının tarihi araştırılırken, bu tarih üç döneme ayrılmalıdır.

Birinci Dönem; İlkel Kömünal Çağdır; buna kadının çağı da diyebiliriz. Mitolojik olarak Tanrıçalar çağıdır. M.Ö. 10 000-4000 yıllarına denk gelen bu döneme neolitik çağ da denilir. Kadının hakim olduğu bir çağdır. Kadın ekseni etrafında gelişir; tarımın geliştirildiği, hayvanın evcilleştirildiği, insanın özüne yakın olduğu bir dönemi ifade ediyor.

İkinci dönem; M.Ö. 4000- 2000 yılları arasına denk gelir. Büyük bir boğuşmanın yaşandığı bu dönem, ataerkil aileye geçiş dönemidir. Mitolojide Tanrıça İnanna ve Tanrı Enki simgelerinde, Sümer mitolojisinde karşılığını bulur. Bu dönemi derinliğine çözmek için, mitolojiyi ve Sümer Devletinin yapısını iyi incelemelisiniz. Kadının köleleşmesi büyük bir boğuşma altında gerçekleşti. Kurnaz Tanrı Enki ve Babil Yaratılış Destanını, diğer mitolojileri, Hint ve Avrupa mitolojilerini de bu temelde derinliğine anlamalısınız.

Üçüncü dönem; Son aşamadır; M.Ö. 2000 yıllarından başlayarak günümüze kadar gelir. Erkek egemenliği ekseninde gelişen, ekonomik, kültürel, siyasal tüm alanlarda erkeğin büyük zorba gücünün yarattığı 4000 yıllık bir dönemdir. Alt ve üst tüm toplumsal yapıları kendisine göre düzenleyen bu büyük sömürü, Babil egemenliğinden başlayarak, Asur’la pekişerek günümüze kadar geliyor. Bu dönemi derinliğine çözümlemek için, M.Ö. 2000 yıllarından, Babil ve Asur’dan alıp günümüze kadar gelişimini incelemek gerekir. Üç tek tanrılı dini ve 4 kutsal kitabı ve bunlarla bağlantılı olan kitapları inceleyebilirsiniz. Tanrı kavramının ortaya çıkışını ve tanrıça kavramının ortadan kalkışını, Yunan telolojisini, Hint Mitolojisini ve Kitab-ı Mukkadesi incelemeli, aralarında bağ kurmalısınız.

Bu Mezopotamya kökenli bir gelişmedir. Tanrıça İştar, Sümerlerde İnanna, Mısırda İssis, Yunanlarda Afrodit olarak karşımıza çıkar. Tanrıça İştar’ın erkek karşılığı Dumuzi, Tammuz’dur. Mısırda İsis ve Osiris, Yunanda Afrodit-Adonis olur. Bunlardan alıp Avrupa mitolojisini, -ki bireysel bir mitolojidir- mitolojiden dine ve bilimsel kitaplara geçebilirsiniz. Kronolojisi böyle olabilir.

Siyaset ve sömürüye dayalı sistemleri, kadının köleleşme süreci incelenerek derinleşmenizi, kendinizi adeta yeniden yaratmanızı diliyor, yalnızlığa dair yazdıklarınıza da şöyle diyorum: Yalnızlık güç ve kudret kaynağına dönüştürülmelidir. 8 Mart’ı bu temelde kutluyorum.

Kadın hareketi 21.yüzyıl hareketidir. 19.yüzyıl nasıl işçi hareketi damgalıysa, 21. yüzyıl da kadın hareketi için öyle olacaktır.

Cezaevi mektuplarına genel bir yanıt vermek istiyorum.

Mektubu ister ulaşanlara, ister ulaşmayanlara! Mektuplarını candan buldum, zengin buldum. Derinleşmelerini gördüm. Hem barış, hem sevgi, hem de demokratik çözümde derinleşmelerini gördüm. Kendimi eğittiğim konular vardı, onlar üzerinde durulmalı. Cezaevinde gelişme-büyüme, gelişme-taşırma imkanları vardır. Yakaladığım özgürlük düzeyine ulaşmanızı diliyorum. Bu sevginin ta kendisidir.

Kadının 8 Mart ve Newrozlarını selamlıyorum. Güçlü katılmışlardı. Özgürlük ve özgür yaşamın büyük gelişimine ilişkin tarihsel gelişimini üç bölüm halinde sunmuştum. 4000 yılına kadar ana tanrıça, Sümer ve Mezopotamya ekseninde kadın-erkek kültürünün boğuştuğu Star/İştar kültürü, İştar-Enki çatışması var. Çöl-Arap kültürü ile dağ-Kürt kültürü arasında 5 bin yıl öncesinden başlayan bir çatışma var. Asurlar, Babiller bunu özümsüyorlar. Sümerler MÖ. 3000 yıl önce dağa Kurti diyorlar. İbrahim zamanında Urfa’ya Ur diyorlar. Yüksek yerlerdeki yer anlamındadır. Urfa’nın MÖ. 2000 yıla varan tarihi var. Uygarlık tarihi buradan başlıyor; Yunanlılara, oradan Roma’ya, Avrupa’ya geçiyor; şimdi de Amerika aldı. Biz posa olarak kaldık. Kadın orada İştar, Artemis, Afrodit, Kudüs’te Meryem olarak karşımıza çıkıyor. Bu bir destan olarak sürer gider. Bir ırmak gibi. Zağros-Toros eteklerinden, Fırat-Dicle’den başlayarak günümüze kadar gelen bir ırmak. Bu ırmağı yazmak isterdim. Tarihi okuyorum. Altındal ve Thespis’i, 4 ciltlik Mitolojiyi okudum. Yüksek düzeyi olanlar okuyabilir. Kutsal kitaplar okunabilir.

Bugün anamın ölüm yıldönümü, Urfa’nın kurtuluş yıldönümü. Anaların anısı için, sadece anamın değil, bu mesajı veriyorum. Mektuplar anlamlı, derinlik ifade ediyor. İştar-Star-Sterk oradan geliyor. Sterk olarak doğuşunuzu selamlıyorum. Mektuplara yanıt olarak bunu söylüyorum.

Vakfı açtığınız için tebrik ediyorum, sizleri kutluyorum deyin. Güzel bir adım. Bu vakıf sadece Kürtlerin değil, Türk, Kürt, Avrupa ve tüm dünyadaki kadınların yeri haline gelmeli. Burayı Özgürlük Akademisi olarak değerlendirmek gerekir. Bana daha önceden kadınların yazdığı raporları  vardı, mektupları vardı. Kasetler, yaptığım diyalogları, yine burada yaptığım diyalogları onlara hediye ediyorum. Özgürlük okulu olarak kullansınlar. Buraya kirli erkek eli, kirli kadın eli değmemeli. 10 bin yıllık tarih çizgisini temsilini yapacaklar. Çok sevdiğim bazı çocuklar, kimsesiz çocuklar vardı. Yine Türkiye‘de, İran‘da kendilerini yakan çocuklar vardı. 40ar, 50er kişilik gruplar halinde erkek kız ayrımı yapmadan bu çocukları alıp eğitsinler. Okul barış ve yeni yaşam için eğitim yeri olmalı, analar içinde eğitim yeri olmalı. Bir okul gibi; Kürtçe dilini, tarihini öğreten bir okul. Özgür yaşam projesini burada hayata geçirin. Kadın tapınağı demeyeceğim. Nasıl ki genelevde ve özel evde kadını mahvettilerse; kadını orada görkemli tanrıça kültürü ile diriltmeli ve kadını tanrıçalar düzeyine ulaştırmalılar. Yaşamda güç sahibi olarak kendi topraklarında kendi ayakları üzerinde dursunlar. Kendilerini yalnız hissetmesinler. Tarihteki İnanna, İştar tanrıçalarını onları derinliğine okusunlar.

(Vakfın başkanlığına Zelal‘in düşünüldüğü söylendi.) Sakat olan Zelal mi? Ona söyleyin, çok bireycilik yapmasın. Kadınları ve başka halklardan da kadınları bu projenin içine alabilirler. Bu soylu bir projedir. Karl Marx’ın Komünist Manifesto‘da kadına ilişkin belirlemelerinden daha değerlidir benim değerlendirmelerim. Kadının özgür yaşam manifestosudur. Göreviniz kutsaldır büyük düşünmelisiniz. Yalnızlıktan da korkmayın, yalnızlık tanrısaldır, onunla kendi gerçeğinizi bulacaksınız. Kadın özgürlük mücadelesi sınıf mücadelesinden daha değerlidir. Demokrasiyi  kadınlar getirecektir.

Kadınlara ilişkin uzun bir mektup gelecek hafta yazabilirim. Ben kadınlarla ilgili,kadın özgürlüğüne ilişkin bilimsel kurumlar önermiştim. Vakıf, dernek şeklinde olabilir. Türkiye’de de olabilir. Bu kurumların oluşmasını bekliyorum. Bunlar oluşursa, onlara bilimsel temelde yazılar göndereceğim. Böyle bir hakkım var.

Vakıf kurulmuştu, okul kısmı ne oldu? (Bayanları kast ederek) Onlara akedemikleşmelerini önermiştim. Tarih ve dil konusunda yasal temelde bilimsel olarak bazı görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Ama öyle saz akademisi değil, felsefesini yapacakları sanat akademisi lazım, bunun yürütülmesi lazım. Öyle kimse kendi sığlıklarını dayatmasın. Suriye’ye gidin demiştim. Orada dostlarım, kişisel eşyalarım var, kasetler var, benim için onlara hepsini verin. Kasetlerde pek çok konuşma var. Külliyatım gibidir, kadın konusuyla ilgili kısımların hepsini verin, faydalı olur. Komisyon kursunlar. Bunun araştırılması lazım. AHİM konusunda soruları bekliyorum. Açılması lazım. İmralı bir sonuçtur, neden değil.

(Güneyde Kadın Akademisinin kurulduğu aktarıldı).

Bilgisi olmayanlar tehlikelidirler. Bilgi için de akademik düzey gereklidir. Bilgisi olmayanın mücadelesi tehlikelidir. Akademik bilimsel kurumlaşmadır, siyasi değil.

Kadın mektubunu vermek istiyordum. Okuyan çocuklar vardı. Okuyorlar mı? Alıp okutabilirler. İ. Betil’in yaptığı gibi, Pınar’ın da sokak çocukları için yaptığı gibi, sokak çocukları ve Kürt çocukları için okuma okulları yapabilirler; okuma kampanyaları başlatabilirler. Kürtçe’yi de yavaş yavaş öğretebilirler.

Kadın için, gerçeğin ve adaletin arayışçıları demiştim. Sizin göndermiş olduğunuz mektupları edebi, felsefi, içerik olarak zengin buldum. Genel yanıt olarak şöyle diyorum: Apo ile 24 saat yaşama. Bu aynı zamanda bir bilmecedir. PKK içinde ve dışındakiler ve dostlar katılabilir. 300-400 sayfalık bir yarış mektubu olabilir. Ben de yarışa birinci olanı onaylayarak katılıyorum. Bu bir kitap yazma yarışıdır. Selamlar, saygılar.

Kadın için daha öncede söylemiştim. Kadın demokrasinin teminatıdır. Daha önce adaletin, sevginin ve gerçeğin arayıcıları demiştim. Sizlerin özlemlerinize göre yaşamaya çalışıyorum. İradenizin felsefi ve edebi olarak gelişmiş olması beni mutlu kılıyor. Benimle yirmi dört saat yaşamak demiştim. Üç yüz, dört yüz sayfalık felsefi edebi romana dönüştürülebilir. İnceleme ve araştırma için mitoloji , tanrıça kültü, Altın Dal’ı okuyabilirler. Diyonisos kültürü , Hintlerde Krişna ve Kopi kültürü, Balkanlarda Orfi kültürü, Adonis, Kibele, Mezopotamya’da İnanna, İştar, Hz Meryem üzerinde yoğunlaşılabilir. Bakhalar Alayını inceleyebilirler. Bilimsel eğitim amacıyla bunları söylüyorum. Gençlik için de daha önce belirtmiştim. Demokratik seferberlik ruhu ile çalışmalılar.

Kadına dikkat etmek lazım. Kadın insan haklarının ve demokratikleşmenin teminatıdır. Kadın eksenli olmayan gelişmeler başaramaz. Kürt kadınında değil, Ortadoğu’da da Kadın Rönesansı diyorum. Büyük dogmalara, gericiliğe ve erkek egemenliğine dayalı kirlenmeye karşı yoğunlaşıyorum. Kadın Rönesansı ile ancak bunlar aşılabilir.

Kadınlar için de şunu söyleyeceğim. Son mektuplarınızı alamadım. Gönderdiğiniz mektuplar, felsefi ve edebi yönü yüksek mektuplardı. Sadece duygu değil, bilinç yönü yüksek mektuplardı. Bunlara çok yüksek değer biçiyorum. Daha önce de söylemiştim. İleride daha uzun ve çarpıcı bir mektup yazmak istiyorum. Şimdilik şu kısa mesajımı vermek istiyorum: Ben kadın konusunda uygarlığın dayattığı ihanete ve inkara dayalı kültürü yıktığıma inanıyorum. Size saygımın ifadesi budur. Bunu ne şairane duygularla ne de felsefi metinlerle ifade edemem. Ama erkek egemenliğine, zora ve baskıya karşı olan yanım görkemlidir. Tarih bilinci yüksek bir çözümleme ortaya koydum. Lanetliliğe ve çirkinliğe alet olmadan, saygı ile yaşamalarını ve kendilerini bu temelde güçlendirmelerini diliyorum. Ortadoğu’da Rönesans kadının çıkışı temelinde olabilir. Kendinize inanın, kimliğinize sahip çıkın. Özgürlük olayında kendinizi koruyun. Sevgilerimi ve saygılarımı iletin.

Kızların mektupları vardı. Ayrıntılı bilgi istiyorum. Sorunları, meclisleri, önderleri, tanıdıklarım vardı. Neler yapıyorlar? Geçen hafta diğer arkadaşınızdan bilgi istemiştim, haftaya getirir tartışırız.

Önderliğin 11 Temmuz notlarından

Kadının özgürlük düzeyi toplumun düzeyini gösterir. Benim için nirengi noktasıdır. Ne olup bitiyor? Birkaç kadının şahsında toplumun ilişkilerini çözebiliriz. Sonuç çıkarmak için önemli. Ben savunmamda kadına çok yüksek yer açmış bulunuyorum. Kadın için de önemli bir metindir. Özünü yakalayıp çok iyi aydınlatmaları gerekiyor. Kadının zihinsel devrimde yerini bulması gerekir. Özgürlük, kadın için her şeyden daha değerlidir. Bunun için fedakarlık yapmaları gerekir. Başarı diliyorum. Bana bilgi getirirseniz onlara  bir mektupla cevap verebilirim

PARTİ ÖNDERLİĞİNİN 25 TEMMUZ GÖRÜŞME NOTUNDAN

Başka aktaracaklarınızı alayım.

(PJA 3. Konferansını yaptı. Bir toplumsal sözleşme hazırlandı. Baharda bir akademi oluşturuldu. Orada tüm kadroları iki aylık eğitim sürecinden geçirme durumu var. Neolitik süreçten başlayarak toplum ve kadın, din ve kadın, Önderliğin kadın yaklaşımını alıp günümüze kadar getirme durumu var. Akademide eğitim devrelerinde zaman zaman erkek arkadaşları da eğitimden geçirilecekler. Doğudan okuyan nitelikli bayan katılımlar fazla. Özgür Kadın Vakfı 1 Eylülde bir resepsiyonla açılıyor. İlk projeleri Maxmur kampına yönelik olacak.)

Bu vakıf nerede?

(Merkezi Hollanda’da.)

İlerleme var mı? Mesele yalnızca cins meselesi değil.

(Sizden sonra büyük bir boşluk, zorlama ve zorlanmayı yaşadılar. 15 Şubattan sonra bir buçuk yıl boyunca iç çatışmayı yaşamışlar. Ama 3. Kongrelerinden sonra düzelme yaşanmış. Avrupa’dan Azime, Melsa ve Saadet’in örgütten ayrıldıkları aktarıldı.)

Hangi Saadet?

(Küçük Güneyli olan Jiyan Deniz, Dilar, Peyman, Sevra, Helin bunlar şu an görevsizler) Kim görevden almış onları? Erkekler mi?

 ( Kendi iç düzenlemeleridir.) Bence onlar da görevlendirilebilirler. Dışarıda kalmasınlar.

Merkezlerinde kimler var?

(Konseyde Sozdar ve Pelşin var.)

Bunlar hangileri?

(Sozdar Batmanlı Yezidi olandır. Pelşin de Malatyalı, ODTÜ’den katılmadır.)

Kadın şahsında toplum özgürleşecek. Kendilerini yaptıkları konferanslarından ötürü kutluyorum. Son savunmalarımın içeriğinde bu yönlü kapsamlı değerlendirmem var. Zorlanma ve zorlamaları doğaldır. Kesinlikle küçümsenecek bir mesele değildir. Halka  karşı saygı ne ise, kadına karşı saygı da aynı anlamdadır. Hata ve eksiklikler elbette olabilir. Ama bu, kadının özgürlüğü önünde engel olmamalı. Önlerini açmaya çalıştım. Sınıflı  toplumun dayattığı şeyler umurlarında olmamalı. 2-3 bin yıllık uygarlık tarihi ne diyor, erkek ne diyor, umurlarında olmamalı. En büyük direnme özgür kadın kişiliğinde ısrardır. Geçmişte kendilerini acılardan ötürü yaktılar. Özgür kişiliğinizde ısrar, bana bağlılığın en büyük ifadesidir. Bu temelde kendilerini selamlıyorum.

Zor aşamayı atlattınız. Bundan sonrası demokratik çalışmaya önem vermek gerekir. Üçüncü Alan projesi biraz da kadın mücadelesiyle açılacaktır. Hepsinin birleşmesi gerekiyor. Birlik olmaları önemlidir. Birbirlerine acımasız ve küfürlü yaklaşılmamalı. Bu dönem aşılmalı. Kadın kendi üzerinde yoğunlaşmalı. Sağduyuyla kendi kişiliklerinde ve vicdanlarında derinliğe ulaşsınlar. Özgür kişiliklerini geliştirsinler. Tanrıça ana kişiliğini kendi kişiliklerine yedirsinler. Son savunmalar üzerine yoğunlaşırlarsa birçok şeyi bulabilirler.

Cezaevlerinden gelen mektuplara da, PJA’ya da bu temelde bir yanıt veriyorum.

8 Ağustos Tarihli Görüşme Notu

Mektuplardan anladığım kadarıyla kızlarda gelişmeler olmuş. Bir buçuk yıl çatışmışlar, öyle mi? Ben sizi sık sık uyardım. Aydınlar bile farkında değil. Birlik olsunlar, bu konuya değineceğim. Aldığınız cevap bu nitelikte diyorsunuz.

(İmralı’daki perspektiflerin kadın mücadelesinin önünü açtığını belirttikleri aktarıldı.)

Biz burada çok ciddi bir pozisyon içerisindeyiz. Aslında hepsi bizim perspektiflerimize bağlı. Devlet adım atıyor, biz de adım atıyoruz. Birbirine tamamen bağlı. Bu perspektifler olmazsa anlayamazlar. Devlet amansız bir şekilde buradaki şeyleri takip ediyor. Yiğitlik anlamak, kavramak ve özgürce hareket etmektir. Yiğitlik; özgürlük ve eşitlik için hayırlı işler yapmaktır. Sorun olanlar kimler?

(Geçen hafta aktarılanlarla beraber Peyman, Sakine Batman varmış.)

Diğerleri kimlerdi?

(Sevra, Dılar, J. Deniz, Helin.)

Dılar hangisi?

(Diyarbakırlı Profesörün kızı.)

Onun kardeşi de yanımızdaydı. Bunların çoğunu eğitmeye de çalıştım. Çok uyardım onları. Sanmıyorum, fazla sorun olmazlar. Ama bazıları çok geriymiş. Aslında sadece o da değil, bin yıllık kölelik şeyini atmak öyle kolay değil. Öyle ayrı mayrı durmasınlar, birleşsinler. Görev de verilebilir. Kadınlara ilişkin mektup detaylı olsun. Ama kadın için kısa bir şeyler daha söyleyeyim. Kadın olayını büyük çözümledim. Köklü çözümledim. Tarih boyutunu, mitoloji boyutunu iyi açımladım. Ahmet Altan, kadına ilişkin şeylerde beni takip ediyor. Ahmet eğilimlerimi biliyor, biraz da izliyor. Kürt dediğinde beni kastediyor. Tabii ben onun gibi aşk ve kadın profösörü olma iddiasından öte, bu çalışmayı önemli buluyorum. Ahmet’in şeylerini de takdir ediyorum. Bizimkilerin derinleştiğini cezaevinden gelen mektuplardan anlayabiliyorum. Anlamlı buluyorum. Derinleşmeleri gerekiyor, biraz gelişme var. Savunmalarımda kendilerinde biriken birçok soruya cevap bulabilecekler. Kadının sorunu eğer eşitlik ve özgürlükse, savunmaları esas almadan çıkış bulamazlar. Biz buna çok ilkeli yaklaştık. 4000 yıldan beri düşürülen kadın olayını kaldırıyoruz. Sosyalist olmanın da ilk şartı eşitlik ve özgürlüğün ne demek olduğunu kavramaktır; sosyalist olmak anaya, kadına gösterilecek saygıyla olur. Tarihi sorumluluk ister. Aileye de büyük saygıyı böyle gösterebiliriz. 

Kadınların da kendilerini buna layık görmeleri gerekiyor. Aşk ve tanrıçalık olayı benim için ciddidir. Bunun dindeki biçimleri de çok sahtekarca, bunlar anlamsız. Aşkın da bunun dışında bir yolu yok.

Gerçek bağlılık, gerçek emek, gerçek direniş böyle sağlanacaktır. Gerekirse yıllarca düşünsünsünler. Bazıları yoğunlaşsın. Sorunları vardır, kendi sorunlarını çözmek için çalışsınlar. Ben hiçbir kıza yakıştıramıyorum. Bu, kendilerine değer vermemedir. Siyaset, örgüt yetkisi adına kadınları kullanıyorlar. Saygı şart. Anlayış, eşitlik anlayışı, yaşamın bütünlüğüyle gerçekleşmeli. Mektubu derleyin. Gerekirse yazıdan da alabilirsiniz. Bazılarının isimlerini sormamın nedeni, acaba işbirliği içinde olabilirler mi diyedir. Mektupta da kısmen vardı. Onları okudum. Benim için soru işareti olanlar vardı. Kimler en çok bağlıyız diyorlar?

(Sorun yaşayanlar da dahil, bağlılık sorunlarının fazla olmadığı; erkek eşittir örgüt biçiminde değerlendirmeler olduğu, bunun sıkıntılarının yaşandığı aktarıldı.)

Çok ilginç kadın-erkek savaşı olmuş. Şiddetle uyarıyorum, diğer mektubu da okudum. Daha önceki şeyleri de aldım. Birleşmeye ihtiyaçları var. Tanrıça kültürünü geliştirmeleri gerekiyor. Benim adıma kendilerine Altındal kitabını verirsiniz. Campel’in 4 ciltlik mitolojisini, Yunan mitolojisini, Kuran’ı, Kitabı Mukaddesi verirsiniz, hediyem olsun. Sümerler ile ilgili kitabı verdiniz mi? Tarih Sümerde Başlar, Kurnaz Tanrı Enki kitabını verebilirsiniz. Bunlar korkunç kitaplardır. “Ya Star” siz de denilmiyor mu? Bu tanrıça İştar’dır. Bunları bilmeden olmaz; acayip kitaplardır. Belki tümünü anlamayabilirler, ama onları geliştirir. Bu konuda derinleşmelerinde fayda var. Onlar çok tarihi mücadele içindedirler. Zağrosta Mitolojiyi işlesinler. Özgür Akademileri de varmış zaten. Birbirleriyle çelişmeye değil. Özümsemeleri işletmeleri gerekir. Kendi aralarında da çelişmeye değil, bütünleşmeye ihtiyaçları var. Kendilerini pazarlamaya çalışırsalar da, onu bilemem.

Erkekler içinde şunu söylüyorum: Kadın deyip geçmesinler, yeni kadını anlasınlar. Yeni kadın, vatan ve toplum özgürlüğünden de önceliklidir. Bizim için özgür toplumu yaratmada birinci derece önemlidir. Biz neden kadını inceliyoruz? Sümerlerden beri kadın düşürülmüş, piyasalık yapmışlar. Kim yapmış ? Sınıflı toplum bunu yaratmış. Biz kadını kaldırmaya ve yeniden yaratmaya çalıştık. Erkeklerin de kıskançlıktan ziyade kadını yüceltmeleri gerekir. Kadın yücelecek, yaşam da onunla güzelleşecek, erkeklerin bunu gururla taşımaları gerekir. Benim senin olduğundan ziyade, toplumun oldu demek. Bana bağlılık demek, bunları kavramak demektir. Ahmet Altan’dan öte, buna inanmış büyük bir ahlakın sahibiyim, ciddiyim. Bu konuda Önderlik kadını cins lanetinden kurtaracaktır. Bağlılığımı istismar edemem. Kadını cinselliğin bu basitliğinden arındıracak ve bu bağlığı büyük özgürlük mücadelesiyle cevaplayacağım. Bol bol tartışsınlar. Ama birbirlerini yüceltsinler. Bu tartışmadan çok büyük bir birlik doğar.

Erkeklere de söylediğim budur. Beni incelemeleri gerekiyor. Bana inanan onlarca kız çıktı. ağabey, kardeş gibi ucuzca değerlendiremem. Ağabey, kardeş, abla, kardeş gibi olsunlar demiyorum. En çok eleştirilerimi yaptığımı da aynı zamanda severim. Sabırlı olsunlar.

15 Ağustos Tarihli Görüşme Notundan

Cezaevindeki kadınlardan mektup alıyorum. Onları görün, bol bol konuşun, kısa bir mektup verin. Gelişmelerini önemli buluyorum. Yetkindirler. Devlet çözümlemesi kadar kadın çözümlemesini önemli buluyorum. Kızlarla bunu bol bol tartışın. Savunmamda kadını epeyce açtım. Erkeğe de şunu söylüyorum: Kadınla yaşam yurtseverlik duyguları gibi ele alınmalı. Özgürleşen kadınla yaşam gurur vermelidir. Benim kadınla yaşamam, bakışım bir cins yaşamı değil, kadınını etrafındaki kültürel yaşam, kadının etrafında oluşan kültürü yaşamak önemli.

Kadın etrafındaki yaşam çöle çevrildi, kadın etrafındaki yaşam anlamlı kılınmalı, yaşam çizgisinde iddialı kalın. İlişkiler çok basit, öyle bir ayran içmek gibi ilişki kuruyorlar, olmaz. Onur meselesi farklı, direnmeleri güzel, bunda derinleşsinler, dayanabilirler. Yalnızlığa, acıya dayanıyorlar, buna da dayanabilirler. Bir erkeğe elinizi verirseniz, çiçekte olsanız sizi çiğner atar. Kadının bana bağlılığı farklıdır. Ben kadına ilişkin her şeyi sonuna kadar sorumluluk temelinde yaptım. Sizin adamlarınız güçsüzse, kötü, zorba, yalancı ise, buna sonuna kadar karşı çıkın. Erkek korkunç bir çirkinlik. Bu nasıl bir kültürdür, onu da sonuna kadar verdim. Kadın öyle değildi, bu kültürler sonradan icat oldu, ana tanrıça kültürünü yaratmalıyız. Kesire ile ilgili konuyu da açtım. Kendi kendimize sevmeyiz, savaş gibi aşkın da kanunları vardır. Kendi anlayışına göre öyle sevemeyiz. Çok çok önemli buluyorum, seninleyiz diyenler çok.

(Genelde kadına biçimsel bir yaklaşım hakim, kadını güç olarak görmeme durumu var. Bu her alanda yaşanıyor. 15 Şubat sonrası, zor koşullardan geçilmesi nedeniyle cins sorunu genel soruna feda edilmeli mi? Zorlayıcı bir yaklaşım içine girilmemeli mi yönünde tartışmalar da yürütülmüş. Bu temelde tartışmalar yoğun yaşanmış. Bu nedenle, kadının sürece girişinin Mart 2001’de gerçekleşebildiği belirtiliyor. Sorunların aşıldığı, çizginin tutturulduğu, yöntem ve pratik sorunlarının olduğu belirtiliyor.)

Bu yazılı savunma onların da önünü açar. İkiye bölünüp karşı karşıya gelmesinler, bazı ayrılan isimler var, çok şaşırmadım, Avrupa’da ayrılanlar, bunlar aykırı şeyler değil. Ben burada tekim, ama kadınla güzel bir dünyayı yaşıyorum. Genelin özele ağırlığı yok. Olmaz böyle şey, bu nasıl bir mantık? İkisi iç içe bir şeydir. Birbirinden ayırmak mümkün değil. Bunlar yöntem hatası yapıyorlar. Bu rahip mantığı, feda edilecek bir mantık değil; birlik olmaları önemli, tek başına da olsa, özgür kadının büyük bir olay olduğunu görür, ona değer veririz.

22 Ağustos Tarihli Görüşme Notlarından

Özgürlük, güzel yaşam, onurun kurtarılması çok önemli. Onur yoksa, seni alır bir özel ya da geneleve kapatırlar. Kürdün namusu ne hale düşürülmüş? Namus o değil. Namus kendi kimliğini, öz varlığını korumaktır, sevgi de oradan doğar. Sevgi denen olay da buradan doğar. Ben bireysel anlamda Kürt nasıl yaşamalı diyorum. Sevgi, namus, bireysel olarak namuslu bir Kürt nasıl yaşamalı, bunun peşine düşmüşüm. Kızlara da bunu anlatmaya çalışıyorum. Ben niye sevgi, kadın diyorum? Aşk, sevgi olmalı. Biz az sevmiyoruz, biz büyük seviyoruz. Aşk uğruna savaşıyoruz.

Ferhan Güllü kızları düşürüyor, zaten o güvenilir biri değildi. Bakırköy’deki kızlar da onun oyununa geliyorlar. Ama yine de onları bırakmayın. Ben burada yalnız devleti suçlamıyorum. Bunlar ne diyorlar? Mektupları geliyor; “Başkana bağlıyız” diyorlar. Öyleyse bağlılıklarını sürdürsünler.

(Söylemlerinde zaten  kendilerinin size bağlı olduklarını  söylüyorlar, “Başkanı en iyi  biz anlıyoruz” diyorlar.)

İsterlerse PKK’ye de bağlı olmasınlar, ama saygı, sevgi gerekli. Bu da emekle yaratılır. Oyuna düşmesinler, emekle sevgiyle bağlılıklarını kurtarsınlar. Gidin onlarla konuşun, bunları anlatın. Kendilerini bu biçimde bir tuzağın içine düşürmesinler. Cezaevine düşmüşsünüz, bir çok bedel ödemişsiniz. Sabri onlar ne diyor?

(Kendisi de gidip onlarla görüşmemizi istiyorlar.)

Doğrudur.

Özgür Kadın Vakfı 1 Eylülde acılıyor galiba, resmi bir açılış olacak galiba.

(Evet.)

Ben onlara ilişkin mesaj verecektim, ancak yeterli süre kalmadı. Bu söyleyeceklerimi öncekilerle birleştirip, ortak bir metin haline dönüştürüp gönderebilirsiniz. Ben burada tekim, ama kadınla güzel bir dünyayı yaşıyorum. Ben kadın için beş bin yıllık  tarihi çözümlüyorum, en eski ulus, en eski sınıf diyorum. Ben kendim de onların  büyük bir işçiyim, emekçiyim. Onların özgürlükleri için, sevgi için beni bir işçi olarak tanımlayabilirler, görebilirler. Ben kendimi sevginin işçisi olarak tanımlıyorum. Büyümelerini istiyorum. Bu temelde kadınlar tanrıça kültürüne ulaşsınlar. Erkek dinine, erkek tanrısına hayır desinler. Biz o tanrıları açığa çıkardık, zayıflattık. Kadın çıksın ortaya, kendi özgürlüğünü kimliğini kazansın, o kadını da sevelim. Biz tanrıça ana, tanrıca aşk coğrafyasını yarattık. Biz o kültürü yaratacağız. Direnin, dayanın, kendinize de güvenin. Kızlar cayır cayır kendilerini yaktı, korkunç bir şey; ben tüm bunları onların anısına söylüyorum.

15 Ağustos büyük savaşımının büyük barışına doğru 1 Eylülün ikinci yıldönümünde tarafları, devleti ve PKK’yi, daha anlayışla diyaloga gelmeye çağırıyorum. Barış deklârasyonunun ikinci yıldönümüdür. Halkımızı da büyük bir barış gücü ile barış ve demokrasi için ayağa kalkmış bir halk olmaya çağırıyorum. “Barışın Zaferine Kadar Yürüyüş.” Daha güçlü bir ülke, daha güçlü bir yaşam için eğer bu adımlar atılmazsa; büyük bir meşru savaş verilir. Barış eli havada kalırsa, 2002 yılı savaş yılı olur. Hiç istemem, ama böyle olur.

Bunları birleştirin, daha önce söylediklerim de var, vakıf içinde söylediklerimi birleştirin. Başarılar selam saygılar diye bitirin.

Kazanılacak özgür dünya var.

Kazanılacak özgür yaşam var.

Kadınlara ilişkin olarak (bayan avukata) haftaya siz yine gelirsiniz. Daha ayrıntılı isimler getirirseniz, daha özlü ve daha özel yazabilirim. Biz kadını bırakmayacağız, kadın çalışması en az PKK çalışması kadar önemlidir, barış için çalışsınlar.

Ben sizin için yaşıyorum.

29 Ağustos Tarihli Görüşme Notlarından

Devleti yakından anlamanız için benim eğilimimi tespit etmeniz gerekir. Buradaki bu statüm az çok bu yaklaşımlarla bağlantılıdır. İngiltere “APO İmralı’da boğuşuyor” diyor. Onlar biliyorlar tabii. Zihinsel ve ruhsal olarak dışarının on katı bir çaba var. Şimdi daha zekice, daha gerçekçi, daha insancıl bir yaklaşımım var. Savaş şeyimizde biraz körceydi. Şemdin’i gördünüz, eline bombayı veriyordu, “patlat” diyordu. Korkunç bir olay. Bu feodal kafalılar kadınları böyle kullanmak istediler.

Daha önce Batman’daki kadın intiharlarını da size söylemiştim. Oradaki memurlar kullanıyorlar, sonucu da ölüm oluyor. Benim yüzümden olduğu için bu konuya eğildim. Özgürlük mekanları yaratın dedim. Ama sanırım PKK de bu konularda biraz yüzeysel kalıyor. Devlet daha tecrübeli olduğu için daha iyi sonuçlar çıkarıyor. Sıkıntılarım birazda bu yönlerdendir. Burada söylüyorum, ama yerine getirilemiyor.

(Kadın boyutuyla  özellikle 2000 yılına kadar yoğun tartışmaların yaşandığı belirtiliyor. İdeolojik yetmezlikler, yanlış eğilimlerin, yine yanılgılı yaklaşımların kadının sürece aktif girişini engellediği, erkek bakış açısından kaynaklı zorlanmaların da olduğu, erkeğin kadını temel bir güç olarak görmeme durumunun olduğu, hatta Konseyi reddetmeye kadar varan ve böylece komploya zemin olma durumunun da yaşandığı, ancak bu sürecin aşıldığı, ruh ve moral açıdan sürece girişinin iyi olduğu belirtiliyor. Kongreden güçlenerek çıkıldığı, ancak ideolojik yetmezliklerin olduğu, örgüt ve yönetim sorunların bulunduğu belirtiliyor.)

“Görevsiz bıraktık” dediklerini karma olarak alabilirler. Bunlar yetkin kişilerdi.  Kutuplaşmayı beklemiyorum. Tabii eleştiri, özeleştiri sürekli olmalı, bunlar öğreticidir. Yoğunlaşmaya ihtiyaçları var. Savunmalarımı alıp değerlendirebilirler.  Birbirinizi artık suçlamayın. Kürtlerde biraz bu var. Zaten yeterince lanetlenmişsiniz. Dağlar kadar uzlaşma noktalarınız var. Barış kültürünü, kardeşliği derinliğine ele almalısınız. Barışçı olmak zayıf olmak değildir. Barışı güçlü ele alan kişi, aslında en güçlü kişidir. Zihinsel devrim yaşanmalı. Eleştiriler olacak tabii. Beş bin yıllık kadının kölelik tarihi doğru çözümlenip, özgürlük temelleri doğru ortaya konmuştur. Yoğunlaşma ve eğitimlerini derinleştirmeliler. Kendi kaderlerini tayin ederek bunu yapabilirler. Tarihte de bunun örnekleri vardır. Orda da vakıf ve diğer örgütlenmelere ihtiyaç duyulmuştur. Özgür Kadın Vakfı böyle bir gelişmeye yol açabilir.  Duygusal ayrılıklara girmesinler, dostça, kardeşçe kazanmayı esas alsınlar. Selam ve saygılarımı iletin. Başka bir şey var mıydı?

Kadın, halk içindeki çalışmalarda, demokrasi mücadelesindeki çalışmalarda  öncülük yapabilir. Konseyden bir bayanın Avrupa’ya gitmesi iyi olurdu. Orada yanlış eğilimler olabilir. Yezidi olan arkadaş gidebilir. Daha önce oradan gelmişti, değil mi?

(Doğrudur.)

Avrupa’da demokratik sürecin gelişmesi açısından bu gerekli. Sıkı bir eğitimle yanlış eğilimlerin aşılması gerekir. Sümer rahipleri nasıl bin yılları yaratacak zihinsel devrimi yarattılarsa, bizde de böyle zihniyet ve kültür devrimine kendisini adamış kişiliklere ihtiyaç var.     

5 Eylül Tarihli Görüşme Notlarından

(Bayan arkadaşlarla görüştüm, Asya arkadaş genel koordinasyonda.)

Türkiyeli olan arkadaş mı?

(Evet.)

Gelişkindir, becerikli olması gerekir. Türkiye’ye yönelik, Türk halkı ile barış ve kardeşlik doğrultusunda çalışmalar yapamaz mı? Türkiyeli tanıdıkları var, ilişkiler geliştirebilir.

(Zelal PJA ve Vakfa bakıyor, Sakine Kültür Sanat alanında çalışıyor.)

Nasıllar?

(Belli sorunlar yaşanmış, fakat aşılmış. Ama hala bazı sıkıntılar sürüyor. Erkek arkadaşlar bayan arkadaşların özeleştiri sürecini kendi çizgilerine gelmek olarak değerlendirme durumu söz konusu. Fakat arkadaşlar sorunlara olumlu ve yapıcı yaklaştıklarını, sizin tavrınızı ve tarzınızı esas almaya çalıştıklarını; pratik değil, ama iradeleşme ve ideoloji boyutunda eksiklikler olduğunu, soruşturma süreci dahil bayan yapısının genelde bağlılık sorununu olmadığını, ayrılanların geçmişte de benzer sorunları olanlar olduğu aktarıldı.)

Bu tavır doğru değil, ısrarla niye kendi çizgilerini dayatıyorlar? Benim çabalarım olmuştu, mesele kadını kendi çizgimize getirmek değil, karşıt konuma getirmektir. Mesele bizim şahsi isteklerimiz, kendi kadınını yaratma değildir. Kapitalizmin kadını bir sermaye durumuna getirmesi var, bunu çözümlüyoruz. Bu anlamda kadını çözümlemek gerekiyor. Nasıl Kapital’de sermaye çözümlendi sosyalizm ortaya çıktıysa, kadının 5000 yıllık kölelik tarihi var, bunun çözümlenmesine ihtiyaç var. Sizin bu ilişkilerden kurtulmanız için zihniyet devrimine ihtiyacınız var. Benim çözümlemelerim ve savunmalarım etkili oldu sanırım. Türkiye’de kadın yönünden bazı gelişmeler var. Din konusunda bizim söylediklerimiz doğrultusunda adımlar atılıyor. Laikliği, dini, özgürlüğü kavramak için kadını kavramak gerekir. Özgürlüğü çok iyi kavramak için kadını iyi çözümlemek gerekir. Mesele “kadın bana bağlanacak” meselesi değildir. Kadına yönelik onunla yaşayamama durumu var. Bununla biz yaşama sorununu da çözeceğiz. Bazıları açısından bu sorun kadınla yaşama sorunudur. Sadece evlenmek için kaçanlar var; bunlar zarar verilmeden çözülmeli. Sadece evlenmek için kaçıyorlarsa, bunlar zarar vermeden evlensinler; ama bu insanı özgürlükten büyük düşürür. Kadınlar vardı, özgürlüğü arıyorlardı, acıya da dayanıklılar. Kendilerini yakanlar vardı. Onlar tanrıça kültürünü aramalı. İşte Hıristiyanlıkta adanmışlar var, Saint Paul gibi kendini adayanları zoru devreye sokmadan özgür bıraksınlar. Katolik kilisesinin şeyi gibi olmaz. Kendini özgürlüğe adayanları da özgür bırakmak gerekir. Biraz özgürleşmeyi yaşayan kadınlar vardı, onlar özgürlüğü aramalı, bunun ideolojisinde derinleşmeliler. Aşk, sevgi şeyine biz de karşı değiliz, ama aşkın bu toplumda ne hale getirildiği ortada. Türkiye’de bir günde, işte bilmem ne kadar aşk diyorlar, televole kültürü dedikleri şey budur işte. Bu kültürde insanlar felç edilmiş.

(Bayan yapısını kast ederek)

Başka ne aktarabilirsiniz?

(Genel olarak yapı iyi, eğitimler başlamış. Kadın ve çocuklara yönelik eğitimler olmuş, bunu sürdürecekler. Ancak kadın yapısında, özelikle genç bayanların yapıdan kopması sorunu var, orta yaş gurubunda ilişkilenme sorunu yok, fakat genç bayanlarla bu yönlü sorunlar yaşanıyor.)

Orada bu sorunun çözülmesi zor, göndersinler.

(Sanırım buna pek hazırlıklı olan bireyler değiller.)

O zaman biraz zor tabii. Düzen onları kolay kazanıyor, onların da kişiliğinde bu yönlü eksiklikler var. Onları çok farklı bir eğitime tabii tutmalılar, çok özel, güçlü bazı arkadaşlar yanlarında tutarak eğitebilirler. Genel yüzeysel eğitimlerle tutulamazlar, sizin yöntemlerinizde eksiklikler var.

(Kadın yapısı pratik anlamda değil, ama ideolojik anlamda, örgütsel anlamda güç olamama sorununu yaşıyor,  bunu aşmanın yöntemlerini geliştirmeye çalışıyorlar, zorlanmalar yaşanıyor.)

Savunmalarımı çok iyi okusunlar. İyi kavrarlarsa olağanüstü bir kadın doğuşuna çağrı var. Bizimkiler kavrayamıyor, kadını kavrayamıyorlar. Sevgiyi büyütme; tamamen felsefi, siyasal temelde bir iştir. Aslında Ahmet Altan biraz bizi anlamış sanırım, kadına ilişkin yazıyor. Kitabı 150 binin üzerinde sattı. Ahmet bizim çözümlemelerimizin basit bir yansımasıdır. Biz bunun felsefi ve siyasal temelini koymuşuz. Bunu iyi incelesinler ve büyük bir anlam gücüne dönüştürsünler. Sevgi yeni büyük gücün yaratılması demektir. Bunu çok kapsamlı açsınlar. Erkekler buna saygı duyacaklar, başka yolu yok. Bizim kızlar biraz acele etmiyor mu? yaşlandım mı. Biraz dayanma güçleri olmalı. Ben bu yaşıma, 55 yaşına geldim, bıkmış mıyım? Anamı çözdüm, kadın konusunda hala aynı heyecanla yeni şeyler öğreniyorum. Avrupa’da yaşanan aşkı biraz çözdüm, Ortadoğu’da aşkın yıkılışını derin çözdüm. İştar, Promete, Gılgameş, (Yanında getirdiği Muazzez İlmiye Çığ’ın kitapların göstererek) bunları iyi çözdüm. İştar bizim Sterk, Star yani yıldız dediğimiz olaydır. Star ilk tanrıçadır. İlk tanrı Star adıyla simgeleştirildi ki, bizim dilimizde hala vardır.

(Avukatlara yönelik) Sizde de ‘ya star’ demezler mi?

(Tanrıya seslenmek anlamında, evet.)

Oradan Sümer’e İştar olarak geçti, onun için tarihin beşiğidir diyorum. Kürtlerin Zagroslardan nasıl indiklerini, neolitiği işledim. Bunları tiyatrolaştırabilirler, kızlara söyleyin; eğer sanatsal güçleri varsa, (MKM’yi kast ederek) -tiyatro gurubu olabilir- Avrupanın Şekspir’de yakaladığı çizgiyi Gılgameşte yakalayabilirler. Bunun için de ideolojik derinlik, tarih bilinci gerekir. Savunmalarım tarih ufkunu açıyor. Sanat, ilk müzik, dinler oradan (Mezopotamya’yı kast ederek) çıkmış. Bunları doğru kavrarsanız aydın olursunuz, iyi bir tarih bilinciniz olur, güzel bir yurtsever olursunuz.

Türkiyelileşme üzerinde dursunlar. Bazı Türk arkadaşlar vardı; Pınar’dan tutalım İnci’ye kadar, hala yazıyor değil mi?

(Evet)

Avrupa’da onu gördünüz mü?

(Hayır, tanışmadık.)

Hepsiyle ilişkilensinler, derinleşsinler, Kıbrıs Gurubu vardı, sanırım onlar dağıldı.

(Kesin bir bilgim yok.)

Belli başlı tipler vardı, Asyagil’den önce o sahada olanlar, Ortadoğu’da kalanlar vardı, biraz daha ayrıntlı bilgi gerekli. Sanırım biraz yardımcı olmam gerekir. Onlara söyleyin, sizi yalnız bırakmıyor, buna layık olmak gerekiyor, biraz özgürsünüz ve bunu yarattığınıza inanıyorum, sevgilerimi bu temelde iletin.

(Avrupa’da halkın fiziki ve moral durumunuza ilişkin yoğun soruları oldu, koşullarınızı merak ediyorlar, koşulların daha ne kadar böyle süreceğini soruyorlar.)

Burada sağlık, fiziki bünye çok zorlanır, bunu mesele yapmıyorum. Halk üzülmesin diye bunları fazla açmıyorum. Ben soğukkanlılığımı koruyorum, Sokratvari duruş dediğim bu. Bunu son nefesime kadar koruyacağım, burada infazıma 5 dakika kalsa soğukkanlı ve Sokratvari bir şekilde giderim.

 Sorun yaratmak istemiyorum, komplo mantığı açısından sert devlet karşıtı konumda olmam iyi olamaz. Devletin uzlaşma durumu olsaydı iyi olurdu, devlet bizimle uzlaşsa iyi bir şey olur. Ben isyan edin de demem, ama kimliklerine sonuna kadar sahip çıksınlar. Bu olmazsa, koca karısının, karı kocasının, çocuk ana ve babasının yüzüne bakamaz. Onurlarına  ancak böyle sahip çıkabilirler. Bunu yapamıyorlarsa, hiçbir şey yapamıyorlarsa otursunlar, evlerinde hüngür hüngür ağlasınlar. Kadınlar güçsüz olduklarında ağlarlar, kimse onların onuruna sahip çıkmaz. Hiçbir şey yapamıyorlarsa ağlasınlar, ama şarlatanlık yapmasınlar. Onura sahip çıkmak, kimliğe sahip çıkmaktır.

4 ekim Tarihli Görüşme Notlarından

Savunmamın hukuk bölümü de çok çarpıcı. Kesire’ye ilişkin bölüm çok çarpıcı oldu. Onura sahip çıkmak, kimliğe sahip çıkmaktır.

Kesire’nin hala çok anlaşıldığını sanmıyorum. Onunla genelde kadın, özelde işbirlikçi aile pratiğini açıyorum. Ailesi eskiden Kürt isyanlarına karşıysa da kendisi solcu, Alevi, Kürt ve Dersimli olduğundan dönüşeceğine inanıyordum. Bu bir özlemi dile getiriyordu. Onun etkisi halen gitmemiştir. Nerede olduğu halen belli değil. Gelen İsveç heyetine de söyledim. Palme’yi anlamak istiyorsanız, Fatma’yı anlamanız gerekir dedim. PKK içinde acımasızlığın ilk tohumlarını attı. PKK’liler “Fatma’yı hemen öldürelim” dediler. Ben buna müsaade etmedim. On yıl tahammül ettim. Neden? Size kalsa dakikada döversiniz, bilmem ne yaparsınız, ama ben tahammül ettim. Öğretmenlik sadece olumlu şeylerle olmaz, acımasız şeyler de eğitime yol açar. İntikam alayım diye değil, onun bana dayattığı akıl almaz şeylere karşı ben de büyük kadın özgürlük hareketini geliştirdim. Bunların romanlaştırılması gerekir. Eyüp belki yazabilir. Burada lise öğretmeniydi. Akıllı birisi, bunu edebiyatlaştırabilir. Savunmam olağanüstü roman taslağıdır. ‘APO Klanından Halk Olmaya Doğru’; dört ciltlik ya da bir ciltlik roman ile Nobel’e kadar gider. Aydınları biraz edebiyata çağırdım.

Mezopotamya kültürünü açacak, kadın kültürünü açacak sevgiyi, onuru ve gururu geliştirmek istiyorsanız, ben bunun için kırk yıl uğraştım. Hala buradayım, idam sehpası altında kaldım. Gücünüz varsa okuyacaksınız. Sevgiyi, hırsı, yaratmayı, umudu, acıyı, kendini yeniden yaratmayı böylece insan olmayı, özgür halk olmayı başaracaksınız. O zaman kendinizi tanıyacaksınız. Bir genç kızın bir erkekle olması ürkütücü, erkeğin de köle kadınla birlikteliğini iğrenç buluyorum. Zerdüşt felsefesinin özünde Semitik köle olgusuna karşı bir direnme var. Ailelerimizde biraz olumlu bir şey varsa, Zerdüşt geleneğidir. Nietzsche, ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ adlı kitabında Zerdüşt’ü özgür iradenin ilk temsilcisi olarak görüyor. Zerdüşt, köleci ve feodal ruha ilk başkaldırıdır. Dinler tarihini çok iyi çözümlemelisiniz, dinlerin ruhunu iyi okuyacaksınız.

Savunmamda kadının köleleştirilmesini açtım. İştar, İnanna Zagros’tan, dağ yöresinden gelen özgür kadındır. Çatışma başlıyor. İnanna’ya baş fahişe diyorlar. Bu, doğru değil. İlk genelev olan Musakattin, Nippur’da açılıyor. Hollywood kültürü kaynağını buradan alıyor. İnanna romanı iyi yazılmamış, biz daha iyi anladık. Görünüşte tanrı ve tanrıça arasında çatışma gibi görünüyor. Önce kadın köleleştiriliyor, sonra toplum. Bunu topluma kabul ettirmek için Zigguratlar oluşturuluyor. O dönemin Zigguratlarında şimdiki üniversitelerden daha fazla beyinler yıkanıyor. İlk edebiyat akademisi Nippur’da Eduba adında açılıyor. Hakim sınıf temelinde gelişiyor.

Neolitik toplum Verimli Hilal denilen bugünkü Kürdistan coğrafyasında oluşuyor. Sümerlerin kurnaz tanrısı Enki, tam despot değil, yarı bilgi ve yarım kurucu atayı temsil ediyor. Bugünkü nine, ana isimleri Ninhursag ve İnanna’dan geliyor. Fırsatım olsaydı “Tanrı ve tanrıçanın başına neler geldi” diye yazmak isterdim. Tanrı ve tanrıçanın başına neler geldiğini kızlar yazabilirler. Kızlara bunları verebilirsiniz. Toprak kültürünü yaratan kadındır. Kadın, olağanüstü bir güçtür. Ana kültürünün bu kadar güçlü olmasının nedeni buradan gelir. Rahiplerin romanını yazmak çok ilginç. Bugünkü üç kutsal kitap mitolojinin kötü bir taklidi ve versiyonudur. İyi çözmek gerekiyor. Bizimle yakından ilgilidir. İlmiye Çığ fazla anlamamıştır. Üç din üzerinde Sümerlerin etkisi üzerine adlı kitabında yazdığı şeyler doğrudur, ama biz Sümer mitolojisini daha iyi çözümledik.

24 Ekim Tarihli Görüşme Notlarından

Lenin’in öngördüğü proletarya diktatörlüğü, Avrupa’nın denediği burjuva demokrasiciliği değil, onu da aşıyor. Çin’in Halk Cumhuriyeti deneyimi de değil. Bunlar aşılmıştır. Nedir bunun özü? Bunun içinde, halk kültürlerinin uyandığı, kadın özgürlüğünün tamamen devreye girdiği, politik olarak klasik devlet anlayışından uzaklaşıldığı, ideolojik devlet anlayışının aşıldığı, devletin toplum ne kadar istiyorsa o kadar bir koordinasyon aracı, teknik bir araç olarak kalacağı bir sistem denebilir. Sınıfsız topluma ulaşmak belki beş yüz yıl sürebilir. Çelişkiler var, ama bu çelişkilerin karakteri kökünden değişmiştir, kanlı devrimlerle çözülmez. Bu dönemin siyasi çatısı; kültürlerin, kadınların, çevrenin, sivil toplumun alabildiğine geliştiği, klasik anlamda devletin anlayışının aşıldığı, hatta devletin klasik olarak aşıldığı, devletin teknik, koordinasyon aracı olarak tutan bir sistemdir. Bilim-teknik halkların lehine kullanılırsa sorunlar çözümlenir. Kültür özgürlüğü olursa bir dünya devletine doğru gider. Dünya devleti özlemi, bazı bilim adamları tarafından da dile getirilmişti. Eienstein’in böyle bir özlemi vardı. Bilim adamları neden bir dünya devleti anlayışı geliştiremediler. BM bir taslaktır. Onu da aşan bir dünya organizasyonu, bu organizasyonun altında örgütlenen bölgesel örgütlenmeler kurulabilir. Avrupa Birliği var, Afrika Birliği var, Ortadoğu birliğine doğru da gidilebilir. Bu aşamaya giriliyor, kaçınılmaz bir biçimde buna doğru gidiliyor. Bu birlikler gevşek. halkların çıkarına uygun olacak. Gökdelen vurmak, Arap İsrail çatışmalarıyla sorunlar nasıl çözülebilir! Kültürlerin, sınıfların, cinslerin harmanlandığı bir demokratik uygarlık sistemine, Ortadoğu’yu demokratik uygarlığa nasıl götürebiliriz dedik ve Kürt çözümünü diğer halklarla kardeşlik temelinde ele aldık. Sevgiye, diyaloga dayalı olarak savunmalarımı değerlendirin. Bazı fanatikler saldırabilir. Bunlar olacak. Bunlar Marks’ı, Lenin’i, Stalin’i bilmezler, bunların sosyalizmle de alakaları yok. Bunlar tarikatçı ve gericidir. Örümcek kafalılar nasıl sağda varsa, solda da var.

Gençlik kafasını açmalı, gençliğin uyanmasını istiyoruz. Gençlik beynini bilime açmalı. Savunmam epey bir çerçeve ve yöntem veriyor. Savunmalarım salt yayın organlarında yayınlanıyor. Sadece gazetede yayınlanması yeterli değil, tartışılması gerekiyor. Bilim çevrelerinden, gazetecilerden, cezaevinden çıkanlardan ve sizlerden biri savunmamı bölüm bölüm tartışmaya açabilir. Öcalan’ın savunmasının bu bölümünü tartışmaya açıyoruz denir. Her gün fazla olabilir, ama her hafta bir bölüm üzerinde tartışılabilir. Bu olmazsa, savunmalar rolünü oynamamış olur.

Savunmam siz kadınlar içinde bir çıkış şansı oluyor. Vurdum duymazlığa gidebilir. Sol lafazanlık bizde de çok güçlüdür. Basit lafazanlıklarla geçiştirilemez. Buna engel olun ve tartışmayı derinleştirin. Bu tartışmalar en az iki yıl sürmelidir. Savunmalarıma yasaklama gelmez, sanmam. Gelse de önemli değil.

1 Kasım Tarihli Görüşme Notlarından

Türk arkadaşların da içinde yer alabileceği; demokrasiden, hukuktan anlayan bir özgürlük partisi kurulabilir. Eğer kendilerinin demokratikliğine güveniyorlarsa demokratik organizasyonu, hukuktan anlayanlar bir özgürlük partisini tartışmaya başlayabilirler. Savunmam bunlar için bir temel olsun. Kürt ve Türk arkadaşlar var, diğer kültürlerden, bir de kadın var. Kendine çok güvenen bayan arkadaşlar varsa, hatta başkan da olabilir. Kadının kendini oldukça konuşturduğu bir parti olmalı. Kadının inisiyatifi varsa, Selek benzeri kişilikler olabilir, sizler de varsınız, sizlerin de bilinci hayli yüksek. Milli bir parti olmamalı, kültürlerin, kadının kendilerini ifade edebileceği bir parti olmalı. Kadın özgürlüğünün önü açılmıştır. Şunu hemen belirteyim; bu parti kitle partisi olmayacak. Bu parti, ideolojik, siyasi bir parti olacak. Biçimsel olarak Doğu Perinçek’in parti modeli olabilir. İçerik olarak değil, ama biçim olarak yararlanabilirsiniz. Kürt ağırlıklı olmamalı, demokratik, hukuka bağlı, kadının ön planda olacağı bir parti olmalı. Özgürlüğün önü açılmıştır. 30-40 kişilik bir ekiple gerçek ideolojik bir parti kurulabilir. Bu parti HADEP’e de, sosyal demokratlara da yol gösterebilir. Sinema filmi vardı; Büyük Adam Küçük Aşk filmi. Aslında devletin yeni bir eğilimi gibi.

Özgürlük partisi demiştim daha önce. Onun ismi Özgürlük ve Adalet Partisi olabilir. Gençlik ve kadın ağırlıklı olur. Bir Kürt Partisi değil, Kürtlerin ve Türklerin ortak partisi olur. Kadının önde olacağı bir Parti olmalı. Gençlik konferansta bunu tartışabilir. Tartışmayı derinleştirebilirler. Sonuçlarını bekliyorum. HADEP Kürt ağırlıklı demokratik kitle partisi olur. Rollerini böyle oynarlar. Tabii çok kolay değil, zorlu bir sürece girilecektir.

 16 Ocak 2002

Savunmalarımı kendi problemlerine olduğu gibi uygulamadılar. Savunmamın tarih, felsefe ve yöntem anlayışını kendi gerçekliklerine uyarlasınlar. Kadın tarihini yazsınlar. Savunmalarımda kadın boyutuyla büyük bir derinlik var. Savunmaların en iyi kadınlar değerlendiriyor. Kadın sorunu Avrupa’da da var; yalnız Kürt kadınında değil. Bu boyut evrenseldir. İnanna olgusu Kürdistan gerçekliğidir. Mitolojik yeri vardır. Kutsal kitapta yerlerini bulurlar. Size de okumanızı tavsiye ederim. İnanna kültürü Zağros’tan Mezopotamya’ya inmiştir. Kırk yıllık birikimle bunları söylüyorum. On bin yıllık kadın egemenliği tahılı bulan, öğüten, evi kuran kadındır; meyve ağaçları, evcilleştirme kadın emeğinin sonucudur. Erkekler sağda solda isimsiz avcılar gibi tutuluyorlardı. Arkadaşlar arkeolojiye, mitolojiye ilişkin bol bol kitap okumalılar. Babil’in tanrısı Marduk erkek egemenliğinin ilk temsilcisidir. Babil kültürü daha sonra İbrahim yoluyla Yahudilere geçiyor. Kitabı Mukkadesi okumanızı tavsiye ediyorum. Burada kadının düşürülüşü çok ilginçtir. Babil destanındaki erkek egemenliğini de okuyabilirsiniz. Kadın dördüncü buzul çağının sona ermesi ile Neolitik toplumun doğuşuna dayanır. Neolitik toplum birikimleri Sümer’e yansır. Eğitimlerini mitoloji, felsefe, bilim tarihi ve sanat tarihi alanında yapmalı; bu bilinçle günümüzde sivil toplum örgütlerini yaratmalılar.

... Kadın yapısı ayrıntılı mektup yazmış. Onlara şunu söyleyebilirim; size yüksek değer biçiyorum. Güzel doğru bir yoldalar. Açılıp kendilerini egemen kılmalarını istiyorum. Soylu bir yoldasınız, kendilerine güvensinler; kaygılanmaya, ne olacağız demeye gerek yok. Eski dünya anlayışlarını bitirsinler. Bana ilişkin çok güzel tanımlamaları var. Benim onlara bağlılık şeyim şöyledir; 5000 yıllık kirli tarihe rağmen, giderek daha iyi olmanızı, erkeğin kararttığı dünyaya karşı arınarak kendi gerçekliklerinizi yaratmanızı diliyorum. Hem ana saygısı, hem de aşka dair söyleyeceğim bunu. Çünkü kadın sürecin en büyük teminatı, değeridir. Görünüşte herkes aşık oluyor, anasını seviyor görünüyor. Bunu ikiyüzlü buluyorum; benim için hiçbir önemi yok. Seni çok seviyorum diyor, hançeri vuruyor. Gazetelerden okuyorum, fotoğraflarını görüyorum, o kadar güzel insanlar aşk adına katliama uğratılıyor. Kültür katliamından, halk katliamından daha tehlikelidir kadın katliamı. Kadında namus olmalı; ama bu bıçakla öldürmekle olmaz. Böyle yaşanılmaz. Ben ahım şahım bir erkek değilim. Annem bana sen aile reisi bile olamazsın diyordu. Bu benim umurumda değil. Başka bir erkek olmam çok önemli. Erkeği öldürmek derken bunları belirtiyorum. Bu konuda cesaretli olmak en büyük cesarettir. Kadın yaşamın, toprakların sahibi. Aşk adına kadının ruhunun, fiziğinin katliamını önlemeliyiz. Bir erkek olarak kendimdeki erkeği iyi öldürdüm; bu cesaretlerin en büyüğüdür. Türkiye’de kadın şeyi iyi bir noktaya geliyor. Mesela Nazım Hikmet deniyor; küçümsemiyorum ama kadın sorununu çok derinden ele almamıştır. Saygılıyım ama yetmiyor. Reel sosyalizmin kadına bakışı, egemen erkek bakışıdır. Eşitliği, özgürlüğü ve saygıyı ifade etmez. Bunu ben yaptım. Bu eksikliğin giderilmesini önemli buluyorum.

15 mayıs 2002

Oradan başka kimler var. Kadın için gelecek hafta daha ayrıntılı bir mesaj vermeyi düşünüyorum, kadında biraz uyanma var değil mi, kadın özgürleşmesinde ben ısrarlıyım, bilim adamları bile söylüyor 21. yüzyıl için kadın yüzyılı olacak diyorlar, kadın meselesi sosyal bir meseledir. Sadece cins meselesi değil bana göre de bir erkek meselesidir. Uygarlık 5 bin yılık erkek yaratmasıdır, kirlidir, erkek bu kirlilikte parça parça dökülüyor, buna yoğunlaşacağım, şimdi erkek meselesi üzerindeyim bunu açacağım heyecanla beklesinler. Kadın biraz özgürlük düzeyi yakaladı, kadınla onurlu bir yaşam, kadın onurlu yaşamı yakalamalı. Bana nasıl yaşıyorsun diyorlar. ................ bende kudretliyim, peygamberlerin bir dili vardır bende peygamberlerin diliyle konuşuyorum,  dindar değilim ama tanrı diliyle konuşur öyle yaşarım, ........ tanrıların diliyle konuşmak öyle kolay değil. Kadın meselesini de iyi kavramak lazım, kadını biz insan yerine koyacağız, onurlu  bir biçimde yaşanacak, o zaman kadınla onurlu yaşanacak, ben tüm gücümü nereden alıyorum ............... gelecek hafta ilkeleştireceğim. Böyle büyük kadının ortaya çıkarılabilmesi, dünyayı ve toplumu  kurtarır. Bu temelde ben güçlüyüm onlarda  güçlü olsunlar. Ben ne genel nede özel ev peşinde koşmasınlar diyorum, daha öncede özgür evlerden  demiştim, özgür evlerden Sümer devleti döneminde genel eve geldi. Musakkadim gelişti, özgür evlerde buluşsunlar. Başlangıçta aile iyi bir kurumdu sonra köleleştirildi, kadın tarihi, kadın özgür toplum sözleşmesi bunlar ile kongreye gitsinler. Biraz paraları da evleri de olmalı. Ben demiyorum rahip yada rahibe olsunlar, rahiplerin nasıl yaşadığını  anlasınlar, tanrıça kültürü Stardan, İştar’a, İnana’ya,  Afrodit’e kadar   gelir bu kültürünü yaşatmaya çalışacağız, bu bizim kültürümüzdür, selamlarımı söylersiniz. Avrupa’da kadın çalışması konusunda kim öne çıkmak istiyor, ben bunları öğrenmek istiyorum bu isimleri getirirseniz değerlendireceğim.

22 Mayıs 2002

. Zamanı iyi değerlendirmek önemli bundan sonra zamanı iyi değerlendiren kazanır. Zaman da tıpkı atom gibi tıpkı enerji gibi bir değer üretir. Maddeye dönüştürülebilir. Bir yanlış işlerle zaman geçiriliyor birde başkalarının zamanını yaşamak. Yani kendisi için iş yapmamak anlamında kullanıyorum. Bizim şuan yaşadığımız başkalarının zamanıdır. Zamanı  iyi kullanmak doğrudan bilinçle ilgilidir. Bilinci olmayanlar zamanı iyi kullanamazlar ve tehlikelidirler, dogmatizme götürürler. Bizimkilere anlatmaya çalıştım ama anlamadılar. Zamanı iyi kullanamadılar.

Son günlerde felsefe ile ilgili bir yoğunlaşmam var  daha da derinleştirmek istiyorum. Bazı tespitlere ulaştım bunları kısaca vermek istiyorum. Yaşam felsefesini yaratmak gerekiyor. Felsefesiz ideoloji, felsefesiz örgüt, felsefesiz siyaset olmaz. Geçmişten devrimci teori olmadan devrimci eylem olamaz, deniliyordu. Ona aslında doğru bir felsefe olmadan doğru bir pratik olmaz, diyebiliriz. Felsefe bizimkilerin sandığı gibi bir sözcük oyunu değil bir zihinsel donanım meselesidir. Evrende ve doğada kesin bir mutlaklık yok. mutlak doğru yok. her şey bir tür denge üzerinde yürür. İtme ve çekme kuvvetleri birbirini karşılıklı dengeler. Ve birbiriyle karşılıklı bağımlılık vardır. Bu kuanton ve doğa fiziğinde de benzer durum söz konusudur. Evrende de birbirine bağımlılık ve özgünlük vardır. Bunlar genel felsefe doğrularıdır. Fakat   ben bunu topluma ve siyasete uyarlıyorum, daha da derinleşeceğim. Çıkardığım bazı sonuçlar var. Doğada olduğu gibi toplumların illişkilenmesinde de bir tür karşılıklı bağımlılık vardır. Tam bağımsızlık, tam özgürlük yada tam kölelik diye bir şey yoktur. Karşılıklı bağımlılık vardır ama özgünlüklerde vardır. Her çağın ve her toplumun felsefesi vardır. Savunmalardan açmıştım. Sümer devletin de mitoloji, Ortadoğu’da da dine dönüşmüştür. Romalılarda felsefe ,yunan uygarlığında bilimsel felsefenin izleri görülür. 20 yüzyılın bu kadar kanlı ve bu kadar ilkesiz geçmesinin nedeni de kendine özgü bir felsefeyi yaratamamış olmasındandır. 20 yüzyılda bir zihniyet dönüşümü yaşanamamıştır. İşte Türkiye’nin yaşadığı sorun budur. Tamam ekonomik siyasal kriz var ama bunların hepsinin temelinde de zihniyet krizi yatmaktadır. Zihniyet dönüşümü gerçekleştirilmeden  ekonomi düzelmez kriz devam eder. ABD’nin bu kadar güçlü olmasında karşılıklı bağımlılığı iyi uygulamasındadır. Başka halklara bunu uygulamamıştır ama kendi içinde bunu esas almıştır. Bunu Kürtlere uyguladığımızda şunu görüyoruz ne tam bağımsızlık ne tam bağımlılık ikisi de doğru değil. Tam bağımsızlığın pratik hayata karşılığı yoktur. Kürt olmadan Türk olmaz, Türk olmadan Kürt olmaz. Yani tam bir karşılıklı bağımlılık ama Kürt toplumu açısından da bir iç özerklik tıpkı evrende ve doğada olduğu gibi. Ak ve kara yaklaşımı geçersizdir. Sadece benim görüşüm doğrudur demek dogmatizmdir. Başarıya götürmez. Eskiden Türk solcuları da tam bağımsız Türkiye diyorlardı, işte Türkiye’nin geldiği yer ortada tam bağımlı bir ilişki içerisinde.  Günümüzde eksik olan zihniyet devrimini gerçekleştirmek gerekiyor, ben bu nedenle bunun üzerinde duruyorum.  Doğa ve evrendeki bu ilişkiyi devlet, toplum ve siyasete uyarlıyorum. Devlet kendiliğinden demokratik olmaz, demokrasiye duyarlı hale getirilebilir. Yani devleti yıkmak ve ortadan kaldırmak değil. Demokratik siyaset dediğimiz mücadele ile siyasi partilerin toplumdan güç alarak, devleti demokrasiye duyarlı hale getirmesi gerekir. Ben daha öncede söyledim, demokratik siyaset meselesini açın derinliğine tartışın demiştim. Siyasi partiler hem devletin işleyişini bilecek hem de toplumun sorunlarını ve ihtiyaçlarını bilecek. Bunu programlaştıracak ve bin kayış rolü oynayarak, devleti demokrasiye duyarlı hale getirecek. Toplumu duyarlı hale getirmek için her alanda ekonomiden, spora kadar sivil toplum örgütleri kurulmalıdır. Türk emekçilerine yönelik olarak ta işsizlik ve pahalılıkla mücadele derneklerinden tutalım, demokratik köylü birliklerini oluşturmak gerekiyor. Demokratik köylü birlikleri bir model olabilir.

Felsefeye ilişkin söylediklerimi aynen meşru savunmaya da uyarlıyorum. Üç aşaması var. Birincisi ateşkes döneminde güçler kendilerini korurlar, savunma pozisyonuna geçerler, imha olmaya karşı gerekli önlemleri alırlar. Şuan bizim içinde bulunduğumuz meşru savunma durumunu ifade ediyor. İkinci aşama saldırılması halinde, imha amaçlı saldırılması halinde meşru savunma savaşı başlatılır. Bunu halk savunma güçleri için söylüyorum. Üçüncü aşamada topyekün saldırıya karşı topyekün savunma; yani saldırı ve imha  halka yönelik ve genel olursa halkında içinde yer aldığı topyekün savunma yapılır. Bu bir tür meşru müdafaadır ve evrensel düzeyde anayasal bir haktır. Bunlar teorik olarak böyledir. Tabi bu ilkeler somut pratik duruma göre uyarlanır. Bu savunma pozisyonlarına hazırlıklı olmalılar. Bunları aslında hiç belirtmemem gerekiyordu. Ama kısaca belirttim burada bitirelim.

...

. Kadın mücadelesi çok önemli bir mücadeledir. Ben boşuna 21. yüzyıl kadın yüzyılı olacak dememiştim. Kadının dönüştürülmesi yalnız yetmez erkeğin dönüştürme sorunlarını ele almalılar. Partilerine erkekte üye alma da olabilir, ancak bazı ölçüleri olmalı ve onu kendileri koymalı. Onlarında kendi öz güçlerine dayalı meşru savunma güçleri olmalı. Onlar için üç temel çalışma öneriyorum; birincisi kadın tarihi, ikincisi kadın devrimi, yani özgürleşmesi, üçüncü kadının toplumsal sözleşmesi

     5 Haziran 2002

Onlara üç temel kitap önermiştim. Tamamı içerik ve kapsam açısında irdelenmeli. Önemli buluyorum. İlkesel bir çalışmadır. Demokratik bir biçimde özgürlüklerini belirlemelidirler. Belirli zorluklar olabilir, ama zorluklar ne olursa olsun bu benim için bir ilkesel tutumdur. Benim için ilkesel ve demokrasinin özünü belirleyen bir çalışmadır. Hayati buluyorum. Ortadoğu’nun en temel bir çalışmasıdır. Ortadoğu’da gelişmenin, Rönesansı olmayışı, demokrasinin gelişmemesi bu sorundan kaynaklıdır. Ortadoğu’nun bu en önemli sorunun çözüme götürmelerinin kendi adıma sonuna kadar kararlı savunucusuyum. Önerdiğim üç kitabın derinliğine irdeleyerek bende de bol bol alıntı yaparak kongrelerini yapabilirler. Çalışmalarını götürebilirler. Halklar nasıl kendi kaderlerini belirliyorsa kadınlarda kendi kaderlerini belirlemelidir. Tutarlı olmanın ilk kuralıdır bu. Demokratik siyasal çalışmalarda pratikleşmelidirler. Pratik çalışmalarının Ortadoğu çapında inançlı bir şekilde sürdürmelidirler. Yapay ayrımlara gidilmemesi gerekir. Ne basit kadınsılığı nede erkek egemenliğine boyun eğmemeliler. Bendeki bazı şeyleri de zaman zaman mektuplarla ulaştırmak istedim. Ancak biliyorsunuz fazla açmadım. Uluslar sorunu uluslararası sorunu ekonomik, siyaseten önce kadın ve onun etrafındaki sorunları çözümlemek lazım. Kadının özgürleşmesi önceliklidir. Zorluklar olabilir. Kadın ve erkekten kaynaklı zaaflarda olabilir. Bu tür zaaflar buna engel oluyor, ama ilke ilkedir. Kolay değil tabi, 5 bin yılık kölelik tarihi uygarlığı ne hale getirdiği ortadadır. Ne kadar kirlilik yaratığı, Ortadoğu’yu ne kadar etkilediği ortadadır, başka türlü namus korunamaz. Kimlik olmaz, halk olmaz, anlamlı bir yaşam olmaz. Bu temelde kendilerine başarılar diliyorum. Savunma ve önerdiğim kitaplardan bol bol yaralanabilirler. Bunlardan esinlenebilirler. Savunmamda bunun üzerinde  uzun uzun durmuştum. Sizde ayrıca önceki söylediklerimle kapsamlı bir mektup haline dönüştürün. Söylediklerimi, kaç sayfa gönderdiğinizi size daha sonra soracağım. Savunmamda uzun uzun üzerinde durmuştum.

Zamanı ve mekanı  çok iyi kullanmak gerekiyor. Doğru kullanmayanlar tarihi ve güncel olarak gerçeğin özüne varamazlar. Yaşamı yaşayamazlar.  Zaman ve mekan birbirine bağlı. Einstein  gerçeği biraz yakalamış. Newton ve Aristo felsefesi aşıldı, her ne kadar bilim diye ortaya çıkmışsa da aslında Sümer kadar dogmatiktir. Bilimdeki dogmatizmi de Einstein biraz doğrultuyor ama tümüyle de aşılamadı.  Halen ciddi felsefi problemler var. Aslında 20. yüzyılın çelişkileri bununla bağlantılı, 20. yüzyıl bu açıdan değerlendirilemedi. Hunttington’un  medeniyetler çatışmasını okuyorum. O da biraz yakalamış ama tam ifade edemiyor. Ben bu konuları burada iyi çözümledim. Bilim felsefesine yaklaşımımı ortaya koydum.  Aslında bu konuları  bir kitap biçiminde hazırlamak istiyorum. Bunları bilmezsek aşama yapamayız. Yaşamı yaşayamayız, Yaşamı koruyamayız.  Bu nedenle önemli buluyorum.  Felsefi temelden yoksunluk her şeyi boşa götürür, bütün emekler boşa gider, sizin buraya geliş gidişiniz de, her şey de boşa gider.

12 Haziran 2002

Fakat savunmamda da bazı tespitler yapmıştım. Savunmamın felsefi yönü önemliydi ve hala güncelliğini koruyor, benim tespitlerim daha kapsamlıydı.  Tartışılıyor mu bilemiyorum? Brzezinski’yi okuyorum. “Önce Rusya kültürü çöktü şimdi de ABD kültürü kofluk nedeni ile yıkılacak” diyor.  Doğru bir tespit.  İşte bu yüzden Bush kendisine düşman yaratma politikası güdüyor.  ABD’ye bir düşman lazım diyor. İşte El Kaide ve Saddam bu tip arayışların sonucunda gündeme geldi.  Saddam’ın iki kitap yazdığını biliyorsunuz. Okumanızı öneririm. ABD’yi tanımak açısından bu kitapları  okumalısınız.

Bu girişi şunun için yaptım. Benim diyalektiğimi iyi anlamanız gerekiyor. Felsefi terimlerle ifade etmek yerine halk diliyle ifade etmek istiyorum. Bizimkiler  maalesef  felsefi dili fazla anlamıyorlar, o yüzden konuşma diliyle anlatmaya çalışacağım. Bize oynanan oyun şu; Kürt toplumu, halkı ve Kürdistan anamızdır diyelim. Komplocular, bunların içinde ABD, Batı, Ortadoğu despotları, hatta Kürt işbirlikçileri de var. Bunlar zorla entrika ile kendi malı gördükleri anamızın bizim tarafımızdan özgürleştirilme istemini hazmedemediler.  Çünkü bunlara göre anamız hepsi tarafından ortaklaşa kullanılan bir maldı. Benim bu kafa tutan yanımı daha öncede anlatmıştım anam keşfetmişti.  Benim böyle  bir yanım hep oldu. Anam  benim özgürlük arayışıma katı kurallar getirmek istedi, bendeki özellikleri gördü, kendince tedbirlerini alıyordu. Kendi arkadaşlarımı kendim seçiyordum. Hem kız hem erkek. Hasan Bindal meselesini çok anlattım, değinmeyeceğim. Köyün içinde böyleyim, onların kurallarına göre, yedi yaşında arkadaşını seçemezsin.  Ama ben dost-düşman ayrımı yapmadan, istediğim gibi arkadaşımı seçebilmeliydim. Oysa o, düşmanla arkadaşlık istemiyordu. İlk çatışmamız böyle başladı. Birincisi bu,  ikincisi ise; onların istediği gibi değil, kendi istediğim gibi dolaşmak istiyordum. Dağlara, bayırlara çıkıyordum. Bana “istediğin gibi dolaşamazsın” diyordu, ben de yok diyordum. Evimiz tek katlıydı, karanlık bir yeri vardı, ahırdı, beni oraya götürüp idam eder gibi adeta nefessiz bırakacak şekilde üç defa boğazımı sıkıp sıkıp bırakmıştı. “Bir daha yapmazsın değil mi?” diyordu. Ama bende bir yolunu bulup fişek gibi elinden kaçıyordum.  İlk idam hikayem böyle başladı.  45 yıllık bir idam öyküsüdür. Sonradan da bana, “sen  çok çalışıyorsun çevrendekiler senden yararlanır sonuçta sen yalnız kalırsın” diyordu. 

Şimdi örneğimize devam edelim ana oldu Kürt, genelleşti, fenomen bir olgu durumuna geldi. Benim konumum  anayı özgürleştirmekti, ne oldu? Komplo oldu. Biz anayla, kadınla değiştirmek istedik. Erkek yabancılaşmış ihanet etmiş -hem politik  hem kültürel açıdan- ana ise  ne kadar yetersiz olsa da kültürü korumuş,  kültürü temsil ediyor. Bağı daha güçlü.  Benim özgürlük arayışımı önce Kürt feodalleri fark etti.  Sonra dış güçler yani Batı, ABD ve en son Clinton fark etti, el attı. Sıradan bir yakalama olayı değil bu, ABD politikasının 90’dan sonraki en önemli olayıdır. Tarık Ali biraz kavramış yeni sol kavramıyla. Bu yakalamanın yalnız Türkiye’nin hatırı için yapılmadığını görmek gerekir, ABD açısından çok çok önemli bir olay. Bu durum kapsamlı bir edebi, siyasi roman konusu olur. Kürt trajedisinin anlatılması gerekir. Aydınlarımız, sanatçılarımız bunu görmüyorlar. Yahudi kültürü böyle gelişti. Son 5 bin yıllık hatta 15 bin yıllık  tarihin trajik öyküsüdür. İş bu kadar basit. 15 bin yıllık kültürün yarı edebiyatla, yarı tarihle ve kültürle geliştirmek zorundayız. En son olay, emperyalizm uyandı ve bizi dizginledi. Diyorlar ki “bu bizim fahişemiz, sen kim oluyorsun da bizim elimizden almak istiyorsun”. Enkidu örneğini boşuna vermedim. Talabani-Şemdin ikilisi budur.  Enkidu da bir Kürt işbirlikçisini temsil eder. Klasik Kürt feodalleri, Ortadoğu despotları ve ABD kendi işbirlikçileri ile bizim şahsımızda özgür Kürdü boğmak istediler. Benden biraz çekiniyorlardı, bana belli bir saygıları da vardı.  Bilemem taktik de olabilir. Askeri yetkili  Barzani-Talabani istediğimiz her şeyi bize sunuyorlar dedi. İşte Barzani, Burkay Kürtlüğü böyledir. Bunların Kürtlüğü böyledir.  Kürtler aklını başına almak zorunda. Suriye’deyken, Türkiye’deki bazı yetkililerle geliştirmeye çalıştığım ilişkiler vardı. Yeni Kemalistler Neokemalistler diyebiliriz bunlara. Haftaya bu konuda önemli açıklamalar yapacağım. Ayrıca Nakşilik üzerinde duracağım, yeni gelişmeler var, yeni tespitlerim var. Bu iki konu önemli. Onlar biraz yoğunlaşmışlar. Ne olup bittiğinin farkındalar. Tartışmalar çok yoğun,  artık anlamak zorundayız, benim olayı çözmek istiyorsanız.  “Kürt zaten beş bin yıldır kölemizdi, sen kim oluyorsun, sen bunları özgürleştiremezsin” diyorlar. Öldürücü darbeyi böyle vurdular. Öldürücü darbeyi kim vurdu; ABD, İsrail, Arap ayağı var, Avrupa ayağı var. Bunların romanda çok iyi açılması lazım. Bu bir iki kitap haline getirilmeli.   Asıl öldürücü darbeyi de Yunanlılar vurdu. Türk öldürebilirdi barbar geleneği gereği ama devreye Kemalizm girdi. Dikkate değer bir yaklaşımda bulundular. Biraz akıllı davrandılar, taktikte olabilir bilemeyeceğim. Taktik olup olmadığı ileride anlaşılabilir. Tam çözemediler ama öldürme Yunanlıların işine gelebilir diye düşündüler, ordu böyle yaklaştı.  Diğerleri kan içicililiği yaptılar, MHP-Çiller ve benzerleri. Kıvrıkoğlu ordunun bu çizgisinin temsilcisi gibi duruyor. Aslında bunu Mustafa Kemal’e kadar götürebiliriz. Ölümünden sonra ona ihanet ettiler “Ata ata” diyorlar ya, atanın iyi bir evladı çıkmadı. Onun yerine Oligarşinin çeşitli türleri ortaya çıktı onlarda ihanet etti.  Bazı yazarlar, aydınlar çıktı ama onlar da öldürüldü. 

Ordu Kemalizm’e bağlı ama politika yapamadı, Kemalizm çağdaşlaşamadı, güncelleşemedi. Kemalizm 1920’lerde kaldı.  Kürtler de o dönemde oyuna geldi. Kürt işbirlikçileri kullanıldı, bu oyuna geldiler. Bedirhan beyin kazanma ihtimali vardı ama İngiliz oyununa geldi. İngilizlerin birinci darbesi  1845’lerde böyle geldi. İkinci darbe Şeyh Sait olayı, fazla açmayacağım. Üçüncü darbe de bize karşı geliştirilen oyun oluyor. 200 yılda üç büyük oyun böyle gelişiyor. İngilizlerin üç büyük oyunu var. Korkunç bir oyun.  Ben onun için Kemalistleri uyardım.  Neo Kemalizm konusuna değineceğim.  ABD, İngiltere’nin Atatürk’e oynadıkları oyunu günümüz Türkiye’si üzerinde uygulamak istiyorlar. Gelecek hafta mesaj vereceğim, çağrılarda bulunacağım. Bazı önemli gelişmelere yol açabilir. Kerkük tartışmaları önemli, büyük oyun var. Biz Kürt halkına biraz kan ve can vermek istedik ama neyle karşılaştığımız ortada. Bana burada söylenenler önemliydi. “Senin direnişini izliyoruz” dediler. Bilemiyorum taktikte olabilir ama mücadele böyledir. Mücadele ve yaşam zordur, devam ediyor.

...

Bir İngiliz yazarın ilginç bir tespiti vardı. Sanıyorum zor durumda kalıyor, yanındaki Kürt kızı imkansız durumdan sıçrayıp atlıyor ve onu zor durumdan kurtarıyor. Yazar bunun üzerine şöyle diyor “ben Kürt kadının bu hareketini gördükten sonra, Kürt kadının her şeyi yapabileceğine inandım”. İngilizler akıllı insanlardır, öyle boşuna söylemezler. Ben de Kürt kadınının onurlarını, özgürlüklerini kazanacaklarına inanıyorum. Kürt kadınının elinden her şeyin geleceğine inanıyorum. Tanrıçalar yurdunda yaşıyorsunuz size inanıyorum yanılmayın ...  selam ve sevgilerimle başarılar diliyorum.  Bana bağlı olduklarını söylüyorlar, öyle kolay değil. Yanılmasınlar, namusu ve özgürlüğü geliştirmek öyle kolay değil. Zorlu bir mücadele, işler o kadar kolay değil. Zoru başaracaklarına inanıyorum. Aslında sizler kadın yapısının hem nitel hem nicel durumunu öğrenip bana getirebilirsiniz. Kongre sonrası gelişmeleri, bağlı olanlarla hatta karşıt olanları isim düzeyinde bana getirirseniz, bunun üzerinden bir değerlendirme yaparım. Kongreye bunları iletebilirsiniz. Biz kadının önünü açtık. Özgürleşme imkanını yarattık, bunu değerlendirmeliler. Başka türlü namus ve yaşam olmaz. Hep söylüyorum; sizin ağabeyiniz size sahip çıktı, değerli bir arkadaştı. Şimdi biz size güç veriyoruz, siz de bize yardımcı oluyorsunuz. Bundan sonra özgürlüğü korumak, namusunuza sahip çıkmak sizin elinizde. Sizin ağabeyinizi öldürenler, sizi koruyabilir mi? Bunu genel için de söylüyorum, oynanan büyük oyunu iyi çözmeliyiz.  Bütün hikaye şu; anamın tecavüzcüleri, anamın dostu kesiliyor. Barzani-Talabani ile görüşüyorlar, Avrupa’ya kaçanlar var, onları kullanıyorlar.

             3 Temmuz 2002

Bir kız vardı. Beritan, Kürt gericiliğine teslim olmamak için kendini kayalardan attı. Karakoçan’a yakın bir köydeydi. Peşmergeler yalvarıyorlar, teslim ol bir şey yapmayacağız diye. İşte esas aldığım özgürlük çizgisi budur.  Ama o Kürt gericiliğine teslim olmam diyor, özgürlüğü esas alıyor. O kızın özgürlük onurunu korumak boynumuzun borcudur. Bu benim ilkemdir. Ben Beritan’ı böyle değerlendiriyorum. Bunu iyi aktarın bu belirlemeyi ilk kez yapıyorum daha sonra yine mektup benzeri kısa bir şeylerle açarız. Ben kadınları üç guruba ayırıyorum.

- Özgürlük seçeneğinden yana olanlar, onları tanrıça İştar’ın torunları olarak değerlendiriyorum. Tanrıca İştar aslında Kürt’tür işte ya star deyimi oradan geliyor.  Hitit kralları bile ona bağlıydı, onun adına krallık yapıyorlardı. Sümerlerde zigurratlar var  her ne kadar kadın orada düşürülmüşse de diğer kadınlara göre daha ayrıcalıklı daha özgür konumdalar. Ben elbette bunu önermiyorum ama kadının oradaki özgürlüğünü iyi görmek gerekiyor onlar tanrıçanın kadınlarıdır. Bir özgürlük olgusu da var, biliyorsunuz özel ev genelev oradan gelmektedir. Birde Hıristiyanlıkta  rahibeler örgütü var. Rahibelik olayını iyi değerlendirmek gerekir, bugün Avrupa toplumlarının gelişmesinde kadının bu rolü önemlidir, İslam toplumlarında kadının bu biçimde aydınlanması yaşanmadığından çok geri bir konumdalar. Ben rahip ya da rahibe olsunlar demiyorum, onlara rahibe yaşamını da dayatmıyorum. Burada önemli olan tanrıçalaşmayı rahibeliği kadının mutlak özgürlüğünü anlamak.  İsteyenler özgür iradeleriyle bunu yapabilirler. Buna mutlak özgürlükten yana olanlar girebilirler. Mutlak özgürlüğü esas alırlar. Bunlar kendi özgür iradeleriyle geliyorlar. Mutlak özgürlükten yana olanlarıdır. Kendi özgür iradeleri ve özgür seçimleriyle çalışacaklar. Bu büyük irade, bilinç, güç gerektirir. Bunlar İştar’ın torunlarıdır.

- Eğitimci gruptur. Bunların işi sadece eğitim vermektir. Okuyacaklar araştıracaklar eğitim verecekler. Teorik pratik olarak gelişecekler buna talip da diyebiliriz. Öğrenci demektir.

- Üçüncü grup Zerdüşt mirasına göre evlenebilirler. Biliyorsunuz, Zerdüşt geleneğinde özgür iradeye dayalı evlilik vardır. Zerdüşt iyi bir eş olmayı kadın içinde erkek içinde koyuyor. Zerdüşt peygamber tarzını esas almalılar karışlıklı sevgiyi saygıyı. Şimdi yapılan evliliklere karşıyım onlar Arap tarzı, Arap tarzı evliliğine karşıyım. Ama zerdüşt geleneğindeki özgür evliliğe karşı değilim. Bu karşılıklı özgürlük anlayışıyla olur. Evlilik olacaksa özgürlük temelinde olur. Şimdilik bunları belirtiyorum. Hepsine bol bol selamlarımı söyleyin.

17 Temmuz 2002

Özgür kadın evleri özgür kadın tapınakları demiştim bu kavramlar üzerinde yoğunlaşmaları gerekiyor. Zerdüşti evlilik demiştim. Bunun üzerine beş on kitap incelenmesi lazım. Zerdüşt’ün evlilik üzerine düşünceleri aslında kitaplaştırılmalı. Sınırlıda olsa kadının köleliğine karşı çıkış var. Sami kökenli evlilik tipi kadını tamamen köleleştirdi. Ben savunmalarımda da açmıştım aslında kadının özgürleşmesi sınıflardan bile daha eskidir, ilk sınıf kadındır. Samiler biliyorsunuz Araplar ve Yahudiler de içindedir.  İsa’da biraz kadına değer verme var. Rahibeler demiştim. Onlar iki bin yıldır kendilerini eğitmek için çalışıyorlar, kadınları eğitiyorlar. Beş bin yıllık kadının kölelik tarihini açtım, bizimkilerin kendilerini muazzam eğitmesi gerekiyor, tepeden tırnağa yeniden eğitim diyorum. 5000 yıllık tarihte erkeği açamıyorum bile, dinazor gibi olmuşlar.  Daha sonra bu kavramları açarız, tartışırız bu temelde selam ve saygılarımı söyleyin.

       18 Eylül 2002

. Kadının kimlik savaşında bir gelişme her yerde var sanırım. Kadın olayı çok önemlidir. Artık kadın gün yüzüne çıkabilir. Belli bir iradeleşme yaşandı. Bunu demokratik temellerde açığa çıkarsınlar. Bahsettiğim Özgürlüğün Ekolojisi kitabında benzer tezler var ancak bir yönüyle verilmiş, ben daha tarihsel ve sosyal bir bakış açısıyla koydum. Çevre hareketi, kadın hareketi dünyada da güçleniyor. Bizim öngördüğümüz şekilde gidiyor. Genel anlamdaki teorik gelişmeler bizim ortaya koyduğumuz düşüncelerin doğruluğunu kanıtlıyor.

...

Avrupa’dakiler, dağdakiler, cezaevlerindekiler, kendilerine güvenenler, üniversite eğitimini aşan bir birikime sahip olanlar, benim şimdi okuduğum Özgürlüğün Ekolojisi kitabını okuyabilirler.  Aslında çevre, ekolojik toplum ve kadın üzerine belli tezler sunulmuş, bunu incelesinler. Bu tür kitapları incelesinler, Ayrıntı yayınlarını takip edin, bana da Ayrıntı yayınlarından kitaplar getirebilirsiniz.

             16 Ocak 2002

. Savunmalarımı kendi problemlerine olduğu gibi uygulamadılar. Savunmamın tarih, felsefe ve yöntem anlayışını kendi gerçekliklerine uyarlasınlar. Kadın tarihini yazsınlar. Savunmalarımda kadın boyutuyla büyük bir derinlik var. Savunmaların en iyi kadınlar değerlendiriyor. Kadın sorunu Avrupa’da da var; yalnız Kürt kadınında değil. Bu boyut evrenseldir. İnanna olgusu Kürdistan gerçekliğidir. Mitolojik yeri vardır. Kutsal kitapta yerlerini bulurlar. Size de okumanızı tavsiye ederim. İnanna kültürü Zağros’tan Mezopotamya’ya inmiştir. Kırk yıllık birikimle bunları söylüyorum. On bin yıllık kadın egemenliği tahılı bulan, öğüten, evi kuran kadındır; meyve ağaçları, evcilleştirme kadın emeğinin sonucudur. Erkekler sağda solda isimsiz avcılar gibi tutuluyorlardı. Arkadaşlar arkeolojiye, mitolojiye ilişkin bol bol kitap okumalılar. Babil’in tanrısı Marduk erkek egemenliğinin ilk temsilcisidir. Babil kültürü daha sonra İbrahim yoluyla Yahudilere geçiyor. Kitabı Mukkadesi okumanızı tavsiye ediyorum. Burada kadının düşürülüşü çok ilginçtir. Babil destanındaki erkek egemenliğini de okuyabilirsiniz. Kadın dördüncü buzul çağının sona ermesi ile Neolitik toplumun doğuşuna dayanır. Neolitik toplum birikimleri Sümer’e yansır. Eğitimlerini mitoloji, felsefe, bilim tarihi ve sanat tarihi alanında yapmalı; bu bilinçle günümüzde sivil toplum örgütlerini yaratmalılar.

12 Mart 2003

Gerçek kahramanlık özgürlükte derinleşmedir.

26 Mart 2003

. Hektor – APO                           

Roman çalışmasını önermiştim. Bu üç bin yıllık doğu- batı çatışmasıdır özünde. Senin yazmanı önermiştim ama kapasiteni aşıyor galiba. Heredot tarihini, İlyada’yı, Sümerlerin kurnaz tanrısı Enki’yi bol, bol okuyun. Atena kurnazlığı Hektor’u gönderiyor. Ona cesaret veriyor, ölüme gönderiyor. Bana da öyle yaptılar, ama ben ölümün üzerine atlamadım. Nasıl Hektor olmadın, bende yeni, yeni çözüyorum.  Doğu- batı kültür çatışmasında benim rolüm neydi? yeni, yeni fark ediyorum.

Zamanım kalmadı ama kadına da mesaj vermek istiyorum. bir roman çalışması olarak öneriyorum. Şimdilik cezaevlerindekiler bunu yapsın Medya figürü etrafında bir incelime yapabilirler. İnanna’da beri alınır, İsa’da Meryem, Muhammet’te Ayşe – Fatma kültürüne getirilir. Bize kadar gelinir. Özgür Kadın  tarihte alınarak çatıştıra, çatıştıra ortaya çıkarabilir. Özgür Kadın çalışması korkunç bir durumdur. Kürt kadınlarının saraylarda içine düşürüldüğü durumu medya temsil ediyor. Kesire başta olmak üzere bizde de Medyalar var. Harpagos romanı da incelenir. Ünlü bir komutandır, Harpagos  Med imparatorunu Kilyos’a teslim ediyor. Günümüzde Şemdin onu temsil ediyor. Şudur, budur Harpagos, Berzani, Talabani ....

29 Mayıs 2003

Güneyde’ki çalışmalarda PJA tarihi rol oynayabilir. PJA buradaki demokratik çözüm sürecine öncülük edebilir. Orada Saddam diktatörlüğü yerine, feodal aşiretler düzeni yerleşmemeli. Bunu önleyecek temel güç PJAdır. PJA Irak’ta, demokratik dönüşümün öncülüğünü yapmalıdır. Irak’ın demokratikleşme sürecine yoğun katılmalılar. PJA nın Türkiye’ye girişten çok, Irak’taki demokratik dönüşümü, siyasal çalışmalara ağırlık vermeliler. Ortadoğu devrimi kadın devrimi olacaktır. Irak’ta  ekonomik ve sosyal alanda öncülük yapabilirler.

          18 Haziran 2003

Roman çalışmalarını önemsiyorum. Arpagos romanı  önemli bir çalışmadır. 2500 yıllık ihanet tarihini günümüze kadar getirebilirler. Medya romanı da önemli. Beş altı bin yıllık kadının nereden nereye geldiğini sorgulayacak, İnanna ve İştar’ dan günümüze kadar getirebilirler. İnanna romanını yazan batılı yazar iyi yazamamış. Bizimkiler daha iyi yazabilir. Dokümanlarını hazırlasınlar. Cezaevindeki bayanlar da bunu yazabilir. Bu Selek çalışıyor değil mi ?

( Evet çalışmalarda yer alıyor ) 

İki şey öneriyorum. Birincisi ‘’Ortadoğu kültüründe büyük cinsel kırılmalar’’ bunu Pınar yazabilir. Diğeri  sosyal bilim merkezleri. Benim adıma herhalde vakıf filan açıyorlarmış. Apo ya da Öcalan sosyal bilim vakfı biçimine dönüştürülebilir. Vakıf ya da merkez biçiminde yapabilirler. Avrupa da, Ortadoğu da  bu yapılabilir.

6 Ağustos 2003

Çocukluğumdan gelen bir özgürlük arayışım vardı. Bunu felsefi ve bilimsel temeline kavuşturdum. Benim demokrasi anlayışım aslında kendimin özetidir. Çocukluğumdan beri yaptığım yürüyüşü projelendirdim. Demokrasi formülasyonumun geliştirilmesinde ekoloji ve cinsiyet sorununu önemsiyorum. Uygarlık eşittir, doğayla çelişkidir. Doğayla çelişkiyi çözmek uygarlıktır. ABD’li bir düşünür, “İnsanlık felakete doğru gidiyor” diyordu. “Bütün bunlar sınıflaşmayla mı oldu?” diye soruyordu? Doğrudur. Sınıflı uygarlıkla birlikte insanlık gerilemiştir.  Bunu aşmak için Ekolojik Devrim gerekiyor. Ekolojik Devrim, insanın doğayla çelişkisini çözmektir. Devrimsel bir olaydır. Bu, Türkiye’deki çevrecilerin yaptığı gibi çer-çöp toplamakla değil, Ekolojik Devrimle olur. Bu bir devrimsel yaklaşımla çözülür.  Bunun için yeni bir ahlak, yeni bir barış kültürü gerekiyor. Ben, yeni uygarlık projemi iki temel ayak üzerine oturtuyorum. Ekolojik ve cinsiyet devrimi.  Ekolojinin sonuçları ile cinsiyetin sonuçları aynıdır. Cinsiyet problemini kapsamlı ele almaya ihtiyaç var. Cinsiyet devrimini önemsiyorum. Gazetelerde okuyorum evliliklerin üçte biri mi, üçte ikisi mi diyorlar iflasa gidiyor.  Böyle olur tabii, günümüz evlilikleri iki körün yüz yüze gelip, çarpışması anlamına geliyor. Günümüz evliliğinde büyük bir cehalet, büyük bir iki yüzlülük, saygısızlık, sömürü, büyük bir baskı, otorite, zulüm ve hatta katliam gizlidir

Benim farkım şu, bu ilişkilere karşı çocukluktan itibaren kuşkuyla yaklaştım, irkildim. Anamın dediği gibi oldu. Anam, “Sen bu halinle hiçbir kızla evlenemezsin” demişti. Bu benim yaşam tarzım haline geldi. Sonra bunun teorik  temelini de buldum. Karılık-kocalık kültürüne hiç inanmadım. Kocalık-karılık kültürü çok tehlikelidir. Büyük aşklar böyle yutar mı? öldürür mü? Madem kutsal aile, neden dövülüyor, neden biri birini boğazlıyorlar? Aslında en kutsal şey neden böyle bir zulüm ve katliama yol açıyor. İşte gelişmeler bunu doğruluyor. Sorun ideolojik. Cinsiyet ilişkilerinin 5 bin yıllık kötü bir tarihi vardır.  İşte sosyologlar var incelesinler, söylemiştim size, ilettiniz mi? Kadınlar da mektup yazıyorlar, çok derilikli, bu sorunlardan bahsediyorlar, onlar da bu konularda yazmalılar. Cinsiyet ilişkilerinin tarihi Sümerlerden başlar , İnanna’nın Me’leri var, 104 tane işte bunun içinde her şey var. Tarım, hayvancılık, çocuk yetiştirme  yani bir çok yaşam ilkesi, anaerkilliğe dayanıyor. İnanna, Enki’ye “Sen bunları benden çaldın, bütün değerlerimi aldın” diyor. Burada ikisinin çatışması önemli. Sonuçta kadın tümüyle kaybediyor. Cinsiyet olayı çekilmez hale geliyor, saygı ve sevgi öyle kolay oluşmaz, devrim gerekiyor. Bunlara kavuşmayınca yaşamın zevki ve mutluluğu olmaz. Mesele sadece fiziki değil, güzellik meselesi değil, açıklık-kapalılık meselesi değil; ikisinin birbirinden farkı yok, ikisi birbirinin tekrarıdır, ikisinde de sahtekarlık var. Cinsiyet meselesinin ideolojik, felsefi, siyasi boyutları var. Kızlarımız bütün bunları araştırsınlar. Bağlı olanların anısına saygı adına bunları bir kez daha belirtiyorum. Aslında ben bu konuda çok derinleştim. Birkaç kitap yazabilirim.  Benim bazı hayallerim var ama söylemek  istemiyorum yanlış anlaşılabilir, yazmayabilirsiniz. Benim  kadınla buluşmam tanrısal boyuttadır. Ben buna “Tanrısal Buluşma” diyorum. Büyük hayallerim var. Ben Nazım gibi olamam. Cezaevinden yazdığı aşk şiirlerini basit ve alçaltıcı buluyorum. Ortadoğu kültüründe kutsal evlilik türevleri var. İsa ve Musa da  kadını düşürüyor. Meryem de silik bir tanrıçalık var. Biz Ortadoğulular kadını Ayşe, Fatma olarak, Batı Meryem olarak görüyor. Meryem kültürü, Ayşe-Fatma kültüründen ileridir. Batı kültürünün üstünlüğü de buradadır. Ayşe’nin bir sözü var “Tanrım beni bir kadın olarak doğuracağına bir taş olarak doğursaydın” diyor bu söz önemlidir. Ne kadar bir zulüm altında ki, bunu söylüyor. Bir kadın olmanın zorluğunu o kadar fark etmiş ki, peygamber eşi olmasına rağmen söylüyor. Buna karşı Ayşe-Fatma’nın yapabileceği bir şey de yok. İşte bunun için cinsiyet devrimi zorunludur. Kızlar bunu geliştirsinler, derinleştirsinler. Aslında bu konuda söyleyeceğim çok şeyler var ama zaman sınırlı. Bu temelde  kızlara selamlarımı iletirsiniz.

             13 Ağustos 2003

Cinsiyet, ekolojik ve demokratik devrim diyorum. Sadece sınıf siyasetine dayalı devrim dardır benim için. Kadın için çok büyük bir cinsiyet devrimi düşünmüştüm. Bunlar asıldır. Benim getirdiğime ne diyorsanız deyin, devrim olayına böyle bakıyorum.

( YK toplantısında Leninist parti modelinin örgüt üzerindeki yansımalarını ortadan kaldıracak yeni demokratik açılımlar öngörülüyor. Ayrıca sosyal reforma gidileceği bilgisi aktarıldı)

Ben ne Leninistim ne de anti Leninist. Bunlar aşılan kategorilerdir. Ben yetkin toplum anlayışını önemsiyorum. Çevre ve kadının kurtuluşu önemli. Kadın kurtuluşunda ortaya koyduğum hususların felsefi, bilimsel temeli vardır. Daha önce sosyal bilim vakfı demiştim. Benim adıma kurulacak vakıf,  burada da olabilir Avrupa’da da olabilir. Bu vakfa bağlı olarak sosyal bilim akademisi kurulabilir. Benim bilimsel mirasım, bu akademinin kuruluşu için uygundur. Özgün bir ekip bu işle uğraşabilir.

             27 Ağustos 2003

Kadını doğru buluyorum, kadının yalanı yoktur. Tabi bilinci olan kadının, bilinçli değilse her türlü yalana bulaşır. Daha önceki değerlendirmelerimde cinsiyet devrimi gerekli demiştim. Cinsiyet devrimi sadece kadını ilgilendirmiyor. Son 5000 yıllık sınıflı toplum uygarlığının sorunudur. Erkek kadından da daha batmış bir durumdadır. Bu cinsiyet devrimi aynı zamanda erkeğinde kurtuluşudur. Kadının doğruluğunu gördüm. Kadın düşürülmüş. Üç büyük din, kölelik, feodalizm ve en çok da kapitalizm kadını metalaştırdı. Kapitalizm kadını istismar etmiş, metalaştırmış. Dolayısıyla bir cinsiyet devrimi gerekli. Kadın-erkek ilişkisi beyin ile yürütülmeli. Duygularla değil. Cinsel dürtülerle olmaz. Bilimsel temele oturtulmalı. Bu ilişkilerde bilim dışlanamaz.. Duygularla ele alınamaz. Bilim dıştalanamaz. Ben bunu bilimsel temele oturttum. Kadın-çocuk ilişkisi de böyle olmalı. Çocuğa yaklaşımda bu temelde olmalı. Bu aile ve cinsi kurtarmaktan öte toplumu kurtarmaktır. O yüzden duygularla ele alınamaz.. Kadın devrimi insanlık için parlak bir ışık olacaktır. Bizim en büyük başarımız, kadın mücadelesinde oldu. Leyla Atabay isimli birinden mektup aldım. Kimdir nerede yatıyor?

(Muş cezaevindedir. Van Çaldıranlıdır.)

İlginç mektubunda “ne mutlu kadın olarak doğdum” diyor. Ben geçenlerde Hz. Ayişe’ nin “kadın doğacağıma taş olarak doğsaydım” sözünü size söylemiştim. Hz Ayişe bunu yalnız erkek zulmüne karşı değil, siyasi oyunlara karşı söylüyor. Eğer Leyla Atabay bunu söylüyorsa bu çok önemli bir gelişmeyi gösteriyor. Bu kadının geldiği düzeyi gösteriyor.

(Bir aşamayı gösteriyor.)

Evet, tabi ki  önemli bir aşamayı gösteriyor. Biyolojik olarak da çıkarmamız gereken erkek, kadın sonrası bir olayıdır. Bu bilimsel bir tariftir. Bilimsel bir makaleye göre 132 bin yıl sonra erkek cinsi ortadan kalkacak.  Zaten Y kromozomu sonradan bulunmuş bir kromozomdur. Kadın da özerkleşmeyi sağlamalı

(Özerkleşmeyi tartıştıklarını belirtiyorlar, kadın mücadelesinin geldiği düzey açısından partinin dar kaldığı, bağımsız kadın hareketi olarak örgütlenmeyi tartıştıklarını belirtiyorlar.)

HPG nasıl özerkleşiyorsa bu kadın içinde olmalı. Tartışsınlar

    24 Eylül 2003

Kızlar için de bir şeyler söylemek istiyorum.

(konferanslarını yapıyorlar şu anda)

Beş bin yıllık sınıflı toplumun pislik kültürünü kaldırmak içindir. Bunun mücadelesini verdim. Bununla da gurur duyuyorum. Kızlar bunu devam ettirip geliştirebilir. Kendileri de bundan gurur duysunlar. Şunu da söylemek istiyorum. Bir vakıf kurabilirler. Abdullah ÖCALAN sosyal bilimler vakfı, akademisi olabilir. (elindeki kır çiçeğini bayan arkadaşa atarak) bunu da hepinize veriyorum. (çiçek yere düştü. Küçük sarı bir kır çiçeği. Yere düştü masaya koyduk.)

21 Ocak 2004

PJA’ya ilişkin şunları söylüyorum; PJA konusunda Şehit Beritan çizgisi benim için çok önemli. Beritan’ın anısı ve çizgisi diyorum. Şehit Beritan’ın yaşamını çizgileştirmeliyiz. Bana bir mektubu vardı, yanılmıyorsam tek mektubudur. Derin, entelektüel gücü olan bir arkadaştı. Teslim olmuyor, ilkel milliyetçilere teslim olmadı. Ferhat onlar teslim oluyor. Bu bir çizgidir. Kendini kayadan atıyor. Bu bir intihar değil, bir özgürlük çizgisidir. Sosyal reform çizgisi falan değil. Sosyal reformcular bunu anlamazlar. Bu kadının büyük onuru, büyük direnişidir. Bu, önemlidir. Ortadoğu’nun kördüğümünün çözülmesini, kadın Özgürlüğü sağlayacaktır. Benim beş bin yıllık bir formülüm vardı. Neolitikten günümüze, tanrıça kültürünü gündemleştiriyoruz. Buna cinsiyet devrimi diyorum. Kadının büyük özgürlük hareketini yaşamsallaştırsınlar. Kadınlar sağlam dursunlar. Hiçbir endişeleri olmasın. Sonuna kadar kendilerine güvensinler. Ortadoğu’yu bu çözecek. İleride bir görüşmeyi buna hasredeceğim.

18 Şubat 2004

Ben kızları eğitmeye çalıştım Bilinçlerini geliştirmeye çalıştım.  Radyoda az önce Fatmagül Berktay’ı dinledim Kadın üzerine heyecanlı konuşuyordu. Biraz özünü anlamış gibi “Mücadele ediyoruz ama henüz özgürleşemiyoruz” diyor. Alın okuyun Fatmagül Berktay’ın Tarihin cinselliği kitabını. Mutlaka değerli kızlar var. Cezaevlerinden de mektuplar geliyor. Nicel ve nitel olarak iyi görüyorum onları. Sosyal reformların özü şu. Evlenmek istiyorsanız köleci evlilik yapabilirsiniz. Bunlar ne sosyalliği ne reformu anlarlar, kelime olarak dahi bunu çözemezler. Geçmişte de bu tip şeyleri tartıştık.  Fuat, Seher olayı vardı. Fuat kıyameti kopardı. Ben karşı değilim bunlar birbirlerine doğru karı kocalık bile yapamıyorlar. Halen bunu mesele yapıyorlar. Kendini kontrol edememenin kılıfıdır.

(Örgütsel yenilme ve çağdaşlaşma olarak belirtiliyor. Bu konudaki tartışmalar olumsuz yansıdı.)

 Ne çağı. Kölelik dolu bir çağ  bu. Biz çağı aşacağız.  Biz yeni bir yaşam tarzı nasıl doğuracağız diyoruz. 5 Mayıs savunmamda bunları açacağım bazı gereklilikleri orada geliştireceğim. Şimdi mesajım olarak bunları belirtin. Hala kadın özgürlüğünü anlamamışlar. Beritan çizgisini boşuna söylemedim. Beritan direnişi bir tarzdır bizde. Arkadaş teslim olmadı kendini uçurumdan attı. 9 tane kız vardı, bir govend bağlayıp bombayla şehit oldular. Sırf ele geçmemek için bunları yaptılar. Bunların hepsi bizim için kahramanlardır. Bizim çok soylu direnişçi kadınlarımız var. Kendi yakanları da ayrıca anıyorum buradan. Çağdaş olmak isteyenler gitsin çağdaş olsun. Avrupa’ya mı bilmem nereye gidiyorlarsa gitsinler. Bu tanrıça şeyini bir kültür olarak söylüyorum. Magazin diliyle söylemiyorum. Bu kültür canlandırılacak. Erkek anlamak bile istemiyor. Başka türlü özgür yaşam olmaz. O radyoda konuşan Fatmagül Berktay’ı beğeniyorum. O kadının geçmişinde devrimci şeyler varmış. Benden etkilenmiş olabilir.  Karşılıklı etkilenme olabilir, doğaldır. Onun kitaplarını bana da getirebilirsiniz. Gidip kendisi ile görüşebilirsiniz. Sizler de okuyun bu kitapları. Kadın üzerine teori, kadın üzerine felsefe yeni gelişiyor. Kadın özgürlüğü yeni yeni gelişme halinde bunun kanunları var. Evlenilebilir, aşık olunabilir bir şey demiyorum. Evcilik karı-koca kültürü özgürlüğü her gün öldürür. Dışarıdaki genel evin içerdeki özel eve dönüşümüdür. Neden özgürleşemiyorlar. Evcilik genlerine işlemiş. Fırsatım olsaydı oradan alıp günümüze kadar getirir, kitaplaştırabilirim. Berktay, “Bilinç toplantıları yapılmalı” diyor ama sadece o da yetmez. Aşkın tanımını yapacağım, bir kadına ya da erkeğe kara sevdalı yaklaşmamak, bir insan olarak yaklaşmak, güçlendirmek aşktır.  Güçlü bir erkek için benim örneğim alınabilir. Kadına güç vermek gerekir. Öyle senin kocaya cinselliğe ihtiyacın var demek çok ilkel bir şey.  Ama bu arkadaşlar çok ilkel bir şeyi tartışıyorlar. Bu tartışmalar Türkiye’deki Yeşilçam kültürüne götürür. Hele bu koşullarda bunu tartışmak sahtekarlıktır. Gelecekte kadın sorunu, ulusal siyasal meseleden daha çok ortaya çıkacak PJA iyi bir başlangıçtır geliştirmeleri gerekiyor. Afganistan’da olduğu gibi  Amerika’nın Hollywood kültürüne yenilmeden biz özgürlük anlayışımızı Türkiye’deki ortamda uygun, hareketi geliştireceğiz. Onlara düşen bu erkeklere boyun eğmemektir. Beni bile eleştirebilirler. Bazı imha süreçlerinden onları kurtaramadım. Ama özgürlükleri için önemli çabalarım olmuştur. Buna aşk devrimci evlilik gibi isimler konulmasın. Evlenmek isteyenler evlenebilirler. O zaman  herkesin yaptığı işi siz de yapmış olabilirsiniz. Bunu siyasal bir mesele gibi örgütün gündemine almamaları gerekiyor. Bunu siyasallaştırmayın. Ciddi bir meseleymiş gibi de ortaya koymayın. Özgürlük iddiası olanların önüne de kimse geçemez. Bir kadını kendime bağlamayı istemedim, ahlakıma yediremezdim. O zaman özgürlük ölüyor, büyük amaç ölüyor. Ben ne kendimi kimseye bağladım, ne de kimseyi kendime bağlamadım. En büyük ahlak budur. Bu büyük ahlak devrimidir. Tüm kadınları eşit seviyorum. Bu söylediğim yanlış anlaşılmasın. Ben rahip, rahibelik edebiyatı yapmıyorum. Bazıları köylü-küçük burjuva tarzı mı desem evlilik yapabilirler. Kaçmasınlar. Maxmur kampına gidip oradaki aileler gibi olabilirler.

(Bayan arkadaşların mesajı var, Kongre Gel ‘in ben merkezci, hiyerarşik  ve bunun siyasal örgütlenmesine bir darbe olduğunu , Kongre bünyesinde gelişen sorunların ben merkezci, hiyerarşik yapıların direnmesi olarak nitelendirdiklerini, kadın yapısının çekirdek kadrosunun önderlik çizgisine bağlı olduğunu, Kongre bünyesindeki sorunlara yaklaşımlarının çözümleyici ve kongre çizgisi temelinde belli bir güç birliği yaratma temelinde olduğunu, 5 yıldır ciddi zorlanmalar yaşadıklarını ancak Savunmalarınız temelinde bir netleşmeyi yakaladıklarını belirtiyorlar.)

Kadın çekirdeği önemli. İdeolojik derinliği, özgür kadın kimliğini kendi şahıslarına yedirecekler. Bu güç yetenek meselesi.

(Örgütsel model tartışmaları yürüttüklerini,  Bağımsız kadın hareketi olarak mı yoksa  Kongre Gel de sosyal komite içerisinde mi yer alacakları konusunda bir netleşmenin yaşanmadığını, Bağımsız kadın hareketi olarak örgütlenmenin tecridi ve parçalılığı getirebileceği, sadece Kongre Gel bünyesinde örgütlenmenin ise merkeziyetçi ve hiyerarşik yapılanma nedeni ile pratikleşme de sorunlar doğurabileceği belirtiliyor. Bu konuları yoğun tartıştıklarını belirtiyorlar )

 Pratikleşme sorunları var. Kendilerini geliştirecekler. Eğer zaafları olanlar varsa çekilebilirler. Ama bağlı olanlar da var onlar çizgilerinde yoğunlaşırlar. Tabii hiyerarşik merkezi yapı bunlara engel. Sen 5000 yıllık erkek egemenliğini yıkmaya çalışıyorsun. Her gün erkeğin yeni bir canavarımsı yönü ortaya çıkıyor. O yüzden erkeği her gün yeniden yeniden öldürmeleri gerekiyor.  Parti şeyleri zaten var. Kitle örgütleri mutlaka olmalı. Hem komitelere girebilirler. Hem de ayrı kitle örgütleri olur. Özgür kadınlar birliği isminde. Bu kendi içinde merkezileşir.  Kongre içinde siyasal komite içinde olabilirler. Güçlü kadınlar Kongra gel içinde bütün komitelerde yer almalı. Zaten öz savunmaları olur. Eğitimi ele alsınlar, demokratik, kültürel çalışmalara el atsınlar. Sıkıntı çekmemeleri gerekir. Kadın hareketi hatta cezaevindekilerde dahil kendilerine bağlı sivil toplum örgütleri olmalı bunların toplumun hizmetine sunmalıdırlar.

         17 Mart 2004

. HPG kendi savunma eğitimi yapar, bunu için bir iki ayları var. APOLLON’ nu önermiştim. Savunma tanrısıdır. Didim’ de Apollon tapınağının kapısında ne yazıyor biliyor musunuz? Oraya gittiniz mi?

( Hayır)

Tapınağın kapısında, KENDİNİ BİL yazıyor. Ortadoğu kökenli tanrıdır.

Bizimkilerde akademinin girişine “kendini savunmayı bil” diye yazarlar. Güzel bir yazı ile yazarlar. İnanmayanlar halk savunma birliklerine giremez. Birbirlerini alıp kaçacaklarına bayanlar ayrı savunma şeylerini  yaparlar. “Star ismi olabilir, Ş. Beritan Özgür Kadın Savunma Akademisi” olabilir. Kendi savunmalarını kendileri alır. Tehdit ve saldırılar her taraftan gelebilir, kendi tedbirlerini alsınlar. HPG nicel ve nitel olarak kendilerini güçlendirsinler. Her alana girebilirler, Botan’da yoğunlaşabilirler. Hareketli bir yıl önümüzde durduğuna göre bunu yapabilirler. İşler ciddidir. Çok inançlı kararlı  olanlar içeriye girmeli.

PJA içinde şunu belirtiyorum.

(Mesajlarını aktaramadık, haftaya aktarabiliriz)

Tabii haftaya o mesajı alabiliriz, gelebilirsiniz. Ciddi bir proje geliştirmek istiyorum. Bir grup kadın yoğunlaşabilir mi? Onları üçe  ayırıyorum. Mitolojik bir söylemle anlatacağım. Birincisi tanrıçalık yolunda olan kadınlar. İkincisi melekleşen ya da melek olma yolunda kadınlar. Üçüncüsü baştan çıkarılması gereken kadınlar. Bunu mitolojik söylemle belirtiyorum. Her gruptan on ile yüz arası, toplam azami üç yüze yakın gruplar olur. Bu gruplar oluşursa onlarla ilgilenirim. Her üç grupta önemli. Birbirimizle uğraşırız. Onlar mı beni yoldan çıkarır ben mi onları tanrıçalık yoluna sokarım bakacağız. Herkes yerini burada görür, melekleşme yoluna mı girerler, beni baştan çıkarabilirler mi? Göreceğiz. Giden kızlar da şimdi mahçuplardır herhalde. Savunmamda özgür kadını net tanımlıyorum.

(Savunmanızda kadına ilişkin değerlendirmeleriniz olacak mı?)

 Tabii çok özel bir yer ayırdım. Özgür kadını geniş açıyorum. Diğerleri köledir. Ferhat’ın yanındakiler köledir. Köle bir kadınsanız burada ne işiniz olabilir. Ben bunlarla uğraşmam

  24 Mart 2004

Daha önce Diyarbakır için özgür kadın parkı önermiştim. Bu her il için olmalıdır. Her ile bir özgür kadın parkı, şehir ormanı, üçüncü önerim de her köye bir  köy ormanı olmalıdır. Seçilmek isteyenler halkın önünde şimdiden bu vaatte bulunmalıdır. Özgür kadın parkını biraz açmak istiyorum. Aslında bu bir yaşam alanı, eğilim alanı olmalıdır. Uygun adaylar alınır. Kimsesiz kadınlar da alınır. Lokantasını da açabilirler. Muazzam bir eğitim hizmet yeri olur. Aslında bir tür sevgi aşılama merkezi olur. Ortadoğu’da kadın sorunu böyle çözülür. İntiharların, cinayetlerin önüne de böyle geçilir. Buna kadının modern tapınağı diyorum. Her belediye özgür unu sunmalı.

Pelşin gelişmeleri kendisinde mi tıkamış, tahripkar durum yaşanmış diyorlar öyle mi? Jiyan biraz toydur. Ona şunu söylüyorum; atak, girişkensin, toparlayıcı olabilirsin ama beyin gücünü geliştirmelisin. Teorik entelektüel derinliğe ulaşmalısın. Kimseye de yaslanmana gerek yok. Özeleştirini iyi geliştirmelisin. Kadınlar etki altında kaldı. Yazık size. Kadınlar gelişmeye adaydır. Bu durumunuza inanmak istemiyorum. Basit kadın zaaflarınıza düşeceğinizi sanmıyorum. Derinleşmeye ihtiyaç var. Özeleştirinizi verin, bütünleşin, iki tarafa da alet olmayın. Halkımıza, kimliğinize sahip çıkın. Geri klasik anlayışlara prim vermeyin. Bunları yazarsınız. Gerekirse arkadaş gönderirsiniz, konuşturursunuz. Erkek dayatması onları boşa çıkarmış. Bu konuda onurlu kimlikli olsunlar. Kadın meselesi çok önemli. Kadın özgürlüğü önemli. Ortadoğu’da da, Türkiye’de de önemini koruyor. İzliyorsunuz türban neden bu kadar çok tartışılıyor altında kadın sorunu var. Son söylediklerimle bunları birleştirirsiniz. Bu arkadaşlara şunu söylüyorum sizlerin özgürlüğe büyük ihtiyacınız var, sizler zaten özgür için söz vermiştiniz. Doğrultunuzu derinleştirin. Tanrıça yolunda olanlar, büyük yaratmak isteyenler basit şeylerle uğraşmazlar. Ben hiçbirinizin büyük bir günahı olduğunu sanmıyorum. İnancımı koruyorum. Duygusal analitik zekanıza halkın ve bölgenin ihtiyacı var. Bunlara layık olmaya çalışın. Kendinize güvenin, kusurlarınız olmakla birlikte aşacağınıza inanıyorum. Selamlarımı yolluyorum. Mektup haline getirip bunları özel olarak gönderin.

   26 Mart 2004

Hektor – APO                           

Roman çalışmasını önermiştim. Bu üç bin yıllık doğu- batı çatışmasıdır özünde. Senin yazmanı önermiştim ama kapasiteni aşıyor galiba. Heredot tarihini, İlyada’yı, Sümerlerin kurnaz tanrısı Enki’yi bol, bol okuyun. Atena kurnazlığı Hektor’u gönderiyor. Ona cesaret veriyor, ölüme gönderiyor. Bana da öyle yaptılar, ama ben ölümün üzerine atlamadım. Nasıl Hektor olmadın, bende yeni, yeni çözüyorum.  Doğu- batı kültür çatışmasında benim rolüm neydi? yeni, yeni fark ediyorum.

Zamanım kalmadı ama kadına da mesaj vermek istiyorum. bir roman çalışması olarak öneriyorum. Şimdilik cezaevlerindekiler bunu yapsın Medya figürü etrafında bir incelime yapabilirler. İnanna’da beri alınır, İsa’da Meryem, Muhammet’te Ayşe – Fatma kültürüne getirilir. Bize kadar gelinir. Özgür Kadın  tarihte alınarak çatıştıra, çatıştıra ortaya çıkarabilir. Özgür Kadın çalışması korkunç bir durumdur. Kürt kadınlarının saraylarda içine düşürüldüğü durumu medya temsil ediyor. Kesire başta olmak üzere bizde de Medyalar var. Harpagos romanı da incelenir. Ünlü bir komutandır, Harpagos  Med imparatorunu Kilyos’a teslim ediyor. Günümüzde Şemdin onu temsil ediyor. Şudur, budur Harpagos, Berzani, Talabani ....

 14 nisan 2004

Ben kuşlara bakar onların bile gönlünü almaya çalışırım, onları bile etkilerim. Kürtlerle bu kadar da mı oynanmış? İçlerinde yiğit bir komutan yok mu? On bin kişinin içinde yok mu yiğit biri? Benim sırtımdan ucuz yaşamanın ne olduğunu onlara söyleyeceğim. Sen avrat için vakit bulabiliyorsun da halkın ölüm kalım savaşı içinde halkın için mi zaman bulamıyorsun? Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Ortadoğu sahasındayken yanımda birçok değerli kız vardı. Ama ben bunların özgürlük yolunda eğitimlerini esas aldım. Biliyorsunuz, Bedirhan Beyin yüz yirmi torunu vardı. Barzani’nin de bir sürü şeyi var. Ben Ortadoğu sahasında bir tanesini bile yetiştirmek için korkunç çaba sarf ettim. Sonra da “Apo orada harem kurmuş diye” bana bir yafta astılar. Benim yanımda bulunan kızların çoğu kahraman çıkmıştır. Savunmamda evlilik şeyini ortaya koydum. Biliyorsunuz, bizim Kesire şeyi vardı. Onu da savunmamda çözümledim. Yurtseverliği, özgürlüğü ve savaşı çözümledim. Korkunç bir özgürlük, yurtseverlik mücadelesi yaşanmadan aşk yaşanmaz. Savaş yasalarına göre böylelerinin hepsi cezalandırılır. Bunu da söylemiyorum.

Ulan alçak adam, sen elli yaşında komutansın. Bunu nasıl yaparsın, zebelek adam. Kaldı ki, ben onlardan görev filan da istemedim. Ben mi dağa çıkın, silah alın dedim? Kendileri yanıma gelip siyaset yapmak istiyoruz dediler. Şemdin kuru ekmeğe muhtaçtı, geldi bizde kral oldu. Ben mi ona dağa çık dedim? Oraya gideceksiniz, Öcalan basit adam değil diyeceksiniz. Siz bunu söylemiyor musunuz? Siz Öcalan’ı ne sanıyorsunuz deyin. Öcalan’ın karşısına böyle çıkamazsınız diyeceksiniz. Siz avukatlarımsınız, beni doğru anlatmalısınız. Bunlar yanıma gelip siyaset yapmak istiyoruz, komutan olmak istiyoruz dediler. Sen insanı vuruyorsun. İnsanı vurmanın ne demek olduğunu biliyor musunuz? Botan denen adama söyleyin: Sen on bin kişinin öldürülmesinden sorumlusun. Sonra karı için bilmem ne yapıyorsun. Şimdi karıyı alıp kaçıyorlar. Morali bozukmuş bir de. Yarabbi ya. Bu benim için en büyük işkencedir. Geceleri bunların yüzünden uyku uyuyamıyorum. Burada hava alamıyorum. En güzel havayı siz soluyorsunuz. Para deseniz paranız var, imkan deseniz imkanınız var. Be adam, en güzel hayatı sen yaşıyorsun. Kalkmışsınız, avrat üzerine avrat alacağım diyorsunuz. Bu zihniyeti nasıl kabul ediyorlar? Ben de evlenebilirdim. Ama ben tek bir Kürt kızına gel evlenelim demedim. Ben de evlenebilirdim. Ama niye yapmadım? Kürt halkının işleri bozulur diye aklımdan bile geçirmedim. Buna imkanım da vardı, ama düşüncesi bile aklımdan geçmedi. Yoldaşlarım her gün kan ter içindeyken bunu nasıl yapardım? Halkımın evlatlarını kızlarını militan olsunlar diye yetiştirdim. Mücadeleyi, sevgiyi, fiziki yapıya kadar her yönüyle onları eğitmeye çalıştım. PJA’ya bunu söyleyin. Bunu, özgürlüğü savunsunlar diye yaptım. Tanrı, tanrıçayı bunun için çözümledim. Ben kadınlara yoldaş olarak yaklaştım. Halk kendi çocuklarını onlara karılık için değil militanlık için gönderiyor. Son günlerdeki namus cinayetleri felaketinden de böyle kurtarabilirler.

30 nisan

 Ben Kürt halkını son nefesime kadar savunacağım. Savunmamın adına da “Bir Halkı Savunmak” adını verdim. Halk bana bağlı. Onlara kalsa, kim bilir bana ne yapacaklardı. Savunmamda da belirtmiştim Yahuda’da, Kitab-ı Mukaddes’te Tanrı, İsraillilere sizi kendimle evlendirdim diyor. Ben de halkımla evlendim. Bizim bu evliliğimizi savunacağım. Ben namus savaşçısıyım. Kadının onuru basit cinsel şeye indirgenemez. Kadın böyle kullanılamaz. Kadının onuru başkadır. Savunmam dünya çapında kadın savunmasıdır. Genelevden çıkan kadın da özgürleşebilir. Diyarbakır’da altı bin kadın şey olduğunu söylüyorlar. Bunların hepsini kazanabiliriz. Doğru yola girerler. Çirkin kadın yoktur. Güzelleştirilmesi gereken kadınlar vardır. Savunmamda her şey var. Böyle bir evlilikte sevgi ve saygı değer bulmaz. Kadınla böyle dost olunmaz. Kandırsaydı Fatma beni kandırırdı. Ben Fatma’yı, Ferhat’ı öldürseydim kendim yenilmiş olurdum. Karısını, kardeşini öldürttü derlerdi. Ben yenik düşmedim. Siyaset için de kadını öldürmem. Kadın zaten köleleştirilmiştir; köle öldürülmez, özgürleştirilir. İlişkini çok ciddi ayarlayacaksın. Ben gel başkan yardımcısı ol demedim ki?

Suriye’de evlerim vardı. İsteseydim evlenebilirdim. Ama buna cesaret edemedim. Onurumu korumak için böyle yapmadım. Sevgi, aşk böyle yaşanmaz. Yaşayabilmen için özgür alanı yaratmak gerekir. Botan’da ya da başka yerde özgür alan yarat, aşkı sevgiyi yaşa. Yoksa ihanetin dibine gidersin. Savaşırken ciddi olacaksın

 

(PJA iki konuda sizin perspektiflerinize ihtiyaç duydukların belirtiyor. Sizin söylediğiz tanrıçalar, melekleşenler ve Afrodit’ler ayrımı ile ilgili teorik olarak bir yoğunlaşma yaşadıklarını, ancak bunun somut pratiğe uygulanması konusunda sizin perspektiflerinize ihtiyaç duyduklarını söylüyorlar.)

(Gülerek) Somutlaştırmamı mı istiyorlar? O zaman İngiliz öğretmen gibi aydınlatıcı olmaya çalışayım. Ben mitolojiyi çok severim. Ben dört dili kullanıyorum. Mitoloji dili, felsefi dil, din ve bilim. İki, kötü kadın Hera ve Athena’yı sevmiyorum. Zeus’tan nefret ediyorum. Athena Zeus’un alnından yaratılmıştır. Zeus, puşt tanrıdır. Yani erkeğin beyninden yaratılmış. Hera, Zeus’un karısı. Ben mitoloji dilini kullanıyorum. Hera ‘inek kadın’, dırdırcı, fesat bir kadınmış. Yani erkeğin yarattığı kadın. Benim mitolojim ve felsefemde bunlara yer yok. Buna karşı ben Star diyorum. Star -Sami dilinde İştar, Sümer dilinde İnanna denir, bizde de ‘ya Star’ derler ya- neolitik dönemden kalmadır. Tanrı anlamdadır. Mitolojide kadın ana tanrıçadır, yaratıcı kadındır. Star da odur, yükseltilmiştir, onu esas alıyorum. Afrodit güzelliği temsil eden kadındır. İnek kadın değil, Athena değil yani. Melek kadın, kirliliğe bulaşmamış temiz halk kadınıdır. Savunmamda bunları derin açtım. Bunları güzel güzel anlatırsın.

(PJA 5. Olağan Kongresi için dokuz kişiden olan bir hazırlık komitesi oluşturulmuş. Kongrenin gündeminde PJA’nın yeniden yapılanması, PKK’nin yeniden inşası, sosyal yaşamın yeniden düzenlenmesi gibi konular var. Sizden PJA’nın Kongra Gel ve PKK’nin yeniden inşası ile olacak örgütsel ilişkisinin nasıl bir modele dayanacağına dair perspektif istiyorlar.)

Tüm komitelerde yer alırlar. Kadının ayrı örgütü olur. Her ülkede legal anlamda da özgür kadın birlikleri olur. PJA ayrı, kadının kitle örgütü ayrıdır. Yine temsilcileri Hazırlık Komitesinde olur. Önerdiğim üç yüz kişi kendini sınırsız eğitirler. Akıllı ve cesur olanlar burada olabilir. Önerdiğim üç yüz kişi PJA olabilir. Diğerleri de yer alabilirler. Bunları uzun uzun anlatırsınız. Beş altı sayfalık bir yazı haline getirirsiniz. İlerde daha uzun cevap yazacağım. Son savunmalarımı da onlara rapor gibi sunuyorum. Özgürlük ekmek ve sudan daha değerlidir. Kadın özgürleşmesini Ortadoğu’da zeka, savunma, güzellik temelinde baharla birlikte bir güneş gibi yaratacağınıza inanıyorum. Bu heyecanla selam ve saygılarımı yolluyorum.

(Kongreyi genel kongreden sonra yapmayı planlıyorlar.)

Olabilir.

19 Mayıs 2004

Dilek ilkesi diyorum buna. Dilek Kurt’tan bir mektup geldi. Eski tarihli. 20 şubat tarihli. Evli bir kadın. Sizin yaşınızda çoluk çocuğu var. Dışarıdayken de tanıyorum onu. Bana son derece bağlı. Çizgisini sürdürüyor ve şunu söylüyor. Aynen yazın: “Tüm özlem ve arayışlarımın yanıtı, gerçek sevgimin ve barışın teminatı; yokluğun acıtsa da, kanatsa da yüreğimi, her sabah güneşten beslenerek güne daha güçlü ve umutlu başlıyorum. Seni çok özlüyorum. “ diyor. Bunun anlamı şu. Bu evli bir arkadaşımız. 40 yaşlarında. Çocuklarını evini Avrupa’daki yaşamını bırakmış. Biliyorsunuz barış grubunun içinde yer alarak geldi. Şu anda cezaevinde. Şimdi hangi cezaevinde. Sivas’ta galiba. Buna Dilek İlkesi diyorum. Bu ilke uygulanacak. Bu temelde bana bağlı olmayan zayıf kişilerin bizim örgüt şeyinde yeri yok. Bu sevgide soylu bir insan sevgisi var. Basit cinsellik şeyi yok. Görüyorsunuz çocukları var. Çocuklarını bırakmış, Avrupa’yı bırakmış şu an cezaevinde. Bu kadının ilkesi değerlidir.  Bu ilke esas alınacak. Binlerce mektup var böyle. Onunkinden daha da iyileri var. ( Gelen binlerce mektup var. Size vermiyorlar. Derlediğimiz mektupları kitaplaştırdık.) Bu türden mektuplar gazetede verilebilir. Pınar’a söylersiniz gazetenin iki sayfası kadın, iki sayfası ekoloji,  iki sayfası demokrasi, iki sayfasını demokratik siyaset için ayırmalı . Demokratik gazete  nasıl olurmuş göstereceğim. Gürül gürül demokrasi geliyor deyin.

Bu sevgi anlayışını komiteye yazarsınız. Bu temelde bir sevgi Önderliğe sevgidir.  Bu beni sevsinler anlamına gelmiyor. Aslında bununla siz kendinizi seviyorsunuz. Ülkenizi seviyorsunuz, halkınızı seviyorsunuz. Özgürlüğü, kültürü, güzelliği temsil ediyor Önderlik Kurumu. Bu kurumsal bir şeydir. Bu canavarları durdurmak için bu iki ilkeyi getiriyorum.  Bu tür sevgileri olmayanları örgüte almasınlar. Bir ihanet ilkesi bir de böyle sevgi ilkesi.  Şimdi eğitim şeyini vereceğim. Eğitimsizlerin doğru sevgiye ulaşması için. . Buna  Hermes eğitimi diyorum. Hermes Mısır’ın bir bilgesidir, rahiptir. Hermes eğitimi müthiş bir eğitim. Aynı zamanda korkunç bir eğitim. Eğitime katılanlar mağarada aç bırakılıyor. Yanına yılanlar bırakılıyor. Daha sonra dünya güzeli bir kız getiriliyor yanına. En ufak bir zaafı olursa rahiplik sınıfına giremiyor. Yani böyle eğitimden geçilecek. Bu iki ilkeye uyulsun. Bu ilkeleri yürütmekten siz sorumlusunuz.

          26 Mayıs 2004

Kadınlar bu iktidarcılık şeyini daha özlü anlıyorlar. Duygusal ve analitik zekalarını birleştirdiklerinde daha doğru anlıyorlar. Kadınlar için şunu söylüyorum: Olup bitenler karşısında burada şaşkınlığa düştüm. Nasıl oluyor bu dedim. Biz acılı bir halkız. Bütün bu olup bitenler size tuhaf gelmiyor mu? Kadına diyorum, siz kendi statünüzü doğru anlayın. Sevgi ve aşk birbirinizin keyfi cinsel güdülerinizin tatmini değil, sevgi ve aşk zaferle olur.

Bizimkilere yazdım. Bir kadınla el ele tutuşmak, sevmek özgürlük olmadan olmaz. Özgürlük problemini tarihsel, toplumsal temeliyle doğru çözmek gerekiyor. Özgürlük olmadan insanca birleşmek olmaz. Bu benim felsefemdir. Ama benim önüme şu bununla, bu bununla kaçtı şeylerini getirdiniz. Bunlar beni çılgına çevirdi. Bunlar benim felsefeme aykırıdır. Böyle olacaklarsa beni bıraksınlar. Geçen hafta Dilek Kurt’un yazdıklarını söylemiştim. 40 yaşında, çocukları var, ama en iyi duruşu sergiledi. Doğru bir sevgi anlayışı var. Onurlu ve gururlu bir sevgi anlayışı bu. Ben de koca olabilirdim. Ben de onurlu, gururlu sevgi anlayışını geliştirdim. Buna karşı değilim dedim. Sevgi anlaşımı böyle geliştirdim. Bizimkiler de otoriteyi, parayı, kızı ele geçirelim kültürü var. Bu Pazar kültürü değil mi? Bu bizde olmaz? Biz özgürlük hareketiyiz. Artık sonuca gitmek gerekiyor. Benden yana olanlar artık netleşmeli. Benden yana olanlar hesabını buna göre yapacak.

Devlet bile anlamış. Devlet yoğun düşünüyor, yoğun tartışıyor. Ordu düşünüyor, nasıl yöneteceğini tartışıyor. Derin derin tartışıyor. Eski paradigma aşılıyor. Ama yeni paradigma henüz oluşmadı. Gelişmeler bunu gösteriyor. Bu yüzden yoğun düşünme ve tartışma var. Devlet savunmalarımı inceliyor. İşin tehlikesini yeni kavrıyor. Yeni gelişmeler olabilir.

Kadın özgürlüğünü örgütleyeceğim. Kadını eğiteceğim. Bunun da çok pratik anlamı var. Özgür kadın evlerinde çok görkemli kadınlar yetiştireceğim. Sığınma evleri demiyorum, özgürlük evleri diyorum. Bu evdeki kadınlar herşeyi, toplumu, eğitimi, sanatı, resmi öğrenir: sonra özgür insan olur. Tanrıça temelinde görkemli kadınlar yaratalım. Yüzlerce genç kızımız gelsin, yetişsin. Kadını düşüreceğine kadını eğit ki, erkekle eşit özgür insan olsun. Zavallı bir kızı alıyorsun, 70 yaşında bir adama veriyorsun. Başlık alıyorsun, sonra öldürüyorsun. Buna da töre diyorsun. En kötü şey budur. Bu cahil kadın üzerinde koca kültürüdür. Ben bu karılık kocalık kültüründen nefret ettim. Bu kişiyi sahtekar yapar. Sokrates ile öğrencisi Eflatun’un dediği şudur: “İnsanlar iki türlü üretim yapar. Birinci üretim neslini sürdürme, yani fiziksel üretimdir; bu basittir. Önemli olan felsefe ile olan fikirsel üretimdir” diyorlar. Bu şekilde önce felsefeyi oluşturuyorlar. Sonra görkemli Atina uygarlığı doğuyor. Ben halk için bir şey söylemiyorum. Zürriyetlerini tabi ki sürdürecekler ama iddiası olanlar bunu böyle yapamaz. PKK yönetimine felsefe, fikir üreteceksiniz demiştim. Aydınlar, önderlik yapanlar için bunu söylüyorum. Felsefi, fikirsel üretim yaparsanız, büyük kadro olursunuz.

İskenderiye’de Hipatva var. Son Yunan felsefesini temsil eden birisi. Sonra vahşice katledildi. O erkeklere benim cinselliğime koşuyorsunuz. Lanet olsun. Benim duyguma, onuruma, düşünceme koşmuyorsunuz. Benim duygularımın, felsefemin peşinde koşun diyordu. Kızlar bunu doğru anlamak zorunda. Kadının onuru zekasıdır. Kadının zekası görkemlidir. İşte kadına bu şansı vermeliyiz. Hipatva usulü olmak zorunda. Yoksa bizim Mehmet gibi basit bir köylü kalırsınız. Ben Hipatva usulünü Mehmet’ten istemem. Ama Osman’dan, Ali Haydar’dan isterim. Sen bu kadar basit olamazsın. Ali Haydar’ın Seher ile ilişkisini biliyorsunuz. Evlendi, çocukta istedi. Sonra anladı. Önderlikten başkasını sevemeyiz dedi. Aslında Ali Haydar iyi anlayan birisidir. Ama uygulaması eksik. Şimdi televizyonda konuşuyordur herhalde. Umarım iyi konuşuyordur.

Felsefemin özü budur. Herkes bu temelde pratiğe koşacak. Kabul eden bizden olur.

 Dağdakilerine, PJA’ya da iletirsiniz. Düşkünlüklerinden vazgeçmeyenler için c eza öneriyorum. Yıllardır saflarımızda olanlar için ceza olur. Yeni katılımlar için değil. Bir kadınlar için, bir erkekler için iki ayrı mağara hazırlanır. Gün ışığında sadece yemek verilir. Hermes eğitimini bilen varsa uzun uzun anlatır. Bu yeniden doğuş demektir. Çok dürüst olmayanlara silah verilmesin. Karıncayı bile incitecek insanlara silah verilmemeli.

9 Haziran 2004

Ben kadın özgürleşmedikçe çok tehlikelidir demiştim. Kürt kişiliğinde daha çok tehlikelidir. Cuma’lar da anlamadılar. Siz de takip edebilirdiniz. Kadın çözümlemelerim çok önemli. Kadınla cesur yaşanabilir, güzel yaşanabilir. Gazetelerde okudum. Diyarbakır’da kadın düşürülmesi çok yaygınlaşmış. Fuhuş merkezleri yaygınlaştırılmış. Diyarbakır’ın içine bu kadar şeyi koy, hiç emniyet kuvvetlerine bile gerek yok. Ben de dışarıdaydım, benim böyle şeylerim olmadı. Hiç yanlış anlamayın, benim için güzel olan doğadır, bilimdir, sanattır. Bunu Cuma’lar da anlamadılar. Cuma’nın, Abbas’ın bağlılıkları kuşku götürmez. Ama niye felsefi şeyimi kavramıyorlar? Ben Ortadoğu toplumunun aydınlanması, Rönesans’ı dedim. Benim felsefem sağlam temellere oturmuş. Bunları bilim süzgecinden geçirdim. Bunları anlamazsanız gelişemezsiniz, siyasileşemezsiniz. Bilimin bütün verilerini gözden geçirdim. Felsefe doğru temellere oturtulmuş. Bunlarınki zaafın kurbanı olmadır. Böyle bir ilişki size zevk veriyor mu? Hayır, bu zevk vermez. Onun estetik değeri yok. Primatlar, maymunumsu gibidir bu ilişki.

Şaşırıyorum size. Bizim gibi insanlara yakışmaz. Bizim özgürlük felsefemiz çok görkemliydi. Ben kadını sevmeyin, doğayı sevmeyin demedim. Bunlarınki köpek, kancık eşek meselesi. O sınıfa girer. Derweşê Avdi örneğini boşuna vermedim. Bu destanı dinlediniz mi? Onun kadar mücadele edersen sevme hakkın var. Bunlar düşkün. Bunlar insanı satarlar. Bunlar işbirlikçi. Bir çorba ver yeter, onursuz insanlar.

Benim tavrım şu: Özgürlük felsefesine yatmayan bir insanı silahla yola getiremeyiz. Ama açıkça ihanet eder, arkadan vurursa farklı. Özgürlük felsefemize kalpten inanmayan insanın yararı olmaz. Bu iş inanmakla olur.

9 Haziran 2004

PJA da kongresini yakında yapacak herhalde.

(Kısa bir sürede onların da kongreleri var.)

Savunmam genel olarak politik rapordur. Kadınlarla ilgili kısım ayrı bir broşür olarak kongreye sunulsun. Kızlara şunu söylüyorum: Bu ihanet, bu aşağılık erkek şeyi sizin sırtınızdan geliştirilmeye çalışılıyor. Yaptırmasınlar, bunun önüne geçebilirsiniz.

Kendilerini savunma temelinde geliştirsinler. Bu temelde kongreye katılabilirler. Kadınlar Cilo dağının Irak tarafında meşru savunmalarını alabilirler. Kendilerini savunma temelinde geliştirsinler. Bu temelde kongreye katılabilirler. Kadınlar Cilo dağının Irak tarafında meşru savunmalarını alabilirler

 21 Temmuz 2004

PAJK için şunu söylüyorum: Ölüm kalım günüdür. Beş bin yıllık hiyerarşiye karşı amansız kadın örgütlenmesini gerçekleştirsinler. İhanet, işbirlikçi ihanete karşı örnek bir tavır bekliyorum. Pelşin, Sozdar özeleştiri sürecinden sonra tekrar görev alabilirler.

28 Temmuz 2004

(PJA’nın aktarımı var. PJA Kongresinin 17 Haziran Sema Yüce’nin şahadet yıldönümünde başlayarak 2 Temmuzda sona erdiği belirtiliyor. Kongreye 240 delegenin katıldığı, 60 da dinleyicinin olduğu belirtiliyor. Savunmanız referans alınarak PJA ismini PAJK olarak değiştirdi. Parti Meclisi yerine bir koordinasyon ile bir yıllık geçiş sürecini götüreceklerini, yeni örgüt modeli olarak da üçlü bir yapıyı benimsediklerini belirtiyorlar. Birincisi ideolojik olarak PAJK Merkezi, ikincisi siyasal çalışmalar için Kongra Gel içindeki örgütlenmeler ve her parça için özgür kadın birlikleri, üçüncüsü de askeri güçlerdeki YJA-STAR olacak.)

Merkezi koordine mi olacak?

(Tüm bu yapılar direkt PAJK’a örgütsel temelde değil, ideolojik olarak bağlı olacaklar. PAJK onları örgütsel temelde değil, ideolojik temelde denetleyecek ve yönetecek.)

Model olarak uygundur. HPG’de olanlar onun işleyişine tabiler, zaten HPG’nin merkezinde de kadınlar var. Kadın özgürlüğü boyutunda da PAJK ile birlikteler. Kendi ideolojik yansımalarını yaparlar. Bu tip şeylerde şaşırmamaları gerekir, kendileri yaratıcılıklarını geliştirmeleri gerekir. Bu konuda hayatın öğrettikleri var. Benim fiilen örgüt yönetmem mümkün değil. Onların yaratıcılıklarını kullanmaları gerekiyor. Değil mi ki bu kadar kadın emeği, onuru var. Kadının başının bağlandığı dönemde biz özgürlük imkanı yaratmaya çalışıyoruz. Ama niye bu süreçte güç getiremediler?

(İkinci kongrede dağınık kalmışlar ve yeterince etkili olamamışlar.)

Neden böyle oluyor?

(Biraz geriye gitmek gerekiyor. Bazı şeyleri anlatmak gerekli. Size hiç aktarılmayan bir olay var. Gulan arkadaşın şahadetinden bahsetmek gerekiyor.)

Gulan kim?

(Aslen Bitlisli. 93’te sizin yanınızda kalmış. Amed ve Garzan’da çalışmış. Tanıyabileceğiniz belirtiliyor.)

Tam çıkaramadım. Ne olmuş ona?

(Temmuz 2002’de PJA 4. Kongresinin yapıldığı sırada rahatsızlığı nedeni ile dışarıda yalnız olduğu bir sırada boğularak öldürülmüş. Bu olay kadın üzerinde ürkeklik ve tedirginlik yarattı. Hem de bu, kadın üzerinde siyaseten bir baskı aracı olarak kullanılmaya başlanmış.)

Nasıl yani?

(Bu olay PJA’ya mal edildi. Kongra Gel Birinci Kongresinde PJA’yı etkisizleştirmek amacıyla kullanıldı. Ağırlıklı olarak Ferhatlar tarafından kullanıldı. Bazı kadın arkadaşlar bu olaydan sorumlu tutularak ilk kongreye alınmak istenmediler.)

Bu olay yaratılmış diyorsunuz. İsmini çok andığım birisi vardı: Saime Aşkın. O da öldürülmüştü. Bunların suçu açığa çıkmış mı? Bunlar kadınları düşürmeye yönelik şeylerdir. Onları güçsüz bırakma, elde tutmanın manevralarıdır. Ben onlara çok eğitici yaklaştım. Özgürlük denilen olayı anlamaları gerekir. Kadın özgürlüğünü iyi anlamak gerekir. NATO bile Ortadoğu’da kadın özgürlüğünü gündemine almış. Basit cinsellik olarak ele almıyorum. Hasta erkek, hasta kadın; belki yüzde bir bile özgürlüğe yaklaşmamışlar. Yüzde doksan dokuzunun hasta kadın ve erkek olduklarını biliyorum. Ama özgürlükte ısrar edeceğiz.

Ben üç büyük dinin kadına yönelik dogmatizmine karşı savaş açtım, yıkmaya çalıştım. Sümer mitolojisinden günümüze kadar kadın üzerinde yaratılan örtüyü kaldırdık. Bana göre bunlar olumluydu. Özgür kadının onurlu olduğuna inanıyorum. Yoksa dünya güzeli de olsa, padişah kızı da olsa haramdır. Böyle kadına tenezzül edilmez. Özgürlüğe hamle yapanlar var, ama önü kapatılıyor. Ferhat alçağı da bu evliliği dayatıyor. Onun yaptığı siyasi bir olaydır. Bu adam ‘80lerde de Fatma olayında onun tarafını tuttu. Güya beni boşa çıkartıyor. Kesire ile böyle bir ilişkisi vardı. Kendisine göre bir abi fobisi mi desem, kardeş kıskançlığımı desem, bu çok ilginç bir psikolojik bir durumdur. Ama siyasi nedenleri de var. Talabani’nin kucağına atlaması beni boşa çıkarma girişimidir.

Çağdaş yaşamdan bahsediyorlar. Bu tahrik edici bir kavram; bana karşı geliştirilen bir kavram. Bunun sosyal yaşamla bir alakası yok. Namus cinayetlerinin tersyüz edilmiş bir biçimidir. Bu haydutluk gibi bir şey. Feodal burjuva anlamda da olsa etik değeri yok. Ya davulcuya, ya zurnacıya kaçma misalidir. Biz özgürlükte ısrarlıyız. Kendine güvenen kadın yürümeye devam eder. Piyasadaki kültürü aşan bir olay. Ortadoğu toplumu beş bin yıldan sonra kadın şeyini ön plana alacak. Emperyalizmin de böyle bir yaklaşımı var. Kadın özgürlüğüne burjuva anlayış dayatılıyor. Bu Hollywood kültürü ile dayatılıyor. Bizim de kendimize göre özgürlük anlayışımız var.

PAJK Koordinesinde kimler var?

(Elif Pazarcık, Sevra.)

Malatyalı mı?

(Evet. Bahar Pazarcık, Feride, Ronahi Serhat, Kavenda Silopi, Sülbüs Bingöl, Zılar Amed, Zaho Dirbesi, Emek Erzincan. Tekoşin Mardin, Derya Koçgiri.)

İnşa komitesindekiler girmedi, değil mi?

(Hayır, onlar girmedi. Yine tüm bu sorunlu dönemi değerlendirdiklerini, tartışmalarının olumlu sonuçlandığını belirtiyorlar.)

Şunu söylüyorum: Suçu ne olursa olsun saflarımızda öldürmeye karşıyım. Fakat çok sıkı bir eğitim gerekiyor. Birbirini kaçırma şeyi ihanettir. Kimin kimi kaçırdığı fark etmez.

 ....

Kadınlara söylüyorum: Tehlike büyük, niye görmüyorsunuz? Kadına yönelik bu şeyleri neden göremediniz? Yüzeyden derini göremiyorsunuz. Mesele sadece bir kocanın olup olmaması değil, mesele özgürlük sahibi ve onurlu olmaktır. Gerisi önemli değil. Şahsi şeyleri mesele yapmasınlar. Geneli kurtarmak gerekir. Bunu kadın koordinasyonuna bir mektup halinde gönderirsiniz. Fuat gile de ayrı bir mektup biçiminde gönderirsiniz

 22 eylül 2004

Beni takip eden kadınlar var. bu zihniyetin karısı, kızları olmaktan daha rezil bir şey olamaz. Yüzlercesinin anısına akıllı ve edepli bu kızlarımızın siyasette kendilerini güçlendirmeleri, karılaşmaya düşmemeleri, kişiliklerini korumaları gerekir. karılaşan kadın karılaşan halktır, karılaşan kadın karılaşan ülkedir. Karılaşan  kadın başkalarının kirli hanesi olur, bir değeri de yoktur. tek başına yaşamayı göze almaları gerekir, ölümü göze almaları gerekir. vasiyetim ve öğüdüm budur. Beritan bize vasiyettir. Ben onu mu, Osman’ı mı esas alacağım ? insan düşerse çok kötü düşer, hayvandan da beter olur. o kızı unutabilir miyiz ? o mesajdır. O bize çağrıdır. O bizim için bir Jeanne D’Arc’tır. Onun gibi yüzlercesi var. onu esas alacağız, onurumuzdur. Onun eylemi sevdanın, onurun eylemidir. Biz onun olduğu yerdeyiz. Son ferde kadar savaşacağız. Şeref ve özgürlük için onur için savaşacağız.

28 Eylü 2004 PAJK içinde öne çıkan bayan arkadaşlardan birisi de Cemal’in yardımcısı olur.

(Aslında PAJK’ın da model tartışması çerçevesinde soruları vardı.)         

Acele etmesinler. PAJK, özgür kadın birlikleri şeklinde kendini örgütleyebilir. Bunu sonra geniş açarım. Komiteler içinde yer alsınlar. Zaman yok sonra tartışırız. Öne çıkan kim? Gülizar ve Jiyan PAJK’talar, değil mi?

(PAJK Koordinasyonu var, koordinasyon içinde dönem sözcülüğü var. şimdiki sözcü Zaxo’dur. Pelşin PAJK yeniden yapılanma komisyonundadır,Jiyan da başka bir komisyon da yer alıyor. Size selam yollamışlar. )

Zaxo güneyli arkadaştır, değil mi?

(Evet)

Güvenliklerini alsınlar. Kendilerini korusunlar. Avrupa’da kimler var?

(Her iki Sakine, Evindar.)

Kadınlara şunu söylüyorum: Özünüze güveniyorum. Umarım pratik yetersizliklere girmezler. Bu temelde hepsine selamlarımı yolluyorum. Siirt’te biri intiharvari bir şey yapıp şehit düşmüş. Bu tür şeyleri kabul etmiyorum.

20 Ekim 2004

(Bayanların mesajı vardı. Örgütsel model konusunda tartışma yürütüyorlar.  Pelşin ve Jiyan’ın mesajları var. ) Ne söylüyorlar (Zorlu bir süreç yaşadıklarını. Yaşadıkları yanılgıların kaynağında  yeni paradigmaya girememek olarak belirtiliyor. Özeleştirisel yaklaşım içinde olduklarını, çalışmalarda pratikleşerek sorumluluklarını yerine getirmek istediklerini, bağılıklarını belirtiyorlar.) Anlaşılan örgütsel model konusunda sıkıntı yaşıyorlar. (İsterseniz aktarabiliriz. PAJK ideolojik ve kadro oluşturma partisi olarak öngörülmüş.) Hemen şunu söyleyeyim. Koma Jinê Bilind adı altında hareket edebilirler. Yüce kadın topluluğu oluyor. Bu ad altında hareket edebilirler. Öneri olarak sunuyorum. Tartışmalarına devam etsinler, ideolojik içerik ve yapılanma üzerine tartışsınlar. Sanırım yalnız birlik ya da parti olmuyor. Derinleşsinler. Özü çok önemli. Bu kızları alıp kaçırma salt bir güdü tatmini değil. Cinsel açlıkla açıklanamaz. Bu kadın özgürlüğünü yok eder.  Osman gibilerinin oyununa gelmeyin, sabrınızın, fedakarlığınızın, cesaretinizin büyük olduğunu, sonsuz olduğunu biliyorum. Ben bile olsam bunlara kanmayın. Özgürlük sizin için ekmek ve sudan daha önemlidir.  İntihar eylemlerine girmemelidirler. Siirt’te bir bayan eylem yaptı. Bunu doğru bulmuyorum. Benzer olaylar olmasın. Güvenlikli bölgelerde demokratik, kültürel çalışmalar yapsınlar. Jiyan ve Pelşin’e de şunu söylüyorum; yeni paradigmayı anlayamamaları, hemen kavrayamamaları  suç değil.  Çokta büyük eksiklik değil. Ben de ancak bunca şeyden sonra buna ulaştım. Sizi akıllı, zeki kızlar olarak görüyorum. Hızlı bir yoğunlaşma ile yeni paradigmaya girmenizi bekliyorum. Şimdi kadınlar için I. Wallerstein’in  Tarihsel Kapitalizm adlı kitabının 83. Sayfasından bir cümle okuyacağım. Önemlidir aynısını yazmanızı istiyorum. “ Tarihsel bir sistem olarak kapitalizmin yıktığı ya da dönüştürdüğü, önceki çeşitli tarihsel  sistemlere göre ilerlemeyi temsil ettiği  düpedüz doğru değildir. Bunu yazarken de  ürperti duyuyorum.  Tüm benzerlerimle aynı dualara çıktığım için üzülüyorum” birde aynı sayfada bir üstteki paragrafta önemli. Okursunuz. Orada da  tüm benzerlerimle aynı düşünmenin gazabından korkuyorum diyor.  Ben daha  bunları okumadan öncede Marksizm kapitalizmin bir mezhebidir demiştim. Wlallerstein gibi dünya çapında bir sosyal bilimci bunları söylüyor. Bookchin, Wallerstein  gibi düşünürler önemlidir. Bunları okuyun. Cesursunuz, fedekarsınız, şahsınızda tüm arkadaşlarınızı selamlıyorum. O görkemli özgürlük dağlarında en güzeli yaratacağınıza inanıyorum.  Bunun dışındaki her yaşam ölümden beterdir. Kendinize güvenin. Tüm kadınlara sizin şahsınızda  selam ve sevgilerimi sunuyorum.Evet şimdi sizin demokratik çalışmanıza gelelim. Program, tüzük çalışmalarına başladınız mı?

  Geri Dön     

 
PAJK MENÜ

 


 

PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006. Tüm hakları saklıdır